sen bir çiğ damlası
hergün yüreğimin derinliklerine düşen
sen hüzün dağlarının pençelerine baharı getiren
çorak topraklarıma sevdalar ekip serinliğe çeviren
sen kalbimi dile getiren sevdiğim
ben henüz tenine doğamamış bir güneş
dalında açamamış bir tomurcuk
toprağına düşememiş bir cemre
merheminde kaybolamamış gizli yara
gözbebeklerine vuramamış bir ışık...
sen gözlerime aşk bulutu olup
yağmurları içime yağdıran cantanem,
sen yaralı bir ceylanın bakışında
yangınlarını içime savuran...
sen tüm hücrelerime yerleşip
hasret tohumlarını bana eken
sen nefes kadar sıla olup
vuslatın doruklarına beni savuran sevdiğim...
herşeyim...
ben konacağı başka yürek olmayıp
dönüp dönüp aşkına mahkum bir köle
her gidişinde minik bedenine ayaz çalan bir serçe
sen bir ömür sevdasını taşıyacağım
akıntısına kendimi bıraktığım
sen, beni kendisinde unuttuğum herşeyim...
sen özlemine,beklemesine ustalaştığım
kalbimdeki cemrenin en koyu hali
sen hasretimin enrezil hali
sen kendimi başkasına haram ettiğim
yok olurcasına sevdiğim...
sen her gelişi gönlümde titrek mum edası
her gülüşü gözlerimde güller açtıran
sen yokluğuna sabrı öğrendiğim acının sedası
hayaline sarılıp uyumayı sevdiğim
cennet köprüsünden geçtiğim...
yürek yaram...
sen ve ben rüzgarında aynı aşkı taşıyan
sen ve ben gökyüzünde aynı yıldıza bakan
sen ve ben yüreğinde aynı yara kanayan
sen ve ben aynı korda hasreti yakan
sen ve ben birbirine yansıyan
tutku pınarında yıkanan
sen bir akşam kızıllığında gelsen
ben aşk şarabından içsem
sen ellerini ellerimde kenetlesen
ben gözlerinde erisem
eser kalmasa ben ve senden
görse dağlar taşlar yer ve gökler
utansa aşk yok diyenler...
sen yürek depremim
aşk sürgünümsün
sen beni tamamlayan diyer yarımsın
canımda cansın...