Dîn Eğitiminde Çoklu Zeka Kuramının Yeri

Son güncelleme:
  • din egitimin hassasiyeti - çoklu zeka kavram ı - çocuklara dini nasıl anlatmalıyız -
    Dîn Eğitiminde Çoklu Zekâ Kuramının Yeri

    Genelde eğitimle, özelde ise din eğitimi ile uğraşanlardan zaman zaman “Bu konuyu size en az beş defa anlattım, hâlâ anlamadınız.” türünden cümleler duyarız. Bu tür cümleler kuran eğitimciler kendilerinin ilgili konuyu öğretmek için ellerinden geleni(!) yaptıklarını ancak karşılarındaki öğrencilerin bu konuyu öğrenmek için yeterince çaba sarf etmediklerini, yetenekli olmadıklarını, hatta biraz da zekâ özürlü ve kıt anlayışlı olduklarını îmâ etmektedirler. Acaba durum gerçekte öyle midir? Burada öğrenme özürlü olan öğrencilerimiz midir? Yoksa madalyonun öbür yüzü farklı mıdır? Acaba bunları söyleyen eğitimciler de öğretme özürlü olamazlar mı?
    Biz eğitimciler sâdece anlatımla, üstelik de tek tip bir anlatımla karşımızdaki öğrencilerin zihnimizdeki konuları aynı sırada, aynı derinlikte ve genişlikte anlayabileceklerini, başka bir ifâdeyle öğrenebileceklerini varsayıyoruz. Oysa insan zihni çok farklı çalışıyor, öğrenme olgusu farklı şekillerle, yollarla gerçekleşiyor. Gelişim ve öğrenme psikolojisi ile ilgili yeni araştırmalar, insanları sadece ezber yeteneklerine, sayısal veya sözel zekâlarına bakarak “zekî” veya “aptal” diye etiketlemenin yanlış olduğunu; eğitim hayatlarının başında “kafası çalışmıyor” diye damgalanan birçok kişinin sonraki yıllarda çok başarılı kişiler olabildiklerini, çok önemli eserler ortaya koyabildiklerini göstermektedir. Söz konusu araştırmalar, öğrenmenin tıpkı parmak izleri gibi kişilere özgü olduğunu, her bireyin öğrenme tür, hız ve kapasitesinin farklı olduğunu, uygun öğrenme imkân, vâsıta ve yolları sağlandığında neredeyse herkesin birçok konuyu öğrenebileceklerini öne sürmektedir. Özellikle, Howard Gardner adlı ABD’li psikoloğun bu alanda geliştirdiği “Çoklu Zekâ” (Multiple Intelligences) kuramı eğitim dünyasında geniş yankı bulmuş, gerek dünyâda gerekse ülkemizde çok sayıda dersin öğretim programlarına da uygulanmıştır.

    ÇOKLU ZEKÂ
    Çoklu zekâ kuramı, insan zekâsının tek bir faktörle açıklanamayacak kadar çok sayıda yetenekler (sözel, mantıksal, görsel, bedensel, sosyal, içsel, müzikal, doğa vb.) içerdiğini, her insanın özel bir zekâ karışımına sahip olduğunu savunmaktadır. Buna göre her insan kendi zekâsını geliştirme yeteneğine, potansiyeline sahiptir. Bu noktada eğitimcilere düşen görev, öğrencilerin zekâ potansiyellerini tanımak ve bu potansiyeli kullanabilmeleri, geliştirebilmeleri için gerekli olan ortam, imkân ve vâsıtaları (yöntem, teknik, araç-gereç vb.) onların hizmetine sunabilmektir.
    Bu çerçevede çoklu zekâ kuramının din eğitimi uygulamalarına da önemli katkılarının olacağı savunulabilir. Aşağıda bu kuramın din eğitimine sağlayacağı bazı katkılar kısaca açıklanmaya çalışılmıştır.

    TEK TİP EĞİTİM OLUR MU?
    Bugün kimi din eğitimi uygulamalarının öğretmen ve konu merkezli gerçekleştiği, böyle bir eğitim sürecinde bireyin sorun, ilgi, ihtiyaç ve yeteneklerinin dikkate alınmadığı, öğretmenlerin öğretimi tekdüze bir takrirle (anlatımla) ve herhangi bir araç-gereç kullanmadan sürdürdüğü, derslerin anlamsız tekrarlarla, sığ ve yüzeysel mâlûmat yığınlarıyla dolduğu gözlenebilmektedir.

    Elbette ki böyle bir din eğitiminin bireyin zihinsel gelişimine, yeteneklerini kullanmaya herhangi bir katkısı olmamaktadır/olmayacaktır. Tam aksine bu tür bir eğitim, onun sorgulama, eleştirme, fikir üretme, analiz, sentez ve değerlendirme yapma vb. yeteneklerini daha da köreltmektedir. Durum böyle olunca birey din ve ahlâkla ilgili bilgileri, tutum ve değerleri kendisine mâl edememekte, kendi anlam ve değer dünyasını inşâ edememekte, kuru, hayatında yeri olmayan/olmayacak bilgilerin hamallığını yapmaktadır.

