ALİZE

ALİZE

Üye
05.03.2007
Acemi Er
77
Hakkında

  • çok içten duygular gerçekliğinide en iyi ben bilirim sanırım ama

    neden yaşamdan vazgeçmek olurmu?*
    içinde öle bir sevgi varsa yitip gidenle onu öldürmek dogrumu ??
    toparlanıp yeniden sevmek gerek bence ..
#26.03.2007 20:47 0 0 0
#26.03.2007 20:43 0 0 0
  • aranızda proagent programını bilen varmı??

    ben vista kullanıyorum ve bu programın vista yı aşıp aşamıcagını merak ediyorum bilen varsa bir zahmet beni bilgilendirsin ...
#26.03.2007 20:36 0 0 0
#24.03.2007 10:51 0 0 0
  • arkadaşlar ben mi çok duygusallaştım bilmiyorum ama hoş bir hikaye bogazım düğümlendi bazı yerlerinde sizlerele paylaşmak istedim.



    Ege' de bir efsane vardır; " Hilal' in gözüktüğü ilk gece, yıldızların altında denize dileğinizi iletirseniz, deniz size mutlaka geri döner ve dileğinizi yerine getirir... "



    Gülay, iskelenin ucuna doğru yürümeye başladı. Güneş, batmaya hazırlanıyordu ve deniz oldukça dalgalıydı. Dalgalar zaman zaman iskeleyi aşıp, ayak bileklerini ıslatıyordu. Yavaş ve donuk gözlerle, iskelenin ucuna kadar yürüdü ve durdu. Yavaş hareketlerle oturarak ayaklarını denize bıraktı. Bacakları ıslanıyor, arada bir gelen dalgalarla da baldırlarına kadar ıslanıyordu. Gözlerini kısarak ufuğa baktı. Turuncu ve kırmızının karışımından oluşan karışım, hafif hafif karanlık maviye karışıyor ve bulutların arasından karşıdaki adalar gözüküyordu. Gökyüzünde bulutlar simetrik bir şekilde duruyorlar ve çok hafif bir şekilde ilerliyorlardı.



    Gülay bir İstanbul çocuğuydu. Genç yaşta aşık olmuş, okuduğu üniversiteyi sevdiği adamla evlenmek için bırakmıştı. Çok kısa bir zamanda hazırlıklarını tamamlamışlar ve sade bir düğünle evlenmişlerdi.



    Evliliklerinde, kimsenin çözemediği bir mutluluk sırrı vardı. Onlar hiç tartışmaz, kavga etmez ve daima iyi geçinirlerdi. Herkes bunu kötüye yorsa bile, onlar böylesine mutlu ve huzurlu iki sene geçirmişler, ikibin sene daha geçirmeye yetecek kadar da yanlarında sevgi biriktirmişlerdi. Mutluluk sırları eşinin trafik kazasında hayatını kaybetmesiyle son buldu. Gülay, adeta yıkılmış ve erimişti. Kazadan aylar sonra bile halen eşinin eve döneceğini düşünür, her akşam onu karşılamak için en güzel kıyafetlerini giyerdi. Gece olduğu halde halen eşi eve gelmeyince, sinir krizleri geçirir, ağlayarak sabahı bulurdu. Ailesi bir süre sonra Gülay' ı yanına almıştı. Daha sonraları iyice içine kapanan genç kadın, zamanla insanlarla konuşmayı bile bırakmış ve sadece dalgın dalgın düşünür olmuştu. Böyle zor geçen 1 senenin ardından Gülay psikolojik tedavi görmeye başlamış ve ilaçlarla yaşamaya alışmıştı. İlaçlar onu bol bol uyutuyordu. Uyandığı zamanlarda karnını doyuruyor, eşine mektuplar yazıyor ve akşamları erken saatlerde tekrar uykuya dalıyordu. Bir süre sonra uyku ilaçlarının müptelası olan genç kadın, doktor tavsiyesiyle, ailesi ile birlikte Çanakkale' ye taşındı. Evleri Çanakkale yolu üzerinde bir köyün biraz uzağındaydı. Evlerinin hemen arkasında yükselen yüksek dağlar ağaçlarla kaplıydı. Evlerinin hemen önünde ufak bir bahçeleri ve deniz balkonları vardı. Bahçenin önünde taşlıkla kaplı bir sahil ve hemen ilerisinde deniz vardı. Gülay denize girmeyi çok sevmesine rağmen, buraya taşındıklarından beri hiç denize girmemişti. Gündüzleri bahçedeki çiçekler ve ağaçlar ile uğraşıyor, ailesinin sohbetlerini dinliyor ve akşamları deniz balkonlarında eşine mektuplar yazıyordu.



