Müslüman israf Etmez Tasarruf Eder - 1

Son güncelleme:
  • a. İsraf Nedir?

    İsraf, lüzumsuz ve ölçüsüz harcamanın adıdır. Cimrilik gibi bu da bir hastalıktır.

    İsraf, tatmin olmayan arzuların ihtirasından doğar.

    İsraf, çılgınlıktır, boşa harcamadır.

    İsraf, sefaletin kapısıdır, günümüzün en korkunç hastalıklarından biridir.

    İsraf, bir şeyi lüzumundan fazla harcamak, yok etmek demektir.

    Allah Rasulünün ifadesiyle: “İnsanın her canının çektiğini yiyip içmesi israftır.” (Ramuz el – Ehadis: 131/10)

    İmam –ı Azam’a göre: “Hayır ve ihsanda dahi israf gereksizdir. İsrafta hayır yoktur. İsraf haramdır.”

    İsraf, insan ömrünün heder edilmesidir. Kur’an-da: “Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen Habibim ona koruyucu olabilir misin?” buyrulur. (Furkan: 43)

    İsrafın zıddı iktisattır. İktisat, tutumluluk, her şeyde orta yolu tutmak, aşırı gitmemek, haddi aşmamak ve ölçüyü kaçırmamaktır. İktisat, var olana, ihsana ikrama şükürdür.

    İslamın apayrı bir tüketim anlayışı vardır.

    - Tüketim önce helal olan, temiz olan şeylerden yapılır. Müslüman her şeyi yiyip içemez. (Bakara: 168 – 172 + Maida: 3)

    - İslam’da yemek için yaşanmak, yaşamak için yenir.

    İsraf insani duyguları zayıflatır, toplum değerlerini alt üst eder. Toplumun geri kalmasına, kişilerin fakirleşmesine neden olur. Bu yüzden israfı düşman, silah olarak kullanır ve her alanda israfı körükler.

    Gizli emir şöyledir: “Hudutsuz lüks, baş döndürücü modalar icat edin. Çılgınca sarfiyatı teşvik edin.” (K. Yaman, İhanet Planları: 165)

    Düşünülürse, eksikliği çekilen her şey geçmişte hovardaca harcanan ve kıymeti bilinmeyen şeydir. Bizi yıllarca israflı bir hayata alıştırdılar. Hep başkaları gibi yaşamaya alıştırıldık. Bizden öncekilerin mütevazı hayatını ve sünnet üzere yaşamayı bize unutturdular. Lüksü her yere soktular, lüksün esiri olduk. İhtiyaçlarımızı biz tespit etmiyoruz. Çevremiz tespit ediyor. Etrafta kötü örnekler çok. Evlerimiz, sofralarımız, düğünlerimiz hiç inancımıza uymaz oldu. Hiçbir şeyi yerinde ve yeterince sarf etmiyoruz.

    Dinimiz, gereksiz, faydasız yerlere yapılan lüzumsuz harcamaları yasaklamıştır. Hatta hayırda bile israf yoktur. İsrafda da hiç hayır yoktur.



    Kur’an-da şöyle buyrulur:

    - “Allah, israf edenleri sevmez.” (En’am: 141)

    - “Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere saçıp savurma.” (İsra: 26)

    - “Saçıp savuranlar şeytanın dostlarıdır…” (İsra: 27)

    - “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma, sonra kaybettiklerinin hasretini çekersin.” (İsra: 29)

    - “Müminler öyle kimselerdir ki, sarf ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik ederler. İkisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan: 67)

    - “Yiyiniz, içiniz israf etmeyiniz. Allah israf edenleri sevmez.” (A’raf: 31)

    Hz. Peygamber de şöyle buyurur:

    - “İnsanlardan çoğunun aldandığı iki nimet vardır. Sıhhat ve boş vakit.” (Buhari: 12/2162)

    - “İktisada riayet eden fakirliğe düşmez.”

    - “İşlerin hayırlısı, orta yoldur.”

    - “Gümüş ve altın kaptan su içenler, karnına cehennem ateşi doldurulmuş olur.” (R. Salihin: 781)

    - “Kendisine faydası olmayan şeyi terk etmesi, insanın iyi Müslüman oluşundandır.” (R. Salihin: 67)

    İnancımıza göre her şey yerli yerince ve yeterince alınacak, kullanılacak ve yenilip içilecektir.



    b. İsraf ve Tasarruf

    Bir milleti ayakta tutan temel ilkelerden biri, o milletin ekonomik yapısıdır. Ekonomik yapısı güçlü olmayan ülkeler, ekonomik krizin doğuracağı tehlikelerle karşı karşıyadır. Bugün ekonomik krize neden olan en büyük tehlike israftır.

