AndroMeda

AndroMeda

Üye
19.02.2006
Çavuş
1.996
Hakkında

  • bu senin için AndroMeda resmi voltran sitesi

    her bölümde voltran'ın kötü robotu yeneceğini bilsek bile yinede heyacanımızdan birşey kaybetmeden izlerdik...bir başkaydı voltran / voltron

    yanlış hatırlamıyorsam gezegenin adıda zarkon du

    hoca süpersin yawww sayende çocukluk aşkımla hasret giderecem
#10.03.2007 06:27 0 0 0
  • WI-FI (Wireless Fidelity) kelimesi 802.11 standartlar ailesini kullanan yerel ağları ifade eden bir terimdir. Eskiden Wi-fi sadece 802.11b standartını ifade ederken şimdi 802.11a ve 80211g standardı ile anlamı genişledi. Kablosuz ağ ürünlerinin birbiri ile uyumluluğunu sağlamak amacıyla 99 yılında kurulan WI-FI Alliance ticari olmayan uluslararası bir standartlaştırma kurumunun adıdır. 802.11 ailesi şimdilik 4 ayrı standartdan oluşmaktadır. Bu standartlar frekans, band genişliği kapasitesi ve iletim yöntemi ile anılır.

    noimage

    Standartları tabloda birbiri ile kıyaslayabilirsiniz.

    802.11 2Mbps hızında 2.4 Ghz frekansında çalışır ve DSSS/FHSS iletim yöntemini kullanır.

    802.11a 54 Mbps hızında 5 Ghz frekansında çalışır ve OFDM iletim yöntemini kullanır.

    802.11b 11 Mbps hızında 2.4 Ghz frekansında çalışır ve DSSS/CCK iletim yöntemini kullanır.

    802.11g 54 Mbps hızında 2.4 Ghz frekansında çalışır ve DSSS/CCK iletim yöntemini kullanır.

    802.11 b ve g standartları küreselleşmesine rağmen 802.11a standartı yalnızca ABD, Japonya ve diğer bazı ülkelerde yalnızca çalışıyor. Avrupa ile tam uyumluluk şu an için yok. B ve G ye göre cihazları daha pahalıdır. Diğer taraftan 802.11a standardı 5 Ghz bandını kullandığı için daha az interferans yani karışma riski vardır.
    Aslında bahsedilen band genişlikleri teorik rakamlardır ve gerçekleşen veri transferi çok daha azdır. Örneğin 11 Mbps teorik band genişliğinde gerçekleşen miktar 5.5 Mbps civarındadır.

    Yukarıda bahsi geçen iletim yöntemlerinden özellikle iki tanesi öne çıkmıştır. Bunlar yayılmış frekans spektrum tekniği olarak da anılır. Yayılmış spektrum yöntemi mantıksal olarak 2 tanedir. Bunlar DSSS ve FHSS tir. Her ikisinde de aynı anda birden çok frekansdan karşıya data gönderilir. FHSS de sayısız frekans üzerinden veri gönderilirken, DHSS de aksine sınırlı sayıda frekanslardan data gönderilir.(kablosuz yerel ağda toplam 11 kanal kullanılır ve her kanal 22 Mhz. genişliğindedir.

    Direct Sequence Spread Spectrum[DSSS]: Bu iletim yönteminde gönderenin verisi, rasgele olarak belirlenmiş bir bit dizisi ile XOR(Özel-veya) işlemine tabi tutulur.

    Rastgele bit dizisini birim zamana düşen bit sayısı(Data Rate) daha fazladır yani bit oranı daha fazladır. Bu nedenle XOR işlemi sonucunda üretilen verinin de bit oranı daha fazla olur ve bu da gönderilecek olan işaretin band genişliğini artırır, yani gönderilmek istenen işareti daha geniş bir frekans aralığına yayar(frequency spreading). Alıcıda gönderilen verinin anlamlı olarak elde edilmesi için vericide kullanılan aynı rasgele bit dizisi kullanılır ve veriyi elde eder.

    Frekans Atlamalı Yayılmış spektrum(FHSS): Bu yöntemde verici yollayacağı bilgiyi geniş frekans aralığının bölünmesiyle oluşmuş birçok alt frekans aralığından yollar. Bu yollama işi dinamik olarak gerçekleşir. Verici her defasında verisini farklı frekans kanallarından yolluyken verinin hangi kanaldan yollanacağı bir parametre ile belirleniyor ve vericinin frekans aralığını seçmede kullandığı bu parametre alıcı tarafta da bilindiği için bu sayede haberleşme sağlanıyor. Kullanılan frekanslar birbirine karışabilir.

