Meyvelerdeki İlahi Hikmetler

Son güncelleme: 11.09.2013 22:11
  • MEYVELERDEKİ İLÂHÎ HİKMETLER
    Yoktan var eden, nimetlerle donatan, her yarattığı şeyde hassalar koyan ve kâinatı insanlara musahhar kılan Zât-ı kibriyâ Hazret-i Allah’tır.
    Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:
    “Göklerde olanları, yerde olanları hepsini size musahhar kılmıştır.” (Câsiye: 13)
    Bütün bu varlıklar Allah-u Teâlâ tarafından yaratılmış ve insanların faydalanmaları gayesi ve hikmeti ile hizmetlerine verilmiştir.
    Mülkünde bulunduruyor, en güzel nimetlerle merzuk ediyor.
    Diğer bir Âyet-i kerime’sinde ise şöyle buyuruyor:
    “Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O’dur.” (Bakara: 29)
    Bütün bunları insanı yaratmak ve yarattıktan sonra da mesut yaşatmak için yarattı. Hepsini insanlara itaatli ve çekici kıldı.




    Allah-u Teâlâ’nın yeryüzünde kudretinin yüceliğini gösteren bitki örtüsü apaçık bir mucizedir ve bu mucize her an yeryüzünde tekrarlanıp durmaktadır.
    “O her an yeni bir iştedir.” (Rahmân: 29)
    Âyet-i kerime’si an be an tecelli etmektedir. O her an yeni bir yaratma halindedir.
    Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:
    “Yeryüzüne hiç bakmazlar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirmişizdir.” (Şuarâ: 7)
    Bitkiler dişi ve erkek olmak üzere çift yaratılmışlardır. Dişileri ilkaha muhtaçtır. Aynı hayvanlarda olduğu gibi bitkilerde de birleşme vardır. Bu dişilik ve erkeklik bazen ayrı bazen de bir bitkide olmakta, aşılama işi böcek ve rüzgârla sağlanmaktadır. Bu ise her cins bitkinin aslının korunması ve yaratılmasının tamamlanması içindir.
    Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:
    “Görmediler mi, Allah yaratmaya nasıl başlıyor? Sonra onu nasıl iâde ediyor?” (Ankebût: 19)
    Meyveler bir süre yaşar, sonra yok olurlar. Allah-u Teâlâ onları mevsimi gelince tekrar canlandırır. Diğer canlı varlıklar da böyledir.
    “Şüphesiz ki bu Allah’a göre pek kolaydır.” (Ankebût: 19)
    Bazı bitkiler hücrelerini çoğaltarak büyür, olgunlaşınca tohum vererek kendine benzeyen yeni bir bitki meydana getirir.
    Bitki mi yaptı bunu? Hayır! Ona o emri vermiş, o da o emir üzerine hayatını idâme ettiriyor.
    Nitekim bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
    “Tohum ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah’tır. Ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır.
    İşte Allah budur!” (En’âm: 95)
    Böyle bütün tabiatlar üzerinde hâkim olur, yaratıcı ve yoktan var edicidir.
    “O halde nasıl çevriliyorsunuz?” (En’âm: 95)
    O’ndan başkalarına merbudiyet isnad ederek tapınıyorsunuz.
    Bazı çiçekli bitkilerde ise erkek ve dişi üreme nüveleri vardır. Çiçekler bitkinin üreme organlarıdır, üreme çiçek vasıtası ile olur.
    Diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
    “Bütün meyvelerden yeryüzünde ikişer çiftler yaratan O’dur.” (Ra’d: 3)
    Her ne kadar insanların bir kısmı farkına varamasalar bile, yeryüzündeki bütün bitkilerin kendine göre bir faydası vardır. Bütün o hassaları koyan kudret O’dur.
    Âyet-i kerime’lerinde buyurur ki:
    “Şüphesiz ki bunlarda (kudretimize) birer nişâne vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.” (Şuarâ: 8)
    Allah-u Teâlâ’nın ezeli ilminde onların çoğunun bu mucizelerden ibret almayacakları ve iman etmeyecekleri malumdur. Bu apaçık delillere rağmen onların çoğu inkârlarına devam edeceklerdir.
    “Şüphesiz ki Rabb’in Azîz’dir, engin merhamet sahibidir.” (Şuarâ: 9)
    İnsanları aciz bırakan delil ve alâmetleri göstermeye kadîr ve güçlüdür. Kâfirlerden intikam alışında Azîz’dir.
    Kendisine isyan edenlere ceza vermeyi çabuklaştırmayan, erteleyip mühlet tanıyan ve yaratıklarına merhametli olan Rahîm’dir.