    İsraf, sosyo – ekonomik bir hastalıktır. Bu hastalık ekonomiyi bunalıma sürükler, ahlak buhranını arttırır, hayat pahalılığını doğurarak insanları sıkıntıya düşürür.

    Bugüne kadar sosyal bünyemizde derin yaralar açan israf konusunda köklü çözümler getirilmemiştir. Kolay üretilmeyen şeyler, hatta ithal ettiğimiz bir çok şey, hovardaca telef edilmiştir. Her biri aslında milyarlarca liranın kaybı demek olan küçümsediğimiz o kadar çok şey vardır ki, milli bünyemizi kemirmektedir.

    Bu konu, toplumumuzun temel meselelerinden biridir. Bugün yokluğunu veya sıkıntısını çektiğimiz ne kadar şey varsa araştıralım. Göreceğiz ki, biz onu mutlaka yerinde, zamanında tam olarak değerlenmemişizdir. Ve bu yüzden sıkıntıya düşmüşüzdür.

    Peygamberimiz (SAV): Tasarruf eden sıkıntı görmez, diyerek tasarrufun, tutumlu harcamanın, ölçülü tüketip, ölçülü yaşamanın insanların, ailelerin hatta toplumların güvencesi olacağını ifade etmiştir.

    Hayat nizamı olan dinimiz, tutumsuz davranışları, gereksiz her türlü harcamayı israf adı ile haram kılmıştır. Diğer taraftan cimriliğe de kaçılmadan orta yolun tutulmasını emretmiştir.

    Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de:

    “Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’raf Suresi: 31) buyurmuştur.

    Bu ayete göre insanoğlu her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın verdiklerinden yararlanacaktır. Yiyecektir. İçecektir. Her türlü ihtiyacını giderecektir. Ama hiçbir şekilde israfa kaçmayacaktır. Cimrilik yapıp kendine de başkalarına da zulmetmeyecektir. Ölçülü yiyip içecek, ihtiyacından fazlasını kullanmayacaktır. Boşa atılan, israf edilen şeyde başkalarının da hakkı olduğunu bilecektir. Mal benim değil mi, bunu ben kazanmadım mı dilediğim gibi sarf ederim diyemeyecektir. İnancımıza göre mülk Allah’ındır. Öyleyse her şeyden hakkı olduğu kadarını alacak, hak sahibinin de hakkını verecektir.

    İnandım diyen insan, yapıcı, üretici olacak, imkanları ölçüsünde hayır işlerine koşacaktır. Bir gün fakir Müslümanlardan bir kaçı peygambere gelerek:

    - Zenginler de bizim gibi oruç tutuyor, namaz kılıyor. Bu ibadetlerden onlarda sevap kazanıyor, bir de Allah yolunda harcıyorlar.

    Deyince peygamber:

    - Evet zenginlik onlara Allah’ın bir lütfu. Allah’ın lütfundan herkesin nasibini alması gerekir. Her Müslüman’ın hayır yapması da lazımdır.

    Bunun üzerine Müslümanlar tekrar:

    - Ya hayır yapacak parası yoksa? Diye sorunca Peygamberimiz:

    - O zaman çalışsın iş yapsın. Böylece hem kendine faydalı olsun, hem de başkalarına yardım etsin, buyurmuştur.



    c. Tutumlu olmak dinimizin emridir.

    İsraf dinimizin hoş görmediği işlerdendir. İslam dininde her konuda aşırılıktan kaçınılacaktır. Orta yol tutulacaktır.

    Tutumlu olmak, ölçülü davranmak İslam peygamberlerinin ve İslam büyüklerinin yaşayıp Müslümanlara tavsiye ettiği önemli bir ahlak kuralıdır. Abdest alan Müslüman, akıp giden su bile olsa, abdest alırken suyu ölçülü kullanacaktır. Mesela; oruç ibadetini yerine getiren Müslüman, Peygamberimizin ifadesiyle: “Sizden biri oruçlu iken çirkin söz söylemesin, kimse ile çekişmesin. Şayet biri kendisine sataşırsa, ben oruçluyum desin” emrine uyarak söz ve davranışlarında bile ölçü sınırlarını aşmayacaktır.