    Radyo frekansında birçok frekans aralığı özel kurumlar tarafından kullanılmaktadır.
    Kimin yada hangi teknolojilerin hangi frekans aralığını kullanacağı örneğin ABD de ülke içinde FCC tarafından belirlenmekte ve ulusrarası koordinasyonu ise ITU tarafından yapılmaktadır. 802.11 standartının kullandığı 2.4 ve 5 Ghz frekansı için ayrıca bir lisansa gerek yoktur. Biraz da bu yüzden kablosuz iletişim bu frekans üzerinde gelişmiştir. Ancak bu frekanslar her üreticiye açık olduğu için birçok diğer teknolojiler ile karışma riski vardır. Örneğin Mikro dalga fırınlar, Bluetooth teknolojisi, Kablosuz telefonlar aynı frekansları kullanıyor. Merak edenler için GSM-900 telefonlar 1 Ghz,Türkiye şehir şebekeleri 50 Hz, AM Radyo 1 Mhz, FM 100 Mhz, Röntgen ışınları 1 milyon Hertz, Cep telefonları 860-920 Mhz üzerinde frekanslar kullanmaktadırlar. Yani bu cihazlarla kablosuz yerel ağ cihazlarının sinyallerinin karışma riski (interferans) yoktur.

    Haberleşmede güçlü sinyali korumak lazım. Kablosuz yerel ağda radyo sinyalleri kullanıldığından sinyallerin sağlıklı şekilde alıcıya ulaşmasını önleyen faktörler vardır. Radyo sinyali suya atılmış taşın oluşturduğu dalgalar gibi yayılır. Radyo dalgası alıcı verici arasında aslında hiç bir ortam olmasını sevmez. Bu yüzden uzay boşluğu en iyi ortamdır. Hava radyo sinyali için bir direnç oluşturur. Yağmur özellikle yüksek frekanslı dalgalar için bir direnç oluşturur. Bir göl, asfalt yol gibi düz platformlar radyo dalgasını yansıtırlar.

    noimage

    Şekilde gölün sinyali yansıttığını hatta alıcıya aynı sinyalin iki defa ulaştığını görüyoruz.

    Çevresel etkenlere ideal bir kablosuz tasarımı için dikkat etmek gerekir.
    Alıcı verici arasındaki ortam değişiklikleri örneğin yoğun yağış, atmosferin farklı yoğunluktaki katmanları, binalar dalganın kırılmasına yol açar. Aşırı pürüzlü yüzeyler sinyalin dağılıp yönünün ve gücünün yokolmasına neden olabilir.Diğer bir konu iki birbirine yakın yerleşim kablosuz olarak birbirine bağlanacaksa kullanılacak anten tipi ve yüksekliğinin ne olacağıdır. İki kablosuz anahtar (wireless bridge) arasında Fresnel bölgesi diye bir eliptik tünel oluşur. Bu bölgenin hesabı için cisco sitesinde "fresnel zone" adıyla arama yapabilirsiniz. Anten yüksekliği için bu bölge önemlidir.

    noimage

    Şekilde oluşan fresnel bölgesine içine hiç bir yabancı cisim (bina,ağaç vs.) denk gelmeyecek şekilde anten yüksekliğinin ve lokasyonunun belirlenmesi gerekmektedir.

    Uzaklık üst sınırı yeryüzünün kavisini geçemez.

    noimage

    Şekilde her ne kadar 30 km. uzaklıklara anten ile ulaşabilsek de karşımıza çıkan yeryüzü kavisi engelini görüyoruz.

    Sonuçta montaj yapılacak sahada iki erişim noktası ve bir kablosuz desteği olan taşınabilir bilgisayar ile ön keşif yapılması tavsiye edilmektedir. Çünkü bahsettiğim gibi aslında sinyali etkileyen bir çok faktor vardır.

    Kablosuz yerel ağ cihazları 3 grupta toplanabilir. Birincisi istasyonlardır. Bu sınıfa örneğin dizüstü bilgisayarları, Kablosuz PCI kartı takılmış bilgisayarlar verilebilir. Bir de birçok bilgisayarı (bir hub yardımıyla en fazla 8 adet ) kablosuz ağa dahil eden anahtar da (workgroup bridge) bu gruba girer.ikinci grup ise kullanıcıların bağlandıkları erişim noktalarıdır. Cisco 802.11b,g uyumlu Aironet 1100 iç mekanda 54 Mbps ile 26 metre, dış mekanda 74 metre uzaklıktaki kullanıcılara destek verebiliyorlar. Diğer grup ise kablosuz anahtarlardır (Wireless Bridge). Örnek Cisco 802.11a,b,g uyumlu Aironet 1400 ve bize uygun 802.11b uyumlu Aironet 350 bridge . Bu grubun erişim noktasından farkı kablosuz anahtarların daha uzun mesafelerde kullanılmasıdır. Örneğin Aironet 350 2 Mbps ile 40 km. ve 11 Mbps ile 30 km. uzağa yerel ağ verisini harici özel bir anten takviyesi ile aktarabiliyorlar. Ayrıntılı bilgileri üretici sitelerinde bulabilirsiniz.