    Kış mevsimine doğru bitkilerden çoğunun kuruyup çöp haline gelmesi, onların kendilerine mahsus ölümleridir. Geriye ya tohumları ya da kökleri kalır. Bütün bir kış toprak altında bir bakıma kabir safhası geçirirler. Bahar gelip hava, su, toprak ısınınca ve yağmurlar yağmaya başlayınca yepyeni bir hayat başlar.
    Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
    “Ölü toprak da onlar için bir delildir. Biz onu (yağmurla) dirilttik de ondan pek çok taneler çıkardık, işte onlar bunlardan yerler.” (Yâsin: 33)
    Allah-u Teâlâ onu hem kendileri hem de hayvanları için bir rızık kılmıştır. Geçimin esasını bu taneler teşkil etmektedir. Çünkü tahıllar azalacak olsa kıtlık olur, sıkıntılar başgösterir.
    Allah-u Teâlâ ekinleri yaratmakla mahlûkatına olan lütfunu belirttikten sonra, meyvelerden ve onların çeşitlerinden söz etmektedir:
    “Biz yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri ve üzüm bağları yarattık, içinden pınarlar fışkırttık.” (Yâsin: 34)
    Toprağın mahsulünden yemek için o pınarlara ihtiyaç vardır.
    Toprak aynı toprak, su aynı su, hava aynı hava, iklim aynı iklim olduğu halde; bütün meyvelerin renkleri ayrı, tadları farklı, gıdaları ve vitaminleri değişik değişiktir.
    “Onların meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal ettiklerinden yesinler.
    Hâlâ şükretmiyorlar mı?” (Yâsin: 35)
    Bütün bunlar Allah-u Teâlâ’nın onlara rahmetinden başka bir şey değildir.
    O bağlara bakmaları, sulamaları ve çapa gibi işlerinde çalışmaları gerekirse de, o mahsuller onların yapısı değil, ilâhi birer lütuf eseridir.
    Bunun içindir ki bu nimetleri kendilerine ihsan buyuran Hâlik-ı kerim’e arz-ı şükranda bulunmaları gerekir.
    “Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah’ın şanı ne yücedir.” (Yâsin: 36)
    Renkleri, tatları ve şekilleri farklı bütün sınıfları yaratan Allah-u Teâlâ noksan sıfatlardan münezzehtir.

    Allah-u Teâlâ varlığına, kudret ve hikmetine şehâdet edip duran bir kısım eserlerini ve beşeriyet hakkındaki nimet ve ihsanlarını En’âm sûre-i şerif’inin 99. Âyet-i kerime’sinde intibah nazarlarına arzetmektedir:
    “O gökten suyu indirdik. İşte biz bitip yetişen her bitkiyi onunla yetiştirdik.” (En’âm: 99)
    Bulutlardan yağmuru indiren ve onunla her türlü hububâtı, meyve ve sebzeleri, ağaçları ve otları çıkaran O’dur. Hiç bir şey plânsız, programsız, kendiliğinden varolmayacağı apaçık bir gerçektir.
    “Sonra ondan yeşillikler çıkardık.” (En’âm: 99)
    Taneden çıkan bitkinin kökünden yeşillikler, hoş manzaralı dallar ve çiçekler meydana gelmektedir.
    “O yeşilliklerden de taneleri üst üste dizilmiş başaklar çıkarırız.” (En’âm: 99)
    Buğday ve arpa başakları gibi üst üste dizilmiş taneler o yeşilliklerden çıkar.
    “Hurmanın tomurcuğundan birbirine bitişik bol salkımlar olur.” (En’âm: 99)
    Hurma tomurcuğunun salkımları ağır olmasından dolayı sarkmakta, toplanması kolay olmaktadır.
    “Üzümlerden bağlar çıkarır, zeytin ve nar bitiririz ki, onlardan bir kısmının ağaçları birbirine benzer, meyveleri ise farklıdır.” (En’âm: 99)
    Allah-u Teâlâ aynı şekilde yağmurla; üzümden, zeytin ve narlardan birbirine kimisi benzeyen kimisi benzemeyen bir çok bahçeler çıkartmaktadır. Yaprakları birbirine benzer, meyveleri değişiktir. Renk ve tat bakımından da birbirinden farklıdırlar.
    “Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birisinin meyvesine bakın!” (En’âm: 99)
    Ey insanlar! Bu meyvelerin çıkmaya başlamasından olgunlaşmasına kadar nasıl yetiştiğine, renklerinin, kokularının, küçüklük ve büyüklüklerinin nasıl değiştiğine ibret ve basiret gözüyle bir bakın!
    İlk hallerinde meyvelerin bazıları acı bazıları ise ekşidir. Bazılarının hiç bir şeyinden faydalanılmaz. Sonra yetişip olgunlaştığında tatlanır, yenmesi kolay bir hale gelir.
    “Şüphesiz ki bütün bunlarda inanan bir topluluk için ibretler vardır.” (En’âm: 99)
    Cinsleri, renkleri, tadları, şekilleri farklı olarak bu mevyelerin ve ekinlerin yaratılmasında Allah-u Teâlâ’nın varlığına ve vahdaniyetine inanan insanlar için, O’nun kudretini ve azâmetini gösteren kesin deliller bulunmaktadır.




    Allah-u Teâlâ indirmiş olduğu yağmur ile ekin ve meyve gibi bitki çeşitlerini çıkarmıştır. Onların kimisi ekşi, kimisi tatlı, kimisi acıdır. Kimisi insanlar için, kimisi de insanlara hizmeti olan hayvanlar içindir.
    Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:
    “Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O’dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik. İster siz yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın. (Tâhâ: 53-54)
    Çeşitli bitkilerin değişik fayda ve şifasının olması renklerinin, şekillerinin insanların menfaatine uygun düşecek şekilde farklı farklı oluşu, yeryüzünde bulunan her şeyi insanın menfaatine musahhar kılan Zât-ı zülcelâl’in varlığına delildir.
    “Onlarda akıl sahipleri için ibretler vardır.” (Tâhâ: 54)
    Allah-u Teâlâ ne yarattığını, yaratacağını kemâliyle bilir ve yarattığı varlıkların bütün hâl ve ahvâlinden, her türlü ihtiyaçlarından haberdardır.
    Âyet-i kerime’sinde:
    “Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz.” buyuruyor. (Müminun: 17)
    Hiç birini ihmal etmez, hepsini gözetir, hepsi de emri ve muhafazası altındadır, hepsinin işlerini görür.
    Haklarındaki ilâhi lütufları Âyet-i kerime’lerinde şöyle beyan etmektedir:
    “Gökten belli ölçü ve miktarda su indirdik.” (Müminun: 18)
    Ne fazla ne eksik, ne yeryüzünü bozacak, her tarafı sel alacak şekilde çok, ne de kuraklıktan çorak arazi haline gelecek kadar az.
    Onun için faydalı yağmurlar da zaman zaman değişik ihtiyaca göre değişik miktarda yağarlar.
    Yeryüzünün onda yedisi denizlerle kaplıdır. Denizlerin oranı daha az veya daha çok olsaydı, durum bugünkü gibi ölçüsünü koruyamazdı. Sular ısınınca buharlaştığı gibi, soğuyunca da buharlar su haline gelmektedir. Dünya güneşe biraz daha yakın olsaydı, buharlaşma fazla olur, yeryüzünde hayat kalmazdı.
    İhtiyaç anında faydalansınlar diye, o yağmuru yeryüzünde kalacak şekilde yerleştirmiştir.
    “Onu yerde durdurduk.” (Müminun: 18)
    Irmaklarda, kaynaklarda, kuyularda, havuzlarda, göllerde, toprak içi gibi yerlerde durmaktadır. Ana rahminde karar kılan nutfe gibi, sular da yeryüzünde karar kılmaktadır. Toprak o suyu emer ve orada bulunan tane ve çekirdekler de o su ile gıdasını alırlar. Yeryüzünün sudan istifade etmesi, mukadder olan güne kadar devam edip duracaktır.
    “Bizim onu gidermeye de gücümüz yeter.” (Müminun: 18)
    Dilerse suyu yerin derinliklerine çektirmek suretiyle onu giderir, dünyayı bu en mühim nimetten mahrum bırakır.
    Fakat öyle dilememiştir ve dilemeyeceğini de haber vermiştir.
    Ne büyük bir nimet ve cömertliktir ki, lütuf ve rahmetiyle, tatlı su halinde bulutlardan yağmuru indirir, yeryüzünün kaynaklarına karışmasını sağlar.
    “Onunla size içlerinde sizin için bir çok meyveler bulunan hurma ve üzüm bahçeleri yetiştirdik. Siz onlardan yersiniz.” (Müminun: 19)
    İnsanlar hurma ve üzümün yazın tazesini, kışın kurusunu yemektedirler. Bu her iki meyvenin faydaları çok olduğu için hususiyetle anılmışlardır. Bunlar hem yemek hem katık olarak yenildiği gibi; yetiştirilerek, alınıp satılarak ticareti de yapılır.
    Diğer Âyet-i kerime’lerde ise şöyle buyuruluyor:
    “Gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkaran Allah’tır.” (İbrahim: 32)
    Yağmurla, kullar için yiyecekleri, bir rızık olarak çeşitli ekinleri ve meyveleri çıkarttı.
    “Yeryüzünü canlılar için o hazırladı.” (Rahmân: 10)
    Yerin bu şekilde aşağıya konulması, üzerinde bulunan yaratıkların menfaati içindir. Ki, orada yerleşip Allah-u Teâlâ’nın orada yarattıklarından faydalansınlar.
    “Orada meyveler, salkım salkım hurmalar, yapraklı taneler ve hoş kabuklu bitkiler vardır.” (Rahmân: 11-12)
    O bitkiler sinirlere ve ruha neşe ve canlılık verir.

#11.09.2013 21:39 0 0 0
  • ...
    O kadar uzun ki itiraf edeyim okumadan beendim :)
#11.09.2013 21:50 0 0 0
  • @CeM06 adlı üyeden alıntı:
    ...
    O kadar uzun ki itiraf edeyim okumadan beendim :)
    Orijinali Göster...


    :) :) iki bölüm mü yasam ne yapsam? :)
#11.09.2013 21:52 0 0 0
  • @şefkat eli adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5055046]CeM06[/alinti]

    :) :) iki bölüm mü yasam ne yapsam? :)
    Orijinali Göster...
    :) :) iki bölüm mü yasam ne yapsam? :)

    Aynı konuyu bidaha açsan konu kilitlenir..ağrazdan kaçmaz :)
#11.09.2013 21:55 0 0 0
  • @CeM06 adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5055047]şefkat eli[/alinti]:) :) iki bölüm mü yasam ne yapsam? :)

    Aynı konuyu bidaha açsan konu kilitlenir..ağrazdan kaçmaz :)
    Orijinali Göster...
    Aynı konuyu bidaha açsan konu kilitlenir..ağrazdan kaçmaz :)

