psikoterapi - hipnoz - çin kaynaklı parapsikolojiYıllar süren çalışmalarda uğraşarak topladığı bilgileri, aynı zamanda ağır bir yük olarak sırtında taşıyan ve büyük bir olasılıkla onlardan asla kurtulamayacak şekilde zihinsel faaliyetlerde bulunan her insan gibi, kendi otomatik düşünce ritmi sebebiyle, ne kadar güçlü bir bağ ile köleleştiğine hiç mi hiç dikkat etmemektedir. Elbette bu, topyekün yeni olan, farklı bir düşünce tarzı ve farklı bir düşünce alışkanlığı gerektiren şeye karşı anlayış geliştirmeye ya da bunun algılanmasına ve kabulüne büyük bir engeloluşturabilir." Düşünce alışkanlıklarına en güçlü ve karmaşık bir şekilde dolanmış olan, uzmanın kendisidir ve bu onun belli bir alan üzerindeki kapasitesinden dolayıdır. O neyin olanaklı, neyin olanaksız olduğunu, başka hiç kimsenin bilemediği kadar iyi bilmektedir.
En yeni ve en devrimsel fikirlere karşı en sert çıkışı sergileyenler, doğalolarak söz konusu alanda söz sahibi olan uzman bilim adamları olmaktadır. Dolayısıyla da her şeyi yerinden oynatan keşifler bunlar tarafından değil, genellikle belli bir alanı göreceli olarak yüzeysel bir şekilde tanıyan, yani bu alanı yalnızca kuş bakışı görebilen kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir, ki bu kişiler bu konuların uzmanları değildir. Sonuç itibariyle bu insanlar detaylı bir bilgiye sahip olmadıkları için, onlardan apriori olarak o kadar da çok itiraz gelmemektedir. Birkaç örnek verelim: Çekirdek fiziğiyle bağlantılı ve aynı zamanda ağır sonuçlara neden olan atom çekirdeğinin parçalanmasının keşfini iki kimyacıya Otto Hahn ve Fritz Strassmanna borçluyuz ki bunların ardından, bu alanın uzmanları fizikçiler, iki yıl boyunca yanlış yorumlar ortaya koyup durmuşlardır. Modern psikoloji, mühendis ve matematikçiler tarafından oluşturulan sibernetik düşünce yöntemleri sayesinde büyük atı-lımlar gerçekleştirmiştir ve psikoanalizin kurucusu ve bilinçaltı ruhsal süreçlerin kaşifi Sigmund Freud, bildiğiniz gibi bir psikolog değil tıp doktoruydu ve zamanının bilinç psikologlarına olabildiğince ters düşmekteydi. Genç bir bilim olan parapsikolojiye karşı itirazlar özellikle akademik psikolojiden gelmektedir ve parapsikolojik tıbbın en inatçı karşıtları ise, yine akademik tıptandır.
Bu arada bu birleştirici bilimin lehinde bulunanların çoğu ise başka bilim disiplinlerinden gelmektedir.Aklı başında olan hiçbir insan, tıp biliminin hastalıklara karşı verdiği mücadeledeki olağanüstü başarıları ve çalışmaları inkar edecek değildir. Lister'in. Pasteur'ün ve Robert Koch'un önceki yüzyıldaki keşiflerinden modem kemoterapiye ve lazer ışınının kullanışına kadar nefesleri kesen ilerleme, tek kişilik zaferler gibi sürüp gitmekte görünüyor. Birçok toplumu neredeyse yok etmek üzere olan geçmişteki hastalıkların birçoğu her ne kadar ortadan kaldırılmış olsada, modem tıbbın büyük teknik olanaklarına karşın birçok acılar varlığını halen daha sürdürmektedir. Bunların ötesinde, önceleri sorun teşkil etmeyen yeni birçok hastalık da açığa çıkmaktadır.Bugün, bir yığın yeni görüş ve bakış açısı ile karşılaşan birçok doktor, akademik tıbbın kendini tck taraflı geliştirdiğini artık itiraf etmektedir. Örneğin psikosomatik araştırmaların önünü açanlar yine onlardır, bununla birlikte yıllardır resmi olarak kısmen görmemezlikten gelinenler ve önemsenmeyenler de yine onlardır. Günümüzde de bazı hastalar halen büyük para kaynaklarıyla ve modem teknik araçlarla aylarca hatta yıllarca hiçbir sonuca ulaşamamaksızın bakım altında tutulmaktadır. Ta ki hasta, psikosomatik uygulamalara başvuran bir doktor ya da tıbbi yöntemlerin dışında kalan bir şifacı aracılığıyla inanılmaz derecede hızlı ve aynı ölçüde sürekli bir şifaya kavuşuncaya kadar. Üstelik bu, hiç de nadir bir olayolarak kalmamakla birlikte genelde inanılmayacak derecede basit ve yalın araçlarla gerçekleştirilmektedir. Fransız şifacı Maurice Messeque'nin bitki özlerini sürme yöntemi ile ulaştığı başarıları hatırlatmak burada yeterlidir.Birçok ünlü ve saygın kişi ona teşekkür mektubu göndermiştir.Hatta bu kişiler arasında onu, izinsiz şifa uygulamaları sebebiyle mahkum etmek zorunda kalan hakimler de vardı.