    Az yiyecek, az uyuyacak, az konuşacaktır. Tıka basa yemeyecektir, iştahı varken sofradan kalkacaktır. Bu sağlığı açısından da çok önemlidir. İslam büyüklerinden biri çok yemekten rahatsız olan oğluna iyileştikten sonra: “Eğer oğlum bu yüzden ölseydin, cenaze namazını kılmazdım” demiştir. Ayrıca bu kurala göre tembellik, miskinlik ölçüsünde gaflete dalmayacaktır. İcab ediyorsa konuşacak, dilinin belasını çekmeyecektir.

    İslam Peygamberi: “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın” derken dünya ve ahiret dengesini iyi kurmamızı, bir tarafı ihmal ederek diğer tarafa yönelmemizi hoş görmemiştir. Ayrıca: “Zaman gelecek ki, para olmadıkça ne din ne de dünya hiçbiri muhafaza edilemeyecektir.” , “Fakirlik nerdeyse küfür olayazdı.” Buyurarak ölçülü davranmanın, iktisat ve tasarrufun gereğine işaret etmiştir.

    Demek oluyor ki dinimiz, her alanda ölçülü ve tutumlu olmamızı emretmiştir. İslam’da dostluğun da düşmanlığın da sınırı vardır. Gülmenin ağlamanın da bir sınırı vardır. Sevinmemiz de üzülmemiz de ölçü dahilinde olacaktır. Yemede, içmede, konuşmada, ibadette aşırı gitmek yoktur. Hatta Allah’ın affına karşı korku ile ümit arasında olunacaktır. Ne Allah’ın rahmetinden ümit kesilecek ne de tam anlamıyla emin olunacaktır. Peygamberimiz bize aşırı gitmememizi, aşırı gidenlerin helak olduğunu bildirmiştir.

    Müslümanlar olarak elimizdeki varlık ve imkanları çok iyi değerlendirmek zorundayız. Bu Allah’ın emridir. Gücümüzü, hayatımızı, zamanımızı yani sahip olduğumuz maddi manevi her şeyi ölçülü kullanmalıyız. Çünkü bu hayatın sonunda bize verilen şeyleri nerede, nasıl değerlendirdiğimiz bize sorulacaktır.

    Bu konudaki İlâhi emirler şöyledir:

    “Allah ürün verdiği zaman o üründen yiyin, devşirildiği ve biçildiği gün de hakkını verin. İsraf etmeyin çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (En’am Suresi: 141)

    Hz. Peygamber: “Muhakkak Allah kuluna verdiği nimetinin eserini onun üzerinde görmekten hoşlanır.” (R. Salihin: II/806)

    “Allah sizin için malı sebepsiz ve lüzumsuz yerlerde harcamayı kerih görür.” (Buhari c.7/292) buyurur.

    Fert ve toplum hayatındaki zaman zaman görülen huzursuzlukların temelinde israf yatar. Bir çokları bunun farkında değildir. Sıkıntılarının sebeplerini başka yerlerde ararlar. Halbuki biraz yakından bakılırsa, o ani sıkıntıya yol açan sebebin; ya lüzumsuz sarf edilmiş bir söz, ya plansız yapılan bir iş ya da zamansız başlamış bir teşebbüsün olduğunun farkına varır.

    Deniz suyundan bile abdest alınırken israf etmemeyi öğütleyen yüce dinimiz, bu hastalığa on dört asır önce koyduğu teşhisin hikmetini çok iyi kavramak ve giyimde – kuşamda, yemekte – içmekte, istirahatta çalışmakta ve boş zamanların değerlendirilmesinde israftan kaçınmaya çok dikkat etmek gerekir.

    “Ey İnsanlar! Camiye güzel elbiselerinizi giyerek gidin, yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Araf Suresi: 31)

    “Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin…” (Nisa Suresi: 6)

    “Onlar (mü’minler) sarf ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan Suresi: 67)

    “Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver, elindekileri saçıp savurma! Saçıp savuranlar şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.” (İsra suresi: 26 – 27)

    “Elini boynuna bağlayıp cimri olma. Büsbütün de açıp tutumsuz olma. Yoksa pişman olur açıkta kalırsın.” (İsra: 29)

    Bu ayetlerle Müslüman’ın hayatının sınırları çizilmiştir. Buna göre sorumsuz, bencil bir hayat yaşamayacaktır. Yaşadığı zamanı, gelecek zamanla beraber, kendi yakınları ile beraber gelecek nesilleri bir arada düşünecektir.

