Her Şey İnsan İçin - İnsan da Rabbi İçindir

Son güncelleme: 10.09.2013 09:43
  • İnsan, yeryüzünün halifesi, yeryüzünün süsü ve adeta her şeyidir. Her şey de insan içindir. Yüce Allah, evreni en güzel ve en mükemmel biçimde yaratmış, bezemiş, süslemiş ve insanın emrine vermiştir. Gökler ve yer insan için bezenmiştir. Bitkiler, hayvanlar insanın emrine verilmiştir. İnsanoğlu cinleri bile hizmetinde kullanmıştır. Melekler insanın hizmetine verilmiştir. Kutsal kitaplar insan için inmiş, peygamberler insanlığa, onların kurtuluşu için gönderilmişlerdir. Kısaca her şey insan için, insan ise Rabbi için, O’nu tanımak, O’na layık kul olmak içindir.

    Bu konuya dikkat çeken Kur’ân ayetlerini şu şekilde gruplandırarak okuyabiliriz:

    Gökler ve Yerlerin İnsanoğlunun Emrine Verilmesi

    Pek çok ayette göklerde ve yerde ne varsa hepsinin insanın emrine verildiği anlatılır. Güneş, ay ve yıldızlarıyla gök cisimleri… Gece ve gündüz… Denizler, nehirler ve yüzen gemiler… Dağlar ve taşlar… Bulutlar ve rüzgarlar… İçindeki ve dışındaki zenginlikleriyle tüm yeryüzü… Hepsi insana boyun eğdirilmiş, insanın emrine verilmiş, onun hizmetine sunulmuştur. İnsan bu nimetlerden dilediği gibi faydalanır, bunları işler ve dilediği gibi kullanır. Bu konudaki ayetlerden bir kaçı şöyledir:

    “Andolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik.” “Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiçbir çatlağı yoktur? Yeryüzünü nasıl yaydık, ona sağlam dağlar attık, onda her güzel çifti bitirdik! Bütün bunları Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve ibret vermek için yaptık.”

    “Görmediniz mi Allah, göklerde ve yerde bulunan şeyleri size boyun eğdirdi ve size zahir ve batın (dış ve iç; görülen, görülmeyen; bildiğiniz ve bilmediğiniz) nimetlerini bol bol verdi? Yine de insanlardan kimi var ki ne bilgisi, ne yol göstereni ve ne de aydınlatıcı bir Kitabı olmadan Allah hakkında tartışır durur.”

    “Görmedin mi Allah, geceyi gündüzün içine sokuyor; gündüzü gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı, emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Ve Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.”

    “O size yeri boyun eğer yaptı. Haydi, onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın rızkından yiyin. Dönüş O'nadır (size verdiği nimetlere karşı şükredip etmediğinizi sizden soracak, sizi hesaba çekecektir).”

    “Allah'tır ki denizi size boyun eğdirdi, ta ki gemiler buyruğuyla denizin içinde akıp gitsin de, siz bu sayede O'nun lütfundan payınızı arayasınız ve şükredesiniz. Göklerde ve yerde bulunan şeyleri kendisinden bir lütuf olarak size boyun eğdirdi. Elbette bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.”



    Bitkilerin İnsanoğlunun Emrinde Olmaları

    “Ölü toprak, onlar için bir ayettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan dane çıkardık da ondan yiyorlar. Orada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık. Ki onun ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hâlâ şükretmiyorlar mı? Ne yücedir O Allah ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır.”



    Hayvanların İnsanoğluna Boyun Eğmeleri

    “Görmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara sahip olmaktadırlar? Onları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir ve onlardan bazılarını da yerler. Kendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hâlâ şükretmiyorlar mı?” ” Davud’a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.”

    Cinlerin İnsanoğlunun Hizmetinde Olmaları

    “Hepsini bir araya toplayacağı gün: ‘Ey cinler topluluğu, siz insanlarla çok uğraştınız’ der. Onların, insan dostları derler ki: ‘Rabbimiz, birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık." Allah da buyurur ki ‘Durağınız ateştir. Allah'ın, dileyip affetmesi hariç, orada ebedi kalacaksınız.’ Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.” “Süleyman’a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu.” “Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir." “Süleyman’a da, sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü bir aylık mesafe olan rüzgârı boyun eğdirdik ve onun için katran/petrol kaynağını da akıttık. Rabbinin izniyle cinlerin bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim buyruğumuzdan sapsa, ona alevli azabı taddırırdık. Ona dilediği gibi kaleler, heykeller, havuzlar kadar geniş leğenler, sabit kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükredin! kullarımdan şükreden azdır.”



