ahmetmeydani

ahmetmeydani

Üye
17.08.2013
Er
345
Hakkında

  • Eyvallah! Berhudar olasın. Ben de sana teşekkür ediyorum netekim. Fiemanillah.
#13.12.2013 19:18 0 0 0
  • YİRMİDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

    ...Rus devriyesi ile burun buruna geldi.
    Kıpırdama, yat yere, dedi rus askeri.
    Abdulkadir çaresiz yattı yere. Korkmamıştı ama öfke doluydu. Bir de bir şey yapamamanın çare-
    sizliği kahrediyordu Abdulkadir'i.
    Ellerini arkadan kelepçelediler, üzerini aradılar ama bir şey bulamadılar. Ayağa kaldırdılar.
    Nereden geliyorsun? dedi rus askeri.
    Bahçeden geliyorum, dedi Abdulkadir.
    Sen onu bizim külahımıza anlat. Yürü merkeze gidiyoruz.ü
    Abdulkadir'i alıp askeri araca bindirdiler. Gözlerini bez bir bantla bağladılar. Araç hızla kuzey
    istikametinde yol almaya başladı. Bir müddet sonra bir yerde durdu. Bezin aralıklarından hayal
    meyal dışarıyı görebiliyordu Abdulkadir. Burası rusların sorgulama yeri olarak kullandığı bir
    yerdi. Buranın şöhreti meşhurdu. Buraya girip de sağ çıkan pek nadirdi. Abdulkadir bir yandan
    üzülüyor bir yandan da için için seviniyordu. Nihayet arzuladığı şehadete kavuşacaktı. Durma-
    dan içinden dua ediyordu. Kafirlere karşı kendisini mahçup etmemesini, onların işkencelerine
    direnme gücü göstermesi için kendisine güç vermesini diliyordu Allah'tan (cc).
    Abdulkadir'i alıp içi küf kokan bir hücreye kapattılar. Ellerini açmış ama gözündeki bezi
    çözmemişlerdi. Kapı büyük bir gıcırtı ile kapandı. Ortalık zifiri karanlıktı. Etrafta herhangibir
    lamba olmadığı gibi dışarıdan ışık da sızmıyordu. Aslında bir insana burada işkence yapmaya gerek
    yoktu. Fazla değil bir ay burada bekletilse havasızlıktan ölürdü.
    Bu arada karargâhta Caharkale yönünde nöbet tutan nöbetçi sürekli aşağıyı gözetlediğinden
    olan bitenden haberdar olabiliyordu. Abdulkadir aşağıya inince nöbetçi onu gözetlemeye başla-
    mıştı. Rus askerlerinin Abdulkadir'i durdurduğunu görünce hemen gelip Komutan'a haber vermiş-
    ti. Komutan aceleyle gözetleme yerine geldi ve dürbünle olayı takibetmeye başladı. İçinden rus_
    ların Abdulkadir'i yakalamamaları için dua ediyordu ama İlâhi tecelli başka türlüydü. Kimbilir belki
    de Rab'bimiz Abdulkadir'in şehid olmasını diliyordu. Abdulkadir'in yakalanmasını çaresizlik ve üzüntü
    içerisinde seyretti Komutan. Abdulkadir'i götürene kadar ayrılmadı. Abdulkadir araca bindirilince
    üzgün bir şekilde geriye döndü ve: Kardeşlerim! Abdulkadir kardeşimiz yakalandı. Onun için dua
    edin, dedi. Herkes çok üzülmüştü. Yardım kafilesi de oradaydı. Onlar da en az mücahidler kadar
    üzülmüşlerdi; ama ellerinden dua etmekten başka bir şey gelmiyordu.
    Komutan: Nefsim yed'i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki Abdulkadir şehid olursa onun inti-
    kamını almak boynumuzun borcu olsun.

    Abdulkadir ne kadar zaman kaldığını bilmiyordu. Tahmini olarak namaz vaktini belirledi ve teyem-
    müm ederek öğle namazını kıldı. Hiç bu kadar huşû içerisinde bir namaz kılmamıştı. Bu namazdan
    aldığı feyz bambaşkaydı. Tam namazını kılıp duasını bitirmişti ki...

    YİRMİDÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
#27.11.2013 20:28 0 0 0
  • YİRMİÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    Abdulkadir, sen şimdi aşağıya in. Alarahman ve diğer kardeşlerimize dikkatli olmaları konu-
    sunda sana söylediklerimi aktar. Çok çok dikkatli olmaları gerekiyor. Biliyorsun bu hafta çok
    önemli şeyler olacak biiznillah. Sen de inerken kendine dikkat et. Hadi Allah'a emanet olasın.
    Abdulkadir: Allah razı olsun komutanım. Siz de Allah'a emanet olasınız. Bu arada hakkınızı
    helal edin komutanım.
    Komutan: Helal olsun Abdulkadir. Size hakkım her zaman helaldir.
    Komutan ve Abdulkadir birbirlerine sarıldılar, ikisi de duygulanmıştı. Abdulkadir giderken
    sürekli arkasına dönüp karargâhtakilere bakıyordu. İçinde tarifi imkansız dugulara kapılmıştı.
    Bu duygular içerisinde, aşağıya doğru meşakkatli bir inişe geçti. Ruslar nerden geldiğini
    bilmesinler diye dolambaçlı yollardan ve ters istikametten indi.
    Dağdan indi Abdulkadir, bir dönemeç kalmıştı onu da dönerse Caharkale'nin kenar mahalle-
    sine ulaşacaktı. Tam köşeyi dönmüştü ki....


    YİRMİÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
#27.11.2013 20:27 0 0 0
  • YİRMİİKİNCİ BÖLÜM

    ...Rus uçakları üzerlerine zehirli gaz bombası atmıştı. Havada en ufak bir kıpırdanma yoktu.
    Bombalar infilak edip zehirli gaz etrafa dağılınca güney yönünden şiddetli bir rüzgar esmiş ve zehirli gazı olduğu gibi rus karargâhının üstüne götürüp bırakmıştı. Bunun neticesinde
    rus karargâhında canlı kimse kalmamıştı. Hatta bu durumu gören bir rus subayı ile bir asker müslüman olmuşlardı. Her ikisi de daha sonra bir çatışmada şehid düşmüşlerdi.
    Başka bir gün de uçaklar yine mücahidlerin karargâhını bombardımana tutumuştu. Müslümanlar dört grup olmuşlardı. Her grubun gözüne diğerleri bombalanmış gürünüyordu. Bombardıman
    bittikten sonra birbirlerine: En çok sizin grubu bombaladılar gazi ve şehid var mı? diye sorduklarında, karşı taraftan: Hayır en çok sizi bombaladılar, sizde durum ne? cevabı gelmişti.
    Elhamdulillah ki ne gazi ne de şehid vardı. İşte şimdi de yiyecek ve giyecek açısından sıkıntı had safhaya varınca bu müslüman kuruluşu imdada göndermişti Cenab-ı Hak. Ona sonsuz hamd olsun. Her defasında yardım ediyordu. Nasıl ki Resûlüne yardım ettiyse onlara da yardım ediyordu. Allah'ın (cc) yardım vaadi vardı ve bu yardım tüm müslümanlara şamildi.
    Bizi müslüman olarak yaratan Rab'bimize hamd olsun.

