Sevdiği adamın sesini duyduğunda deli gibi çarpardı yüreği kadının. Hiç olmadığı kadar mutluydu. Sevildiğini, korunduğunu, kendisine değer verildiğini biliyordu. Doğru bir insandı sevdiği adam. Yalanı yoktu, çıplaktı. Olduğu gibiydi ve kadın öylece sevmişti adamı sevdiğinin yanında rahattı. Şımarabiliyor, anlaşılıyor, bir çocuğun saçı okşanır gibi okşanıyordu saçları. Pırıl pırıldı bakışları. Sımsıkı kucaklandığında ayakları yerden kesilir, bir kuş kadar hafif hissederdi kendini
Ve bir gün adam yüreğinin sesini dinlemesini her şeyi geride bırakarak yeni bir yaşama atılmasını istedi, sevdiği, aşık olduğu bir insan için geçmişini geride bırakmasını istedi. Günlerce uykusuz geceler geçirdi kadın. Ağladı, üzüldü. Kendine, geçmişine, korkularına lanet yağdırdı. Ve hayır demeyi uygun buldu. Korkularına yenilmişti çünkü.
Yıllar sonra günün birinde adama bir şekilde ulaştı.
Sesi, hayatı omuzlarında bir yük gibi taşıyan bir kadının sesiydi... Ve " biliyor musun karşıma çıkanlarda hep seni arıyorum ve yanılıyorum, acı çekiyorum" dedi. Korkulardan nefret eden adam: