Patlak veren ve tek kelime ile "vahim" olarak değerlendirilen yolsuzluk olayları Türkiye'nin bir Orta Doğu ülkesi olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Türkiye böylece, "sıfırlanan" dış politikasının yanı sıra, itibarından da çok derece kaybetmenin günlerini yaşıyor.
Gerek Mısır olaylarında ve özellikle Suriye sorununda Türkiye'nin, artık tek başına kaldığı ortaya çıkmış bulunuyor.
Gerçekten de, Irak ve Libya deneyimlerinden ağzı yanan ABD ve Batı, Suriye'de el-Kaide bağlantılı örgütlerden son derece kaygılı bulunuyor.
Bu endişenin etkisi altındaki Batılı devletler, önümüzdeki ay İsviçre'de yapılacak barış görüşmelerinde Suriye lideri Beşşar Esad'ın görevi bırakması gibi bir sonucun çıkmayabileceği mesajını isyancılara ilettiği belirtiliyor.
Hatta, iletilen mesajlarda Alevilerin herhangi bir geçici yönetimde kilit öneme sahip konumunu sürdüreceği bildiriliyor.
Suriye'de giderek bir mezhep çatışmasına dönüşen iç savaş, nüfusun çoğunluğu oluşturan Sünniler ve Suriye lideri Beşşar Esad'la aynı Şii mezhebinden Alevi azınlık arasındaki çekişmeyi hızla değiştirdiği hatırlanıyor.
Genelde el-Kaide ideolojisinin takipçisi olan aşırılık yanlısı Sünni gruplar, Başkan Esad'a karşı silahlı muhalefete hakim olmuştu.
Suriye'deki savaşı, Orta Doğu'nun kalbindeki güçlerini artırmak için kullanan cihatçıların dünya görüşlerinin tamamen mezhep ayrımına dayalı olduğu da biliniyor.
Çok sayıda Sünni Suriyeliyi; azınlıkları, Şiilerin olduğu kadar Hristiyanları Esad'a daha bir sadakatle bağlanmasına neden olmaları dikkatleri çekiyor.
Çoğu kişi, bunu Suriye rejiminin destekçisi Şii İran ve isyancıları destekleyen Sünni Suudi Arabistan arasındaki, tarihi çatışmanın son saldırıları olarak görüyor.
Oysa, gerek Mısır gerek Lübnan ve gerek Suriye'de, belki de Orta Doğu'nun geleneksel bir manzarası olarak, dinler; özellikle mezheplerin ve menfaatlerin birbirine karışması, kesin sonuca gitmeyi engelliyor.
Bu görüşlerin doğmasında; el-Kaide bağlantılı el-Nusra Cephesi ve Irak-Suriye İslam Devleti (ISİD) Suriye'deki yükselişinin yanı sıra Türkiye sınırındaki bir geçiş noktası ve cephaneliklerin bu grupların eline geçmesinin etkili olduğu söyleniyor.
Öte yandan, SUK'un Suudi Arabistanlı yetkililerle yakın ilişkiye sahip üst düzey bir üyesi, "Batılı dostlarımız, radikal İslamcı militanların kontrolü ele geçireceğini ve kaos yaşanacağını düşünerek, bu aşamada Esad'ın gitmesine izin veremeyeceklerini Londra'da bize açık şekilde ifade ettiler.
Esad, gelecek yıl devlet başkanlığı seçimleri için sandığa gidebilir" şeklinde ifadeler diplomatik kulislerde yayılıyor.
Nereden bakılırsa bakılsın, özellikle ABD'nin Suriye politikasını tamamen değiştirdiği ortaya çıkıyor.
Ne var ki, bütün uyarılara rağmen; Türkiye'nin, komşusu Suriye'ye karşı katı politikasını muhafaza etmekte kararlı görünüyor.
Aslında, Türkiye'nin gayriresmi olarak, Suriye politikasından sapma yolları aradığı haberleri de gittikçe yaygınlaşıyor.
Bu arada, AKP hükümetinin yapısında beklenen değişikliklerin, beraberinde yeni görüş ve politikalar getirmesi de bekleniyor.
Özellikle, son "yolsuzluk" olaylarında eli oldukça zayıflayan Başbakan Erdoğan'ın yeni kararlar alarak, radikal çizgiden uzaklaşma adımları atması gerekiyor.
Her şeyden önce, AKP hükümetinin ve özellikle Başbakan'ın yeniden ABD ve Batı'nın güvenini kazanması için olumlu hamleler yapması öncelikli yer alıyor.
Dış politikada, Rusya ve Çin eksenini tercih etmenin ilk belirtilerinin bile, AKP'ye pahalıya mal olduğu bizzat Başbakan tarafından öne sürülüyor. Tabii ki, özellikle Türkiye'nin geleneksel dış politikasından uzaklaşılması her zaman beraberinde tehlikeler getirebiliyor.
