Selam arkadaşlar, geçen gün gece yarısı internette öylesine takılırken acayip bir şeye denk geldim. Hani hep yabancıların vampir hikayelerini, Dracula'yı falan izliyoruz ya; meğer bizim tarihte de baya resmi devlet raporlarına girmiş vampir avı hikayemiz varmış. Hem de öyle kulaktan kulağa yayılan cinsten değil, bildiğin devletin resmi gazetesi Takvim-i Vekayi'de basılmış!
Olay 1833 yılında, bugün Bulgaristan sınırlarında olan Tırnova'da geçiyor. Kasabada gece vakti milletin evine dadanan, un çuvallarını patlatan, insanların üzerine çöken garip varlıklar peydah oluyor. Halk korkudan ne yapacağını şaşırıyor tabii. İşin ilginç tarafı, olay o kadar büyüyor ki dönemin Tırnova kadısı durumu İstanbul'a, merkeze rapor ediyor.
Mezarlıktaki Yeniçeriler ve Cadıcı Nikola
O dönemlerde bu tarz doğaüstü işlerle ilgilenen profesyonel cadıcılar varmış arkadaşlar. Evet, yanlış duymadınız, resmen böyle bir meslek grubu var. Kasaba halkı bu beladan kurtulmak için Nikola adında bir cadıcıyı işe alıyor. Adamın elinde üzeri resimli tahta bir cihaz varmış, onunla mezarlığa gidip vampirleşen cesetlerin hangi mezarda olduğunu tespit ediyormuş.
Mezarları açtıklarında iki eski yeniçerinin cesedini buluyorlar. Cadıcının dediğine göre bunlar zamanında çok kan döktüğü ve arkalarından büyü yapıldığı için mezarda rahat durmuyorlarmış. Sonrasında cesetleri yakıyorlar ve kasabadaki olaylar bir anda bıçak gibi kesiliyor.
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Aranızda Osmanlı'da bu tarz "cadıcı" veya "vampir avcısı" muhabbetlerini daha önce duyan var mıydı? Bana aşırı fantastik ama bir o kadar da ürpertici geldi. Yorumlarda buluşalım, üzerine konuşalım biraz.