    Aynı konuyu bi daha açmayacam insanlar sıkılmadan okusun diye iki mesaj yapayım dedim :)
#11.09.2013 21:59 0 0 0
  • @şefkat eli adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5055048]CeM06[/alinti]Aynı konuyu bidaha açsan konu kilitlenir..ağrazdan kaçmaz :)

    Aynı konuyu bi daha açmayacam insanlar sıkılmadan okusun diye iki mesaj yapayım dedim :)
    Orijinali Göster...
    Aynı konuyu bi daha açmayacam insanlar sıkılmadan okusun diye iki mesaj yapayım dedim :)

    ...
    Benim algı dünyam biraz dar bağışla :)
#11.09.2013 22:06 0 0 0
  • @CeM06 adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5055052]şefkat eli[/alinti]Aynı konuyu bi daha açmayacam insanlar sıkılmadan okusun diye iki mesaj yapayım dedim :)

    ...
    Benim algı dünyam biraz dar bağışla :)
    Orijinali Göster...
    ...
    Benim algı dünyam biraz dar bağışla :)

    Estağfirullah ben anlatamadım :)
#11.09.2013 22:09 0 0 0




  • Yeryüzünün canlıların yaşamasına uygun bir şekilde düzenlenmesi ve döşenmesi, sabit dağların yerleştirilmesi, güzel güzel bitkilerin yetişmesi, hiç şüphesiz ki ilâhî bir plâna göre olmaktadır.
    Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
    “Yeryüzünü döşedik, oraya sabit dağlar yerleştirdik. Onda her güzel çiftten yetiştirdik.” (Kaf: 7)
    Her türlü ekin, meyve, bitki ve çeşitleri yaratılmış; her birinin manzarası seyredenlere sevinç ve ferahlık vermekte, kudret-i ilâhî’nin azâmetini göstermektedir.
    “Gökten bereketli bir su indirdik. Kullarına rızık olmak üzere onunla bahçeler ve biçilecek taneli ekinler, birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik.
    Ve biz o su ile, ölü bir toprağa can verdik.
    İşte insanların dirilmesi de böyledir.” (Kaf: 9-10-11)
    Üzerinde hiç bir bitki eseri olmayan kurak bir arazi, üzerine su inince canlandığı gibi; Allah-u Teâlâ aynı şekilde, ölümlerinden sonra insanları da böylece diriltecektir.
    Allah-u Teâlâ dilerse ölmüş bir toplumdan İslâm’ı ortaya çıkarır, yeni bir hayat bahşederek muârızlarına karşı galip getirir.




