Bu yağan yağmurlar
Temizler mi gönül evimi,
Serinletir mi içimde yanan alevleri
Yada anlatabilir mi toprağa, ona kavuşmayı ne çok istediğimi,
Kim biliyor ki beni,
Kim anlıyor ağlamalarımın sebebini.
Ben ki gözyaşlarımla nehirleri karıştırmışım.
Alıp götütür mü seller kederlerimi.
Bırakırmı gülmelerimle baş başa beni.
Büreyde....
Hayatta bizim önümüze bir bardak koyup ya yarısı dolu dediler ya da yarısı boş diye öğrettiler ama kimse boş bir bardağın doldurulacağını öğretmedi... Bu bir haylaz tarifidir burada süslü laflar boyalı insanlar maskeli yüzler yok . Hayatta gerçek diye bildiğimiz şeyler bize öğretilen davranışlar mı yoksa birilerinin biçtiği karaktere söylenen yalanlar mı !? Acaba gerçek diye bir şey var mı ...
''Adın geçmişti ansızın aklımdan...
Susup,bahçemdeki ıtırların rayihasında aramıştım,burnuma bir daha gelmeyecek olan (d)kokunu.!''
Varlığıyla elemlerine düçar olduğum aşklarımın son demlerindeyim. Yüzüme pamuksu elleriyle dokunup geçen meltem rüzgârları, gönlümü şâd ediyor, bir sevgilinin masum dokunuşları gibi. Bunca zaman uğruna yanıp kül olduğum makus talihli sevdalarım, bir film sahnesi gibi sergilenip geçiyor gözlerimin önünden. Âşk, bir dağın tepesine çıkıp, sesin soluğun kesilene kadar, bıkıp usanmadan, çığlık çığlığa bağırıp, sonra da uzunca bir vakit soluklanmaktı belki de... Oysa biz sevdaları hep yanlış mekanlar üzerinden oynadık. Oyna(ya)madık aslında, daha çok oynatıldık...! Yârin yürek imbiğinden sızıp gelen sahir cümleleri yanlış lisânlara boyadık... yani ki, aldandık.! Şimdilerde ise, her zaman olduğu gibi, ben yine susacağım ve sende benim gibi susup, gönül dilimin söyleyeceklerini dinleyeceksin;
/Bilemedim ey gözünü sevdiğim kör sevgili...!/
Düş bahçelerimin kıyılarında gezinirken, üzerimde bıraktığın rayihanın tesirine mi kapıldım ne.! Bir hayâldi, ya da bir rüya en tazesinden... Giderken elime tutuşturduğun birkaç kurumuş hanımeli, aslında anlatıyordu bana gidipte bir daha dönmeyeceğini... Ne yapabilirdi ki geride kalan, gidenin ardından..? Bir meşraba su dökebilirdi değil mi en azından. Ama ne yazık ki ben bunu da yapamamıştım.! Ritüelleşmiş bir aşk'ın ertesinde, dizlerim kan revan içinde, öylece kalakalmıştım...
...
''Şimdi uyuyorsundur...
Ellerini yine yastığının altında unutmuşsundur...
Belki de ellerinin altında beni s/aklıyorsundur...
Kimbilir...!''
Meleklere emanet ettiğim saniyelik rüyalarım, gözlerim kapanınca büyük bir panayır yerine dönüşüyor birden... Gülüşlerin ve c/ismin, ortalık yerde yabancılara sergileniyor. Sağ yanağının alt kenarındaki çukur/ovayı sel basıyor... Gözlerimde hayat bulan nazlı kirpiklerin, boynuma geçirilecek urgan olabilmek için, son sürât birbiriyle yarışıyor. Bir haşyet sarmalıyor yürek pınarcıklarımı... İlk önce sesini koparıp alıyorlar benden, sonra da tüm yaratılış eserini... ''İyi para eder, diyorlar, bunlar...!'' Yalnız ellerini ayıramıyorlar benden...''Hazin bir aşkın şaibesi karışmış bu uzva'' diye mırıldarken, uyanıyorum bu kâbus gibi rüyadan... Haklı çıkarıyorum kendimi düşüncelerimde. Sadece ellerine sahibim ben... Gözlerin, uzak diyârların düşleriyle hemhal' iken de, yalnızca düş(üş)lerine...! Sonra fısıldıyorum, başımı koyduğum kuş tüyü yatağımdan;
''Şimdi uyuyorsundur...Ellerini yine yastığının altında unutmuşsundur...Belki de ellerinin altında beni s/aklıyorsundur...Kimbilir...!''
