Bir gün güzellik ile çirkinlik deniz kıyısında
karşılaştılar.
Birbirlerine ‘Haydi yüzelim mi? dediler.Sonra
elbiselerini çıkarıp sulara daldılar. Bir süre sonra çirkinlik sahile
çıktı ve güzelliğin elbisesini giyip yoluna gitti.Güzellik de denizden
çıktı ama giysilerni bulamadı. Çıplak kalmaktan çok utandı. Çirkinliğin
örtüsüne büründü ve o da kendi yoluna gitti.O günden beri insanlar
güzellik ve çirkinlikle karşılaştıklarında, tanımakta hep yanılgıya
düştüler.Ancak kimi insanlar vardır ki güzelliğin yüzüne bakar ve
giysilerine rağmen onu tanırlar. Ve yine kimi insanlar vardır ki
çirkinliğin yüzünü iyi bilirler. Giydiği elbise bile onu gizleyemez.
Sözüm biter gecem bitmez
Ben ki kendimden seni gizlerim.
Sabah olur kıyametim başlar,
Ben ki Aşkin Elif Halindeyim...
Yaşanır ancak, söze gelmez,
Bilen söylemez, söyleyen bilmez...
Yusuf gibi kuyular içindeyim,
Bulan almaz alan anlamaz.
Sorular geçer ellerimden,
Ben ki Aşkın Elif Halindeyim...
Yaşanır ancak, söze gelmez,
Bilen söylemez, söyleyen bilme
İyi' demek adettendir ya ! ‘İyiyim' dedim… Değilim.
Anlatılması zor bir duygu içimde ki.
Her harf
Her kelime
Ve her cümle, olduğundan ya çok basit ya da daha karmaşık bir hale getiriyor dilime getiremediklerimi.
Birgün konuşmayı unutmak, sadece susmak istiyorum.
Birgün susmayı unutmak, olur olmaz konuşmak istiyorum.
‘Kime, neye konuşursan konuş' diyorum…
Yeter ki susma!
Hiçbir söz yetmiyor, beni 'bana' anlatmama…
Dinleyemiyorum kendimi, acımadan içim…
Dokunsalar ağlayacağım bir ömür boyu…
Ve değseler hüznüme, döküleceğim parça parça…
Bir anlık değil, boğulduğum bilinmezlik.
Acısı çıkıyor sustuklarımın.
Oysa ben iyiyim görünürde !
Anlamını içime çeke çeke mutluluğa erişemiyorum...
Ya hep ben fazla geldim ya da hep bir şeyler eksik kaldı…
Şimdi iyi olan ne varsa, üzerine çizgi çekemediğim kırgınlıklar sarıyor dört yanını.
Ve ben,
İyi olmanın eşiğinde, korkulara kapılıyorum anlamadığım bir biçimde…
Sebebim yok.
Belki de çok…
Biliyorum;
Ben bile kendimi anlayamıyorken anlaşılmayı beklemek, hayalden de öte .
Ben kendimi,
Görmüyorum
Duymuyorum
Ve bilmiyorum…
Dokunsalar ağlayacağım bir ömürboyu Ve değseler hüznüme,döküleceğim parça parça..
Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana.
Sade bir kurdeleyle süslenmiş,
Çöz kurdeleyi ve kaldır yavaşça kutunun kapağını...
Kocaman bir fırça ve bin renk koydum kutuya.
Bir cennet resmi yapıp içine gir diye...
Düşler serpiştirdim gizlice,
Düş kurmayı unutma diye
Bir tane de elma şekeri yerleştirdim.
İçindeki çocuğu tadabilesin diye...
Güneşin batışını, Billur suyun sesini, Kırmızı gelinciklerin saflığını,
Taze ekmeğin kokusunu ve bir gülümsemenin de sıcaklığını
sığdırdım.
Ruhlarımız aç kalmasın diye...
Kutuya biraz da sevecenlik koydum Güçlü ol diye..
Beyaz bir güvercin uçup kendi kondu bu kutuya,
Barış ve özgürlüğü sunmak için...
Bir buket sevgi, bir yudum
Aşk ve yarım bir elma daha
Ben koymadan edemedim. Paylaşmayı hatırlayalım diye...
Sevdiklerimize onları sevdiğimizi söylemek için
yarını beklemeyelim,
Hemen şimdi yapalım bunu diye...
İçtenliği, umudu, nesneyi, bağışlayıcılığı, özgüveni
Açık yürekliliği unutmadım,
BEN'İN dışına çıkıp BİZ'E ulaşabilelim diye...
Son olarak da bir kart iliştirdim kutuya.