    Böyle bir din eğitiminin ortaya çıkardığı sorunlardan birisi de eğitim süreçlerinin, derslerin sıkıcı ve bıktırıcı olmasıdır. Eğitim sürecinde bulunmasına rağmen her hangi bir zihinsel, duygusal, sosyal vb. etkinlikte bulunmayan öğrenci kısa bir süre sonra anlamsızlık denizinde boğulmakta, eğitsel olmayan davranışlar (hayâl kurma, arkadaşlarıyla konuşma, gürültü yapma, ders dışı işlerle uğraşma vb.) sergilemeye başlamaktadır. Doğal olarak bu durum öğretmenleri sınıf yönetimi sorunlarıyla başbaşa bırakmaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere, öğretmenler tarafından sorun veya sebep olarak görülen “öğrencilerin ders dinlememesi”, “gürültü yapması” vb. hususlar aslında yine onların eğitim anlayışlarının, uygulamalarının birer sonucu olarak karşımıza çıkabilmektedir. Diğer taraftan, din ve ahlâk alanı birçok soyut kavram (melek, cin, cennet, cehennem, kader, vahiy, sabır, adâlet, doğruluk vb.) içermektedir. Geleneksel bir öğretim sürecinde öğrenciler bu kavramları öğrenmekte zorlanmaktadırlar.

    ZENGİN KAYNAK: ÇOKLU ZEKÂ
    Çoklu zekâ kuramında öğrencilerin farklı zekâ alanlarının, yeteneklerinin olduğu, öğretmenlerin öğretimi bu zekâ alanlarını dikkate alarak düzenlemelerinin daha faydalı olacağı savunulmaktadır. Buna göre meselâ öğretmen derste “Doğruluk” konusunu işleyecekse, dersin öncesinden öğrencilerin zekâ alanlarına hitâp edecek etkinlikler tasarlamalı, bunlara yönelik araç-gereç hazırlamalıdır. Doğrulukla ilgili resimler, filmler (görsel zekâ); şiirler, atasözleri (sözel zekâ); ilâhiler (müzikal zekâ); drama etkinliği (sosyal zekâ); kavram haritaları, bulmacalar (mantıksal zekâ); yaşanmış bir olayı düşündürme (içsel zekâ) vb. burada örnek olarak sunulabilir. Yine bir sûrenin veya duânın öğretiminde de çoklu zekâ etkinliklerinden yararlanılabilir. Meselâ öğretmen Mâûn sûresinin öğretimini gerçekleştirecekse, bununla ilgili olarak namaz kılan, yemek yiyen, yiyecek bekleyen kişilerin, çocukların resimlerini gösterebilir.
    Öğrencilere bunlarla ilgili sorular sorabilir. Onlara sûrede anlatılan durumları resmeden bir harita, resim çizdirebilir. Bu sûreyi anlatan renkli bir pano, kavram haritası hazırlayabilir/hazırlatabilir. Sûrenin okunuşunu videodan gösterebilir. Öğrencilere koro çalışmaları yaptırabilir. Sûrenin doğru okunuşuyla ve anlamlarıyla ilgili bilgi yarışması düzenleyebilir.
    Sûrede anlatılanlarla ilgili drama çalışması yaptırabilir.Öğrencilere böylesine zengin yaşantılar sunulan bir ders elbette ki anlamlı öğrenmelerin gerçekleşmesine de hizmet edecektir. Dolayısıyla eğitim süreçlerinin merkezinde olan, aktif rol üstlenen öğrenciler öğrenmenin mutluluğunu, hazzını yaşayacak, derslerden sıkılmayacaktır.
    Böyle bir ders öğrencilerin bireysel ilgi, ihtiyaç ve yeteneklerine daha çok karşılık vereceğinden; onların bu özelliklerini geliştirmelerine, öğrenmeye daha çok motive olmalarına yardımcı olabilecektir.
    Çoklu zekâ etkinlikleri ile öğretmen merkezli tek yönlü bir iletim yerine, öğretmen-öğrenci, öğrenciöğrenci, öğrenci-öğretmen vb. gibi çok yönlü ve karşılıklı iletişim süreçleri devreye girecek, bu sâyede öğrencilerin iletişim becerileri daha çok gelişebilecektir.

    ÖĞRETMEN DE ÖĞRENİR
    Bilindiği gibi okullarda verilen eğitim genellikle toplu, yani tek tip ve cepheden gerçekleştirilmektedir.Bütün öğrencilere aynı öğretim yolu ile öğretim yapmak öğrenciler arasındaki öğrenme düzeyi farklılıklarını daha belirginleştirmektedir. Çoklu zekâ uygulamaları ile öğrenciler işlenen derslerde kendileri için anlamlı olan daha fazla etkinlik, uyarıcı bulabilecek, bu da onların bireysel öğrenmelerine daha çok katkı sağlayabilecektir. Çoklu zekâ etkinlikleri öğretmenlerin de öğretme ve öğrenme yollarına, yöntemlerine, araç ve gereçlerine dâir arayış içine girmelerine, fikir üretmelerine, kendilerini geliştirmek için çaba sarf etmelerine yardımcı olabilecektir.
    Sonuç olarak, her kuram gibi bu kuramın da eleştirilen yönleri olmakla birlikte, her bireyin özel bir zekâ yapısının olduğuna dikkat çekmesi, bireysel öğretime, öğretim sürecinde çeşitli araç-gereç ve materyal kullanımına, ortam zenginliğine vurgu yapması, geleneksel öğretimin bazı yetersizliklerini ortaya çıkarması yönüyle, çoklu zekâ kuramının tanınmaya ve uygulanmaya değer olduğu savunulabilir.
0 0 0