Lakin büyük cümleleri kitaplarda tutuyorlardı
Benim dilimdekiler
En fazla bize kadardı
Belki daha gelemedim kapına bile
Daha oturamadık aynı sofraya
Ama insan düşlemeye görsün
Gelir yerleşir mutluluk
Yüreğinin ortasına...
Beni oku..
Bazen heceyi sökme telaşıyla ,
Bazen detone olacağını bildiğin bir şarkı gibi..
Beni oku..
Bazen dikkatini çeken bir gazete ilanı,
Bazen dikkatini veremediğin alt yazı gibi hızlı..
Beni,
İstediğin gibi oku...
Benim tercihim şiirden yana...
İstersen kendin için ibadete çağırdığın ezan gibi oku beni..
Ve dilinin ucunda asla salâ olmasın..
Ama sen beni hiç bir yere yazma,
Gün gelir okunur,
Başka bir dudaktan dökülürüm...
Ve dilinden,
Hece gibi sökülürüm...
Bir insan nasıl sevilir hatırlamıyorum.
Öğret bana.
Tut elimden, gözlerimin içine bak, okula başlamış çocuğa alfabeyi öğretir gibi, kırk yıllık budiste namaz kılmayı öğretir gibi, sabırla öğret bana seni sevmeyi.
Merhameti ve şefkati elden bırakma. Öyle bir bak ki bana, hırçınlığım gözlerinin buğusundan utanıp kendi kendini yok etsin.
İçimde herkesten gizlediğim küçücük bir çocuk saklı. İster tut elinden büyüt, istersen de öldürelim beraber.
Ama ne olur onu kandırmaya kalkma.!
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır kimsenin bilmediği
Ve her gözyaşının altında bir dua kimsenin duymadığı
Çevir gökyüzüne başını.
Bakma arkana!
Daha sert basa basa, daha güçlü!
Anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla!
Gitmek yenilmek değildir kazanmak da!
Gitmek gitmektir işte.
Hepsi bu.
Şimdi senin yaşadığın şehirlere buz gibi yangınlar yağıyordur.
Acımasız bir avcının avucunda ölü bir kuş gibi yatıyordur gövden.
Kim bilir hangi yabancının gözlerini yoruyordur güzelliğin.
Hangi acemi terzinin makasında can veriyordur hint kumaşı tenin.
Dünyanın 8. harikası o kutsal vücudunu darmadağın ediyordur defineciler.
Bana akrostiş şarkılar söyleyen o altın kalbini bulup çok ucuza bozdurmak isterler.
Her şeyi bırak gel benimle,
Bir yudum sevinç gözyaşıyla ölüm orucuma son ver.
Ezan sesiyle gelişin, ömrümün açlık grevine iftar saati olsun.
Bağıra bağıra aşk fısılda dudaklarıma, ağzım öpüşlerinle dolsun...
Torunlarıma bile yetecek kadar sıkılmıştım.”Hay ben böyle aşkın ıstırabını!” deyip kalaylayamıyorsun çünkü, aşk da senin ıstırap da. Ondan sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikayet bile edemeyeceğin, kendi dağınıklığın.
yürek rıhtımından demir alıyor tenime değen dokunuşların..
çaresizce yokluğunu ilikliyorum sensizliğimin düğmelerine...
tütsülenmiş bir sevdanın buhur kokulu hasreti, öperken dudaklarımı. üryan zamanların sessiz haykırışlarında çoğalıyor yıldız yıldız bakışların..
içimde matem tutan gemilere deniz emziriyorum durmadan ve hicrete zorluyorum böyle zamanlarda çerçevesiz an(ı)larımın sensiz sayfalarını..
Hayallerini omuzla gel.
Seni sen olmaktan usandıran yükünü indir yüreğinden.
Kimse için değişme, kimse için vazgeçme kendin olmaktan.
Olduğun gibi gel, sevdiğin gibi, bildiğin gibi gel. Çünkü ben seni sana rağmen seviyorum.
Gel,
Can çekişen yaşam sevincimden öp.
Hayata döndür çocuklarımızı.
Sonra sana "aşkım" diye seslenirken ağzımdan öp.
Aşkı ağzımdan al, benden çok yaşa...
Her uyanışımda kontrol ediyorum senin bendeki emanetlerini,
Saçların baş ucumdaki romanın arasında, kokun gömleğimde,
haaa birde yüreğimde ki derin yara...
Hepsi yerli yerinde ...
Demişsin ki,
"Azad ediyorum seni."
Ben kafeste değilim ki...
Salıp gökyüzüne fırlatsan da uç diye beni
İki kanat çırpıp konacağım yer
Yine yüreğinin dalıdır sevgili......
Kapına komşu da değil ki kapım; kulak misafiri olsam, hani arada da olsa duysam sesini.
Yemin ederim sarılmak falan da değil niyetim; şöyle uzaktan da olsa görmek, iyi olduğunu bilmek de yeterli. Yanlışlıkla bile aramıyorsun ki bir bahanem olsa “nasılsın” diye sormaya…
Özlemek böyle bir şey işte,
Yarısı merak, diğer yarısı meraktan ölüm nedeni...