Bazı kutlama günleri vardır ki; yıkım ve yozlaşmayı temsil ediyor, teşvik ediyor. Bazı kutlamalar vardır ki; unutmayı, unutturmayı sağlıyor, bir güne indirip, bir saate sıkıştırıyor.
Taklit ettiğimiz kutlamalar, israfı, tüketimi körükleyen bir oyun olmanın yanında adet ve geleneklerimize uymuyor, yozlaşmaya neden oluyor, benliğimizden ve kimliğimizden koparıyor.
Kutlama günlerinden önemlilerine şöyle bir göz atalım:
Yılbaşı kutlamaları:
Yılbaşı kutlamalarının Müslümanlar için hiçbir anlamı yoktur. O bir Hıristiyan adetidir. Hz. İsa’nın doğum gününü kutluyorlar. Yapılan şeylere bakılırsa Hz. İsa’ya hiç yakışmıyor.
Yılbaşı bizim için yozlaşma ve Hıristiyanlaşma gecesidir. Yozlaşmanın boyutu büyük oluyor.
Yılbaşı kutlamaları, içki, kumar, fuhuş ve her türlü yozlaşmanın adı Noel; yıkımlarla, kayıplarla, üzüntü ve utançla geliyor. Eğlence gecesi deniyor; her türlü kötü alışkanlığın başlangıcı oluyor. Birçok insan alkolle, kumarla, fuhuşla o gece tanışıyor.
Sabaha kadar televizyon seyretme, dansöz oynatma, piyango çekilişleri, Noel baba görüntülerine bakmanın manevi riskleri vardır. Tavuk yemeyen, o gün hindi yiyor, tavuk yiyor, çekirdekler yeniyor, evler süsleniyor, o gece isyan gecesi oluyor. Bunlar bir Müslüman’ın kabullenebileceği şeyler olamaz. Bir Müslüman, Hıristiyan’ları taklit edip onlara uyamaz.
Müslüman Türk çocuklarına Noel baba; yardımsever, hediyeler veren kişi olarak sunuluyor. Bizim Noel baba hırsızına, soytarısına ihtiyacımız olamaz. Bizim Dede Korkut’umuz, Mevlana’mız, Yunus’umuz var. Hızır Aleyhisselamımız var.
Bizim Hızır’ımız 365 gün bize hizmet veriyor. Tüketmiyor, üretiyor, bereketlendiriyor, bolluk getiriyor.
Yılbaşı kutlamaları asla bizim milli ve manevi değerlerimizle bağdaşmıyor. Bir peygamberin doğum günü böyle mi kutlanır?
Yılbaşı Müslüman için muhasebe gecesi olmalıdır, bir yılın karının, zararının hesabını değerlendirme gecesi olmalıdır. Gelecekle ilgili hesapların yapıldığı gece olmalıdır. “Yeni yılın kutlu olsun, hayırlı olsun,” dese bile yeni yıla girildiği için denmemelidir.
Birbirlerinin yılbaşını tebrik ederler, hayırlara vesile olmasını niyaz eder, dua ederler.
Çoluk çocuğa, ev halkına, eşe dosta ziyaretler yaparlar, hediyeler alırlar.
Dargınlar, kırgınlar barışır.
Bugünlere kavuşturduğu için, Allah’a şükreder, dua ederler.
1 Muharrem; Hıristiyanların yaptığı gibi çılgınlıkların yapıldığı bir zaman değildir.
Hicri yılbaşına kavuşmamız nedeniyle hayatımızda yeni bir sayfa açılmıştır. Bu sayfanın iyi şeylerle dolması için ne lazımsa yapılmalıdır.
Öncelikle geçmiş bir yılın muhasebesi yapılmalıdır. Hatalar sevaplar göz önüne getirilmeli, eksiklikler giderilip, hatalar telafi edilmelidir.
Yeni yıla yeni düşünceler, faydalı işler yapma niyetiyle girilmelidir.
Nisan 1 kutlamaları:
1 Nisanın hiçbir anlamı yoktur. 1 Nisan günü şakalar yapılır. Bazıları çok ağır şakalar yapıyor, dozunu kaçırıyor, olmadık şeyler söylüyor. Karşı tarafı aldatma, yanıltma ve korkutma yoluna gidiliyor. Uygun olmayan sözler söyleniyor ve davranışlarda bulunuluyor. Şaka yapalım derken karşı tarafta umulmadık yaralar açılıyor.
Şaka yapılmaz değil, doğru söyleyerek, karşı tarafı incitmemek şartı ile yapılır.