    Ayaklarına gelen suyun soğukluğu ile irkildi. Hava iyice kararmaya yüz tutmuş ve az önceki o güzel renk karışımı, yerini sise bırakmıştı. Deniz biraz daha durgunlaşmış ve dalgalar yerini ufak çırpıntılara bırakmıştı. Burada her insan mutluluğu tadabilirdi çünkü doğanın güzelliklerini her saat görebilirdiniz. Sabahları adeta bir havuz gibi sakin olan denizde yürüyerek bile balıkları seyredebilir, akşamları çıkan rüzgarlar ile ruhunuzun en derinliklerinde yolculuklara çıkabilirdiniz. Fakat bunlar genç kadını mutlu etmeye yetmiyordu. O, eşinin ölümüyle birlikte sanki bir yarısınıda kaybetmişti. Gördüğü her güzelliği ve tadına baktığı her mutluluğu onunla paylaşmadığı sürece, ne anlamı vardı bu güzelliklerin ? İçi her zamanki gibi, kara bulutlarla kaplanmıştı. Ufukta görebildiği son noktayı seçmeye çalışıyor ve amansız bir şekilde içinin yandığını hissediyordu. Bu acımasız olay neden onun başına gelmişti ? Devamlı mutluluğunun neden ve kimin tarafından kıskanılıp, yok edildiğini düşünüyor fakat bir türlü düşüncelerini bir yere bağlayamıyordu. Eşini her düşünüşünde, ona bir daha dokunamayacağını, bir daha öpemeyeceğini ve bir daha asla onun kokusunu koklayamayacağını farkediyor ve bu düşünce yüreğini sıkıyordu. Kurtulmak için çırpınsa bile kurtulamıyor, çevresinde ki herşeyin bir çaresizlik çemberiyle sarıldığını hissediyordu. Her gece uyurken, rüyasında eşi ile buluşacağını düşünüyor ve bu düşünce onun karanlıklarında, sıcak ve parlak bir ışık oluşturuyordu. Bu ümitle uykuya dalıyor, fakat bir türlü eşini rüyasında göremiyordu.



    Rüyasında onu görebilmek için bir çok yol denemiş fakat hiç birinde başarılı olamamıştı. Bu onu gitgide dahada ruhunun derinliklerine götürüyor, saatlerce boş boş düşünmekten başka birşey yapmıyordu. Ailesi bu duruma çok fazla üzülüyor, biricik kızlarının tekrar eski haline gelmesi için ellerinden geleni yapıyorlardı. Lakin hiç biri genç kadının yüzünü güldürmüyordu, o sanki intihar etmeyi gururuna yediremediğinden dolayı sadece yaşamını sürdüren biri haline gelmişti. Bu durumdan nasıl ve ne zaman çıkacağını hiç kimse bilmiyor fakat bunun böyle sürüp gidemeyeceğini tahmin ediyorlardı. Buraya geldiklerinden beri ilaçlarını da kullanmıyordu. Ailesi, onu ilaç kullandığı zamanlardan daha iyi görüyordu. Çünkü kızları ilaç kullanırken devamlı uyuyor, söylenen hiç birşeyi anlamıyor ve daima hasta gibi oluyordu. Oysa şimdi, sabah erken kalkıyor, bahçeyle uğraşıyor, deniz kenarında oturuyor ve alışagelmiş mektuplarını yazıyordu. Onlar için bu bile, oldukça iyi bir gelişmeydi.



    Gülay iskeleden kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. Sahilde ki taşlardan dolayı düzgün yürüyemiyor ve yalpalıyordu. Çocukluğundan beri buraya gelip gittiklerinden, denize dair olan tüm hikayeleri bilirdi. Yarın ay hilal şeklini alacaktı ve genç kadın bir dilek dileyecekti. Eve ulaştığında akşam yemeği hazırlanmıştı. Sessiz bir şekilde yemeğini yedi ve odasına çekildi. Yarın için içi umutla dolmuştu. Kimbilir belki gerçekten deniz ona geri döner ve isteğini yerine getirirdi. Bu düşüncelerin verdiği garip bir huzurla uykuya daldı.



