Eskisi kadar özlemiyorum seni,
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.
Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor.
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
Biraz yorgunum.
Biraz kırgın.
Biraz da kirletti sensizlik beni!
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
“İyiyimler” yamaladım dilime.
Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.
Gel diye beklemiyorum artık,
Hatta istemiyorum gelmeni.
Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.
Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum.
Benim derdim yeter bana banane!
Alıştım mı yokluğuna?
Vaz mı geçiyorum, varlığından?
Tedirginim aslında,
Ya başkasını seversem?
İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.
Bu gece senin gecen sevgilim.
Yeni bir paket sigara aldım, yaşadın.
Bu gece yokluğuna ne şiirler yazarım, ne gözyaşları dökerim..
Ne yakarışlar,
Ne yalvarışlar..
Yoksun ya, avutmuyor hiçbir şey yüreğimi.
Ve zehirliyorum kendimi..
Hani derdin ya, “Çok içme”
Sana cevabım neydi hatırlıyor musun?
“O zaman sende beni bırakıp gitme…”
Merak etme, iyiyim ben. Üşümüyorum geceleri..
iki yorgan örtüyor, kafamı yastığa koyar koymaz uyuyorum..
Olmayacak, gülünç hayaller kurmuyorum yani.
Aklıma bile gelmiyorsun artık, adın geçtiğinde sızlamıyor içim.
içinde mutluluk geçen ne kadar şarkı varsa dinledim.
Öyle yani, artık sevmiyorum, sevemiyorum seni..
Dediğime bakma, tanırsın sen beni..
Acımdan gebersem, tek kelime edemem, çıkmaz sesim.
iyiyim diyorum, anla sen...
Serin ve sakin bir pazar sabahıydı. Son buluşmamızın üstünden kaç saat, kaç gün, kaç hafta geçmişti bilmiyorum. Saat kaça çeyrek var, veya kaçı buçuk geçiyor? Onu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bugün pazar. Dün geceden açık kalan radyoda sabaha doğru İbrahim Sadri'nin, "bugün pazar ve ben seni çok özledim" şiiri istek olunmuştu çünkü.Biraz düşündükten sonra ona mesaj attım. "buluşalım mı?" çok geçmeden cevap geldi. "olur.." "5 çayına her zaman ki yerde bekliyor olacağım, geç kalma." diye de not düşmüştü. Bakımsız, uzamış saçıma-sakalıma rağmen ilk görüşte tanıdı beni. Yanına gittim.Merhabalaştık. Bir cafeye oturup birer çay söyledik. Üstünde kırmızı bir elbise ve sarı çantası vardı. Çok güzel görünüyordu. Ben ise ne bulduysam giymiş gibiydim. Saçlarımı taramamış, parfüm sürmemiştim. Olduğum gibi çıkmıştım gene karşısına. Çayımız gelmiş. 2 kesme şekeri çayın içine atıp karıştırmaya başlamıştı. 'Nasılsın' dedi. İbrahim Sadri'nin mısraları aklıma takıldı o an. ''seni çok özledim'' diyecektim ki;
alarm çaldı, uyandım. Takvim pazartesiyi, saat 9 - 15'i gösteriyordu.
Yine sana geç kalmışım, aklıma hemen şu geldi:
„ya da sen bana erken kaldın…“
Duygularımız zedelenip azad olmasın…
Çok güzeldi, emeklerinize sağlık, can-ı gönülden teşekkürler…