Anneler günü:
İlk defa 1906’da ABD’de kutlanmış, 1956’dan itibaren bütün dünyaya yayılmıştır.
Köpekler günü yok. Onun günü 365 gün ve gece. Anneler günü ise 365 günde 1 gün. Ona sevgi, ilgi bir güne sıkıştırılıyor. Bir hediye, bir telefon tamam. Ama anne evladına 365 gün ve gece verdi, hem de yıllarca verdi.
Bunlar kutlamadan ziyade unutturma günleridir. Bize göre değildir. Büyük paralar kazanan fırsat avcılarının işidir. Biz de 365 gün ve gece anneler günüdür ve cennet annelerin ayağı altındadır.
Babalar günü:
Bu da ABD kaynaklıdır. Başkan Niksın 1974’te babalar gününü ilan etmiş, her Haziranın 2. haftası kutlanmaktadır.
365 günün yerine 1 gün. O gün de el öpüldü mü, kimsesizler yurdunda ziyaret edildi mi tamam, görev yapılmıştır. Vicdanlar rahattır. 364 gün rahat yatılıp kalkılacak, rahatça işlere bakılacaktır.
Hayatını, gençliğini evladı için heder etmiş o babanın hakkı; akıllı ve becerikli evlatlar tarafından bir günde ödenmektedir!
Diğer günlerde arayan, aranmasını isteyen babalara; “İşim çok…” cevabı verilmektedir.
Yaşlılar haftası:
Türk ailesi ve Türk toplumu batı güdümüne girdiğinden beri, sosyal deprem yaşıyor. Toplumda sevgi, saygı, acıma duygusu, sorumluluk duygusu azaldı. Yaşlılar eski ilgiyi görmüyor artık, dua ağaçlarını kesip budadılar.
Yaşlıların yeri evin başköşesi değil artık, huzur evi. Büyük anne, büyük babaların sığmadığı evlere kediler köpekler girdi. Yardıma, bakıma ihtiyaçları olduğu günlerde ilgi görmüyorlar, itilip kakılıyorlar. Yolda, otobüste, dolmuşta gençler yer bile vermiyorlar.
Yaşlılara sadece bir hafta ayırmışız. O haftadan da kimsenin haberi olmuyor. Kediye köpeğe 52 hafta, bize her türlü imkanı sunan büyüklerimize 1 hafta!
Peygamberimiz şöyle buyurmuş: “Kim bir yaşlıya ikram ederse, Allah da ona ikram edecek birini emrine verir.”
Bir hadislerinde de peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
Bir defasında da: “Eğer içinizde beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belalar üzerinize sel gibi yağardı,” buyurmuştur.
Kadınlar günü:
1857’de ABD’de kadınlar ağır şartlarda çalıştığı için protesto edip direnişe geçti. 129 kadın can verdi. Onların anısına 1975’de Birleşmiş Milletler Kadın Kongresi’nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilan edildi.
Kadın; kadın hakları, eşitlik, özgürlük ve reislik denerek istismar edildi ve yuvadan koparıldı.
Kadına 1 gün değil, 365 gün bile az. Çünkü kadın anadır. Cennet onun rızasına bağlıdır.
İstismarcılar; bir yandan kadınlar günü kutlarken, diğer taraftan sen kadınsın, sen başını örtüyorsun diye kadını istismar ediyor. Büyük şirketler kadını tüketim aracı olarak görüyor.
Kadınlar günü diye, nikâh altında yaşamayı kadına zulüm olarak gösterenler, nikâhsız yaşamayı, flört hayatını, metres hayatını, kumalığı adeta teşvik etmektedirler. Avrupa cinsel özgürlük diye kadını sıcak yuvasından uzaklaştırdı. Şimdi nüfusu bile üremiyor. Herkes istediği hayatı yaşıyor.
Kadına esas hakkı İslam dini vermiştir.
14 asır önce İslam, erkek kız ayrımını kaldırmıştır. “İlim öğrenmeyi, kadına da farz kılmıştır.”, “Kızların öldürülmesini yasaklamıştır.”, “Kadın, erkek bir tarağın dişleri gibidirler.”, “Kadın, erkek birbirinin dengi ve benzeridir.” Hükmünü koymuştur. Onlarında insan olduğu ve hak sahibi olduğu bildirilmiştir. Kadınlara iyi davranmak emredilmiştir.
Ahzap suresinin 35. ayetinde kadınla erkek arasında hiçbir konuda ayrım yapılmamıştır. “Erkek olsun, kadın olsun” ifadesi kullanılmıştır.
