senin yaşında ve senin gibi hayata umutla bakabilmeyi çok isterdim.
ama insan bir süre sonra öğreniyor umut etmeyle realitelerin çoooook farklı yerlerde olduğunu...
düşündükçe kramp girer bir yerlerine.. nefesi tıkanır.
çığlık-çığlığa isyan duyguları kabarır ama duyuramaz sesini..
sevdiklerin, sevdiğini söyleyenler, dost sandıkların veya dost oldukların duymaz, görmez... belki adet yerini bulsun diye "nasılsın?" diye sorar..
ya alışkanlıkla "iyiyim" dersin, ya dürüst olup " kötüyüm" dersin..
umrunda olduğundan, bir şey yapacağından değil sadece merakını gidermek için "hayırdır?" diye sorarlar... anlatsan üçüncü cümleden sonra dinlemez olur, dinlese umrunda olmaz klasik cümlelerle ya yapay bir " üzüldüm" kondurur ya "hakkında hayırlısı, umarım düzelir" gibi bir-iki laf yuvarlanır ağızlarında..
gittikçe değişir yüzleri, gittikçe uzaklaşırlar. yapabilecekleri tonla destek, katkı imkanları vardır. yapmazlar..
önce acır gibi bakarlar... bir süre sonra kendisine işin düşer de yardım istersin korkusuyla görüşmez olurlar, bulunma ihtimalin olan yerlere uğramazlar, sen uğrasan bir bahaneyle apar-topar kaçarlar...
zamanla sana hiç bir faydaları olmadığı halde, senin hiç isteğin olmadığı halde kafalarındaki "benden bir şey isterse, ödemezse" korkusu gerçekten ondan yardım almışsın da ödememişsin gibi bir saplantıya dönüşür.
başlar sana üçkağıtçı gözüyle bakmaya... eş-dostla bir araya geldiğinde seni kötüleyen, yargılayan, eleştiren özellikle bire bin katarak anlatacağı dedi-kodu konusu olursun...
bir bakmışsın ki hayatında hiç dolandırmadığın, hiç çalıp-çırpmadığın halde bir numaralı üçkağıtçı konumuna düşmüşsün..
selamlar azalır. insanalrın bakışı değişir. kalabalıklar içinde yapa-yalnız kalırsın... önce insanların adaletini sorgulamaya başlarsın kendi içinde, sonra inandığın Allah'ın adaletini..
çıkmazlara girersin. inancınla isyan duygun çarpışır durur benliğinde... hareketlerin, tepkilerin, reflekslerin, algılaman ve anlatma biçimin değişir. topluma aykırı görülmeye başlarsın. kimisi deli sanır, kimisi sapkın sanır, kimisi sapık sanır..
çürürsün, mantarlaşırsın, azalırsın...
anlatmaya kalkarsın "çok konuşuyor, boş konuşuyor" diye eleştirirler...
sağırlar, dilsizler dialoğu bile daha rahatttır...
körler, sağırlar dialoğu bile daha rahattır.
çıldırma noktasıdır, cinnet noktasıdır, intihar noktasıdır geldiğin nokta...
hangi umut? ne ümidi ya huuu?
tükeniştir be bıcırık..! yok oluştur...
günaha girmemek adına, kimsenin canına kıymamak adına, cinnet geçirmemek adına, intihar etmemek adına önce yaradana sığınırsın, sonra sevdiğine...
ne yaradandan beklediğin an ve gün gelir ne sevdiğin seni anlamaya, omuzlamaya çalışır...
sanki seni sevmemiştir de, kafasında birini sevmiştir senin o kafasındaki gibi davranmanı bekler, seni o şekle sokmaya uğraşır... sanki pastaneye çilekli pasta siparişi vermiş te, siparişinde bazı şeyler istediği gibi olmamış pastaneciye bağırır gibi sitem eder her hareketine... oysa ki seni sen olarak, olduğun gibi sevmeliydi değil mi?
adına sevgi der, " çok seviyorum" der, " seninim " der. ama sevgi adı altında uyguladığı tek şey yargılamak, eleştirmek, suçlamak ve gittikçe kaale almamaktır...
o bile farkında değildir aslında bitmiştir sevgi ( onun sana sevgisi) ama o yeni bir sevgili veya kendisini oyalayacak sevgi veya ilişki sandığı yeni birini bulana kadar sadece aidiyet duygusunu, sahiplenme duygusunu tatmin ettiği veya oyaladığı bir objesindir sen... ya da günlük sıkıntıların birikiminin hırsını, acısını çıkardığı, fırça attığı, her şeyin suçlusu görüp fırça atarak dejarj olduğu bir stres topusundur artık.
o bile seni böyle gördüğünün farkında değildir... ve kendisine sempatik gelen biri çıkınca da bir sürü bahaneyle kavga çıkarıp, seni suçlar ve o yeni denizlere yelken açar... bilirinn, anlarsın, farkındasındır. ama söylesen suçlusun, söylemezsen gözünün önünde parmaklarının arasından eriyip gitmektedir hayatın, sevilerin ve umutların... var olan dertlerine bir de aptal yerine konmuşluk, aldatılmışlık, kandırılmışlık eklenir...
kendinden, insanlardan, hayattan, sevgi ya da aşk kelimesinden nefret etmeye başlarsın. her şeye ve her kese inancın sarsılmaya başlar... taaaa ki................................................ .................
hangi umut? ne ümidi be bücür...
keşke sevilerim, inançlarım, umutlarım senin güzel yüreğindeki kadar saf, temiz, kirlenmemiş ve sarsılmamış olsaydı...
"umut en büyük kötülüktür, işkenceyi uzatır" demiş Nietczhe
Yazılarını okurken her cümleyi yaşıyorum sanki o kadar kendimden emin cevap vermiştim ki altüst ettin bildiklerimi
ben de kafama takamıyorum çoğu şeyi mutlaka bi iyi taraf buluyorum kendime ya da bu durumu gerektiricek bişey olmadı fazla o yüzden anlayamıyorum bu kadar karamsarlığı. ama daha fazla bilgili olsam iyice açıklardım da işte dua et savunamıyorum fikrimi fazla
henüz hayatın yükü ve sorumlulukları üstüne binmemiş te ondan polyannacılık oynamak hesabına geliyor...
bu yorumunu senin yorumuna verdiğim cevap için açtığım konuya taşı ki cevaplayım... konu aşağıdaki linkte