    Hayatın kaynağı olan su bir çok değişikliklere uğrasa da, sonunda yine buharlaşır, kendisine karışan yabancı maddelerden arınır ve bulutları meydana getirir, sonra tekrar yeryüzüne inerek bir devr-i dâim yapar. Öyle bir nizam ve intizam ki hiç şaşmaz ve her yönüyle ilâhî kudret’in azâmetini ve sınırsızlığını sergiler.
    Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:
    “Size gökten su indiren O’dur. O sudan içersiniz. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla biter.” (Nahl: 10)
    Çünkü nehirlerin, kuyuların, pınarların aslı yağmurdur.
    “Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her çeşit meyveler yetiştirir.” (Nahl: 11)
    Bütün meyvelerden sizin için, tadı en güzel olanları çıkarır.
    “Bunda düşünen bir topluluk için ibretler vardır.” (Nahl: 11)
    Düşünen bir insan, yalnız bir goncanın bile letâfeti karşısında Yaratan’ın birliğini ve gücünü görür. Düşünmeyen kimseler ise bu gerçeği göremezler.
    “Yeryüzünde rengârenk şeyleri de sizin için yaratmıştır. Bunda da öğüt alan bir topluluk için ibret vardır.” (Nahl: 13)
    Gökten inen aynı suyu aldıkları, aynı güneşten faydalandıkları halde, binlerce bitki türünün renkleri, çiçekleri, şekilleri, tadları ve kokuları hep ayrı ayrıdır.
    O güzel hayvanlar, ağaçlar, meyveler, madenler ve cansız varlıklar, birbirinden farklı her ne varsa, insanın güzellik duygularını harekete geçirmektedir.
    Diğer Âyet-i kerime’lerde ise şöyle buyuruluyor:
    “Yeryüzünde birbirine komşu kıt’alar, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır.” (Ra’d: 4)
    Bu birbirine komşu olan ve iklimleri farklı farklı bölgelerde çeşitli ekin, hububât, hurma ve yeşil bitkiler vardır. Bunların bazılarında bir kökten iki veya daha fazla bitki çıkar. Bazılarında ise tek bir bitki çıkar.
    Tabiat kendi üzerinde hükümran olsa bütün bunlar olabilir mi?
    “Bunların hepsi bir su ile sulandığı halde, yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına üstün kılarız.” (Ra’d: 4)
    Hepsi bir tek su ile sulanır, toprak da birdir. Fakat meyvelerin tatları ve şekilleri ayrı ayrıdır. Üzüm üzüme, hurma hurmaya benzemez. Bir ağaçta aynı dalda yanyana biten iki meyvenin dahi biri öbüründen daha lezzetli olur. Herkes bunun böyle olduğunu görüp durmaktadır.
    İşte bunlarda da aklını kullanan bir topluluk için ibretler vardır.” (Ra’d: 4)
    Bütün bunlar Fâil-i mutlak’ın gücünü ve azâmetini gösteren delillerdir.
    “Çardaklı ve çardaksız cennet gibi üzüm bağları, tadları ve yemişleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, zeytin ve narları, birbirine hem benzer hem de benzemez bir halde meydana getiren Allah’tır.” (En’âm: 141)
    İşte bütün bunları, yenilmesi ve faydalanılması için yaratmıştır. Fakat hiç şüphesiz ki bu nimetlerden faydalanırken, onları ilm-i ezeli’sine göre yaratıp kullarının istifadesine arzeden Yaratıcı’ya arz-ı şükranda bulunmak gerekir.




    Şu kadar var ki insanlar Yaratan’a, nimetlerle donatana, her ihtiyacını karşılayana karşı şükür vazifesini lâyıkıyle yerine getirmemektedirler.
    Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:
    “Şüphesiz ki insan çok zâlim ve çok nankördür.” (İbrahim: 34)
    Sıkıntı anlarında zâlimdir, şikayet eder, sabretmez. Nimet içinde iken nankördür, şükretmez.
    “Hayır! Doğrusu insan, henüz Allah’ın emrettiğini yapmadı.” (Abese: 23)
    Allah-u Teâlâ’ya itaat etmesi gerekirken nankörlük yapmakta, kulluk vazifesini yerine getirmekte ihmalkâr davranmaktadır.
    Halbuki Allah-u Teâlâ onu kudretiyle nasıl yarattı, doğuşunu rahmetiyle nasıl kolaylaştırdı, onun için geçim vasıtaları hazırladı, yaşamasını sağlayan yiyeceklerini nasıl yarattı?
    “İnsan, yediklerine bir baksın!” (Abese: 24)
    Gerekli şartları hazırlamamış olsaydı, insanoğlu yiyeceğini elde edebilir miydi?
    “Doğrusu biz suyu bol bol indirdik.” (Abese: 25)
    Suyu yaratıp o yağmurları yağdıran O’dur.
    “Toprağı iyice yardık.” (Abese: 26)
    O kupkuru yeryüzü, yağmurların inmesiyle harekete geçer, sonra çatlayıp bitkiler çıkarmaya başlar. İnsanın yaptığı sadece tohumu toprağa atmaktır. O tohumlardan çeşit çeşit bitkileri ve meyveleri çıkaran O’dur. Bu ise apaçık bir mucizedir.




