Suriye uçağının silah taşıdığı gerekçesiyle zorunlu olarak Ankara'ya indirilmesi olayının, çok ciddi uluslararası bir krizin doğması için planlandığı açık. İndirilen uçakta ne bulunduğuna dair şu ana kadar net bir bilgi yok. Suriye ve Rusya "ne bulduğunuzu açıklayın" diyor. Türkiye ise "yuvarlak" açıklamalar yapıyor. "Askeri malzeme" deniliyor, "elektronik malzeme" deniliyor, ama ortada somut olarak teşhir edilmiş bir silah yok.
Erdoğan ise bu olayı Suriye'ye silah yardımında buluna ülkelere karşı başta Rusya olmak üzere ciddi bir koz olarak kullanma imkânına kavuşmanın sevinci içinde şöyle diyor:
"Uluslararası anlaşmalar gereği yolcu uçaklarıyla silah, mühimmat, araç gereç hiçbir malzeme taşınamaz. Hatta toplu çakı bile taşıyamazsınız. Bu bile yasak." Uluslararası anlaşmalara bu kadar bağlı ve sadık olan Başbakana sormak gerek: "Komşu ülkedeki çatışmalara ambulanslar içinde silah taşınması da uluslararası anlaşmalarda var mı? Suriye'deki çetelere her tülü silah, mühimmat, el bombası, roket atar gibi askeri malzeme gönderilmesi de uluslar arası anlaşmalara uygun mu?"
Kimse bize "uluslararası anlaşma edebiyatı" yapmasın. Türkiye'den Suriye'ye yapılan ve Türk hükümetinin bilgisi dahilinde yapıldığı bütün dünya basınında haber olan silah sevkıyatı ile ilgili o kadar çok haber var ki.
İngiliz Times gazetesi bu konuda şu bilgiyi veriyor: "Suriye'de İsyancılarla güvenlik güçleri arasında çatışmaların başladığı yaklaşık 18 ay içindeki en büyük silah sevkıyatının Türkiye üzerinden yapıldığı belirtiliyor. Habere göre, miktarı 400 tonu bulan silahlar içinde SAM-7 uçaksavar füzeleri ve roket güdümlü bombalar (RPG) bulunuyor. Bunların, Libya'da devrik lider Muammer Kaddafi'nin öldürülmesiyle sonuçlanan iç savaş sırasında ortadan kaybolan binlerce silahın bir kısmı olabileceği tahmin ediliyor. Times muhabiri, Libya bandıralı "İntisaar" adlı gemiyi İskenderun'da gördüğünü belirtiyor ve Libyalı kaptan Ömer Muasib ile yaptıkları konuşmaları aktarıyor ." (14 Eylül 2012, BBC)
Türkiye'nin Suriye'ye bütün uluslar arası anlaşmaları hiçe sayarak silah göndermesi bütün dünyanın diline sakız olmuşken hatta Birleşmiş Milletler de bu konuda uyarıda bulunmuşken biz kalkmış yolcu uçağınız arayıp silah arıyoruz.
İskenderun Limanından gemilerle yapılan silah sevkıyatına izin verip yolcu uçaklarına mühimmat arıyoruz.
Neden?
"Bakın işte Rusya da silah gönderiyor demek" için.
"Uçak indirme" operasyonunu CIA ile baş başa vererek planlayanlar Türkiye'nin ne büyük bir belaya maruz kalacağınız hiç düşünmüyorlar.
"Yolcu uçağı ile çakı bıçağı bile taşıyamazsın" diyen başbakan, Türkiye'ye Çin'den gelen tonlarca çakı bıçağından haberdar değil her halde. Tahtakale bu çakılarla dolu.
Mesele çakı değil.
Emperyalizmin emrinde çakı gibi asker olursanız, kendi kapınızın önündeki pisliğe bakmadan, kendi ülkenizden Suriye'ye giden en envai çeşit silahı görmeden, yolcu uçaklarında silah aramaya başlarsınız.
Çünkü "emir" böyle.
Türkiye, yakında Rusya ile tarihin en büyük siyasi krizlerinden birini yaşayabilir.
Şimdi "saldırı sırası" Rusya'da.
Bu soğuk savaşı başlatıp "çakı edebiyatı yapanlar" bakalım bu belayı nasıl atlatacaklar.
Bakalım çakı gibi emir almakla oluyor mu bu işler.
Gezi parkı ile net bağlantısını göremedim ama bilmediğimiz şeyleri hemen başkalarının emrini hükümet uyguluyormuş gibi göstermenin de bir anlamı yok. Belki açıklanmayacak birşey. Belki açıklanması memlekete sorun olacak birşey. Herşeyi dar çerçevede düşünüp neden başka ülkelerin emriymiş gibi yorumluyorsunuz?