    Meleklerin Âdeme Secde Etmeleri/Meleklerin İnsanoğlunun Hizmetinde Olmaları

    Yedi ayrı surede söz konusu edilen meleklerin Âdem'e yaptıkları secde ile ilgili şöyle buyurulur:

    "Hani Biz meleklere, 'Âdem'e secde edin' demiştik, İblis hariç hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu."

    Secde emrinin bir ayette, Hz. Âdem'e biçim verilmesinden sonra, iki ayette ise Âdem'e ruh üflenmesinden sonra verildiği açıklanmaktadır. Özellikle Bakara suresinde Âdem'in halife olarak yaratılması anlatılırken, Allah'ın ona eşyanın isimlerini öğretmesi ve meleklerin isimleri sayamaması üzerine Âdem'in onları saymasından sonra secde emrinin verilmesinden hareketle, Âdem'in ruh ve bedeni ile tam şuurlu bir insan olmasından sonra kendisine secde edildiğini söyleyebiliriz.

    Hz. Âdem’e yapılması istenen secdenin ne olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Fakat tüm tefsircilerimizin üzerinde birleştikleri nokta, tıpkı kardeşlerinin Yusuf'a yaptıkları secde gibi, bu secdenin Âdem'e ibadet kastıyla yapılmadığıdır. Bu görüşleri şöyle sıralayabiliriz:

    1. Meleklerin secdesi, yere kapanmak suretiyle gerçekleşmiştir. Bu görüş sahiplerine göre melekler aşağıdaki amaçlar doğrultusunda secdeye kapanmışlardır:

    a. Melekler bu secde ile, Âdem'e saygı gösterisinde bulunmuşlardır. Nitekim Bakara suresinin başında, meleklerin Âdem'e secdelerinden bahseden ayetlerden önce Âdem'in üstün meziyetleri sayılmıştır.

    b. Melekler, Âdem'i kıblegâh edinerek secdeye kapanmışlardır. Kâbe’nin kıblegah sayılması gibi. Kâbe’ye yönelip secdeye kapanmaktan maksat, asılında Yüce Allah'adır. Tıpkı bunun gibi, melekler de Âdem'i kıblegâh edip Allah'a secde etmişlerdir.

    c. Âdem, meleklere imam olmuş, onlar da ona uyarak secdeye kapanmışlardır.

    d. Hz. Âdem'e boyun eğip onun ve evlatlarının işlerini üstlenme anlamında secdeye varmışlardır. Dolayıyla söz konusu secde meleklerin, Âdem ve Âdemoğullarının emrine boyun eğmeleri, onların maslahatlarına uygun işleri yerine getirmeleri anlamınadır. Yüce Allah'ın Âdem için, meleklere secde emri, onun üstünlüğünü tescil ettirmeye yönelikti. Nitekim emrin, meleklerin yaratılacak olan Âdem hakkındaki 'kan dökücü bozguncu' şeklindeki zanları, eşyanın isimlerini meleklerini haber veremeyip Âdem'in vermesinden sonra gelmiş olması, bu tezi desteklemektedir. Bu secde emrinde, aynı zamanda insan cinsinin üstünlüğünün tescil edilmesi de vardır.

    Burada secdeyi Âdem'e boyun eğme, onun üstünlüğünü kabul edip onun maslahatlarına yönelik işleri yapma anlamına anladığımızda, meleklerin Âdem'e secdesinin yalnızca Âdem'e değil, onun şahsında tüm insanlığa yapılmış bir saygı gösterisi olduğunu söyleyebiliriz. Sonuç olarak, meleklerin yaptığı bu secdenin, tam olarak namaz secdesi olmadığı ve soyut bir secde olduğu söylenebilir.

    2. Secde yere kapanma şeklinde gerçekleşmemiştir. Bu görüşte olanlar da olayı şöyle değerlendirmişlerdir:

    a. Meleklerin secdesi, şer'î anlamda değil, sözlük anlamında olup kalben boyun eğme, Âdem'in üstünlüğünü kabul etme anlamınadır.

    b. Yapılan secdenin sınırı, son noktaya varmamış olup hafif bir baş eğme/reverans şeklinde gerçekleşmiştir.

    c. Meleklerin Âdem'e secdeleri semboliktir. Bu görüşü seslendiren âlimlerden biri olan Mevdûdî, gerçi melekler, Âdem'e boyun eğdiklerini sembolik olarak belirtmek için, fiziksel olarak yere kapanmış da olabilirler, demektedir. Aynı çizgide görüş belirten Muhammed Esed ise, anlatımdaki Âdem isminin, tüm insan soyunu simgelediğini söylemektedir. Bu konuda Ateş de şunları söyler: Tabiat kuvvetleri ve ruhânî melekler, hilafet sırrından dolayı Âdem'e secde etmiş, ona boyun eğmişlerdir. İnsanoğlu, doğa güçlerini, zekâsıyla kendisine boyun eğdirip hizmet ettirmiştir.