    Sabah uyandığında henüz güneş yeni doğuyordu. Uzun zamandır yaptığı gevşek hareketlerin tersine, büyük bir çeviklikle yatağından sıçradı. Üzerini değiştirip yatağını ve odasını topladı. Kahvaltısını yaptıktan sonra her zamanki gibi bahçedeki çiçeklerle ilgilenmeye başladı. Çiçeklerin hepsi bugün daha bir canlıydılar. Gülümsemeyi unutan yüzü ile onlara gülümsedi ve her biriyle tek tek ilgilenmeye başladı. Diplerini temizliyor, sularını veriyor ve hepsine birer öpücük konduruyordu. Gülay' ı balkondan izleyen annesi ve babası birbirlerine sarıldılar. Onu böyle görmek onları çok mutlu etmişti. Akşama doğru genç kadın deniz balkonuna gitti ve büyük bir titizlikle kağıdı önüne yerleştirip, kalemini çantasından çıkardı. Yazacağı her kelimeyi özenle seçmeliydi. Düşüncelerini netleştirdi ve yazısına başladı ;



    " Sevgili Deniz,



    Bilirsin, çocukluğumdan beri devamlı seninleyim. Tatil için geldiğimiz zamanlarda saatlerce seninle dans eder, İstanbul' a döndüğümüzde devamlı seni izlerdim. Sen kimi zaman durgun, kimi zaman neşeli olurdun. Hep bunu çözmeye çalıştım ve artık çözdüğümü sanıyorum. Sanırım sen aya aşıksın deniz. Ne zaman ay çıksa, onun ışıklarını alıp, binlerce yakutmuş gibi yansıtıyorsun. Rüzgar ile konuşuyor, kıyı ile oyunlar oynuyorsun. Akşamları kimseye içini göstermiyor, adeta içine bakmaya çalışan olursa, sendeki aşkı göreceklermiş gibi kendini saklıyorsun. Fakat sabahları ayın yerini güneşe bırakmasıyla birlikte durgunlaşıyor, kendini unutuyorsun. Akşama kadar böyle zaman geçirip, akşam kendini aya hazırlıyorsun. Kimi zamanlar rüzgar şiddetleniyor ve bulutlar ayı kapatıyor. Böyle zamanlarda, sevdiğini göremediğin için oldukça sinirleniyor ve içinde ne bulursan darmadağın ediyorsun. Ben senin öfkeni kıyılara vurduğun tekmelerden bile anlıyorum denizim. İnan bana, belki de seni benden iyi anlayacak kimse yoktur...



    Söyle bana denizim, bir gün ayın hiç bir zaman doğmayacağını anlasan ne yapardın ? Bir daha hiç yakamozlar oluşturamayacağını, onunla olan sevginizin içinde olmasına rağmen onu asla göremeyeceğini bilsen ne düşünür, ne hissederdin ? Eminim ki öfkeyle buraları yıkardın ve bir daha hiç yüzün gülmezdi. İşte sevdiğini kaybetmek böyle birşey denizim. Sen ayını asla kaybetmeyeceksin ama ben güneşimi kaybettim. Onu her düşündüğümde içim ağlıyor, yaşam duruyor. Hiç bir şey yapmak istemiyorum. Bedenimi yırtmak ve gökyüzüne yükselmek, her neredeyse onu bulmak istiyorum. Lakin hiç bir şekilde onu tekrar göremiyor ve ona tekrar sarılamıyorum. Anlattıklarımı her gün az çok gözlerimden anladığını farzediyorum. Bu yüzden sana yazmaya ve senden yardım istemeye karar verdim denizim. Hilal' in göründüğü ve senin en sevinçli olduğun bugün senden bir dileğim olacak. Beni sevdiğime kavuştur denizim. Bir defalığına bile olsa onu görmek istiyorum. Beni aydınlatan, neşemi yerine getiren ve zamanla hayatımın anlamı olmuş o gülümseyişini görmek istiyorum. Artık buralarda daha fazla onsuz kalmak istemiyorum. Ne olur denizim, beni onunla buluştur. Onu görmeme ve bir defacık dahi olsa sarılmama aracı ol. Beni anlayacağını umud ediyor ve bana dileğim ile ilgili geri dönmeni bekliyorum.. "