Tıbbın dışından gelen yaklaşımların durumu tıpta her zaman zor olmuştur. Doktorların çoğu, tıp biliminin teorik olarak geçerli olan güncel yöntemlerinin dışında kalan tüm uygulamalarının bir bakım ya da tedavi rezaleti olduğu fikrindedir. Fakat hasta açısından bakıldığında, uygulanan yöntemin söz konusu güncel ve de geçerli tıbbi bilgilere uyup uymadığı ya da birkaç sene içinde geçerlilik kazanma olasılığı gözönüne alınmamaktadır. Hasta için belirleyici olan kriter, uygulamanın kendisi için bir risk içerip içermediği ve sonuç itibariyle uygulamanın başarıyla sonuçlanmasıdır. Dolayısıyla sorulması gereken soru şudur: Hasta için risk içermeyen yöntemlerin, örneğin akupunktur, ruhsal şifa ve benzerlerinin uygulanmasının engellenmesi ve hatta bunlara karşı mücadele edilmesi, hem de bunların birçok hastaya sağladığı yardım ve yararların kanıtlanabilir olması durumunda, sırf bilimselolarak henüz kanıtlanamadıkları için, reddedilmesi ve hatta yasaklanması, etik açıdan üstlenilebilir bir sorumluluk mudur? Akademik tıbbın yanında geniş bir alana sahip olan deneyime dayalı şifa bilgisi içeren yöntemler de vardır. Uygulandığında
pozitif sonuçları tespit edilmiş terapi ve tanı yöntemleri bunlardandır. Fakat etkilerinin nereden kaynaklandığı henüz tam olarak bilinmemektedir yani sebep ve sonuç arasındaki ilişki meçhuldür. Geleneksel kanadı zengin olan allopati (bir hastalığı karşıtı ile tedavi etme, Ç.N.) okulu tarafından henüz kabul görmeyen homeopatinin temelini, Alman Dr. Samuel Hahnemann 19. yüzyılın başlarına doğru atmıştır. Bu, "Simili similibus curantur" yani benzerin benzeriyle iyileştirilmesi ilkesine dayanmaktadır.Bunun yanında önceki yüzyılın sonuna doğru Macar Dr. Ignaz Peczely tarafından oluşturulan iris teşhis yöntemi ile birçok doktor tüm şiddetiyle mücadele etmiş ve etmektedir. Peczely, çocukken koluna tırnaklarını geçirmiş olan bir baykuşun ayaklarının kırılışı esnasında baykuşun gözünde oluşan bir işareti gözlemlemiş, bu gözlem, bugün pratisyen doktor ve bazı doktorlar tarafından uygulanan ve bazı vakalarda insanı hayrete düşüren teşhislere olanak sağlayan, iris ya da göz teşhis yöntemini geliştirmesinde çıkış noktasını oluşturmuştur. Ancak bu yöntemde doğru bir teşhise ulaşabilmek için olabildiğince çok deneyim edinilmesi gerekmektedir. İlginç olan, bazı Sovyet doktor ve bilim adamlarının bu iris teşhis yöntemine oldukça açık olmalarıdır.Kirolojik teşhis de aynı ölçüde karşı durulan bir yöntemdir. Bu ellerdeki özel çizgilerden ya da ellerin ve parmakların şekillerinden yola çıkılarak ulaşılan bir teşhis biçimidir. Bu da günümüzde henüz açıklanamamış bir yöntemdir. Ç
in kaynaklı akupunktur yöntemini yıllardır uygulamakta olanlar da deneyimsel şifacılardır, fakat akademik tıp tarafından bu da henüz yeterince ciddiye alınmamaktadır. Başka birçok yöntem bunlara eklenebilir, örneğin 1925 yılında Dr. Ferdinand Hüneke tarafından geliştirilen nöroterapi,52, 53yıllardır süren terapi vakalarında anında şifa sağlamaktadır. Nöroterapistler; unutulmuş ya da önemsensenmeyen yara izlerinin sıklıkla bulundukları yerden başka noktalarda ortaya çıkan çeşitli bozukluklara sebebiyet verdikleri durumlarla karşılaşmaktadır. Örneğin Völklingerli pratisyen Dr. C. Dahn, resmi tıbbın tüm uygulamalarına karşı direnen kronik böbrek ağrısı çeken bir hastanın koltuk altındaki eski bir yara izine uyguladığı impletol enjeksiyon u sayesinde, onu ağrılarından kurtarmıştır.Etki biçimleri açısından bakıldığında nöroterapi ile akupunktur yöntemleri arasında bir benzerlik görme eğilimi taşınmaktadır. Her iki durumda da göreceli olarak yalın ya da yüzeysel olan tedaviler, bedenin diğer yerlerinde ve iç organlarda da şifa etkisi oluşturabilmektedir. Öyle görünüyor ki, akupunktur ve nöroterapi gibi sırlarla örtülü fenomen ya da olaylar çok yakında açıklanacaktır. Bu ileride görüleceği gibi sırf etki ve başarıları, akademik tıp tarafınca açıklanamayan parapsikolojik tıp fenomenlerinin temeline inen, yani malum tüm şifa yöntemlerini araştıran psişik araştırmacılardan dolayı da olmayacaktır.
