Selam arkadaşlar, dün başıma gelen ve beni benden alan aşırı komik bir durumu paylaşmak istiyorum. Hafta sonu biraz kültürlenelim, kafayı dağıtalım diye bizim buradaki meşhur çağdaş sanat galerilerinden birine gittim. İçerisi tam o bildiğiniz loş, entelektüel sessizliğin hakim olduğu, herkesin elleri arkasında derin düşüncelere daldığı ortamlardan biriydi.
Ben de sergiyi gezerken köşede, yerde duran, hafif ezilmiş ve içinde azıcık mavi sıvı olan plastik bir pet şişe gördüm. Yanında hiçbir tabela veya açıklama falan da yoktu. Ben de içimden "Vay be, kapitalizmin doğayı kirletmesini ve su kaynaklarının tükenişini ne kadar da minimalist bir dille anlatmış adamlar" diyerek şişeye doğru eğildim. Yaklaşık üç beş dakika boyunca kafamda binbir türlü felsefe ürettim, resmen esere saygı duruşunda bulundum.
Meğer Olay Tamamen Başkaymış
Ben tam şişenin arkasındaki o derin dramı çözdüğümü düşünürken, elinde paspasla temizlik görevlisi abi geldi. Hiç istifini bozmadan eğildi, o derin anlamlar yüklediğim şişeyi aldı, çöp poşetine attı ve gitti. Meğer bir önceki ziyaretçi orada unutup gitmiş! O anki utancımı ve etraftaki insanların bana bakışını tahmin bile edemezsiniz. Yer yarılsaydı da içine girseydim.
Bu olaydan sonra oturup bayağı bir düşündüm. Gerçekten modern sanat dediğimiz şeyin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor? Bazen sanatçıların ve küratörlerin sırf "farklı" görünmek için bizimle kafa bulduğunu düşünmüyor değilim. Duvarda tek bir siyah nokta görüyoruz, altında "varoluşsal sancı" yazıyor. Biz mi çok düz mantık bakıyoruz yoksa bu iş biraz fazla mı abartılıyor?
Kral Çıplak Demenin Zamanı Geldi mi?
Sanatın insanı düşündürmesi, rahatsız etmesi güzel bir şey tabii ama bir yandan da bu durum sanki bir tür statü göstergesine dönüştü. "Anlamıyorsan senin vizyonsuzluğun" havası yaratıyorlar gibi geliyor bana. Hiç kimse de çıkıp "E bu bildiğimiz bomboş