    Bu Esnada Kafilede

    Meryem kaldığı yerden okumaya devam etti.
    ...Müslim b. Ukbe Medine'ye girince Allah Resûlü'nün Sâhâbelerinden hayatta bulunanlar o gün Medine'den kaçtılar. Müslim, Medine'de çirkin işler yaptı, çok kimseleri katletti. Sonra oradan çıkarak Mekke'ye yöneldi. Lakin yolda öldü. Öleceği sıra yerine Husayn b. Nümeyr el-Kindi'yi tayin ederek ona şu talimatı verdi:
    --Ey İbn Berezeate'l-Hımâr! Kureyş'in hilelerinden sakın, onları önce mızrakla tenkil et, sonra kellelerini kopar.
    Husayn yürüyüp Mekke'ye vardı, burada İbnü'z-Zübeyr ile günlerce savaştı. O arada Yezid'in öldüğünü haber alınca askerlerini bırakıp kaçtı. Yezid'den sonra tahta Hakem b. Mervan çıktı.
    Mervân da ölünce yerine Abdülmelik geçti. Şam halkı kendisine biat etti. Bunun üzerine Abdülmelik minbere çıkarak hutbe irad etti ve:
    --İçinizde İbnü'z_Zübeyr'i tenkil edecek var mı? diye sordu.
    Haccâc:
    --Ben varım, yâ Emire'l-mü'minin, dedi.
    Abdülmelik, Haccâc'ı susturup aynı soruyu yine sordu. Haccâc: "Ben varım," dedi. Abdülmelik yine Haccâc'ı susturup sorusunu yineledi. Haccâc: "Ben varım, rüyamda İbnü'z-Zübeyr'in
    hırkasını çıkarıp sırtıma giydiğimi gördüm," dedi.
    Abdülmelik, Haccâc'a inandı, onu ordunun başına getirip Mekke'ye gönderdi. Haccâc Mekke'ye varınca Abdullah b. Zübeyr ile savaşmaya başladı. İbnü'z-Zübeyr Mekke halkına:
    --Şu iki dağı elde tutunuz, (düşmanlar) bu iki dağa çıkmadıkça siz daima güçlü kalırsınız, dedi.
    Çok geçmeden Haccâc, Ebû Kubeys dağına çıktı, Kâbe'ye sığınan Abdullah ile maiyetindekilere kurduğu mancınıkla taş yağdırmaya başladı.
    İbnü'z-Zübeyr, Şehid düşeceği gün öğleden önce annesi Ebû Bekir kızı Esmâ'nın yanına gitti.
    Ki o tarihte Esmâ yüz yaşındaydı. Ne bir dişi düşmüş ne de gözleri bozulmuştu. Oğluna:
    --Ey Abdullah, savaşın nasıl gidiyor? diye sordu.
    --Haccâc, falan ve filan yerleri ele geçirdi, diye cevap verdi ve gülerek:
    --Ölümde huzur vardır, dedi.

    Burada durdu Meryem. Okuduğu yerleri tekrar gözden geçirdi ve düşünmeye başladı. Bir yanda makam sahibi olan kral ve komutanlar bir bir ölüyor. Onlar ölünce de ellerinde hiç bir şey kalmıyordu. Ne makam, ne mal, ne evlat. Diğer yandan ise. Abdullah b. Zübeyr. Gülerek: Ölümde huzur vardır, diyebiliyordu.
    Bu insan nasıl bu kadar korkusuzca ölümü arzuluyordu. Ölümde neyin huzuru vardı. Yoksa Abdullah b. Zübeyr'in bilip te Meryem'in bilmediği şeyler mi vardı. Diğer yandan gördüğü rüyalar aklına geldi.
    Bir anne ve babasının durumu, diğer yandan ise İgor'un durumu gözlerinin önüne gelmişti. İkisinin arasında mukayese yapılmasına imkan vermeyecek derecede farklar vardı. Meryem'in yine kafası allak bullak olmuştu. Yine aklı makam ve huzur arasında gidip geliyordu. Acaba oda Abdullah b. Zübeyr gibi inanırsa, onun kadar rahatlıkta ölümü arzulayabilecek miydi? Başına ağrılar girdi Meryem'in, gözleri kararmaya başlamıştı. Biz Meryem'i bu karmaşık duygular içerisinde bırakalım. Bakalım Çeçen karargâhında son durum ne?

    Çeçen Karargâhında

    Komutan Mus'ab, Abdulkadir'i çağırdı ve ona:...

