hikaye şöyler başlar
..küçük bir mahllede büyük insaların umutları olan çocuklar vardı..
kimisi çocuklarının adlarını iş yerlerine veriyorlardı
kimiside arabalarının arkasına isimlerini yazıyordu..
Huzur dolu bir mahalleydi bu mahalle. Bahar geldiği zaman erik ağaçlarının çiçekleri ayrı bir mutluluk veriyordu insana. Kışın ninelerin, dedelerin kızağa binip 17'lik delikanlı gibi kaydığını söylemeden geçemeyeceğim. Şirin insanlarının nasıl da birbirlerinin yardımına koştuklarını gelip bakmayan anlayamaz bu mahallede. Çocuklarının yaramazlıkları bile değişikti. Bir gün Ali amcanın bastonunu saklar, bir gün Süheyla ninenin gözlüklerini uykudayken boyarlardı. Bu küçük afacanların şakalarıda böyle uzun uzadıya gider di ancak ne bir azar işitirlerdi ne de kulakları çekilirdi. Gerekli olan terbiye eğitimlerini Murat öğretmen verirdi, onları anneleriymiş gibi babalarıymış gibi yetiştirirdi. Tabi ki yaptıkları afacanlıklardan haberdar olup küçük cezalarla onları dosdoğru insan yapmak için didinir dururdu. Evet anlatmaya başladık ama ismini söylemeyi unuttuk, Şirinevler Mahallesiydi bu mahallenin ismi. Küçücük köhne bir sağlık ocağı vardı ama İlyas doktorun kalbi kocamandı. Murat öğretmenle bir olurlar bir okulun bir sağlık ocağının tamirat işlerini yaparlardı.
Günlerden cuma idi. Ahmet abi kasabadan daha yeni gelmişti. Mahallenin kahvehanesi önüne geldiğinde selam bile veremeden yere yığılıverdi. Hemem koşuştu ahali bir de baktılar ki
birde baktılar ki ahmet abi fenalık geçiriyor.(ahmet abi kim diyeceksiniz... bu mahallenin bir zamanlar küçük yaramazlarından biriydi.onun zamanın da,ne murat öğretmen nede ilyas doktor vardı. onun zamanın da ona doğruyu söyleyecek kimsesi yoktu. ama şu var ki, o bu mahallede doğmuş ,bu mahallenin tozuyla yoğrulmuş biri olarak büyümüş tü. hala içinde insanlıktan kalma alametler taşıyor olması, tekrar mahallesine geri döndüğün de onun fenalaşmasına sebep olmuştu...)mahalleli hep birden ahmet,in başına toplan dı. herkes kendince bir şeyler yapmaya çalışıyordu. ahmet gözlerini açtı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.kahveci bekir ''millet çaylar benden misafirimizi yoldan alalım buyrun içeri'' diyerek kahvehaneye girerler...
ahmet nemli gözleri ile önce çevresine toplanmış insanları süzdü,sonrada kahvehaneyi ve çevresini süzdü
belki tanıdık bir sima arıyordu
yada anımsamaya çalıştıgı şeyler vardı..
derken meraklı köylü sormaya başladı ahmet ..ahmet abi iyimisin bişiyin yokya
sesler bulanık geliyordu ahmetin kulagına tam anlıyamıyordu ama tahmin edebiliyordu neler söylediklerini ..
-iyiyim arkadaşlar teşekkür ederim dedi..
onlar ahmeti tanımış olsalarda ahmet anımsıyamıyordu
onca yıl geçmişti aradan ..onlar ahmeti unutmasada ahmet anımsamakda zorlanıyordu
Sonra uzaklara daldı Ahmet...
Küçüklüğünde koştuğu o yollar arabasını çizip sonrada kaçtığı anlar hepsi birer birer geçti gözlrrinin önünden
Daha sonra ona bakan yüzlere baktı Ahmet kimini hatırlıyor gibiydi kimini anımsamıyordu bile...