1. Türkiye‘de yaşayan her bireyin sağlık hizmetlerinden herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmadan eşit ve ücretsiz olarak yararlanması sağlanmalıdır.
2. Bireysel sağlık hakkının korunması, geliştirilmesi kamunun sorumluluğunda olmalıdır. Kamu, sağlık hakkını toplumsal ortak çıkarların yansıması olarak herkesin gereksinimleri ölçüsünde güvence altına almalıdır. Sağlık hizmetleri için piyasa koşulları kabul edilemez.
3. Türkiye‘de toplumsal sınıflar arasında derin çelişkiler yaratılmıştır. Özelleştirme ve aile hekimliği bu çelişkileri daha derinleştirebilir. Bu anlamda eşitlikçi, sosyal/siyasal ve ekonomik dönüşümler zorunluluktur.
4. Türkiye‘ de sağlık hizmetleri için ayrılan paylar yetersizdir. Bu oranlar WHO‘nun önerileri doğrultusunda en az %5 ve %10 yükseltilmelidir.
5. Devlet elindeki kaynakları özel sektöre ve askeri harcamalara aktarmak yerine sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi için kullanmalıdır.
6. Sağlık hizmetlerinde görevli olanlar, hastahanelerdeki personel ve yönetim branşıyla ilgili eğitim almış yetkin kişilerden oluşmalıdır. Siyasal kadrolaşma ve yönetim terk edilmelidir.
7. Sağlık emekçilerinin örgütlenmelerinin önündeki engeller kaldırılmalı, hizmet üreten ve finanse eden kurumların her düzeyinde eşit şekilde temsil edilmelidir. Keyfi sürgünlere son verilmelidir.
8. Koruyucu sağlık ilkesini benimseyen birinci basamak sağlık hizmetlerini düzenleyen 224 Sayılı Sosyalleştirme Yasası‘nın önündeki engeller kaldırılarak, uygulamalara ağırlık verilmelidir.
9. Hastaneler, birinci basamak sağlık kurumlarına eğitim ve danışmanlık hizmetleri veren, araştırmalar yapan kurumlar olmalıdır.
10. Göz altına alınmalarla ilgili adli raporlar olmak üzere adli hizmetlerde hekimin bağımsızlığı sağlanmalıdır.
11. OHAL Bölgesi‘nde ayrım yapılmaksızın yeterli sağlık hizmetinin verilmesi sağlanmalıdır
12. Üniversitelerden hastahanelere kadar sağlık personelinin tam gün çalışma prensibi kabul edilmelidir.
13. Yerel yönetimler toplumsal sağlığın korunması ve geliştirilmesi konusunda gerekli altyapı tedbirlerini sağlamalı ve işleyiş devlet ve sivil toplum kuruluşları tarafından denetlenmelidir.
14. İnsan sağlığını tehdit eden kimyasal atıklar ve yatırımlar durdurulmalı gerekli denetim ve izleme mekanizmaları sağlanmalıdır.
15. En köklü çözüm önerisi, gerek makro gerekse mikro düzeylerde, demokrasinin tüm kanallarının oluşturulması, korunması ve geliştirilmesidir. Sağlık hizmetleri halkın katılım süreci içinde gerçekleştirilmelidir.
EĞİTİM
GİRİŞ
Eğitim kişinin zihinsel, bedensel, duygusal ve toplumsal yeteneklerinin, davranışlarının istenilen doğrultuda geliştirilmesi ya da ona bir takım amaçlara dönük yeni yetenekler, davranışlar ve bilgilerin kazandırılması yolundaki çalışmaların tümüdür. Bu nedenlerle eğitim, bir ülkenin geleceğinin temel taşlarının en önemlisidir. Gelişmekte olan ülkeler için temel sorun, eğitimde kendi ulusal norm ve standartlarını yaratabilmektir.
