Selam millet, umarım herkes iyidir. Dün gece eski defterleri karıştırırken lise zamanlarında bir kitabın kenarına kurşun kalemle karaladığım bir dizeye denk geldim. Öyle süslü püslü bir şey de değil, o anki ergen kafasıyla yazılmış belki ama içimdeki o eski, tozlu duyguları nasıl tetikledi anlatamam.
Bazen koca bir roman okursun, yüzlerce sayfa geçer de sana hiçbir şey hissettirmez. Ama bir bakarsın, iki satırlık bir şiir ya da yarım yamalak bir mısra seni alır, yıllar öncesine, o hiç unutamadığın balkona veya soğuk bir durakta beklediğin o ana götürür. Şiirlerin böyle garip, zamansız bir gücü var gerçekten.
Kelime Kalabalığı Değil, Saf Duygu
Eskiden şiir yazmayı ya da okumayı biraz "klişe" veya fazla abartılı bulurdum yalan yok. Ama yaş ilerledikçe, hayatın o koşturmacasında insanın sığınacak samimi bir liman aradığını fark ettim. Gerçek acıyı ya da sevinci uzun uzun anlatmaya gerek yokmuş aslında; doğru kelimeler yan yana geldiğinde kalbine direkt dokunabiliyor.
Sizin Sığınağınız Hangi Şiir?
Ben o defteri kapattıktan sonra uzun uzun düşündüm. İnsanın ruh halini tek bir cümleyle özetleyen o şiirler olmasa duygularımızı nasıl taşırdık acaba?
Aranızda benim gibi gecenin bir yarısı durup dururken bir şiir dizesine tutunup saatlerce düşünen var mı? Sizi en çok darmadağın eden ya da tam tersi iyileştiren, "bunu ben yazmalıydım" dediğiniz o özel dize hangisi? Hadi gelin biraz dertleşelim, paylaşın da geceye bir parça his bırakalım.