Bak bu kartta neler yazıyor:
'BU KUTUNUN HER KAPAĞINI KALDIRIŞINDA,
YAŞAMLA İLGİLİ YEPYENİ ŞEYLER KEŞFEDECEKSİN.
YAŞAMAK İÇİN YARINI BEKLEME, AL YAŞAMI
KOLLARININ ARASINA
VE SIMSIKI SARIL...
YAŞAMDAN YALNIZCA ALMAK YERİNE ONA BİR ŞEYLER
VER
KISACASI BUTÜNÜYLE İNSAN OL.
UNUTMA, YAŞAM DOKUMASI HENÜZ TAMAMLANMAMIŞ,
OLAĞANÜSTÜ GÜZELLİKTE BİR DUVAR HALISIDIR.
VE SANA AİT OLAN KÜÇÜCÜK BOŞLUĞU YALNIZCA SEN
DOLDURABİLİRSİN...'
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm
Gel dedin;
Geldim işte Sevgili!..
Sen dışında ne varsa kıyısız denizlere dökerek geldim…
Dilimde dua ile kefenimi vuslatına çeyiz bilerek geldim…
Geldim…
Aşkın demgahında ateşleri ıslatmak için neyim varsa yok bilerek geldim…
sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah'a inanmaktır
Bir gün, ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan
ağacın dallarını keserken baltasını suya düşürür.
-"Aman tanrım" diye bağırdığında bir peri belirir ve
-"Ne diye bağırıyorsun?" der.
Ormancı, baltasinı suya düşürdüğünü
ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler.
Peri suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir.
-"Baltan bu muydu?" diye sorar. Ormancı; "Hayır" diye cevaplar.
Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile
tekrar belirir ve yine sorar.
-"Baltan bu muydu? "ormancı yine "Hayır" diye cevaplar.
-Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde
demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar.
-"Baltan bu muydu?" ormancı "Evet" der.
Ormancının dürüstlüğü perinin çok hoşuna gider
ve baltaların üçünü de kendisine verir.
Ormancı mutlu bir şekilde evine döner.
Bir zaman sonra ormancı eşiyle birlikte
nehir boyunca yürürken karısı suya düser.
Ormancı "Aman tanrım" diye bağırır. Peri yine belirir ve sorar.
-"Ne diye bağırıyorsun?" Ormancı
-"Karım suya düştü " der.
Peri suya dalar ve Jennifer Lopezle birlikte geri döner.
"Senin karın bu mu?" diye sorar. Ormancı "Evet" diye yanıtlar.
Peri sinirlenmiştir.
-"Yalan söylüyorsun. Gerçek bu değil "
Ormancı:
-"Özür dilerim peri, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu.
Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim
bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin,
ona da hayır deseydim, karımla dönecek
ve her üçünü de bana verecektin. Ben fakir bir adamım
ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim
Bu hikayeden alınacak ders; " Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa,
bunun iyi ve saygın bir nedeni vardır ve bu başkalarının yararı içindir.
Kendileri için bir şey istiyorlarsa ekmek çarpsın )"
Hani derler ya,
Mutluluk herkezle paylaşılabilir ama acı asla
O en özel en derininde hissettiğinle paylaşılır hayatında olmasada....
Ona dökülürsün yine hayali karşısında
Yıkıntılarını toplaması için değil aslında
Bükülen boynunu kaldırsın diye de değil belki de
Yok farz edemessin bencillik sanılsa da
Bi başına katlanabilmek zordur bu yalan dünyaya
Yaslanacak bir omuz ister gönül hayali de olsa
Acının basıldığını hissedersin o kadar çoktur ki içinde...
Birikmiş gözyaşların akıp geçer hayalin süzgecinde
Yıkılamayan kocaman bir köprü vardır yüreğinden kıyılarına
Her gece olduğunda sessizce ama içindeki çığlıklarla
Mekik dokur gibi gidip gelir ruhun sessiz koylarına....
Yazsan da acın saklı tek harfi düşmez satırlarına
Yazıların başı sonu da belli değildir zaten tıpkı kaderin gibi
Aklın durağan acının dehlizine gömülüyor gibisindir nefesin daraldıkça
Içinin ağıtlarını habersizce ona yakarsın boğulacağını hissettiğin anda
Dünün bugünün bu dünyanın tadı yok yarının heyecanı kalmamıştır içinde
Usanmadan beklediğin mucizeleri gözlersin yine rahmet damlaları gökten indikçe
Kısacık da olsa gökkuşağını arzularsın ya çıkarsa saklandığı yerden diye
Belki o an zaman durur bir asır gelir vuslat olur Yağmur ve gün/eş'in birleşimiyle
Hiçlikte yeşermeye çalışan bir umudun peşinde çırpınır serçe yüreğin, herşeye rağmen bir umut işte....