Depozitosuz Evlilik Yazısı - Hikaye Örneği - Yaşamdan Hikayeler - Yalnızlık Hikayesi - Aşk Hikayeleri - Hasret Şiirleri - Sevgiliye Mekutup
"Yerimden zar zor doğrulup koltuğa otur/yayıldım. Televizyonda Özbekistan ulusal bayram gösterileri var. Fifi'yi arayıp Özbekistan'nın yerini sormak geldi aklıma ama vazgeçtim. Bu sıcakta gidilmez hem Özbekistan'na. Ama Özlemistan iyi olurdu. Lakin yok. Bitti. Gitti."
:AJED:
Halının üzerinde sırt üstü uzanmış buldum kendimi. Tavandaki bir noktaya sabitlemiştim gözlerimi. Ben böyle gözlerimi kırpmadan bakmaya çalışınca nokta hareketleniyor. Sanki tavanın diğer ucundaki çok başka noktacıklara misafirliğe gitme telaşına giriyor. Çevremi sarmış bira ve şarap şişeleri var. Şişelerden bir dairenin ortasındayım. Aynı ruh çağırma seansı gibi. "Eyyy aşkk geldiysen biraz daha canımı yak. Gelmediysen bırak dağınık kalsın, yeteri kadar sarhoşum zaten. Geldin mi? Tamam kalbimin tam orasını yakıyorsun. Hah orası işte. Az daha kızart, şimdi biraz aşağıya, evet doğru yer, kızart lan kızart." Bak tırnak işaretini de kapattık. Aslında sarhoşluğum konusunda daha söyleceklerim vardı ama bir tırnak işaretine kurban gitti onca depozitosuz bira ve şarap şişesi.
Cep telefonunu görüyorum. Birisini aramak istiyor canım. En son kimi aradığımı merak ederek telefona uzanıyorum. En son Ferhat'ı aramışım. Neden aramışım acaba?
-Buyur canım.
-Fifican ben en son seni neden aradım?
-Çok kontörün olduğunu düşünüyordun. Bünyene fazla gelirmiş bu kadar çok kontör. Harcamalıyım, diyordun. Sanırım kurban olarak ta beni seçmiştin. Yine içtin mi sen? Ya adam olmayacaksın biliyor musun?
-Bilmiyorum! Bilmeyeceğim! Sana bir şey anlatıcam dinle Fifican.
-Yandık. Buyur dinliyorum.
-Bak şimdi. İki arkadaş varmış. Bunlardan biri çok içki içermiş ama öyle böyle değil. Deli gibi. Diğeri ise çok çalışırmış. Zengin olmak istermiş. Neyse çok çalışan gün gelmiş büyük bir şirkete müdür olmuş. Altına bir mercedes çekmiş. Bir gün yolda giderken bir bakmış deli gibi içki içen arkadaşı bir Ferrari'nin içinde. Gözlerine inanamamış. Yanına gidip sormuş; "Yahu bu nasıl olur. Sen sabah akşam içip sızan bir adamdın. Nasıl aldın bu arabayı." İçkici arkadaşı pis pis gülmüş ve "Şişeleri sattım" demiş.
-Hahahahhaha!!!! Korkun benden, diyorsun yani.
-Hayır! Özlem gitti! Özledim, özlem çekiyorum diyorum.
-Sayın abonemiz aradığınız numaraya şu an ulaşılamıyor. Ya sizin aşk sancılarınızdan bıktı, yada direk sizden. Lütfen bu numarayı telefonunuzdan siliniz. Varya seni türk hekimlerine emanet ediyorum. Bu arada yanıldığın bir nokta var; Senin telefonun kontörlü değil.
-Görüşürüz, dedim ve telefonu kapattım.
Yerimden zar zor doğrulup koltuğa otur/yayıldım. Televizyonda Özbekistan ulusal bayram gösterileri var. Fifi'yi arayıp Özbekistan'nın yerini sormak geldi aklıma ama vazgeçtim. Bu sıcakta gidilmez hem Özbekistan'na. Ama Özlemistan iyi olurdu. Lakin yok. Bitti. Gitti. Yitti. Evdeki bütün fillerin hortumlarını kapıya doğru çevirdi ve çarptı kapıyı.
Ev çok sessiz. Sıkılmaya başlıyorum. Deniz kıyısına inmek geliyor aklıma ama üşeniyorum. Çakıl taşlarına alerjim olduğuna inandırıveriyorum kendimi. Kolay oluyor alkollü kafayla.
Cep telefonunu elimden bırakmadığımı fark ediyorum. Hazır elimdeyken Özlem'e bir mesaj atmaya karar veriyorum. Baş parmağım tuşlar arasında hızlıca geziniyor.
