bilimin tarihçesi - bilimin gelişimi - bilimin özellikleri - bilim tarihçileriBilim tarihiyle ilgili bu kısa değinmemizi bilim tarihçimiz Cemal Yıldırım’ın (1925-2009) değerlendirmesi ile bitereceğim. C. Yıldırım, Bilimin Öncüleri’nde (1995) şöyle demektedir:“ Modern bilimin doğuşu, insanlık tarihinin belki de en önemli olayıdır. Bir kez bilim bir araştırma yöntemi olarak insan düşüncesine güçlü bir nitelik kazandırmıştır. Sonra, ortaya koyduğu sonuçlar, ilk uygulamalara yol açan icat ve buluşlar ölçüsünde önemlidir. Bilimin doğuşuna ve gelişimine yol açan koşulların ne olduğu bu gün de tartışılan bir konudur.
Kimi bilim tarihçileri bilimi, kökü ilk uygarlıklara uzanan bir deneyim ve bilgi birikimi olarak algılamaktadır. Kimisi ise bilimi belli kültürel koşullarda ortaya çıkan kimi üstün yetenekli seçkinlerin öğrenme ve araştırma tutkusunun ürünü saymaktadır. Öte yandan Karl Marx ve onu izleyen düşünürler de soruna daha değişik bir açıdan yaklaşmışlardır. Onlara göre bilimin gelişmesinde temel etken kişilere özgü öğrenme, araştırma merakı değil, toplumsal ihtiyaç, ekonomik koşullardır. Marxistler, tüm kültürel etkinlikler gibi bilimin de üretim ve bölüşüme bağımlı bir gelişme olduğu savındadırlar. Bu bağımlılığa kanıt olarak endüstri devriminin modern bilimi öncelemesi olayını göstermektedirler (İleri sürülen tezin örnek olarak alınan olayla kanıtlandığı kesin olmaktan uzaktır. Bir kez Endüstri Devriminin modern bilimi öncelediği doğru değildir. Sonra sorulabilir: karmaşık ve çok değişkenli bir olay olan bilimsel gelişmeyi “ekonomi” adı altında tek bir neden indirgemek ne denli geçerli olabilir?). Bilimin gelişimine ilişkin birbiriyle çelişen görüşlerin tartışmasını bir yana bırakarak, soruna daha yalın bir gözle bakalım.
Tüm canlılar gibi insanın da yaşamını sürdürmesi öncelikle doğa çevresiyle uyum kurmasına bağlı olmuştur. Ne var ki insan uyum kurmakla kalmamıştır; düşünme, iletişim kurma ve araç yapma gücüyle doğaya egemen olma sürecine girmiştir. İnsanın bu yetilerinin belirgin izleri günümüzün göz kamaştıran bilimsel ve teknolojik başarılarından tarihin derinliğinde kalan Eski Taş dönemindeki icatlara kadar uzanmaktadır. Kazılar o döneme ait ağaç, kemik ve çakmak taşından yapılmış balta, bıçak, iğne, mızrak gibi araçlar ortaya çıkarmıştır. Sonra gelen Neolitik dönemde avcılıktan tarıma geçen insanın çanak çömlek türünden yeni araçlara el attığı, dahası, “dokuma makinesi” diyebileceğimiz basit bir araçla giyim eşyası üretimine geçtiği görülmektedir. Çağımızdan yaklaşık yedi bin yıl öncesine gelindiğinde büyük bir adım daha atılarak metal işleme dönemi başlar: bakır, teneke (kalay) ve bunların alaşımı bronz ortaya çıkar. İnsan hiçbir başarısıyla yetinmemiş, her dönemde yeni arayışlar içine girmiştir. Uygarlık bu sonu gelmez arayışların biriken ürünüdür.
Bilim tarihinden ilk uygarlıkların Dicle-Fırat, Nil ve İndus gibi büyük nehirlerin vadilerinde ortaya çıktığını öğreniyoruz. Saban, tekerlekli araba, gemi ve sulama kanalları bu vadilerde yaşayan insanların buluşlarıdır. Hayvanların iş gücünden yararlandıkları da bilinmektedir. Üretimleri yalnız toprağı işleyenlerin değil, rahip ve soylulardan oluşan bir seçkin sınıfın geçimi içinde yeterliydi. Astronomi ve matematiğin gelişmesinde, boş zamanlarını öğrenmeye adayan bu kesimin işlevi büyük olmuştur. Tarımsal bolluk demircilik, çömlekçilik ve başka zanaatkarların da gelişmesine olanak sağlamıştı. Ateşti kum, soda ve kireç taşı yakılarak cam üretilmekteydi.
MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya diye bilinen Dicle-Fırat vadisinde oluşan Sümer uygarlığı yumşak kil üzerine yazı yazma tekniğini geliştirmişti. Mısırlıların yönteki daha ileri bir düzeydeydi: kayıtlarını bitkilerden elde ettikleri bir tür kâğıt üzerinde mürekkeple tutuyorlardı. İki uygarlıkta da alış-veriş işleri basit hesaplama becerilerinin gelişmesine yol açmıştı. Özellikle arazi ölçümünde kullandıkları geometri oldukça ileri bir düzeydeydi. Pi sayısını, dik açılı üçgenlerin özelliklerini biliyorlardı. Astronomide gözleme dayalı kimi ilk bilgileri, bu arada, dairenin 360 dereceye, bir günün 24 saate, bir saatin 60 dakikaya, bir dakikanın 60 saniyeye bölünmesini Sümer uygarlığının mirasçısı Babillilere borçluyuz.”
Bilim tarihi, kültür dimağımızı siyasal kudret tarihinden daha çok geliştirecek ve gençlerimize gelecek ve umut aşılayacaktır. Bilim tarihi, bilim kültürünü, kültürümüzün bir parçası yapmamızda en etkili araçtır. Bu aracı değerlendirmeliyiz.