Selam millet, geçen gece yine uykusuzluk krizim tuttu, saat üç gibi balkonda otururken kütüphanenin alt raflarında unutulmuş bir şiir kitabına çekildim. Hani bazı anlar vardır ya, durduk yere koca bir hüzün çöker insanın üzerine. Kitabın rasgele bir sayfasını açtım, şair öyle bir ruh haliyle döktürmüş ki satırları, bir anda göğsüme koca bir taş oturmuş gibi hissettim.
Normalde öyle her şeye duygusal yaklaşan, hemen dertlenen bir tip değilimdir aslında. Ama o an fark ettim ki, o dizelerde anlatılan gerçek bir insanın içindeki yangın bir şekilde gelip bana dokundu. Adeta şairin o anki yalnızlığını, çaresizliğini aynen içimde hissettim.
O An Neden Bu Kadar Ağır Geliyor?
İşin garibi, gündüz koşturmacasında okusam muhtemelen "güzel yazmış" deyip geçeceğim kelimeler, gecenin o sessizliğinde insanın ruhunu resmen delip geçiyor. Sanırım günün yorgunluğu ve yalnızlık birleşince, insanın o sert savunma mekanizmaları tamamen çöküyor. Boğazımdaki o düğüm dakikalarca çözülmedi, resmen kitaba bakakaldım.
Hatta bir ara kendi kendime düşündüm, bu şair bu kadar ağır bir duyguyu kağıda döküp rahatlayabildi mi acaba? Yoksa o acı yazdıkça daha mı çok katlandı? Bir insanın hissettiği yoğun acıyı kelimelere döküp yıllar sonra hiç tanımadığı birinin canını yakabilmesi çok tuhaf bir güç gerçekten.
Sizde de Oluyor mu Bu Durum?
Siz hiç böyle bir his yaşadınız mı merak ediyorum. Bir şiiri okurken sadece edebi bir metin okumuyormuş gibi, sanki yanınızda kanlı canlı duran birinin sessiz çığlığını dinliyormuş gibi hissettiğiniz oldu mu?
Aranızda gece yarısı şiir okurken böyle darmadağın olan, ruh hali aniden değişen var mı? Hangi metinler sizde bu etkiyi bırakıyor, gelip anlatın da azıcık dertleşelim.