"Özlemistan'ın düşman işgalinden kurtuluşu kutlu olsun(üç nokta)"
Mesaj gidiyor. Artık en kötü kısmındayım. Acaba cevap verecek mi? Verirse ne yazacak?
Özlem'e hiç benzemeyen özbek kızlarının gösterisi biterken telefonum ötüyor.
"Ferhat'la oraya geliyoruz."
İşte bu. Beni toplamaya geliyorlar. Fifican bana nasihatler çekecek. Özlem onu destekleyecek. Ev talan zaten. Aslında yapacak bir şey yok. Sürünerek yerimden doğruluyorum. Bira ve şarap şişelerimden yapmış olduğum dairesel mabedimin ortasına uzanıyorum tekrar. (Beni burada bulmalılar)
Bir miktar zaman sonra kapı kilidinin sesini duyuyorum. Yerimden doğrulup ayağa kalkıyorum. Fifican odaya giriyor önce. Özlem banyoya gitmiş olmalı.
-Biliyorum, diyorum. Bu kız seni boşar diyeceksin değil mi?
-Eğer bir gün evlenirseniz kesin boşar, diye gülüyor Fifican.
-Allah Allah biz evli değilmiydik yahu. E o kadar şey
-Ney?
-Yahu sen niye geldin? Nerde buluştunuz siz? Sana mı geldi lan yoksa biz kavga ettik diye?!
-Yok be kardeşim. Sen aradıktan sonra baktım kötüsün, Özlem'i ardım. Didem'lerdeymiş. O da kötüydü. Bende gittim aldım getirdim.
- Kötü mü? Nasıl kötü? Ne demek kötü?
- Hay ben senin Bana soracağına git de kendin bak.
Banyonun kapısına gidiyorum sarhoş adımlarıyla. İçeriyi dinlemek için kulağımı yaklaştırdığım an kapı açılıyor. İçeri doğru sendeliyorum. Kesin tokatı yedim diye düşünürken Özlem kollarıma düşüyor. Geçte olsa fark ediyorum ki; ben zil o zurna sarhoşuz.
-Ooo beyefendi kapımızı dinliyor.
-Ooo hanfendi eee hanfendi şey yapıyor.
-Hahahaa uyduramadın.
-Çok mu içtin aşkım?
-Ömrümü yedin len!
-Seni seviyorum Özlem
-Seviyorsun da neden şey yaptın, şey işte..
-Uyduramadın heheeheh.
-Terk edemiyorum lan seni.
-Gel bunu kutlayalım öyleyse.
Ben Özlem'e sarılmışım, Fifican televizyon kumandasına. Yeni biralarla daha önce içtiklerimizi kaynaştırıyoruz.
-Sizi anlamıyorum. Hani erkek içkici olur, kadın terk eder. Yahu ikinizde birbirinizden betersiniz. Ne diye kavga ettiniz şimdi.
-Bak Fifican. Olay şöyle başladı. Ben mutfaktaydım.
-Lan oğlum sen bizim özel hayatımızı niye ifşa ediyorsun, diye lafımı kesiyor Özlem.
-Yok aşkım konuşuyorduk, diye kurtarmaya çalışıyorum ama bu ses tonunu bilirim ben, kesin kavga çıkacak. Özlem yeni takındı bu ses tonunu. İğneleyici ve şimşek çakan gözlerden destek alan. On-on beş gün oldu.
-Konuşuyormuş neyi konuşuyorsun. Özel hayatımızı konuşuyorsun. Tabi bana göre özel, sana göre tüzel.
-Tüzel ne demek, diye Özlem'in lafını kesme gafletinde bulunuyor Fifican.
-Şimdi şişeyi bi kafana geçiririm Ferhat, akar kanların tüzel tüzel. Ne sözümü kesiyon inek.
Fificanın zınk diye donup kalması çok komik geliyor dayanamıyorum;
-Akar Fifi'nin kanları, Allah! Kafam!! Deyu deyu..
-Ne haliniz varsa görün be. Ben gidiyorum.
-Görüşürüz Ferhat'cığım, gene gel olur mu? diye ayağa kalkıyor Özlem, on beş saniye önceki sinirinden hiç bir kalıntı bırakmadan.
-Fifican biralar için sağ ol. Ama yetmez bunlar birkaç tane daha al bakkaldan da öle git. Olur mu canımın içi.
Yalnızız.
Ayrılma demlerindeyiz.
Susuyor.
Susuyorum.
O dayanıyor.
Ben dayanamıyorum.
-Özlem neyin var?