...
''Bir gece vakti, kapıda in cin top oynarken,
Sen doldur tabağına birkaç tatlı şiir, çık gel.
Yanına bir de demli çay koyarız olur biter...!''
Hayâlini kurduğum sırça köşkümüzün, sonsuzluğa açılan balkonlarından, dolunayda zuhur eden güzelliğinin şavkını seyre d/almaktayım...Yıldızları mı kıskandırdı bakışların bilmiyorum..! Bu gece yıldızlar, diğer gecelere nazaran, daha bir sönük duruyorlar sanki.. İçimde kopacak olan fırtınaları onlar da biliyorlar sanki...(?) Gel demiştim oysa... Yakın olsan da gel, uzak olsan da.! Ki ben biliyordum; hiçbir zaman uzak olmamıştık biz birbirimize. Bedenlerimiz birbirinden ayrı yerlerde belirse de; ruhlarımız hep aynı yerdeydi. Demem o ki, gönlüm, senin masum avuçlarında güvendeydi... Çöllerim vardı kendimi Mecnun'un yerine koyduğum. Her kum tanesinin cisminde senin adımlarını aradığım. Bulamadığım zamanlar da ise, deliler misali saçlarımı yolduğum... Bir seraptan öteye geçemeyecek olan varlığın, suya olan muhtaciyetimi gitgide arttırmakta. Söz bitti...! Kelâm, sana olan özlemimi anlatmaya yetmedi. Şimdilik benden bu kadar... Ama yine de sen doldur tabağına birkaç tatlı şiir, çık gel.Yanına bir de demli çay koyarız olur biter.!!!
(...)
''Sensizliğin Ne Kârı Kaldı Artık.. Ne De Kararı..''
/Gözlerinden yetim kalmışlık tak etmişken c/ânıma.../
..
Seninle geçirdiğim günlerimin kirini pasını sızıyorum gönül imbiğimden..
Bugün kelimelerim başka bir yorgun..
Soluksuzum içli bakışlarının serap misali gözlerimin önüne serilişiyle..
Kimselerin çığlıklarımı duymadığı dağ başlarında ayyuka çıkıyor titrek sesim..
Ben mutluluğu da mutsuzluğu da seninle ezberledim..
Bazen çok kızıyorum kendime..
Madem bu kadar üzülecektin niye deli gibi sevdin.. diye..
Madem Küçük Bey'ini bu kadar çok özleyecektin neden vazgeçtin..?
Seni ve beni bu kadar perişan edeceğimi bilseydim inan ki sevmezdim..
Sükutumun sabır taşı çatladı..
Gözyaşlarım akmamak için kendilerini tutamıyorlar artık..
Yetti uzunca bir vakit seni unuttum rolünü oynamak..
Aklımdan adın geçtiğinde adının harflerini yabancı harflerle karıştırmak..
Ben doyasıya seni düşünmek istiyorum artık..
Yanağıma dokunduğun o heyecanlı anı..
Yanlışlıkla kolunu koluma çarptığın o unutulmaz anı..
Ben seni düşlemek istiyorum artık..!
Evet Küçük Bey; şimdi tam zamanı..
Bil ki sensizliğin ne kârı kaldı artık.. ne de kararı..
Allah'ın rahmeti, bereketi sizinle olsun, gönül güneşiniz hiç solmasın, yüzünüz aydın olsun, kalbiniz nur dolsun, makamınız Firdevs, dualarınız kabul olsun. Kandiliniz kutlu olsun..