Ezan, namaz vakitlerini bildirmek, sala ise ölüm haberini vermek içindir. Ölüm haberini duyurmaya gelince:
Ölümü İ'lâm: Câhiliyye dönemindekine benzememek şartıyla, (1) bir şahıs ölünce onun ölümünü, teçhizindeki sevaba iştirak etmeleri için akraba, arkadaş ve yakınlarına duyurmak müstehaptır.(2) Nitekim Peygamberimiz (sav), Habeş kralı Necaşi'nin (v. 9/630) öldüğü gün Medine'de ashabına onun ölümünü duyurmuştur.(3) Yine Mûte Savaşın'da sırasıyla orduya kumanda eden Zeyd (v. 8/629), Ca'fer (v. 8/629) ve Abdullah b. Revâha'nın (v.8/629) şehit edildiklerini de daha şehadet haberleri gelmeden önce ashabına duyurmuştur.(4) Tirmizi diyor ki: "Bir adamın akraba ve yakınlarına bir şahsın ölümünü bildirmesinde bir sakınca yoktur.(5)
Binâenaleyh ölüm i'lâmı, "sırf ölümü duyurmak için yapılırsa bir beis yoktur. Bilakis insanların cenazede bulunmaya koşmaları, teçhiz ve tekfinde ölünün sahibine yardım etmeleri, ta'ziyeyi vaktinde yapmaları ve ölenin halk ile olan muamelesinin kesilip Hakka kavuştuğunu duyurmak gibi faydalarına bakarak ölümü ilân etmek, arzu olan bir hareket olur.
Ama bundan başka gayeler için, meselâ, câhiliyye adeti üzere ağlayıp, kaza ve kadere razı olmayıp kızmaları gibi yasak ve haram olan fiilleri yapmak gayesiyle ölümü ilan etmek yasaktır ve haramdır. (6)
İlan etme şekline gelince: "Ölen bir kimseyi bir takım methedici sözlerle, her ne şekilde olursa olsun, ölümü ilan etmek mekruhtur. Çünkü cenazede ölüyü methetmek câhiliyye âdetlerindendir.(7) Ama Müslümanların duyup, mü'min kardeşlerine karşı üzerlerinde borç olan son hizmeti yapmaları için sadece "falan öldü" diye duyurmakta bir sakınca yoktur.(8)
Bu duyuruyu sokaklarda dellâl bağırtarak, cemaat camiden çıkarken duyurarak, belediye hoparlörü olan yerlerde hoparlörle anons ettirerek ve gazetelerde sade ve kısa ifadelerle yazarak yapmak mümkündür.
Namaz vakitlerini ilan etmek için tesis edilmiş olan minarelerin bu iş için kullanılması, bazı müezzinlerin bu iş için para alıp parayla sala vermeleri sebebiyle, bid'at ve çirkin görülmüş ise de(9) böyle bid'atlere meyletmeksizin sırf ölümü duyurmak maksadıyla minareden salatü selâm okumakta bir mahzur olmasa gerekir. (10)
Cenaze haberini duyanların, ah, vah etmeksizin İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'un=Biz Allah'tanız ve şüphesiz ona döneceğiz." demeleri sünnettir. Sahabe-i kiram böyle derlerdi. Rasul-İ Ekrem (sav) efendimiz de her musibette böyle demeyi, yani istircâ-ı tavsiye ederlerdi (11) ki, mü'mine eza veren her şey musibettir.
Cevap 2:
Cenâze salâsı vefât eden bir Müslüman’ın vefâtını îlân etmek için minârelerden verilir. Sözleri vefât edene rahmet, af ve mağfiret dileyen duâlar ihtivâ eder. Her insanın hayâtının sona ereceği, sonsuz olanın ancak Allâh olduğunu hatırlatan ifadeler kullanılır. Genellikle hüzün verici bir makam olduğu için “Sabâ” makâmında irticâlen (emprovize olarak) okunur. Salânın uzunluğuna göre makam geçkileri yapılır.
“Salâ Ya Seyyidel evvelîne ve’lâhirîn ve selâmün ale’l mürselîn, ve’l hamdü li’llâhi rabbi’l âlemîn”
Sonunda da vefât edenin ismi söylenir. Bu cenâze salâsı Anadolu'da, bilhassa Konya'da meşhurdur. Fakat İstanbul’da maalesef bilinmemektedir. Bir cenâze olduğu zaman minâreden Cum’â günü ezândan önce verilen salânın aynısı verilmektedir.
Cum’â günleri Öğle namâzının vaktinde Cum’â namâzı kılındığı için ezândan yaklaşık bir saat kadar önce salâ verilir. Bu sala herhangi bir makâmda okunabilir ve uzun okunduğu takdirde çeşitli makâmlara geçki yapılabilir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in sıfatlarını ihtivâ eden bölümler makâmın durumuna göre uzatılabilir.
Dipnotlar:
1)Câhilîyye devrinde eşraftan biri öldüğü zaman etraftaki kabilelere bir haberci gönderilirdi. Bu haberci vardığı her yerde : "Falanın ölüm haberini getirdim, onun ölümüyle Arap mahvoldu..." diye bağırırdı. Bu ilânı duyanlar ağlar, bağırır, saçını başını yolardı ki, islâm bunu yasak etmiştir. Rasulullah (sav) in ölüm ilanını yasaklayan hadislerini ulemâ, cahlliyye devrindekine benzer bir şekilde ilan etmeye hamletmişlerdir. (bk. Seyyid Sabık, F. Sünne. I/505; Şekerci, Osman, I,/344.)
2)Seyyid Sabık, a.g.e. I/505.
3)Buhari. Cenâiz, 4; Müslim, Cenâiz. 22.
4)Buhari, Fedâilu Ashabi'n-Nebi. 25.
5)S. Sabık, a.g.e. I/505.
6)Şeltut, Mahmud. el-Fetevâ, s. 218. Kahire, 1975
7)Dilaveroğlu, M. Esad. s. 118.
8)Vezâifu'l-Mevtâ. s. 2-3.
9)Karaman, Hayrettin, Islâmın Işığında. Günün Meseleleri, s. 76, ist. 1978
10)S. Sabık. a.g.e. c. I, s. 504; Vezâifü'l-Mevtâ, s. 3.
11)S. Sabık, a.g.e. aynı yer; Vezâifu'l-Mevtâ, s. 3.
Selam ve dua ile...