Masanın üzerindeki sigara paketine uzanıyor. İki tane yakıp birini bana uzatıyor. Kül tablasında yanmakta olan diğer sigarayı çaktırmadan öldürüp onun uzattığını alıyorum. Derin bir nefes çekiyor;
-Ne zamandır beraberiz?
-On ay bitiyor üç gün sonra.
-Çok mu kısa on ay?
-Seninle yaşayınca uzun gelmiyor insana.
-Neden bana evlenme teklif etmiyorsun?
Düğüm çözülüyor. Neden sürekli kavga çıkarttığı belli oluyor. Evlilik. Evlenen arkadaşlarım geliyor tek tek aklıma.
Şahane bir düğün. Şahane bir balayı. Şahane cicim ayları. Gerisi muamma. Korkuyorum ben evlenmekten, desem şimdi. Olmaz Bittiğim an bu andır işte. Gözümü kırpmadan evleneceğim kadın aslında Özlem. Ama Ya sonrası. Ne diyeceğim ben şimdi.
-Ben hamileyim.
Evlilik sorumluluk ister. Evlenince her şey başka olur. Ama baksana hamileymiş. Neymiş? Neymiş? Hamileymiş Kim? Özlem Kim dedi? Şimdi kendi dedi
Öylece donup kalıyorum. Düşünceler beynimin içinde avare karıncalar gibi dolanıyor.
Reklamcıyım. Özel bir şirkette çalışmaktayım. Kazancım iyi. Oturduğum ev ailemden kaldı. Arabam falanda var. Gelecek konusunda maddi sıkıntı yaşayacağına inanmayan bir insanım yani. Yirmi sekiz yaşındayım. Bekarım. Bir sevgilim var ve hamile. Benimle evlenmek istiyor. Ben ise imzasız bir hayat yaşamaktan gayet memnunum. Şimdi ona evlenme teklif etsem, bana; Ben hamileyim dedim ondan sonra teklif ettin diyecek. Gerçekten istemiyorsun ama mecburiyetten yapıyorsun diyecek. Bu arada benim çocuğum olacak. Kız mı olacak, erkek mi? İnşallah kız olur. Adını ne koysak acaba? Yağmur koyalım. Erkek olursa adı şey olur. Şey olmaz. Şey bir isim değildir. Sonra okulda Şey, Şey, Şey diye çağırırlar oğlumu. Oğlum ağlar eve gelince. Ablamın adını Yağmur koydunuz benim adımı niye Şey koydunuz diye bana bozulur. Ben gider okuldaki bütün adı düzgün olan çocukları döverim. Abla mı?.. Evet abla. Ya ikiz olurlarsa. İki tane beşik lazım o zaman. Biri mavi bir pembe. Bide oyuncak tren. Küçükken babamın bana almadığı modelden. Hamileyim, dedi. Şimdi de öylece suratıma bakıyor. Keşke kulaklarımda bir düğme olsaydı ve basıldığında bu bütün düşündüklerim ağzımdan yazıcı çıktısı misali dökülseydi.
-Ne düşünüyorsun?
-İsim?
-Ne ismi?
-Çocuklara.. Pardon çocuğa isim. Kız olursa Yağmur olur. Erkek ismi bulamadım ama.
Gülümsüyor. Evet gülümsüyor. Hayatımın en zor anında onu gülümsetmeyi başardım. Kendisini ne kadar kötü hissetmiş olmalı. Ne kadar korkmuş.
Telefonun cırtlak sesi ile irkiliyoruz. Ben bakıyorum.
-Efendim.
-Ulannn adi adam! İçirdin bana biraları polise yakalandım. Arabayı bağlıyorlar. Gel buraya, al beni buradan. Abi, abi bi dakka bekleyin, Allah aşkına bağlamayın. Bak gel bi şeyler yapalım canım abicim, komser abicim gözünü seveyim. Şirket arabası o. Yanarım ben.
-Fifican kusura bakma canımın içi. Ben bundan sonra bu saatlerde dışarı çıkamıyorum. Bir baba adayının gecenin bu saatlerinde dışarıda olmasını da uygun bulmuyorum. Şimdi kapatmam lazım eşimle önemli bir konu üzerinde konuşuyorduk.
-Ne babası ulannn. Buraya gel. Bittin olum sen. Yaktım seni. Babaymış, şam babası. Araba gidiyor diyorum. Abi etme tutma komser abi. Buraya gel diyoru..
Telefonu kapatıyorum. Özlem'e dönüp gülümsüyorum. Hem Özlem'e hem de çocuklarımıza pardon çocuğumuza. Allah mı söyletiyor ne?