Türkiye, cumhuriyet dönemiyle birlikte kendi ulusal eğitim modelini oluşturmaya çalışmış ve önemli başarılar kazanmış, ancak ana dilde eğitim politikası benimsenmediğinden eğitim modeli süreç içinde çıkmazlara girmiştir. Bu anti-demokratik tarzın düzeltilmesi gerekirken aksine 50‘li yıllarla birlikte başlayan dışa açılma politikaları ve içte gericiliğe verilen tavizlerle birlikte yürüyen emperyalizme teslimiyet, eğitimi bilimsel ve demokratik içeriğinden uzaklaştırarak, cumhuriyetin kuruluş felsefesine de aykırı bir şekilde 12 Eylülle birlikte uygulama şansı bulduğu ırkçı ve islamcı bir temele dayandırılarak hakim kılınmaya çalışılmıştır. Türk İslam sentezi diye ileri sürülen bu gerici ve ırkçı düşünceler, eğitim sistemimizin temelini oluşturmuş, demokratik ve yurtsever görüşlere sahip eğitim kadroları da baskı altına alınarak, birçoğu bu alanlardan çıkarılmış ya da uzaklaşmak zorunda bırakılmışlardır. Eğitim sistemini bugün yöneten kadrolar büyük oranlarda bu görüşlere sahip kadrolardır. Bugünkü haliyle sürdürülmeye çalışılan eğitim, ilgili alan ve kurumlarda birbirini anlamaktan uzak, ülkesine ve halkına yabancı, insani ve toplumsal değerlerden uzak, bireyci ve teslimiyetçi bir insan tipi yaratmaya yöneliktir. Yeni dünya düzeninin ekonomide yarattığı problemleri aşabilmek için, devlet her geçen gün kendine yük olarak gördüğü sosyal kazanımları geri almaya çalışmakta ekonomide olduğu gibi eğitimde de giderek daha fazla özelleştirmeye gitmektedir. Ticari bir meta haline dönüşmeye başlayan eğitim, giderek sadece varlıklı sınıfların yararlanabileceği bir hale gelmektedir.
Devletin temel görevlerinden biri olarak eğitimde yaşanan bu süreçte, diğer taraftan dinci siyasal güçlerin alternatif yapılar oluşturarak, bilimsel anlayışlardan yoksun, demokrasi karşıtı şeriatçı bir gençlik yaratılmasına da destek olunmuştur. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri‘nde yaşanan savaş ve bu savaşın kurumsallaştırdığı yapılar zaten yetersiz ve anti-demokratik olan eğitim sistemini tamamen işlemez hale getirmiştir. Anadillerinde eğitim edinme hakkından yoksun bırakılmanın yanı sıra savaş ortamının yarattığı özel durum nedeniyle kapatılan okulların yanı sıra mevcut alanlardaki yetersiz eğitim olanakları nedeniyle de insanların eğitimden eşit faydalanma hakları ellerinden alınmış durumdadır. Zorunlu göçün yarattığı ekonomik, sosyal ve psikolojik çöküntü kendini eğitim alanında da göstermektedir. Bir yandan sürgünler diğer yandan eğitim emekçilerini de hedef alan faili meçhul cinayetlerle bölgede durum giderek çözümsüz kılınmıştır. Eğitim sorununda bugün yaşananlar, anlatılıp tarif edilme boyutunu tamamen aşarak doğrudan her ailenin yaşayıp tanıdığı bir toplumsal gerçek halini almıştır.
EĞİTİMİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI
Demokrasi gerçek anlamını ancak özgür yurttaşların bilincinde bulur ve gelişir. Çağdaş anlamda eğitimin amacı, bilimsel düşünme yetisine sahip, sorgulayıcı, araştırıcı, yaratıcı ve özgür düşünüp karar verebilme bilincine erişmiş bireyler yetiştirmek ve bu taban üzerinde toplumsal gelişmeyi sağlamaktır. Totaliter yöntemlerle yönetilen toplumlarda ise eğitim özgür yurttaşlar yerine otoriteye ve onun temsil ettiği ideolojiyi sorgulamadan kabul eden tek tip bir toplum oluşturmaya yönelir. Bu nedenle eğitim, temel eğitimden yüksek öğrenime, ana okullarından meslek edinme ve geliştirme eğitimlerine kadar yaşamın her alanında bir bütün olarak ele alınmalıdır. Eğitim ve öğrenim hakkı dil, din ve ırk farkı gözetilmeksizin temel yurttaşlık hakkıdır. Bu temel hakkın kullanılması için eğitim alanı, laik, bilimsel ve demokratik düşünceler ışığında, ülkenin ve halkın çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.
ÖNERİLER
Bu düşünceler ışığında;
- Eğitim ve öğrenimin her kademesi 22 yaşına kadar, hiçbir ayrıcalık gözetilmeden devlet tarafından parasız olarak sağlanmalıdır.
- Türk-İslam ve her türlü gerici görüşler terk edilerek, bu anlayışın tüm tortuları ve kadroları eğitim alanından derhal uzaklaştırılmalıdır.
- Devlet dini eğitimin tarafı olamaz. Devlet himayesinde dini eğitim veren bütün okul, kurs vb. kurumlar kapatılmalıdır. Din dersleri eğitim programı içinde sosyolojik bakış açısı ile bilimsel bir çerçevede Dinler Tarihi ve Felsefesi öğretimi şeklinde seçmeli olarak verilmelidir.
- Yurttaşlığın gerçek anlamını ve içeriğini gençlere kavratacak Yurttaşlık Bilgisi, İnsan Hakları ve Özgürlükleri vb. ders olarak uygun bir şekilde işlenmelidir.