    Gülay, mektubunu dikkatle katladı ve göğsüne yerleştirdi. Akşam yemeğini yedikten sonra iskeleye çıkarak bir süre karanlıkta hiç bir ışığın meydana getiremeyeceği o güzel yakamozu izledi. Ardından yaşlı gözlerle dileğini denize bıraktı ve gözlerini kapattı. Sanki deniz dileğini hemen yerine getirecek gibi hissediyordu. Sanki gözlerini açsa, sevdiğini karşısında görecek ve bu doğaüstü olaya deniz neden olacaktı. Yavaşça gözlerini açtı ama sevdiğini göremedi. Gözlerinden bir kaç damla yaş, denize damladı. Genç kadın büyük bir hüzünle yürüyerek evine gitti ve kimsenin yüzüne dahi bakmadan odasına kapandı. Ağladı, ağladı, ağladı.. Hayat, yaşanılabilecek bir olgu olmaktan çıkmış ve adeta bir çileye dönüşmüştü. Buna daha fazla sabredemiyordu. Fakat aksi yöndede yapabilecek hiç birşeyi yoktu. Kalbi daralıyor ve nefes alması zorlaşıyordu. Derin derin nefes alarak kendine gelmeye çalıştı fakat her nefes alışında göğsü sızlıyor adeta nefes alırken bedeni yırtınıyordu. Hırıltılar çıkarmaya başladı. Hızlı hızlı öksürdü ve bir süre sonra kendine geldi. Oldukça halsiz kalmıştı, yatağına uzandı gözlerini kapattı.



    Gece uykusunda bir rüzgar hissetti. Galiba balkon kapısını açık unutmuştu. Ama kalkıp kapatabilecek hali de yoktu. Rüzgar ayaklarından beline doğru ilerledi ve göğsünden başına kadar inanılmaz bir yumuşaklıkla esip gitti. Gülay, rüzgar ile birlikte muhteşem bir huzur duygusuna sarınmıştı. Gözlerini açtı. Gördüklerine inanamayıp, gözlerini tekrar kapatıp açtı. Denizin ortasındaydı. Sahilden bir hayli uzakta olmasına rağmen evlerini zar zor görebiliyordu. Denizde yürüyebiliyor ve koşabiliyordu. Büyük bir sevinçle ordan oraya koşup durdu, kendince rüyasının tadını çıkartıyordu. " Gülay... " Duyduğu sesle irkildi. Ses tam arkasından geliyordu ve yıllardır hasret kaldığı bir sesti. Hızla arkasını döndü. Kocası yüzünde o bilindik gülümsemesiyle kendisine bakıyordu. Hiç birşey diyemeden, hasretle kocasına sarıldı. İşte dileği gerçek olmuştu, onca zamandır başaramadığı şeyi deniz başarmıştı. Kocasının kollarından ayrılmadan tüm gücüyle onu sıktı. Kokusunu öylesine özlemişti ki, yıllarca böyle durabilirdi. " Ah seni öyle özledim, öyle bekledim ki.. " Eşi yanıt vermeden onun yüzüne baktı. Gözlerinde hafif bir keder vardı. Genç kadın, gayet iyi tanıdığı kocasının yüzündeki gülümsemesinin ardına saklanmış, gözlerindeki kederi hemen farketmiş ve onunda yıllardır kendisini özlediğini düşünmüştü. Onu görmenin verdiği sevinçle hiç birşey düşünemiyordu. Kocasına tekrar sarıldı, onu tekrar kokladı. Hiç uyanmak istemiyor, kalan tüm yaşamı boyunca bu rüyanın devam etmesini istiyordu. Yılların verdiği özlem ve hasretle saatlerce konuştular. Birbirlerini ne kadar özlediklerini, birisinin olmadığı yaşamda diğerinin eksikliğinin nasıl hissedildiğini anlatıp durdular. Her ikiside heyecanlı ve sevinçliydi. Bir o kadarda hüzünlüydüler. Genç kadın güneş ufuktan yavaş yavaş doğarken, gözlerini bakmaya doyamadığı kocasından alarak denize çevirdi ve ağlamaya başladı. Kocası " Ağlama.. " dedi. Ağlamaması imkansızdı, birazdan uyanacak ve bu güzel gece sona erecekti. Bir ay boyunca yine kocasına hasret kalacaktı. Ona hızlı hızlı yine mektup yazacağını, hiç durmayacağını, her ay hilali sabırsızlıkla bekleyeceğini söyledi. Kocası elleriyle karısının ağzını kapattı. Gözlerinde garip bir bakış vardı. Gülay' ı öptü. " Gitme desem de, gideceksin, fakat döneceğinde unutma, burada seni bekliyor olacağım.. " dedi. Güneş doğmuştu, gülay artık uyanması gerektiğini ve uyanmazsa ailesinin endişeleneceğinden, onu zorla uyandıracaklarından, bu güzel rüyanın sarsıntılarla bitmesini istemediğinden bahsetti. Ona son defa sarılarak, denizin üzerinden yürümeye başladı. Evine doğru yaklaştıkça yüreği sızlıyordu. Ara ara arkasına bakıyor ve kocasının orada beklediğini görmek içine tarifi imkansız bir huzur veriyordu. Gözyaşları içerisinde sahile çıktı ve evlerinin önündeki kalabalığı farketti. Biraz daha yaklaşınca, kulakları annesinin feryatlarıyla çınladı..