    Dengeli ve düzenli bir hayat yaşamak dinimizin temel prensibidir. Yoksa Allah: “Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice kasabaları yok etmişizdir.” (Kasas suresi: 58) buyurduğu gibi verdiği nimetlerin kadrini bilmeyen ve yerinde kullanmayanları cezalandıracaktır.



    d. Tasarruf eden sıkıntı görmez.

    İsraftan kaçınarak tasarruf etmek dinimizin kesin emridir. İslam Peygamberi: “Tasarruf eden sıkıntı görmez” buyurarak bugünkü ekonominin temel prensibini belirlemiştir. (Ramuz el – Ehadis: 174/7)

    Bir insanın borçlu, muhtaç duruma düşmemesi, harcamalarında iktisatlı hareket etmesine ve tasarruf sahibi olmasına bağlıdır. İnsan ölçülü harcarsa ancak o zaman şeref ve haysiyetini korur. Peygamberimiz: “Malın bir kısmını kendin için tut. Bu senin için daha hayırlıdır. İktisat ve tutuma riayet edeni Allah zengin kılar. İsraf ve sefahate dalanı da fakir kılar. İktisada riayet eden yoksulluk görmez, her işinizde iktisat yolunu tutunuz” buyurmuştur.

    Dinimiz tasarruf ederken cimriliğe kaçınılmamasını emrederken, cimri olmamak için de cömertliğin sınırını aşmamamızı emretmiştir. Yani ne cimri ne de müsrif, ikisinin arasında olunacaktır. Buna uymayan cimri, sahip olduğu şeyden ne kendi faydalanabilir, ne de başkalarına faydası dokunur. O bir müddet bekçilik yapmış olur. Müsrif de yerinde harcamadığı için fakir düşebilir. O zaman kendini, şerefini ve dinini de koruyamaz.

    Dikkat edilecek bir husus da milli çıkarlarımız açısından bizde varolanı, o yüzden karın doyuranı umursamadan işin kolayına kaçarak ithal yoluna gitmektir. Yani yerli malı varken yabancı malı kullanmaktır. Bu hem insan hem de emek israfıdır. İşsizliği, fakirliği arttıracak bir yoldur.

    Atalarımız: “Ayağını yorganına göre uzat” demişlerdir. Evlerde hanımlara büyük görevler düşüyor.

    İnsanımız da tüketme hastalığı var. Gösterişe düşkün… israf modasına karşı iktisat modası başlatılmalıdır. Reklama kanılıyor, cazibeye kapılıp, yok kampanya yok ucuzluk derken ihtiyaç dışı mal alınıyor. Hele ödeme birkaç ay sonra başlıyorsa vadede uzunsa, bedava sanıyoruz. Bir de kredi kartı ile alışveriş yapılıyorsa, ihtiyaç dışı şeyler alınıyor.

    Eskiden insanımız daha iktisatlıydı. Bir çok yiyeceğini kendi yapardı. (Tarhana, bulgur, salça vs.) Giyeceğini kendisi hazırlardı; dikerdi örerdi. Ekmek israf edilmez yumurtalı yapılırdı, çorbaya konurdu. İnsanımız bir şeyini atmazdı başka şeye dönüştürürdü.

    Büyüklerimiz sünnet üzerine yaşardı. Sünnette istekler, arzular değil ihtiyaçlar asıldır.

    Efendimiz Hazretleri sabah namazından sonra evine geldiklerinde sorarlarmış:

    - Ya Aişe, kahvaltılık bir şey var mı?

    Cevap bazen çok ibretli:

    - Hayır ya Resulallah, şu ana kadar Rabbim bir rızık lütfetmedi!

    Efendimizin cevabı bir başka ibret örneği:

    - Öyle ise ben de bugün oruca niyet ediyorum!

    Evet, Kainatın Efendisi yokluk karşısında böyle bir sabır örneği verir, sıkıntıyı sevimli bir sonuca böyle götürür, oruç ibadetine çevirir…

    Benzeri bir olayı da Hazret –i Mevlana’da görmekteyiz. Sabah namazından evine dönünce sorar:

    - Ne var soframızda hanımefendi?

    Cevap Aişe validemizinkine benzeyen şekilde:

    - Şu anda bir şey mevcut değil efendi.

    Mevlana’nın anlayışı da aynı:

    - Desene bugün evimiz peygamber evine benziyor, Resulüllah’ın sünnetini hatırlatıyor. Öyle ise ben de bugün oruca niyet ediyorum!..