- Eğitim programlarında çocuk, çevresini ve toplumu tanımaya yönlendirilmeli, özgür bir kişilik bilinci verilmelidir. Özellikle kimsesiz, yoksul çocukların, tutuklu ve hükümlülerin çocuklarının eğitiminde çıkabilecek problemler devlet kontrolü altında giderilmeli ve yardımcı olunmalıdır.
- Orta öğretimde öğrencileri yeteneklerine göre yönlendirebilecek eğitimli, uygun nitelik ve nicelikte danışman ve rehberlik kadroları açılmalıdır. Mesleki- teknik ve yüksek öğrenime yönelik olarak ikili yapı geliştirilerek yeniden düzenlenmelidir.
- Eğitim programlarının hazırlanması MEB‘in tekelinden çıkarılarak, üniversitelere ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlara bırakılmalıdır. Tespit edilen plan ve programlar MEB tarafından uygulanmalı ve demokratik kurumların denetimine açık olmalıdır.
- Eğitim kadrolarının ekonomik sorunları insanca yaşayabilecekleri ve hak ettikleri seviyede çözülerek, zamanlarını tamamen eğitime vermelerinin koşulları yaratılmalıdır. Bilimsel yayınları izleme ve meslekte gelişmeye dönük kurslar devlet tarafından desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.
- Gençlerin ve eğitim kadrolarının demokratik bir hak olarak örgütlenme ve kendini ifade etmelerinin önündeki tüm engeller ve kısıtlayıcı uygulamalar kaldırılmalı ve bu hakların kullanılması yasalarla güvence altına alınmalıdır. Bu demokratik ve örgütlü yapıların eğitim alanında söz hakları olmalıdır. Özellikle gençleri potansiyel suçlu olarak gören anlayışlar terk edilmeli, gençliğin onurunu kırıcı baskılara son verilerek, güvenlik güçlerinin eğitime müdahalesi önlenmeli ve özel güvenlik birimleri de kaldırılmalıdır.
- Ülke kaynakları akılcı kullanılarak, eğitime en büyük pay ayrılmalıdır. Savaşa, vakıf okullarına ve Diyanet kurumlarına ayrılan paylar eğitime aktarılmalıdır.
- Herkesin anadilini geliştirme ve anadilinde eğitim yapma hakkının fiilen gerçekleştirilmesi için gerekli tüm tedbirler alınmalıdır.
- Eğitim amacı gütmeyen ve birer ticari kuruluş haline gelmiş olan özel dershaneler ve okullar kapatılmalıdır. Devlet, okullarda eğitim ve öğretim seviyesini ve kalitesini yükselterek toplumun özel okul ve dershanelere olan gereksinimini ortadan kaldırmayı amaçlamalıdır.
- Yabancı dilde eğitime son verilmeli, dil öğretiminin daha uygun koşulları yaratılarak geliştirilmelidir.
- Ailenin eğitiminden başlayarak, eğitim alanında çocuğun kişiliğinin özgürce gelişmesini engelleyen otoriter disiplin anlayışı terk edilerek, her türlü onur kırıcı davranışa son verilmelidir. Görsel medyanın çocuk psikolojisine yaptığı olumsuz etkiler göz önüne alınarak, şiddet içeren ve toplumsal ahlaki değerlere aykırı yayınlar yasaklanmalıdır.
- Ülkede var olan eğitim eşitsizliklerinin kaldırılması için özellikle bu bölgelere öncelik verilerek daha fazla eğitim olanakları devlet tarafından sağlanmalıdır.
- Bugünkü yapısıyla Yüksek Öğrenim Kurumu kaldırılarak, özerk ve demokratik bir üniversite yasası hazırlanmalıdır.
- Özellikle yüksek öğrenim gençliğinin sosyal gereksinimleri ücretsiz olarak karşılanmalıdır. Üniversite harçları, eğitime katkı payı, yardım gibi eğitime ayrıca kaynak yaratma uygulamaları kaldırılmalıdır.
- Ülke geleceğinde önemli bir rol oynayan üniversitelerin bilimsel, toplumsal, siyasal ve kültürel alanlardaki araştırma, geliştirme, tartışma, bilimsel ve toplumsal üretim merkez ve platformu haline dönüşmesinin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
- Üniversitedeki döner sermaye sistemi kaldırılarak, üniversite, sanayi, meslek örgütleri ve diğer bilimsel kurumlar arasındaki işbirliğini geliştirecek yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Üniversitelerin ticari kurumlar haline gelmesi önlenmeli ve uygulanmakta olan her türlü özelleştirme girişimine son verilmelidir.
- Üniversiteler toplumsal gereksinimlere göre gerekli altyapısı hazırlanarak açılmalı, tamamen politik amaçlarla altyapısı oluşturulmadan yeni üniversite açılmasına son verilmelidir.
- Üniversiteler arasındaki altyapı eşitsizliği bölgesel ayrım yapılmaksızın giderilmelidir. Üniversiteye giriş sınavları ortadan kaldırılarak üniversiteye erişim herkes için eşit kılınmalıdır.