    " Gülay, Gülaaay, Gülaaaay.... "
#23.03.2007 19:51 0 0 0
  • Konu: Muthis Ozet
    eee dogru sölemiş

    ama burdaki iğne abd ye ise yanlış olmuş onun amacı para yada petrol diil degil arkadaşlar..
#23.03.2007 16:04 0 0 0
#22.03.2007 15:24 0 0 0
  • kadın herşeyi görür ,farkeder ama takii kendi buna hazır olana kadar içinde saklar ,saklarken acı çeker ,çekdiği acı onu olgunlaştırır ama kaçınılmaz sondan kaçamaz karşısındaki en iyi darbeyi nerden ve nasıl vurcagına karar verdiğinde erkek için çok geçtir kadın artık onu çokdan gçzden çıkartmışdır..


    selam olsun güzel yazmış üstat
#12.03.2007 10:05 0 0 0
  • cep telefonuna olmasa çok daga güzel olucak..

    ben uzun süredir kullanmıyor ,tekrar almayıda düşünmüyorum ..
#09.03.2007 10:43 0 0 0
#09.03.2007 10:40 0 0 0
  • 8 mart dan nefret ediyorum benm için her 8 mart bir olay oluyor

    8 mart 2001 ilk nişanlımla nişan tarhim
    8 mart 2002 ilk nişanlımdan ayrılış tarhim
    aradaki 8 martları saymak istemiyorum
    8 mart 2006 ikinci nişanlımın kumar oynadıgını fark ettiğim tarih ardındanda ayrıldık zaten
    8 mart 2007 müstakbel 3. nişanlımla bugun büyük kavga ettik ve ayrıldık gibi bişi oldu

    8 mart kesinlikle benm tarihim olamaz....

    çok asabiyim bugun (saç baş yolan smilye)
#08.03.2007 16:08 0 0 0
  • Güvenin Yitirilmesi..!

    Sokakta yaşlı bir kadının ağır file taşıdığını
    görünce, bizler koşardık.
    "Bırak teyze, biz taşırız." denilirdi.
    Bütün kadınlar çocuklara güvenirdi.
    Bütün çocuklar, yaşlı kadınlara
    saygı sergisinde gezerdi sanki.
    Bahşiş verirlerdi kabul etmezdik
    Alış-verişe bakkala
    gönderirlerdi bizleri,
    üzerini kuruşuna kadar geri verirdik.
    Saçlarımızı okşamanın gururu yeterdi,
    bizlere..
    Şimdi sokaklarda yürüyen kadınlar,
    dört bir yanına bakıyor,
    çantasını kim kapacak diye.
    Artık ne hak kaldı, ne hukuk!
    Kimsenin kılı kıpırdamıyor.
    Sanki (!) kurulan düzen meyvesini veriyor...
    Sokak ortasında bir kadının ırzına geçilse,
    birileri sırasını bekliyor,
    diğerleri alkış tutuyor.
    Kalanlar da,
    "Bana ne kardeşim,
    kadın da öyle giyinmeseydi" diyor.
    Giderek, herkes birbirine benziyor.
    Bu toplum yalanı sevdi.
    Kanunlara saygısız olanı, ikiyüzlüyü...
    Bu toplumun infilak etmiş halidir sokaklar.
    , kadınlar yürüyemiyor,
    çocuklar tedirgin,
    zorbalık kapılara dayandı.
    Komşunun komşuya güveni kalmadı.
    Sokaklar tedirgin!
    Sokaklar kan kokuyor, cinayet kokuyor.
    Bu ülkenin namuslu çocukları, hala kendilerine
    güvenecek yaşlı kadınlar, arıyor.
    "Bırak teyze biz taşırız" diye...