    Burada Efendimizin bir hatırlatması bizi düşündürmektedir. Buyurur ki:

    - Ahir zamanda aile reisinin felaketi, karısı ve çocukları yüzünden olur.

    - Nasıl olur, karısı, çocuğu insanın felaketine sebep olurlar mı? Derler.

    - Evet olurlar, buyurur. Helal rızkla fuzuli isteklerini karşılayamaz, bu defa harama yönelir. Halbuki lüzumsuz şeyleri istemeseler helal kazançları yetecektir. Gereksiz şeyleri ihtiyaç haline getirip de isteyince aile reisi bu defa bunları karşılamak için harama da başvurur, böylece felaket söz konusu olur.

    Çörçil anılarında, “Yamalı siyah pantolonumla çok rahat ederdim.. Hanım pantolona içeriden yama yapmıştı. Bu pantolonla yıllarca idare ettim” der.

    Osmanlı İmparatorluğu döneminde edebiyatımızın anıt isimlerinden rahmetli Abdülhak Hamit’in Londra’nın en iyi giyinen diplomatı olduğu ifade edilir.

    1900’lerin başında Osmanlı İmparatorluğu ekonomik ve siyasi çıkmazda iken, düyuni umumiye gırtlağımıza basarken, bir çok Osmanlı paşası alıştığı safahati sürdürmüştür. Osmanlıların kurduğu sağlam sosyal düzeni, sadece israf yıkabilirdi…

    Gelir dağılımının bozuk olduğu toplumlarda veya harp sırasında israf da artar. Gelir dağılımı bozulursa herkes alamadığı için, alanların gösteriş amaçlı lüks tüketimi artar. Harp sırasında spekülatif faaliyetler yaygınlaşır. Yeni zenginler türer. Onun içindir ki, gelir dağılımının bozuk olup olmadığını “vitrinlere bakarak” anlayabiliriz.

    İsrafın görünmeyen tarafı, yani psikolojik tahribatı, görünenden fazladır. İsrafla ekonomide verimlilik düşer, etkinlik azalır.. Ama aynı zamanda sosyal yapıda çatlama meydana çıkar.. Ahlak bozulur.. Sosyal sınıflar arasında bir sürtüşme oluşur.

    Dikkat edersek, batmayan işadamları daima israfa karşı olanlardır. Bu gibiler, çalışanlara da örnek olur. Vehbi Koç’un tutumlu davranışı, israfla mücadelesi iyi bir örnek teşkil etmektedir.

    Devlet için de aynı örnek geçerlidir. Bugün, devlette araba ve sosyal tesisler israf noktasına geçmiştir.

    Netice olarak, yakın tarihi de göz önünde tutarak, yönetenlerin israftan kaçınması, toplum için vazgeçilmez bir kural olmalıdır.

    Yerli malı haftasında vatandaşları yerli malı kullanmaya teşvik ederken yetkililerin ithal yoluna gitmesi doğru değildir. Bu düşmanı beslemek demektir. İlerde ödediğimiz her kuruşumuz bize sıkılan kurşun olabilir. Diğer bir yönü de dışa bağımlılık demektir.



    e. Cimri olan helak olur:

    Cimrilik, en kötü huylar arasında sayılmıştır. Çünkü Allah, her şeyi insanlığın istifadesine sunmuştur. Verdiği nimetlerden yararlanılmasını ve yararlandırılmasını ister.

    Peygamberimiz: “En hayırlınız, insanlara en çok faydalı olanınızdır” buyurmuştur. Başka bir hadislerinde de “Cimrilikten korununuz, o sizden evvel nicelerini helak etmiştir; onları kan dökmeye, haramı helal görmeye sevk etmiştir” diyerek cimriliğe düşenin helak olacağını haber vermiştir.

    Toplumda herkesin varlığı ölçüsünde sorumluluğu vardır. Cimriliği yasaklayan dinimiz, tasarrufla beraber cömertliği emretmiştir. Zengin olsun fakir olsun her Müslüman Allah rızası için bir şeyler vermekle emredilmiştir. Zengin zekat verirken, fakir de başkalarına ikramda bulunacak, az da olsa sadaka vererek kendini ateşten koruyacaktır.

    Müslüman’ım diyenlerin şu ayet ve hadisleri dikkatle okuması gerekir. Buhari’de nakledilen hadisler:

    - “Komşusu açken tok yatan olgun Müslüman değildir.”