    İnsan hayatı için gerekli hususlardan birisi de rızıktır. Rızkın esası ise ekip biçmek olduğu için Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmuştur:
    “Şimdi bana ekmekte olduğunuz tohum işini haber verin! Onu yerden siz mi bitiriyorsunuz, yoksa biz mi?” (Vâkıa: 63-64)
    Elbette onu yerli yerine yerleştiren, yerde bitiren Hazret-i Allah’tır. İnsanların bu hususta hiç bir kabiliyetleri yoktur. Aslında onlar tohumu atmaktan, taneyi dikmekten başka hiç bir şey yapmamışlardır.
    O dileseydi, bitki mahsulünü vermeden sararıp solar ve saman yığını haline gelirdi.
    “Eğer isteseydik ekini tohumsuz bir ot kırıntısı yapardık da siz şaşakalırdınız. ‘Doğrusu biz çok zarara uğratıldık, hatta umduğumuzdan mahrum kaldık’ derdiniz.” (Vâkıa: 65-66-67)
    Harcadıkları emeklere, yaptıkları masraflara pişman olurlardı. Fakat Allah-u Teâlâ lütf-u kereminden insanlara mahsuller vermektedir.
    Diğer Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:
    “O Rabb’in ki topraktan yeşillikleri çıkarmış, sonra da onu kupkuru siyah bir çöpe çevirmiştir.” (A’lâ: 4-5)
    İşte dünyanın hâli budur. Başlangıçta ne kadar güzel de olsa, nihayetinde serap olacaktı.
    Bütün bunlar Fâil-i mutlak’ın gücünü ve azâmetini gösteren delillerdir.
    “Artık dileyen Rabb’ine varan bir yol tutar.” (Nebe: 39)




    Allah-u Teâlâ’nın incirde yarattığı bereketi bir düşün! Şekil itibariyle bir güzellik verdiği gibi, o küçücük tanelere ne hassalar, ne şifâlar yerleştirmiştir.
    Yediyüz elliden fazla çeşidi olan incir, Kur’an-ı kerim’de zikredilen mübarek meyvelerdendir.
    Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
    “İncire ve zeytine andolsun ki!” (Tin: 1)
    Buyurarak, nimetler içinde bu iki meyveden bahsetmektedir.
    İncir çekirdeği çok küçüktür, fakat incir çekirdeğinde incir ağacı gizlemiştir.
    Bu öyle bir sırdır ki, gerçek mahiyetini ancak Allah-u Teâlâ bilir. Bilinen kadarıyla anlatılmaya kalkılsa yine çok uzun sürer.




    Allah-u Teâlâ kan ve gübre arasından sütü çıkardığı gibi, su ile taş arasından da saf, tatlı ve faydalı olan zeytin yağını çıkardı. Bütün bunların hepsi insanların faydalanmaları ve o yüce Yaratıcı’ya şükretmeleri içindir. Düşünen akıllar için bunlarda ne ibretler ve hikmetler vardır.
    Zeytin Kur’an-ı kerim’de zikredilmekte ve insanlara çeşitli faydalar sağladığı belirtilmektedir.
    Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
    “Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her çeşit meyveler yetiştirir.
    Bunda düşünen bir topluluk için ibretler vardır.” (Nahl: 11)
    Tin sûre-i şerif’i ise incir ve zeytine yemin edilerek başlamaktadır.
    Nur sûre-i şerif’inin 35. Âyet-i kerime’sinde mübarek, yani bereketli bir ağaç olduğu belirtilmiştir.

#11.09.2013 22:11 0 0 0
  • @şefkat eli adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5055057]CeM06[/alinti]...
    Benim algı dünyam biraz dar bağışla :)

    Estağfirullah ben anlatamadım :)
    Orijinali Göster...
    Estağfirullah ben anlatamadım :)

    :) maşallah pek mütevaziyiz.. Sağolun
#11.09.2013 22:11 0 0 0