    Bazı tefsirciler Âdem'e secde eden meleklerin yalnızca yeryüzü melekleri olduğu, buradan hareketle de, tabiat yasaları başta olmak üzere yerdeki tüm güçler olabileceğini ileri sürerken; bazıları da meleklerden kastın gerçek melekler olmayıp, meleklerin tabiat işlerini üstlenmeleri nedeniyle, örneğin bitkilerde büyümeyi sağlayan dinamizmin olduğunu ileri sürmüşlerdir.

    Meleklerin Âdem'e yaptıkları secde olayından asıl çıkarılması gereken dersleri şu şekilde özetleyebiliriz:

    Yüce Yaratıcının en güzel bir biçimde yaratıp kendi ruhundan üfürdüğü ve yeryüzünde halife kıldığı Hz. Âdem ve onun şahsında insan, şerefli bir varlıktır. Onun bu değeri, üstlendiği sorumluluğun da önemini gösterir.

    Allah Teâla'nın tüm emirlerini itirazsız olarak yerine getiren Melekler, Âdem'e secde etmekle onun üstünlüğünü tescil etmişler ve bu saygılarını da insanoğlunun maslahatları doğrultusunda bir takım işleri üstlenerek sergilemişlerdir. Genel olarak insanlığın hayatını sürdürmesine imkan tanıyan tabiat olaylarının belli bir düzen içerisinde yürümesini sağlama ve özel olarak da insanları koruma işinde, onları iyi ve güzele yönlendirmede, onların yapıp ettiklerini kayıt altına alma gibi pek çok konuda melekler üzerlerine düşenleri hakkıyla yapmaktadırlar.

    Âdem'e secde emrini veren Yüce Allah'tır, dolayısıyla bu emri yerine getirmekle bizzat Allah Teâlâ'ya ibadet edilmiştir.

    Âdem'e saygı gösterisi olarak, başka bir ritüelin değil de özellikle 'secde'nin istenmesi, secde ibadetinin önemini ve saygı gösterisindeki yerini ortaya koymaktadır. Bu yüzden secde, kulun Rabbine en yakın olduğu eylem olarak nitelendirilmiştir.

    Allah'ın emrini yerine getirmediği için İblis, küfredenlerden olmuştur. İblis'in küfrü, emrin Yüce Allah'ın emri olduğunu ve O'nun tüm yaptıklarında ve emirlerinde sayısız hikmetler olduğunu bildiği halde o, sırf inat, kibir ve kıskançlığından secdeye varmamış ve bu yüzden kâfir olmuştur. İnsan da secdeden, Rabbin emirlerine boyun eğmekten kaçınırsa şeytanın yolunu izlemiş olacaktır.

    İblis, secde etmeme cezasını, huzurdan kovulmak, lanete uğramakla bu dünyada; azaba uğramakla da öteki dünyada çekecektir.

    Öte yandan İblis, Âdem'e secde etmemekle Âdem'e ve onun şahsında Âdemoğluna karşı başlattığı düşmanca tavrını kıyamete kadar sürdürecektir. Âdemoğlunun işlerinde onlara yardımcı olan ve onlara destek çıkan meleklere karşın; İblis, insanların iyi işlerine engel olma, onları bozma ve onları hep kötüye yönlendirme ile insana düşman kesilmiştir. Bu yüzden Âdemoğluna düşen, tarihî ata düşmanı İblis'in oyunlarına gelmemek, onun tuzaklarına düşmemektir.

    Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Yüce Allah, her şeyi insan için yaratmış ve insanın emrine/hizmetine sunmuştur. İnsana düşen, tüm bu verilenlerin kendisinde ilahî birer emanet olduğunu düşünmek ve emaneti, onun asıl sahibinin emir ve ölçüleri doğrultusunda kullanmaktır. Bu, onun iki dünya saadetinin yegâne formülüdür. İnsan, kendisine verilen bu nimetleri yerli yerince kullandıkça insan olduğunun farkına varacak ve kendisine layık görülen unvan ve derecelerin adamı olacaktır. Aksi takdirde o, yeryüzünün en değersiz, en adi varlığı olarak Yüce Yaratıcının huzuruna çıkacak ve yaptıklarının hesabını verecek, daha doğrusu hesap veremeyip cehennemi boylayacaktır.


    Ali Akpınar
#10.09.2013 09:43 0 0 0