    - “Allah için harca, sayma, sana da sayı ile verilir. Malını stoklama, senin rızkın da kapanır, hapsolur.”

    - “Kesenin ağzını bağlama, senin rızkın da bağlanır.”

    Yıllarca Peygambere hizmet etmiş olan Hz. Enes şöyle bir olay anlatmıştır:

    “Uhut savaşında bizden şehit düşen birinin açlıktan dolayı karnına taş bağladığı görüldü. Annesi yüzündeki toprakları silerek: “Yavrucuğum, ne mutlu sana, cennete gireceksin” dedi. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: “Ne biliyorsun? Belki o kendisini ilgilendirmeyen hususlarda konuşan ve malından vermesi gerekeni vermeyen biridir.”

    Bu konudaki ayetlerden bazılara da şunlardır:

    “Kendini cimrilikten koruyan kimse kurtuluşa ermiştir.” (Teğabün: 16)

    “Kim hırs ve cimrilikten korunursa muratlarına erenler onların ta kendileridir.” (Haşr: 9)

    “Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz.” (Al –i imran: 92)

    “Allah’ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Bilakis bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır.” (Al –i imran: 180)

    “Altın ve gümüşü biriktirip, Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele.” (Tevbe: 34)

    Kur’an-da:

    “Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma sonra kınanır, kaybettiklerinin hasretini, sıkıntısını çeker durursun.” (İsra: 29) şeklinde uyarı vardır.

    İktisadın ölçüsü israf etmemektir. İktisatlı adam, mal ve mülkün Allah’ın nimeti olduğunu bilir, nimeti israf etmez. Cimri ise, kendi çabasıyla mal ve mülk sahibi olduğunu sanarak nimeti ihsan eden Allah’ı düşünmez. Bununla birlikte bu iki kavram hem birbirine çok yakın, hem de birbirine çok uzaktır. İktisatlı adam, cimrilik çizgisine yaklaşmamaya dikkat etmelidir.

    Çünkü Allah cimrileri sevmez.

    “Resuli ekrem (s.a.v.) buyurdu ki:

    - Şeytan, askerlerinin en şiddetli ve en kuvvetlisini, malıyla iyilik yapanlar üzerine gönderir.”

    * * *

    Görüldüğü gibi şeytan insanı cimrileştirmek için, olanca gücüyle çalışmaktadır. Onda öyle bir mal – mülk sevgisi, servet hırsı uyandırır ki, insan kıyıp da malını Allah yolunda harcayamaz. Servetiyle, hayır ve hasenatta bulunamaz.

    Bir başka hadiste de:

    - Cimrilikten sakınınız.

    Çünkü cimrilik, sizden öncekileri helak etti.

    Onları birbirinin kanlarını akıtmaya, haramları irtikap etmeye sevk etti, buyrulmuştur.



    Hazreti Ebu Bekir’s – Sıddıyk (ra) buyurdular ki: Cimri bir kimse yedi şeyden kurtulamaz:

    1. Ya ölür; malını Allah’ın emrinin hilafına dağıtan bir kimse ona varis olur,

    2. Yahut Allahü Teala, zalim bir emiri musallat eder kendisini zelil ettikten sonra malını gaspeder,

    3. Veya şehveti kendisini heyecanlandırır, malını ifsad eder.

    4. Yahut kendisinde harap bir yerde bir bina yapmak veya imar etmek için bir görüş belirir, elindeki mal orada yok olup gider.

    5. Veya dünya musibetlerinden birine gark olmak, yanmak veya malı çalınmak gibi felakete uğrar, mahvolur gider.

    6. Yahut, daimi bir illete mübtela olur, malını hastalığının tedavisinde kullanır.

    7. Ya da malını bir yere gömer, yerini unutur. Arayıp bulamaz.

    İsrafla cimrilik arasında orta yol tutulmalıdır.

    Hz. Peygamber: “Her şeyin hayırlısı orta yollu olanıdır” buyurur. İfrat ve tefriti doğru bulamaz. Ölçülü olmayı tavsiye eder.

