Aşka Düşen Cemre

Son güncelleme:
  • aşka düşen cemre nuray alper - hüznüme mukayyet ol rabbim - küçük düşlerin büyük ölüşleri
    AŞKA DÜŞEN CEMRE

    Yanağında gül yaprağı, yangınında gözyaşı
    Eylüle mi küsmüş yüzü, hüzün yüklü ak başı

    Suyun gölgesine eğilir kadın, nergis toplar kalbine. Merhametin somutlaşmış hâlidir elleri. Öper yaşmak yaşmak ağrısını yaşamın. Dokunduğu her şey kâinatı d-okuyor gibidir; gün geceyi giyinir, kadın matemi.
    Küçük düşlerin büyük ölüşleri eşliğinde devasa yükleri yükler gönül tellerine. Sesi kısılır incinmişliğinin. Yalınayak düşer umudun yollarına, kollarında kundağa sarılı ışık taneleriyle. Şefkatlerden müteşekkil bir kaygıyı saklar yurdunda. Gün güneşe, tohum toprağa darılsa da küsmez içi şarkılara…


    Sessizliğe sır fısıldar omuzlarında gece
    Kimler çalmış hülyasını, ağlıyor saklı günce

    Minyatür kuytulara sığdırılır sevdası zambakların. Hudut tanımaz ıssızlıkları adımlar kadın. Islak kaldırımların ruhunda uyuyan ayak izleriyle konuşur. Kaç âşığın çaresizliği yansımıştır sokak lambalarına, çözer esrarını. Onun da gözlerinin içinde billur bir öykünün bitimsizliği okunur. Derununda uğuldayıp duran yaranın verdiği sızı değildir titreten özünü, o yaranın hoyrat ellerce yeniden kanatılma ihtimalidir. Kaç sayfadır elemi, sayamaz ömrü. Gülüşüyle kefenler hüzünlerini. Dualar göç eder kalbinden diline… Denizler yangınına vurulur.


    İmlâsıydı ömrümüzün aşka uçan martılar
    Kahır tutmuş hayatlarda dinmeyen karartılar

    Zaafın eli gömleğini yırtar da iffetin, parçalanır nezaketin diğer ismi. Ayşelerin, Asiyelerin, Sümeyyelerin yâdıyla anılmaz artık sadece kadın. Hatası, hayası olur çağlara uzanan yollar boyunca. Bir yönüyle Meryem sancısı iken, bir yanıyla hep Züleyha ağrısıdır bu yüzden. Cümle mahlûkâtın gölgesinde is olan, kadın alnında izdir. Yalnızlığa iteklenir soylu kınanmaların(!) şevkinde. Şavkına ateş düşer. Çıkmaz dillere çöken kâbus bir daha. Bilmezler ki akşamı örten saçlarıyla o her sabah bir acıyı öpecektir ayaklarından aslında. Eteklerini toplayarak geçerken hasret yamaçlarından, kar lekesi gibi durur üzerinde dünyanın. Bunun için, sesini sükûta hibe eder kadın.


    Hangi kışın baharıdır dudağında saklanan
    Vuslat mıdır; çile çekmiş bahtına yasaklanan

    Yıldızlar kayar çocukların gözlerinden, kadın dilek tutar. Ne çok haslet birikmiştir sıcak bir ismin kitabesine. Şefkatin, rikkatin, dikkatin, sevginin adıdır anne. Omuzlarındaki hâr yüküyle, gözyaşı yurdundan sonsuzluk diyarına yükselirken, istediği bir avuç tebessüm doldurmaktır heybesine. Kederini kaderine şikayet gafletine düşse de, ikindi rüzgârının içine bıraktığı rayiha ile sarsılır kadın, sarılır tövbesine. Gözleri, kendisinden medet uman, nefesinden beslenen Hak emanetinin gözlerine kilitlenince, firkatten firar etmeyi düşler. Düşer ezanlarla gerçeğin merkezine.
    Dava şairinin arzusu yankılanır küçücük yüreklerde; “bu kış yolculuk var diyorsa için/ beni de beraber al anneciğim”


    Sadrın hikmet deryasında ahenkler manzumesi
    Kadın, karanlıklar içre doğan ışık huzmesi

    Âlem derdini kaleme verir, kadın sırrını gözlerine. Gözünün karasından içinin koyusu bellidir. Hep uzakları adımlar kirpiğindeki bahar; günde beş vakit olmayacak hayalleri yoklar. Alın teriyle sunar arzuhâlini hayata. Hayat ki nefesine çiy tanesinde yağar. Gönül akşamlarını aşk kandilleriyle aydınlatırken elemini sabır sandığına kilitler. Başını yaslar derdinin omzuna, en eski duasını söyler;

    Hüznüme mukayyet ol Rabbim!


    Nuray Alper

    noimage
0 0 0