    YİRMİİKİNCİ BÖLÜMÜN SONU
#27.11.2013 20:27 0 0 0
#25.10.2013 22:02 0 0 0
  • YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM

    Abdullah Bin Zübeyr'in Şehadeti konusuna rastladı ve okumaya başladı. konu şöyleydi.
    Urve b. Zübeyr (ra) anlatıyor: "Muaviye ölünce Abdullah b. Zübeyr, Muaviye'nin oğluna biat etmeyip aleyhinde kötü sözler söyledi. Onun bu tutumu Yezid'in kulağına gitti. Bunun üzerine
    Yezid, Abdullah'ın boynuna zincir geçirilmiş olarak huzuruna getirilmesini yoksa üzerine ordu göndereceğine dair yemin etti. Abdullah'a:
    --Senin için gümüşten bir zincir yaptıralım, albiseni giyersin altında kalır, gözükmez. Böylece adamın yeminini yerine getirtmiş olursun. Sulh sana daha yakışır, denildi.
    İbnü'z-Zübeyr:
    --Allah onun yeminini yerine getirtmesin, deyip şu mealdeki mısraı terennüm etti:
    "Taş çiğneyenin dişleri arasında taşın yumuşamadığı gibi ben de hakkı isteyip dururken hakkındışındaki bir teklife karşı yumuşayamam."
    Daha sonra da şunları söyledi:
    "Allah'a kasem ederim ki şerefimi kotuyacak bir kılıç darbesi yemem, şerefsizce bir kamçı yememden daha iyidir!" Müteakiben halkı kendisine biata çağırdı, Yezid'e karşı aleni cephe aldı
    Bunun üzerine Yezid Şamlılardan oluşan bir ordunun başına Müslim b. Ukbe el-Mürri'yi İbnü'zZübeyr'in üzerine göndererek Medine halkını kılıçtan geçirilmesini, oradan da Mekke'ye geçmesini emretti.
    Burada durdu Meryem. Okuduklarına inanamıyordu. Bir insan nasıl olur da bile bile ölümü göze alabiliyordu. Şimdiye kadar gördüğü ruslar içerisinde ölümü göze alacak birine rastlamadığı gibi en ufak bir tehlike karşısında ya kaçıyorlar ya da uyuşturucuya başvuruyorlardı. Hal böyleyken
    Abdullah b. Zübeyr'in ölüme karşı bu kadar pervasız olmasını Meryem'in havsalası almıyordu.
    İslâm'dan haberi olmayan, islamî yaşantısı olmayan birinin elbette bunu anlaması elbette mümkün değildi.
    Meryem'i bu karışık duygular içerisinde bırakalım da Çeçen Karargâhındaki son duruma bir göz atalım.

    Çeçen Karargâhında

    Gelen yardımlar depoya istiflendi. Mücahidlerin keyfine diyecek yoktu. Nihayet bugün değişik bir yemek yiyebileceklerdi. Gerekli hazırlıklar yapıldı. Gelen yiyeceklerin içerisinde et de vardı.
    Hemen taşlardan bir mangal yaptılar, dayanıklı ağaç dallarından da şiş yapıp etleri dizdiler.
    Mangalın üzerine sıra sıra koydular, bir süre sonra etrafı kebabın dumanları kaplamıştı. Doğrusu mücahidler de ete hasret kalmışlardı. Mübareğin kokusu bile bambaşkaydı. Bugün keyifler daha başkaydı. Tabi bunu sadece yiyeceklere bağlamak mkansızdı. Yiyecekler neşenin çok ufak bir parçasıydı. En çok sevindikleri şey unutulmamış olmalarını görmek, müslüman kardeşlerinin yanlarında olduğunu bilmekti. Bu onların güçlerine güç atmaktaydı. Elbette Allah'ın (cc) yardımı onlarla beraberdi. Bunu defalarca bizatihi görmüşlerdi. Bir defasında...

    YİRMİBİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU
#25.10.2013 21:57 0 0 0
  • YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM

    Abdullah Bin Zübeyr'in Şehadeti konusuna rastladı ve okumaya başladı. konu şöyleydi.
    Urve b. Zübeyr (ra) anlatıyor: "Muaviye ölünce Abdullah b. Zübeyr, Muaviye'nin oğluna biat etmeyip aleyhinde kötü sözler söyledi. Onun bu tutumu Yezid'in kulağına gitti. Bunun üzerine
    Yezid, Abdullah'ın boynuna zincir geçirilmiş olarak huzuruna getirilmesini yoksa üzerine ordu göndereceğine dair yemin etti. Abdullah'a:
    --Senin için gümüşten bir zincir yaptıralım, albiseni giyersin altında kalır, gözükmez. Böylece adamın yeminini yerine getirtmiş olursun. Sulh sana daha yakışır, denildi.
    İbnü'z-Zübeyr:
    --Allah onun yeminini yerine getirtmesin, deyip şu mealdeki mısraı terennüm etti:
    "Taş çiğneyenin dişleri arasında taşın yumuşamadığı gibi ben de hakkı isteyip dururken hakkındışındaki bir teklife karşı yumuşayamam."
    Daha sonra da şunları söyledi:
    "Allah'a kasem ederim ki şerefimi kotuyacak bir kılıç darbesi yemem, şerefsizce bir kamçı yememden daha iyidir!" Müteakiben halkı kendisine biata çağırdı, Yezid'e karşı aleni cephe aldı
    Bunun üzerine Yezid Şamlılardan oluşan bir ordunun başına Müslim b. Ukbe el-Mürri'yi İbnü'zZübeyr'in üzerine göndererek Medine halkını kılıçtan geçirilmesini, oradan da Mekke'ye geçmesini emretti.
    Burada durdu Meryem. Okuduklarına inanamıyordu. Bir insan nasıl olur da bile bile ölümü göze alabiliyordu. Şimdiye kadar gördüğü ruslar içerisinde ölümü göze alacak birine rastlamadığı gibi en ufak bir tehlike karşısında ya kaçıyorlar ya da uyuşturucuya başvuruyorlardı. Hal böyleyken
    Abdullah b. Zübeyr'in ölüme karşı bu kadar pervasız olmasını Meryem'in havsalası almıyordu.
    İslâm'dan haberi olmayan, islamî yaşantısı olmayan birinin elbette bunu anlaması elbette mümkün değildi.
    Meryem'i bu karışık duygular içerisinde bırakalım da Çeçen Karargâhındaki son duruma bir göz atalım.

    Çeçen Karargâhında

    Gelen yardımlar depoya istiflendi. Mücahidlerin keyfine diyecek yoktu. Nihayet bugün değişik bir yemek yiyebileceklerdi. Gerekli hazırlıklar yapıldı. Gelen yiyeceklerin içerisinde et de vardı.
    Hemen taşlardan bir mangal yaptılar, dayanıklı ağaç dallarından da şiş yapıp etleri dizdiler.
    Mangalın üzerine sıra sıra koydular, bir süre sonra etrafı kebabın dumanları kaplamıştı. Doğrusu mücahidler de ete hasret kalmışlardı. Mübareğin kokusu bile bambaşkaydı. Bugün keyifler daha başkaydı. Tabi bunu sadece yiyeceklere bağlamak mkansızdı. Yiyecekler neşenin çok ufak bir parçasıydı. En çok sevindikleri şey unutulmamış olmalarını görmek, müslüman kardeşlerinin yanlarında olduğunu bilmekti. Bu onların güçlerine güç atmaktaydı. Elbette Allah'ın (cc) yardımı onlarla beraberdi. Bunu defalarca bizatihi görmüşlerdi. Bir defasında...

    YİRMİBİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU
#20.10.2013 22:18 0 0 0
  • YİRMİNCİ BÖLÜM