    - “Kıyamet gününde insan, şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz: Ömrünü nerede ve ne suretle harcadığından, yaptığı işleri ne maksatla yaptığından, malını nereden kazandığından ve nerelere sarf ettiğinden, vücudunu, sıhhatini nerede ve ne suretle yıprattığından.” (Riyazü’s – Salihin, c. 1, Hadis No: 410)

    - “Onlar ki, harcadıkları vakit ne israf, ne de sıkılık yapmazlar. (Harcamalarında) ikisinin arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan: 67)

    “Bir de akrabaya yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere saçıp savurma. Zira böylesine saçıp savuranlar, şeytanların dostudurlar…” (İsra: 26 – 27)

    “Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma…” (İsra: 29)

    Firavun’u kötülerken (O, israf edenlerden idi) buyuruyor. Hz. Lüt’un kavmini de, (Siz, israf eden kavimsiniz!) diye kötülüyor. (43/5)

    “Birine ölüm gelip de: “Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam” diyeceği zaman gelmeden önce verdiğimiz rızıklardan sarfedin.” (Münafıkun: 10)

    Kalem Suresinde anlatıldığına göre Sakf kabilesinden Müslüman bir zatın üzüm, hurma ve ekin bahçesi vardı. Bu kişi mahsul toplama zamanında fakirlere de hatırı sayılır hisse ayırır, bahçe ürünlerinden onlara da verirdi. O vefat edince oğulları nüfusumuz kalabalık, mal da az babam gibi fakirlere bir şeyler veremeyiz diyerek babalarının fakirlere pay ayırma adetinden vazgeçerek, fakirler görmesin deyip erkenden mahsulü toplamak için yola çıktılar. Vardıklarında bahçelerini harap olmuş şekli ile görünce yanlış geldiklerini zannettiler. Halbuki yanlış gelmemişler, yanlış düşünmüşlerdi.



    f. Ekmek israfı:

    Dünyada milyonlarca insan açlık tehlikesi ile karşı karşıya iken biz ekmek israf ediyoruz.



    Ekmek nimettir:

    Dinimizin emir ve tavsiyelerine rağmen, sebebini ancak inanç zayıflığına bağlayabileceğimiz israfa dönük hayat tarzımız, her gün maddi değerle ölçülemeyecek kayba neden olmaktadır.

    Artan nüfusumuz karşısında en büyük ihtiyaç ve önemli besin maddesi olan ekmeğin israfı, ekonomimizin büyük ölçüde zarara uğramasına neden olmaktadır. Bir yandan afyon, tütün, pamuk ve pancar gibi ürünlerin ekimi teşvik edilip önem verilirken haliyle tahıl ekimi azalmaktadır. Bu durum karşısında bir de israf söz konusu olunca korkarım ki, pek yakında insanımızın değil hayvanların bile beslenmesi büyük problem olacaktır. Zaten ülkemizde ihtiyacımıza oranla hububat açığı vardır. Biz de israfı önleyici tedbirler almazsak bu açık artacaktır.

    Halbuki, ekicimiz, satıcımız, tüketicimizle millet olarak israfın önüne geçilse o zaman kendi ihtiyacımızı karşıladıktan sonra tahıl ürünlerimizi ihraç edip gelir sağlayabiliriz.

    Hastane, okul, askeriye, işyerleri, lokantalardan arabalar dolusu çöplüğe atılarak telef edilen ekmek miktarı gün geçtikçe astronomik rakamlara ulaşmaktadır. Bu durum ise milli ekonomimizin geleceği açısından son derece düşündürücüdür.

    Söz buraya gelmişken bu konuda birkaç gazete haberine bakalım:

    “Yurdumuzun üç büyük ili olan İstanbul, İzmir, Ankara’da bir yılda 13 milyon lira değerinde ekmeğin çöpe atıldığı tespit edilmiştir. Üç ilimizde yılda 14 milyon 821 bin 460 kilogram buğday karşılığı ekmeğin israf edildiği açıklanmıştır.” (5/10/1969, Tercüman.)

    Milli Prodüktivite merkezince üç ilde yapılan tespite göre İstanbul’da 23141 kg. buğdaya tekabül eden ekmek atılmaktadır. Ankara’da ise günde 16108 kg. buğdaya, İstanbul’da günde 23 ton ekmeğin israf edildiği İzmir’de 3328 kg. buğdaya, eşit olan ekmeğin israf edildiği bildirilmiştir. (2/22/1971, Tercüman Gazetesi.)

    Bakınız şair ne güzel söylemiş:

    “Fazla bir kaşık yemek, fazla ekmek bir lokma;

    Bir fakirin hakkıdır, sakın ağzına sokma,

    Doyacağın kadar al, nimete saygılı ol;

    İsraf etmezsen rızkı, muhtaç olmazsın korkma.”

    Ekmek bugün çöpe giden nimet haline gelmiştir.