Daha önce de defaatle belirttiğimiz gibi, dış politikamızın en temel düsturu; büyük kurtarıcı Atatürk'ün "Yurtta barış dünyada barış" ilkesinden her ne pahasına olursa olsun uzaklaşılmaması icap ediyor.
Ne var ki; bu satırlar yazılırken, henüz AKP hükümetiyle ilgili her hangi bir "tasarruf" olmadığından, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun hâlâ yerinde kalıp kalmadığı bilinmiyor!
Ortada zırvalanan bir sözcük var. Yolsuzluk.....
Bir devlet kurumundan zimmete para mı geçirilmiş?
Bir kişinin maddi varlığına el mi konulmuş?
hırsızlıkla mı kazanılmış?
Onlara hırsız diyen utanmazlar. Sizkimsiniz ki , daha sonucu belli olmayan bir konu için bir müslümana hırsız deyip, iftira ve gıybet ediyorsunuz. Cahil ve zavallı yaratıklar. Helede orta insanım giye dolaşan tipsizler. Görmek istediğiniz değil, gerçeklerin açığa çıkmasını beklemeden boş boş konuşmaya devam edin. Ben öyle inanıyoru ki onlar hırsızlar.....
Bu lafın vebalini nasıl taşıyacaksın behey zavallı. Ama onada kılıfınız hazır. Tabi ki aklanacaklar.... Züğürt tesellinizde bu olsun. Müslümanım diye geçinen kalkıpta iftira etmez. Gıybet etmez.
İftira ve gıybetin ne olduğunu, ne ile karşılık verileceğini o ilahi huzurda nasıl hesap vereceğinizi dşünün. Zavallı yaratık.
almış eline kalemi salladıkça sallamış. Ortada kaynağı belli olmayan , şimdilik belli olmayan bir para var , ki bunun yazışmaları kaynağı ve neden orda olduğu savunmada delilleriyle verilmiş soruşturma aşamasındaki bir para, kalkıp suriye politikası ile bağlamış. Bu yazar harbi dangalak. Suriye politikası yanlışmışmış ta, yalnız kalmışmışmışşşşş...
Birkaç kişi ilemi bu politika yapılır. Esadla ve yandaşı birkaç katillemi söz birliği edilecekti , yoksa açlıktan kedi, köpk yemek zorunda kalan halkın mı yanında olunacaktı. Bu şartlarda böyle kmuşunun böyle lideri olmaz olsun. bunu savunan gerizekalıda olmaz olsun. Yine yeniçağ, yine aynı zihniyet. Akp ve din düşmanı it srüsü. esadı savunmamakla hata yapıldığını düşünen biçare. Gerçi Allahı bilmediği , inanmadığı için mazlumun yanında değil, katilin, zalimin yanında yeralınması gerektiğini söylüyor. Bu ne cehalettir. Bu ne düşmanlıktır.
Patlak veren ve tek kelime ile “vahim” olarak değerlendirilen yolsuzluk olayları Türkiye’nin bir Orta Doğu ülkesi olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Burda hakkını verip tebrik etmek lazım. Türkiyenin bir ortadoğu ülkesi olduğunu ilk defa keşfetmiş. Yeni birşey daha öğrendik(!)
Türkiyenin üzerindeki oyunları, kendi çıkarları için bu memleketi deneme tahtası yapanların yeniden güvenini almak için başbakanın hamle yapması gerekiyormuş. Ne büyük tespit. Başbakan o hamleleri yapıyor. Yapmaya da devam edecek. Başbakanımız abd nin, isralin çıkarları için çalışmadığı için , onlarahizmet ederken bu vatana zarar vermediği için güvenilmiyorsa , bunun hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiçççç önemi yok. O güvenini Türk milletinden zaten almış. Birileri zorundan çatlasa da abd ve israil yerine Türk milletinin güvenini almış. Bu yeter.
Ayrıca, Esad gibi bir cani, katil ve zorbayla, yunanistan gibi tarihten gelen bir düşmanlık besleyen milletle, dünyanın heryerinde kendi yaptıkları soykırımı sanki Türkler yapmış gibi gösterme sevdasındaki ermenilerle dost olmak isteyen varsa yol orda. defolup gidebilir. Biz bunlardan dost istemiyoruz. Yalakalık yapacaklar için yollar sonuna kadar açık. Türkiye mazlumun yanında yer almaya devam edecektir.
Abd çıkarına ters düşen, irana ambargo uygularken Türkiyenin bu ambargoya uymaması , asıl dostunu doğru şekilde seçtiğinin işaretidir. İranı düşman olarak gören ateist ve dinsiz yeniçağcılardan başka birşey beklenmezdi zaten. Daha dün ortağı olduğu gazetenin sahibi israil büyükelçiliğinden çıkarken resimlenmişti. İsrailin köpekliğini yapanlar bugün akıl mı verir olmuş?