- Eğitim sistemi, öğrencilerin yetenek ve becerilerini açığa çıkarıcı ve geliştirici bir biçimde düzenlenmelidir.
BASIN ve YAYIN ÖZGÜRLÜĞÜ
1. Basın ve yayın özgürlüğü;
a) Düşünceyi ifade özgürlüğü,
b) Bilgi ve düşünceyi araştırma, elde etme ve yayma hakkından kaynaklanır, ve
c) Katılımcı demokrasinin en temel unsurlarındandır.
2. Basın ve yayın yolu ile düşünceyi ifade ya da doğru haber alma özgürlüğünün kısıtlanması ya da yasaklanması;
a) Toplumu oluşturan bireylerin farklı düşünceleri ve toplumu ilgilendiren haberleri öğrenmelerini ve sağlıklı bir senteze ulaşmalarını,
b) Kendi düşüncelerini topluma ulaştırabilmelerini,
c) Kendilerini ve toplumu doğrudan ilgilendiren kararların oluşumuna katılmalarını engeller.
3. Ülkemizde; basın ve yayın özgürlüğü Anayasa‘nın başlangıç ilkelerinden başlayarak, Terörle Mücadele Yasası, RTUK Yasası ve ilgili ilgisiz 150 civarında yasanın kısıtlayıcı hükümleri ve idarenin yasadışı uygulamaları ile fiilen ortadan kaldırılmış durumdadır. Sistemin muhalif ya da zararlı kabul ettiği düşünceler ifade edildi diye gazete toplatma, kapatma ya da bombalama, kitap toplatma ya da yakma, radyo ve W istasyonlarını kapatma, canlı yayın sırasında müdahale, tutuklama, tehdit ve öldürmeler günlük olağan uygulamalar haline gelmiştir.
4. Düşünce, Basın ve Yayın özgürlüklerine çizilen bu sınırlar çerçevesinde ülkemizde; kendisini, şikayet, özlem ve taleplerini ifade etmeleri önündeki yasal, demokratik ve barışçıl kanalların kapatıldığı, yönetim seçeneklerini o kanallardan topluma sunmaları yasaklanmış yazan, çizen ve düşünen kişilerin suç işlemekten başka yolu kalmamıştır. Onların sistem tarafından o günün modasına uygun biçimde "solcu", "komünist", "terörist" ya da "bölücü" olarak nitelendirilmeleri aslında düşüncelerini ifade etmeye çalışıyor oldukları gerçeğini değiştirmez.
5. Devletin TRT ve AA üzerindeki vesayeti hem halkın doğru haber edinme hakkını hem de resmi görüş dışındaki düşüncelerin ifade özgürlüğünü engellemektedir.
6. Ulusal Basın ve yayın kurumlarında devletin desteği ile yaratılan tekelleşme halkın düşünce ifade ve doğru haber alma haklarını tehdit eder düzeye ulaşmıştır. Teşvik uygulamaları, brifingler ve benzeri yöntemlerle siyasi iktidarın doğrudan etkisi altında bulunan tekeller dağıtım sektörünü de denetimleri altına almaları sayesinde istenmeyen herhangi bir düşüncenin, haberin topluma ulaşmasını engellemeye hizmet eden önemli bir mekanizma oluşturmuşlardır.
7. Yerel radyo ve TV kuruluşlarının sayısında yaşanan patlama toplumda çok sesliliğin gelişmesi için önemli bir potansiyel oluşturmakla birlikte, RTÜK tarafından uygulanan yasa dışı baskılar, ihale yöntemiyle yayın kanallarının parası olana tahsisi, büyük sermaye ve medya tekellerinin baskısı bu kuruluşların bağımsız varlığını tehdit etmektedir.
Basın ve yayın özgürlüğünü sağlamak için;
l. Anayasa ve yasalarda basın ve yayın özgürlüğünü kısıtlayıcı her türlü hüküm kaldırılarak mevzuat imzalanmış olan uluslararası sözleşmelere uygun hale getirilmelidir.
2. Genellikle devlet kurumlarından ve yetkililerinden kaynaklanan her türlü kısıtlama, tehdit ve baskı girişiminin cezalandırılması yasal hükme bağlanmalıdır.
3. TRT, AA ve RTÜK‘ün siyasi iktidarın vesayetinden kurtulmalarını sağlayacak, özerk kurumlar haline gelmeleri için gerekli yasal tedbirler alınmalıdır.
4. Medya tekelleri yerine, yerel medya kurumları ve özellikle ticari kazanç gözetmeyen kamu yayıncılığı teşvik edilmelidir.
5. Radyo ve TV habercilerinin sarı basın kartı almasını engelleyen mevzuat hükümleri kaldırılmalıdır.