Kendimizi tanımamızın yolu, ruhumuzu ve bedenimizi anlamak… Farkındalıklarımızın farkında olmak... Ve bu bilinçle şifrelerimizi çözebilmek…
Belki de mutluluk diye bir şey yok. Evet, evet mutluluk değil hissettiğimiz. Bu hissettiğimiz sadece motivasyonun bize bıraktığı sonuçlar ve seçtiğimiz yaşam şekli. Büyük hataları, küçükleriyle değiştirmek koşulu ile başarıyı geçici bir süre de olsa yakalayabilmek... Ama sıfır hata yok. Bu çok hayalî bir düşünce… Sıfır hata!
Ve doğru yaşama biçimi diye de bir şey yok. Doğru kimin doğrusu ve kime göre doğru? Doğru yaşama şekli için kesin bir kanıt yok, tıpkı yaşamın anlamının da kesin bir yanıtı olmadığı gibi.
Topluma uyum gösteren davranış biçimlerini benimsediğimiz sürece, doğru insan olma yetisiyle etiketleniyoruz. Parmakla gösterilir duruma geliyoruz. Peki ama topluma uymayan, kendi doğruları olan, kimseye de herhangi bir zarar vermeden yaşayan insanlar yanlış insan mı?
Yok, yok aslında bu insanlar sadece sıra dışı. Hatta hatta bunlara ruh hastası diyerek soyutluyoruz. Yani toplumsal uyumsuzluk gösteren, ama kimseye de zarar vermeyen insanları ayırıp, toplumsal yararlılığı, ruhsal sağlığın ölçütü yapıyoruz. Ve ne acıdır ki birçoğumuz bu insanları tanımadan, anlamadan izlemeleri gereken yol ve inanç şekilleri için ahkâm kesiyoruz.
Hayatın acı tatları o kadar çok ki.
Belki de bu yüzden, ara sıra üzerimize iri taneli tozşekerler serpiştirmek gerekiyor.