Nisa suresinin 124. ayetinde de: “Erkek olsun, kadın olsun, mü’min olarak her kim iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar,” buyrulmuştur.
Evlenme yıldönümü:
Bazı günler unutulmaz. O günler dönüm noktalarıdır. O günleri unutmamak için hatırlatıcı şeyler yapmak, hediyeleşmek, tebrikleşmek, dualaşmakta fayda vardır.
Önemli olan çılgınlık yapmamak, alkol, günaha sokan eğlence ve israf gibi davranışlarda bulunulmamalıdır.
Bir şeyi anarken, kutlarken, iyi örnek olmak, hayra vesile kılmak gerekir. Böyle kutlamaya can kurban.
Sevgililer günü:
Bu da batı kaynaklı Hıristiyan âdetidir. Yere göğe sığmayan bir sevginin bir güne sıkıştırılması, akla bazı şeyleri getiriyor. Sevgi bir güne hapsedilir mi?
Sevgili yoksa o gün bir sevgili bulunacak, meşru olmayan beraberlik ve ilişki kurulacak, hatırı sayılır hediyeler alınacak, mağazalar büyük çapta hediyelik eşya satacak, aldatıcı sahte sevgiler sunulacak, flört fırsatı doğacak. Bunlar bize göre olan şeyler değildir.
Yaş günü kutlamaları:
Her şeyin bir iyi bir de kötü tarafı vardır. Hayra vesile olan tarafı vardır. Hani üzümden pekmez yapılır, sirke yapılır, bir de şarap yapılır. Fazilet de üreten olur, rezalet de.
Yaş günü rezaletlerle değil, Allah’ın verdiği ömrü ve diğer nimetleri şükrederek de kutlanabilir. Hayırlı ömür niyazında bulunulur. Güzel işler yapılır. Ne güzel günaha girilmemiş olur.
Ölüm yıldönümünü anmak
Ölen için 7-40-52 günlerini anmak diye bir şey yoktur. Ölenin ardından ölü mevlidi diye de bir şey yoktur. Ölü helvası yapmak, dağıtmak da yoktur.
Bunlarla uğraşılacağına ölenin borçlarının ödenmesi, onun için hayır, hasenat yapılması, varsa vasiyetinin bir an önce yerine getirilmesi daha uygundur.
Mevlit okutmak hayra vesile olacaksa, güzel işler yapılacaksa okutulmalıdır. Kur’an okunması, tekbir getirilmesi, salâvat getirilmesi, dua edilmesi, ölünün hatırlanması ve hatırlatılması güzel şeylerdir.
Mevlit okutulabilir, ancak:
Büyük çapta masraf yapılarak israfa gidilmemeli,
Yemeğe fakir fukara da çağırılmalı,
Riyadan uzak, Allah rızası için okutulmalı,
Ticari bir konu haline getirilmemeli,
Dinleyenler tarafından saygısızlık yapılmamalı,
Konu komşu rahatsız edilmemeli, çevre kirletilmemeli,
Meşru olmayan iş yapılmamalı, günaha, isyana sebep olunmamalıdır.
Mezuniyet kutlamaları:
Daha bazı şeylerin farkında olan gençlerin aldandığı, aldatıldığı, uyuşturucuya, alkole başlama günü olduğu, sigara içtiği gün olduğu, mezuniyet törenleri olmaktadır. Ana babaların katılmalarının yasak olduğu yerlerde içki su gibi içilirse, yarı çıplak, sarmaş dolaş dans edilirse, iş nereye varır?
1997 yılında İzmir’de yapılan mezuniyet törenini gören, basına yansıdığı kadarıyla haberdar olan Vali Kutlu Aktaş mezuniyet törenlerini valiliğin iznine bağlamıştı. (12.05.1997 Zaman)
Burada ailelere büyük görev düşüyor. O da, çocuklarını seven ailelerin, böyle kutlamalara çocuklarını bırakmamalarıdır.
Şuurlu gençlerimiz de seviyeli alternatif kutlamalar yapmalıdırlar.
Gençler çocuklara örnek olmalı.
Yaptıkları, yapacakları sosyal faaliyetler anlatılmalı.
Ölen eğitimciler ve okul yaptıranlar için mevlit okutulmalı ve anılmalı.
Velilerle beraber piyesler hazırlanıp seyredilmeli.
Öğretmenlerin, idarecilerin tavsiyeleri dinlenmeli.
Böylece gençler eğlence adı ile zehirlenmekten kurtulmuş olur.