Hangimiz Bir Ayna Karsisinda Aglayabildi

Son güncelleme: 10.04.2007 17:42
  • Hayatın akışına kendimizi bırakmış gidiyor, bir kez olsun geçmişe
    dönüp bakmıyoruz. Gözlerimizi kapatıp geçmişe ait gün ışıklarını
    görmek istemiyoruz. Yalnızlığımızı hissedip geleceğe daha hırsla
    koşuyor, kimi zaman neşe içinde, kimi zaman hüzünle adımlıyoruz
    hayatı. Hayatı her adımlayışımızda da, neleri kazanıp neleri
    kaybettiğimizi anlayamıyoruz. Çoğu zaman hayallerin peşinden koşup
    yoruluyor, kuruyan dudaklarımızı serinletecek geleceğe bakıyoruz.
    Niçin? Hayatın tınısına bir ahenk katmak için mi; yoksa
    yalnızlığımızı bir kez daha unutmak için mi? Aslında
    yaptıklarımızdan utanmak mı bunun adı, yoksa bir pişmanlık mı?

    Kimi zaman dostlarla geçirilen neşe dolu anlarda, unutmak hayatı ve
    yapılanları... Niye özeleştiriden bu kaçış, yanlışı sorgulama
    yeteneğini kaybediş? Kum saati dünden daha hızlı akıyor, her geçen
    gün haznesini eskisinden daha hızlı dolduruyor. Bir sır vermek
    istiyor herkese, sessizce... Bu sessizlik bir var oluşa koşmak için
    değil mi?

    Hayat, istediklerimizi hep az veriyor veya biz doyumsuzuz.
    Olabilecekleri şimdiden görmek yerine, körebe oynamayı tercih
    ediyoruz. Hayat yarışında kim daha uzun koşuyor ki? Bazıları bu
    yarışta soluksuz kalıp gittiği halde, üzerlerine basıp umursamazca
    devam ediyoruz. Hayatımızı eğlence yerlerinde içtiklerimizle
    eritiyoruz. Her yudumda hatalarımızın eridiğini düşünerek
    rahatlıyor, ardından bir kahkaha atıyoruz. Bir an için çocukluğumuza
    dönüp çevremizdekilere, küçükken defter yapraklarını kıskaç ile
    nasıl düzelttiğimizi anlatıyor; ama büyüdüğümüzde yaptıklarımızdan
    bahsedemiyoruz.

    Hangimiz, bir ayna karşısında ağlayabildi? "Bu ben miyim, yoksa
    başkası mı?" diyebildi. Kırılan hep ayna olmadı mı, gerçekleri
    yansıttığı için ilk taş ona atılmadı mı? Hata aynada mı, yoksa bizde
    mi? Oturup düşünmek yerine, hayatı umursamamak belki daha kolay
    geldi. Bu umursamamanın sonucunu düşünmek bile istemedik. Bunun
    sonucu olarak da, hayat vadisinde yalnızları oynadık; kalabalıklar
    arasında yerimizi aldık. Çoğunluğun içinde kendimize bir güç aradık.
    İçimize yönelmek yerine, geçici heveslerde soluğu aldık. Her soluk
    alışımız, bizi daha da tıkadı. Kimi zaman nefes alamaz olduk; ama
    sebebini öğrenmek istemedik. Öğretmek isteyenlere de dönüp bakmadık.
    İç sıkıntımızı vitrinlere bakarak giderdik, kimi zaman indirimli
    yaşadık, kimi zaman pahalı. Hep güzel yaşamayı arzu ettiğimiz halde,
    iç güzelliğini bir türlü yakalayamadık. Maskeli balolarda
    yüzlerimizi yeniledik. İçimizde bir ses hep yankılandı; ama onu hep
    bastırdık.

    Nereye kadar bu kaçış? Vicdanımızı dinleme zamanı gelmedi mi? Geldi
    de geçiyor. İçimiz kurudu, bir yudum suya hasretiz. Hep birileri
    gelsin diye bekledik. Birilerinin gelmesi yerine, biz bir şeyler
    yapmaya çalışmadık.

    Artık, kum saati devrede, ritmik tanelerini daha hızlı atıyor. Güneş
    geceye daha hızlı koşuyor. Dün, hafızalarda eridi gitti, bir film
    şeridiydi bizim için. Geçmişin tuvaline bir beyaz boya çekme zamanı
    geldi herhalde. İçimizdeki yalnızlık vadisinde bir ses duyuluyor,
    bir çağrı bu... Gerçeğe ve doğruya, güzele ve Hakk'a...
#09.04.2007 17:59 0 0 0
  • teşekkürler
#10.04.2007 17:42 0 0 0