    “Türkiye’de üretilen 5 ekmekten biri çöpe gidiyor. İstanbul’da her gün çöpe atılan ekmek sayısı 1 milyon. Ankara’da 140 bin adet.” (7/5/1999 Sağduyu Gazetesi.) Yani İstanbul’da üretilen ekmeğin % 25’i israf ediliyor. Ekmeğin yeri çöplük değildir.

    Eskiden: “Ekmek ve tuz hakkı için” denirdi. Yolda orada burada ekmek parçası görülse yüksek bir yere öpülerek besmele çekilerek konurdu.

    Şimdi ekmekle ağız siliniyor, ekmek atılıyor, çiğneniyor, kimsenin umurunda değil.

    Ürkütücü bir haber:

    - “Ekmekteki israf, IMF’den alınan kredi kadar.” (30/08/2004, Türkiye)

    “Ekmek israfı, yılda bir milyar lira zarara sebep oluyor.” (18/08/1976, Bayrak Gazetesi.)

    “Türkiye’de her yıl heder edilen ekmek karşılığı para ile Türkiye’de her yıl rahatlıkla 25 fabrika kurulabileceği bildirilmiştir.” (25/01/1977, Bayrak Gazetesi.)

    “Yılda 28 milyar liralık ekmeği çöpe atıyoruz. Ekmek israfı daha çok büyük şehirlerde oluyor. Sadece İstanbul’da 570 milyon liralık ekmek ziyan ediliyor. Yıllık buğday kaybımızın ise bir buçuk milyon ton civarında olduğu tahmin ediliyor.” (11/10/1982, Tercüman Gazetesi.)

    Unutmayalım. Bir zamanlar bu ülkede ekmek sıkıntısı çekmiş, ekmek kuyrukları görülmüş, karnelerle evde ağlayan çocuklara bir parça ekmek götürebilmek için bugünkü yaşlılarımız neler çekmişlerdir. Ekmeği çöplüğe atanlara, yemekten sonra ağzını, elini silerek atanlara bunu anlatmalıyız.

    Bu ülkede aslında ekmek israfı olmamalı. Veya yok denecek kadar az olmalıdır. Vatanını milletini seven herkes harekete geçmelidir. Devlet bu işin üzerine eğilmeli, basın organları yardımcı olmalıdır. Ne yapıldığı, zararın ne ölçüde olduğu insanımıza anlatılmalıdır.



    g. Elimizdeki nimetin kıymetini bilelim:

    Nice güçlüklerle elde ettiğimiz nimetin kıymetini bilmiyoruz. Elimizdeki nimetin kıymetini bilelim. Şuanda ülkemiz beslenme konusunda kendine yeterli olabilin ülkeler arasındadır. Bu bakımdan şanslıyız.

    Bugün nice ülkeler var ki açlık tehlikesi içindedir, bir çok insan açlıktan ölmektedir. Bazı ülkelerde ise beslenme yetersizliği büyük boyutlara ulaşmıştır. Bu ülkelerde de sonuç açlık olacaktır. Şuanda denilebilir ki, kıymet bilmeme ve ölçülü kullanmama sonucu dünya nüfusunun dörtte biri açlık tehlikesi ile karşı karşıyadır.

    Bu durumda insanlığa büyük görevler düşmektedir. İlk görev, elimizdeki nimetin kıymetini bilmektir. Çünkü bugün gelişmiş ülkelerdeki çöplüğe atılan ekmek ve gıda maddeleri şuanda açlıktan ölenlerin on beş katı insanı besleyebilecek miktardadır.

    Her şeyin bir lokma ekmek için yapıldığı günümüzde nice emek ve zahmetlere katlanarak soframıza kadar getirdiğimiz ekmek için saygılı olmamız gerekmez mi? Ekmek bizim için en başta gelen besin maddesidir. Bu bakımdan ekmeğin kıymetini bilmemek nankörlük olur. Ekmek, ayaklar altında çiğnenerek, çöplüğe atılacak bir nimet değildir. Bugüne kadar büyüklerimiz sofra altına dökülen kırıntıları süpürge ile süpürmemiş, yerde gördükleri ekmek parçalarını çiğnenmeyecek yerlere kaldırmışlar, düşürdükleri zaman da öpüp yerine koymuşlardır

    Araştırmacı Yazar
    Mustafa ÖSELMİŞ

    alıntı

    https://www.main-board.com/ayet-hadis-ve-dini-bilgiler/761432-musluman-israf-etmez-tasarruf-eder-2-a.html#post5091115
0 0 0