    --Komutanım! dedi yeni gelen mücahidlerden, Hayri, soluk soluğa. Bir kafile göründü güney yönünden. Bunlar ruslara benzemiyor. Kıyafetlerinden seçebildiğim kadarıyla, bunlar Çeçen de değil.
    Hemen herkes güney yönüne koştu. Komutan dürbünle kafileyi gözetledi ve mücahidlere:
    --Gözümüz aydın, gelen uluslarası yardım teşkilatı. Hızır gibi yetiştiler. Ruslardan ganimet olarak aldığımız un ve zeytini yemekten gına gelmişti. Hiç olmazsa kardeşlerimizin gönderdiği
    temiz yiyeceklerden yiyebileceğiz.
    Komutan bir kaç kişiyi aşağıya gönderdi. Öyle ya kafile yabancıydı, ayrıca herhangi bir rus hücumu da olabilirdi. Takriben bir saat sonra kafile karargâha varmıştı. Kafilenin sorumlusu
    Osman Komutan Mus'ab ile, kırk yıllık dostmuş gibi kucaklaştı. Birbirlerine hal hatır sorduktan sonra, Komutan Osman ile kararg^âh çadırına gitti.
    Komutan: Allah sizden razı olsun. Tam zamanında yetiştiniz. Yiyeceklerimiz bitmek üzereydi. Siz gelmeseydiniz yine ruslara baskın yapıp onlardan yiyecek almak zorunda kalacaktık.
    Osman: Estağfurullah! Hakkınızı helal edin. Daha önce gelemedik. Ancak takdir edersiniz ki buraya gelmek hiç te kolay değil. Tabiri caizse buraya gelmek deveyi iğne deliğinden geçirmek
    gibi bir şey. İşin en tuhaf ve üzülecek tarafı. Bazı islam ülkelerinin zorluk çıkarması. Buraya gelmek için binbir yalan söylemek zorunda kalıyoruz. Allah affetsin.
    Komutan: Doğru söylüyorsun kardeşim. Maalesef islam ülkeleri yöneticileri bu konulara hiç te duyarlı değiller. Yardım etmelerinden vazgeçtik. Hiç olmazsa yapılan yardımlara engel olmasınlar.
    Müslüman kardeşlerimizin yüreklerinin ve dualarının bizimle beraber olduğunu biliyoruz. Bu da bize güç katmaktadır.
    Osman: Evet! müslüman kardeşlerimizin hem duaları hem de yardımları sizinle beraber. Ama biraz önce de belirttiğim gibi. Toplanan yardımları buraya ulaştırmak çok zor. Ambarlarımızda epeyce yardım malzemesi var. Ne var ki o malzemeleri buraya ulaştırmak hayli güç. Ama müslüman güç işlerin insanı. Bu malzemeyi nasıl ki salimen buraya ulaştırdıysak inşaallah bundan böyle de elimizden geleni yapacağız. Hiç endişeniz olmasın. Size yiyecek, giyecek ve nakdi yardım getirdik.
    Ayrıca sivil insanlara da bir miktar yardım yaptık. Ama yardımın büyük bölümünü buraya getirdik.
    Komutan: Allah razı olsun Osman kardeşim. Bu hakkınızı nasıl ödeyeceğiz bilmem.
    Osman: Ne hakkı Mus'ab kardeşim. Şayet ortada bir hak varsa o sizin bizim üzerimizdeki hakkınızdır. Esas biz sizin hakkınızı nasıl ödeyeceğiz onu bilemiyorum. Konuşma bu minval üzere epeyce
    devam etti. Manzara gerçekten göz yaşartıcıydı. Komutan'ın ve Osman'ın gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
    Kafiledeki diğer kişiler de mücahidlerle kaynaşıvermişlerdi. Gelen kafiledeki insanlarla aynı ülkeden olan mücahidler de vardı. Onlar da hasretle kucaklaşmışlardı.