    Şimdi Kadınlar, çocuklardan bile kaçıyor. Azar azar bir mezar kazılıyor ülkemize.
    Çocuklara bile güvenini yitirmiş
    ülkenin geleceği olduğunu mu sanıyorsunuz !?..

    Herkes kendi kirinden memnun.
    Bakıyorum da,
    toplumun alnı ak, yüreği bahtiyar (!)

    ALINTI:
#08.03.2007 14:30 0 0 0
  • müslüman bir ,nsanın yaşadıgı odada kuranı kerimi bulundurması kadar normal bişi varmı???

    ancak dikkat edin takvim -imsakiye ve bazı hat tablolarında allahın ismi kurandan ayetler vs açıkda duvarımızda duruyor .
    tam karşısındaki kanapede de ayaklarınızı ona dogru uzatmış açmış serilmiş yatıyorsunuz bu uygunmudur ??*

    bulundurulan şeylere belli bir adap gösterilmesi geekmezmi???
#07.03.2007 12:32 0 0 0
  • günümüzde iş icabı çalışma ve sosyal ilişkiler içinde olan bir bayan olarak artık bir erkek ile tokalşmak bana sıradan geliyor ancak elini uzaattıgın kişi tutup kendine çekip sonra yanaklarındanda öpmesi varya elim ayagım dolaşıyor yaaa
    yapmayın bunu kim olursa olsun öpmek neden ben senin neyinimki öpersin beni !!!
#07.03.2007 12:29 0 0 0
  • Konu: Banyo Adabı
    peştemal kısmını açıklayan olursa sevinirim bu umumi hamamlar içinmmi yoksa özel banyomuzdada çırılçıplak kalmak uygun degilmi?????
#07.03.2007 12:25 0 0 0
  • ben bunu forumda bir yer daha yazdım ama tekrarlıyım

    baglanmak istemzler birde sorumluluk almak zor gelir ,hepsi için geçerli degil tabi ama çogu hisseder bunu hele yaşı azıcık geçmişse oooooo
#07.03.2007 10:07 0 0 0
  • yaww siz benm babamı görmelisiniz konuşmaz oglu konuşmazdır (konuşuncada tam konuşur)
    babama bir soru sor bekle allah cevap vercek diye annemi hasta etti

    ne ketun adamdır hayati bişidir sordugun şey ona izin isticeksindir ewet dese birtürlü ,hayır dese bir türlü olucagı için cvp vermez .
    az konuşur ..
    bu hafta sonu için izin isticem bugunden söleyim cuma akşamı cevap veriri belki!!!
#07.03.2007 10:05 0 0 0
  • helal olsun çok güzeldi walla bunların hepsinden korkuyorlar..

    birde baglanmakdan korkanlar var.

    sorumluluk almakdan korkanlarda var ..


    bu erkekler pek bir tırsak (topuklayan smilye)
#07.03.2007 10:00 0 0 0
  • ben dün çok sevdiğim 2 dostumdan ayrıldım..

    ben ayrıldım çünki utanıyorum bakamıyorum yüzlerine bilmediklerini sandıgım bir şeyi başından beri biliyorlarmış.ben onalra bunu söyliyememişdim,saklamışdım.
    şimdi kaçıyorum onlardan msn den sildim ya çok zor bir durum ben çok üzgünüm..

    ne bilim yanlış yaptım farkındayım ama şimdi konuşamamda onlarla offff.
    ben az düşüneyim ne yapmalıyım diye..
#07.03.2007 09:56 0 0 0