Aylardan Mart’tı. Dört yıl önceydi işte.
İçimin sokak başlarının zapt edildiği bir geceydi.
Ruhumda siren sesleri, polis kayıtlarına geçmeyen sözler, sürgüsü çekilmiş kapı gıcırtıları..
Takvimlerin yirmi üç Mart’ı göstermesiyle üstüme örülen müebbet duvarların yıkıldığını gördüm.
Işık sızıyordu içime. Bütün karanlıkları dağıtan bir ışık..
Bir penceresi bile olmayan o zifiri zindana bahar gelmişti.
İşte bak, her yer adınca maviydi.
Gökyüzü sen kadar sonsuzdu.
Bam telime basan türküleri adınla susturmuştum ben Belemir.
Artık şairler seni yazmak için sıraya girmeliydi.
Ben… Çok kere denedim seni yazmayı Belemir. Ama olmadı…
Sen yazılamazdın. Yazılarak yaşanamazdın.
Şairler susmalıydı.
Türküler bitmeliydi.
Çünkü Belemir, sen yaşanarak yazılırdın ancak…
Ben.. Ben adından başka harf bilmedim ki Belemir.
Senden öte hece tutmadı dilim.
Seni hiç yazmadım.
Yaşamak için…
Ben işte Belemir, adından çok aşkını bildim.
Adın aşktı.
Aşkın adı Belemir’di.