    Kafilede son durum

    Ertesi gün akşama doğru derenin suyu iyice çekilmişti. Su seviyesi yarım metreye kadar düşmüştü.
    Kafile komutanı maiyetindekilere ertesi gün buradan gidecekleri yönünde talimat verdi. Ve herkesin erkence uyumalarını söyledi.
    Meryem'e gelirken, komutan İgor bazı İslâmi kitaplar vermişti. Öyle ya Meryem casus olacaksa muhakkak islami bilgiye de sahip olmalıydı. Kitapları arasında Siyer'i Nebi (sav) ve sahabe hayatı
    da bulunmaktaydı. Gerek Efendimiz'in (sav) ve gerekse Sahabenin yaşantıları Meryem'i derinden etkilemişti. Ve Meryem tuhaf duygular içerisine girmişti. Bir ikilem içerisindeydi. Ya Mücahidlere
    katılacak, bu durumda bulunduğu mevkiden mahrum olacaktı. Ya da bulunduğu yerde kalmaya devam edecekti. Bu mevkide kalırsa şayet makam sahibi olabilecekti. Ama ya kitaplarda yazılan-
    lar doğruysa. Ya cennet, cehennem varsa. O zaman makam ve mevkinin ne önemi olacaktı. Ölüm mukadderdi. Öyle ya. İnsanın ölümü ortadan kaldırması mümkün olsaydı. Bunun Lenin yapmaz mıydı?
    Ya da Stalin, Troçki ve diğerleri. Yakın tarihteki diğer rus liderleri. Onlar rusyanın bir numarasıydılar.
    Ama şimdi hiç birisi yoktu. Ya onlar kitaplarda yazılanlarda olduğu gibi cehennemde iseler. Ürperdiğini hissetti Meryem. Soğuk soğuk terlemişti.
    Hayatü-s Sahabe'den okumaya devam etti. Öyle bi konuya rastlamıştı ki Meryem.Yine tuhaf duygular içerisine girmişti. Tam bu esnada...

    YİRMİNCİ BÖLÜMÜN SONU

#17.10.2013 19:37 0 0 0
  • ONDOKUZUNCU BÖLÜM

    --Yanında yiyecek bir şey var mı? diye sordu.
    --Hayır, çocukların azığından başka yiyecek bir şey yoktur.
    --Onları bir şekilde avut, akşam yemeği istediklerinde kendilerini uyut. konuğumuz içeri girince bir düzenle kandili söndür, ona bizim de yediğimizi göster, dedi.
    Nihayet sofraya oturdular. Misafir yemeğini yedi. Karı-koca aç gecelediler. Sabah olunca ev sahibi, Resûlullah'ın yanına gitti.
    Allah Resûlü:
    --Allah, (karı-koca) sizin bu gece misafirinize yaptığınız muameleden hoşnut oldu, dedi.
    Diğer bir rivayette be hâdise üzerine Haşr sûresinin şu meâldeki 9. âyetinin indiği kaydediliyor: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler endilerine hicret edip gelenleri severler, onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik duymazlar. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.
    Nefsinin tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saâdete erenlerin ta kendileridir."
    Ebubekir bunları hatırladı ve sahabeleri hayırla yad etti.
    Evet bir tarafta cüz-i bir menfaat karşılığında en yakının bile satmaktan çekinmeyen bir zihniyet, diğer taraftan her ahvalde müslüman kardeşini kendi nefsine tercih eden bambaşka
    bir zihniyet. İşte bu zihniyet nedeniyledir ki. Bir avçu Çeçen Mücahidi bir zamanların ikinci süper gücü olan rusyaya kök söktürüyordu.
    Ebubekir meşakkatli bir tırmanıştan sonra, nihayet karargâha varabildi. Oldukça yorulmuştu.
    Rus askerinin ihaneti de onun yorgunluğuna yorgunluk katmıştı. Her ne kadar rus askerinin ihaneti onların lehine ise de böyle bir zihniyete lanet etti Ebubekir. Maalesef böyle zihniyete sahip olanların içinde çeçen asıllılar da vardı. Ama zihniyet olarak onların ruslardan bir farkı yoktu. her iki kesim de küfre hizmet ediyordu.
    "Keşke yarın başlarına gelecekleri bilseler de böyle bir alçaklığı yapmasalardı," dedi Ebubekir içinden.
    Selamun Aleykum, dedi Ebubekir.
    Vealeykum selam ve rahmetullah dedi mücahitler.
    Komutan:Ne haber getirdin? Ebubekir.
    Ebubekir: Tamam komutanım. 300 dolara meseleyi halettim.
    Komutan: Malzemeyi ne zaman alacağız?
    Ebubekir: Bir hafta sonra.
    Komutan: Allah cihadını makbul eylesin Ebubekir. Say-u gayretini anlatsın.
    Ebubekir: Amin, ecmain komutanım.
    Tam o esnada güney tarafında nöbet tutmakta olan nöbetçilerden biri heyecandan nefes nefese kalmış bir şekilde geldi ve...

    ONDOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU
#16.10.2013 14:05 0 0 0
#14.10.2013 20:52 0 0 0
  • hedefe varmak için işe dört elle sarıldım ama birden....
#14.10.2013 12:13 0 0 0
  • Yaw git yat yat. Uykun gelmiyor mu senin? Sana laf yetiştiremiyorum burada netekim. Fiemanillah.
#13.10.2013 18:18 0 0 0
  • Yaw git yat yat. Uykun gelmiyor mu senin? Sana laf yetiştiremiyorum burada netekim. Fiemanillah.
#13.10.2013 18:17 0 0 0
  • korkularla yüzleşmelidir. Korkularla yüzleşilmediğinde
#13.10.2013 17:48 0 0 0
#13.10.2013 17:20 0 0 0
  • ONSEKİZİNCİ BÖLÜM

    Rus askeri: Tamam! Tamam! Gel hadi.
    Ebubekir: Malzemeyi ne zaman teslim alırım?
    Rus askeri: Sanırım bir hafta sürer.
    Ebubekir: Tamam.
    Rus askeri: Evet! parayı alıyım o zaman.
    Ebubekir: Sana şimdi 20 dolar vereceğim. Kalanı da malzemeyi teslim aldığımda alırsın.
    Rus askeri: 20 dolar az ama neyse, tamam, anlaştık, ver hadi.
    Ebubekir 20 doları rus askerine verdi. Rus askeri malzeme tesliminde muhtemel aksaklık-
    lara karşı tedbirli olmasını istedi Ebubekir'den.
    Ebubekir nefretle baktı rus askerine, 300 dolar için yapamıyacağı şey yoktu bu askerin.
    Halbuki müslümanlarda öyle miydi ya durum. Bırakın 300 dolara böyle bir şey yapmayı.
    Gerçek bir müslümanın dünya kendisine verilse dahi bir müslüman kardeşinin kılına zarar gelmesini istemesi dahi düşünülemez.
    İslam tarihi, müslümanların, kardeşlerini kendi nefislerine tercih ettiklerine dair, sayısız hadiselerle doludur. Ebubekir'in aklına, hemen bu konu ile alakalı bir hadise gelmeişti ki hadise şöyleydi:

    Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: " Bir adam (ki Ebû Hüreyre'nin kendisidir) Peygamberimize geldi ve:
    --Ya Resûlullah, açlıktan takatım kalmadı, diye şikayet etti.
    Efandimiz (yiyecek bir şey göndermesi için) kadınlardan birine haber saldı.
    O da:
    --Seni Hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki evimde sudan başka bir şey yoktur, dedi.
    Sonra Resûlullah (sav) diğer hanımına haber gönderdi. O da birincisi gibi cevap verdi.
    Hatta (bütün hanımlarına aynı şekilde haber saldı) hanımlarının hepsi: "Hayır! Seni Hak dîn ile gönderene yemin olsun ki yanımda sudan başka bir şey yoktur" dediler.
    Bunun üzerine Allah Resûlü yanında bulunanlara:
    --Şu açı bu gece kim konuk eder? diye sordu.
    Ensâr'dan bir kişi:
    --Ben, yâ Resûlullah, deyip misafiri ile birlikte evine gitti.
    Hanımına:
    --Allah Resûlü'nün konuğunu ağırla, dedi.
    Diğer bir rivayette şu ziyadelere rastlıyoruz: "Konuk sahibi misafiriyle evine varınca hanımına:......

    ONSEKİZİNCİ BÖLÜMÜN SONU
#13.10.2013 16:51 0 0 0
  • Gerçi insanlarla uğraşmak ayılarla uğraşmaktan daha zor. Fiemanillah.
#13.10.2013 16:49 0 0 0
#13.10.2013 16:48 0 0 0
  • Hele ayıdan iyice uzak durmak lazım. Kurt neyse de ayının kahrı hiç çekilmez.Fiemanillah.
#12.10.2013 14:36 0 0 0