Verdikleri akıllar ve olmasını istedikleri şeyler birebir israil emellerinin kopyası. Allah bildiği gibi yapsın onları. Asıl acınması gerekenlerde bizimiçimizdeki kör birkaç kısım insan. Hala oyunu farketmemişte, birkaçmilyon doların orda ne işi varmış edebiyatını okuyor. Herşey tamam, o para orda ne arıyor, para sayma makinası ne arıyor? Yazık ki yazık. Bu cehalet karşısında şükrediyoruz ki , Allah olayları sorgulama yeteneği vermiş. düşünme yeteneği vermiş. Biri çıktı bişey dedi. bizim cühelalarda aynı nakaratı okuyup gidiyor.
O paraların orda ne işi vardı ?
Para sayma makinası ne geziyor evde?
Bunlardan önce iftira ve gıybetin hesabını nasıl vereceksiniz onu düşünün. ama bazıları inanmadığı için bu cümlelerin anlamı yok, bazıları da particilik ayağına birlafta ben söyleyem düşüncesi. Gerçekten yazık. Koca koca insanlar ama düşünce adına, akıl adoına zerre yok. Allah akıl fikir ihsan eylesin inşaallah....
'Faiz lobisi' ile 'kan lobisi' kol kola
İstanbul operasyonu kim ne derse desin asla bir 'yolsuzluk operasyonu' değildir.
Onun altında kamufle edilmiş düpedüz ve alçakça bir komplodur.
Başbakan'a ve AK Parti Hükümeti'ne yöneltilmiş bir başkaldırıdır.
Bir tür darbe girişimidir.
Kendini devlet içinde devlet gibi gören illegal bir örgütün bir darbesiyle karşı karşıya bulunuyoruz.
Bu darbenin arkasındaki uluslararası güçler giderek netleşiyor.
Kendileri de açıklamalarıyla kendilerini ele veriyorlar.
Bu komplonun tüm ayakları bir bir açığa çıkartılacaktır.
Kirli bir oyun, zahiren bir araya gelmesi imkansız gibi görünen güç odaklarının ittifakıyla sergileniyor.
Faiz lobisi deyip geçmeyin.
Komplo teorisi diyenlerin ise iyi niyetinden kuşku duyun.
Rakamlar ülkenin nasıl faiz yoluyla soyulduğunu apaçık gösteriyor.
Bu yolsuzluğu kimlerin yaptığı ise sır değil.
2002 bütçesinin faiz ödemelerine bakınız. Neredeyse bütçenin yarısı faiz ödemelerine gidiyor. Oran, tamıtamına yüzde 45.
Peki bu oran AK Parti iktidarları döneminde kaça indiriliyor? Yüzde 4.5'lara kadar...
Aradaki farkı varın siz hesaplayın...
AK Parti iktidarları sayesinde 10 yılda 642 milyar lira, yani eski parayla 642 katrilyon faiz lobisinin cebine girmekten kurtarılıyor.
Bu paralar millete hizmet olarak dönüyor.
Bir sömürü çarkı paramparça ediliyor.
'Faiz lobisi' düşmanlık yapmasın da ne yapsın?
Milli gelir ise 230 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkartılıyor.
Ve birileri kalkıp utanmadan-arlanmadan kamu/amme malının çalındığından ve yolsuzluk yapıldığından söz ediliyor.
Yapılan devasa hizmetler ortada...
'Kan lobisi'ne gelince, çözüm süreciyle beraber ayaklanmış durumda...
Dişlerini adeta gıcırdatıyor.
Kandan beslenenler ise çözüm sürecini boşa çıkartmak için olmadık dedikodu ve iftiralarla uğraşıp duruyorlar.
Bunların kim olduklarını herkes biliyor artık.
Çözüm süreci başladığında hangi çevrelerin rahatsız oldukları ve barış sürecini tersine çevirmek için hangi güç odaklarının devreye girdikleri sır değil.
Malumu ilam etmeye gerek yok.
Çözüm süreci başlar başlamaz rahatsızlıklarını hem uluslararası düzeyde, hem de ulusal düzeyde ortaya koymaya başladılar.
'Kan lobisi' sadece içeridekilerden oluşmuyor elbette.
Tıpkı 'faiz lobisi' gibi...
Onlar hem dışarıda, hem de içeride birbirleriyle sarmaş dolaşlar...
Can ciğer kuzu sarmasılar...
Bakınız çözüm süreciyle birlikte neler oldu?
Paris'te PKK'nın önde gelen kadrolarından Sakine Cansız ve arkadaşlarına suikast yapıldı.
Gezi olayları patlak verdi.