Psikosomatik, psikoterapi ve hipnoz gibi, daha henüz yirminci yüzyılın başlarında "parapsikolojik tıp" olarak görülen bu dallar göz önünde bul und urulduğu nda, bu ifadede hiçbir karanlık yön aranmayacaktır. Dün "parapsikoloji" olarak görülen ve "bilim dışı" olarak nitelenen birçok şeyartık bugün ya da en azından yakın gelecekte bu şekilde kalmayacaktır. Akupunktur noktaları arasındaki bağlantının çeşitli teknik cihazlar vasıtasıyla ölçülebilmesi, akupunkturu tamamen bilimsel tıbbın alanı içine sokacaktır.Psişik şifa araştırmacıları, kullandıkları doğal açıklamaların yanında doğaüstü açıklamalar getirmekle de suçlanmaktadırlar ve bu, onların kanıt bulma yöntemlerinin karakteristik bir özelliği olarak gösterilmektedir. Buna karşı şunu belirtebiliriz: "Doğa" ve "doğaüstü" kavramlarının birbirinin karşıtı olarak ortaya atılmasının, bilimselolarak uygulanan parapsikolojide yeri yoktur ve bu, büyük bir olasılıkla insan düşüncesinin sınırlılığından kaynaklanan bir kurgudur. Sonuçta günümüze kadar belirlenmiş olan doğa kanunları dolayısıyla açıklanabilir olan vardır ve günümüze kadar henüz belirlenememiş olan doğa kanunları dolayısıyla da açıklanamaz olan vardır. Şimdi öyle görünüyor ki birçok şey hatta belki de her şey psişik araştırmalar tarafından
keşfedilen fenomenlerin, şu ana kadar tanıdığımız doğa kanunlarının üstünde sınıflandırılan doğa kanunlarının etkileri olduğunu ifade etmektedir ve bizim şu ana kadar tanıdığımız doğa kanunları, üst seviyelerde sınıflandırılmış olan doğa kanunlarının özel bir durumu olarak kendini göstermektedir. Parapsikolojik tıp karşıtları ayrıca şunu da iddia etmektedir; onlara göre paranormal şifa yöntemlerinin kabulü şarlatanlığa tüm kapıları açmaktadır. Bu alanda şarlatan doktorların ve çıkar peşinde olanların bulunduğu inkar edilemernekte ve aslında bundan da hiçbir zaman tamamen kurtulmak mümkün gözükmemektedir. Hilekarlar her alanda mevcuttur. Fakat şarlatan doktorları en aza indirmenin en iyi yolu, resmi tıbbın parapsikolojik tıbba karşı açık bir tutum sergilemesinde yatmaktadır.
Katı akılcı, nedensel - analitik yöntemlerle yolunu tutan akademik tıp ile daha çok gözlem ve sezgiden yararlanan, bütünselolan ve sentezci bir düşünce tarzına sahip parapsikolojik tıp arasında barışçıl bir ortak varoluş yolu bulunmalıdır. Deneyimli doktorların resmi tıp ile parapsikolojik tıp arasında bir yerde olduğunu iddia etmek pek yanlış olmasa gerek; çünkü iyi bir doktor rasyonel bilimin niteliklerinden daha fazlasını ortaya koymak durumundadır ve onun tüm bunların yanında olabildiğince çok sezgisel yeteneklere ihtiyacı vardır. Ruhsal-zihinsel gelişim açısından sezgi, önümüzde açılan büyük yolda rasyonel düşünceden çok daha güvenilir bir rehberdir. Bugünün parapsikolojik tıbbının uygulamalarında sezgiselolarak keşfedilen birçok yöntem, bilimsel olarak ortaya koyulmalarının ardından büyük bir olasılıkla yarının resmi terapileri olacaktır. Elbette gelişmiş tıp bilimi, günümüzde "mucizevi şifa" olarak ifade edilen fenomenleri, üst aşama olarak sınıflandırılan doğa kanunlarının etkileri olarak görebilecek ve de anlayabilecektir