Suriye istihbaratı Alevi-Sünni çatışması yaratmak için devreye girdi. Türkiye apaçık bir şekilde destabilize edilmeye çalışıldı.
Reyhanlı'da bir katliam gerçekleşti.
Şimdi de devlet içinde çözüm sürecine karşıtlıklarıyla bildiğimiz o malum odaklar, o illegal yapının unsurları 'yolsuzluk' kılıfı altında hükümete alenen operasyon çektiler.
Mustafa Balbay 34 yıl gibi ağır bir ceza aldığı halde salıverilirken BDP'li vekiller nedense AYM'nin emsal teşkil eden kararına rağmen bırakılmadı.
Bütün bunların tesadüf olduğuna inanmak için safdil olmak gerekir.
Birilerinin artık bizim zekamızla alay etmelerine izin vermemeliyiz.
'Faiz lobisi'nin kardeşi olan 'kan lobisi' belli ki Öcalan'a rağmen Kandil'i tekrar Türkiye'nin üstüne saldırtmak istiyor.
İstiyorlar ki kan aksın tekrar.
Kan aksın ki Türkiye'nin ekonomisi bozulsun.
Kirli savaşa giden devasa paralar bu halka hizmet olarak dönmesin, tekrar faiz lobisinin cebine insin...
Ergenekoncu çevrelerin yayın organlarında son günlerde Öcalan'ı itibarsızlaştırmaya yönelik yayınların yapılıyor olması ne anlama mı geliyor?
Besbelli: Kandil'e ve PKK'nın tabanını oluşturan Kürtlere Öcalan'ın bir devlet projesi olduğunu ve özellikle de bugün geldiğimiz noktada tamamen AK Parti hükümetinin kontrolünde olduğunu ve dolayısıyla AK Parti'nin Kürtleri kandırma(!) siyasetinde bir alet olduğunu zihinlere yerleştirmek istiyorlar.
Çünkü Öcalan bir yıldır kanın akmamasını sağlayan bir aktör...
O yüzden bu her iki lobinin ittifakçısı konumundaki Ergenekoncu unsurlar sadece Başbakan Erdoğan'ı değil Öcalan'ı da hedef tahtasına oturtuyorlar.
Evet, bu bir algı operasyonudur.
İstanbul'daki operasyon, kelimenin tam anlamıyla bir algı operasyonudur.
Ve kesinlikle hem 'faiz lobisi'nin, hem de 'kan lobisi'nin amaçlarına uygun bir biçimde gerçekleştirilen kirli bir operasyondur.
Doğrudan hedef, Başbakan Erdoğan'ın şahsında AK Parti hükümetidir.
Hedef, çözüm/barış sürecidir.
Devlet içindeki o paralel yapının amacı, İsrail'i ve ABD'yi rahatsız eden politikaları sebebiyle Başbakan Erdoğan'ı itibarsızlaştırmak ve AK Parti'yi de siyaseten bitirmektir.
Bu operasyonun bir ayağına içimizden birilerinin dahil edilmiş olmaları ise hem manidardır, hem de üzücüdür.
Hem ilgimiz ve bilgimiz yok diyeceksiniz, hem de Başbakan'ın bu kirli oyuna dikkat çeken ifadelerini 'kötü maksatlı' ve 'hayal ürünü' diyerek itibarsızlaştırmaya çalışacaksınız.
Sahi sizin ilginiz ve bilginiz dahilinde değilse bu aleni savunma niye?
Her Allah'ın günü sanki bir muhalif siyasi partinin lideriymişsiniz gibi Başbakan'a laf yetiştirme gereği duymanız niye?
Bu kadar aleni bir arka çıkma ve henüz işin hakikatı bilinmezken sanki ortada kanıtlanmış bir yolsuzluk varmış gibi saf tutarak hasmâne davranmak uhuvvet, muhabbet ve ihlas ilkeleriyle bağdaşıyor mu?
Suizan, gıybet, dedikodu, iftira, günah avcılığı, başkalarının gizli-saklısını araştırma anlamına gelen tecessüs hastalığı ve henüz suçluluğu kanıtlanmadığı halde birilerini suçlu ilan etme anlayışı hangi hassasiyetin ürünüdür?
Günahtır bütün bunlar...
Tıpkı beddua gibi...
Gün bu husumet ve fitne lobisinin oyununu bozma günüdür.
Flood :
Forumda flood mesaj atmak yasaktir. Yani bir konuda sizin cevabinizdan sonra kimsenin mesaji yok ise yani alt alta 2 veya daha fazla mesajiniz varsa buna flood denir . Flood dan kacinmak icin yazdiginiz mesajlara aninda cevap beklemeyiniz, sonucta burasi bir chat odasi degil forum sitesidir.
Edit / Bugüne kadar devamlı flood mesajlarınız var, bundan sonra dikkat edersiniz umarım.