    Birden çok erişim noktasının kullanıldığı yerlerde eğer kapsama alanları birbirinin içine giriyorsa bu durumda her erişim noktası ayrı kanal kullanmalıdır. Aksi halde radyo frekansını alıcının ( örneğin dizüstü kullanıcısı) hangi erişim noktasından geldiğini ayırması imkansız olacaktır. 1-6-11 kanalları kardeşçe birarada çalışabilir. Bu yüzden içiçe geçen kapsama alanları varsa 1-6-11-1-6-11 şeklinde erişim noktaları ve alıcılar ayarlanmalıdır. Böylece karışma olmaz.

    Bir erişim noktasına bağlanacak kullanıcı sayısı teorik olarak 2048 (Cisco ) olabilir. Ancak pratikte erişim noktası başına 20-30 kişiyi geçmemelidir.

    Kablosuz Ağlar Ne Kadar Güvenli?

    Kablosuz iletişimde SSID denilen servis ayırıcı numara aslında güvenlikle pek de ilgili değildir. Erişim noktaları SSID isimlerini periodik olarak etraflarına yayınlarlar. Amaç kullanıcıların üzerinde bir konfigurasyon olmadan etraflarındaki erişim noktasına bağlanabilmesini sağlamaktır. SSID yayınını erişi noktasından durdurabilirsiniz. Ancak kullanıcılarda bu durumda SSID ismini özellikle konfigure etmek gerekir. Aksi taktirde erişim noktasına bağlanamazlar. Yabancı biri SSID ismini bilemeyeceği için erişim noktasına bağlanamaz. Bu basitçe güvenlik sağlar. Ancak SSID yayınlanmazsa bile kullanıcı Netstumbler, Airopeek 2.0.2 gibi araçlar kullanarak etrafındaki erişim noktalarının halihazır konfigurasyon ayarlarını ve SSID ismini rahatlıkla öğrenebilir. Çünkü erişim noktaları Beacon adını verdiğimiz özel paketleri etrafa iletişimin sürekliliğini sağlamak amacıyla periodik olarak yayınlamak zorundalar. Bu zorunluluk saldırgan birinin işine gelebiliyor. Görüldüğü üzere SSID pek de güvenlik sağlamıyor.

    Sağlam bir güvenliğin sağlanması için birçok yöntem vardır.

    Birincisi WEP kriptolama ile ortak bir şifreye dayalı güvenlik ile iletişimin mahremiyetini sağlayabiliyoruz. Ancak bugün için Airsnort tarzı programlar ile WEP şifresi kırılabildiğinden WEP'e TKIP desteği ile (geçen her paket başına dinamik olarak şifrenin değiştirilmesi desteği sağlıyor) güvenliği sağlayabiliyoruz. İkinci yöntem ise erişim noktasına erişimi kısıtlamaktan geçiyor. Bu amaçla MAC bazında filtreleme yapılabileceği gibi 802.1X/EAP ile RADIUS kullanarak da kimlik tesbiti yapılmasını sağlayabiliyoruz. Diğer yöntem ise protokol filtresi uygulayarak kablosuz ağda istenmeyen ftp, icmp gibi protokollerin geçmesi yasaklanabilir. Ancak bu tam güvenlik tabiki sağlamaz. Üçüncü yöntem ise VPN kullanmaktır. Böylece akan tüm datanın güvenliğini sağlıyabiliyoruz. Saydığım bu yöntemlerin hepsi her model erişim cihazı tarafından desteklenmeyebilir.
#10.03.2007 05:05 0 0 0
  • GEÇMİŞTEN GELECEĞE WİNDOWS DOSYA SİSTEMLERİ

    Bütün okunup-yazılabilen diskler bir dosya sistemine ihtiyaç duyarlar - genellikle FAT (dosya Atama Tablosu). Bunlar özellikle sabit diskler için geçerli olmasına rağmen ayrıca CD ve disket sürücüler için de geçerlidir. Veri sistemi dosyaların adlandırılması, saklanması ve sağlam bir yönetim sistemi kullanarak verilerin çağrılmasından sorumludur. Sürücülerin bölümlenmesi ve şifrelenmesine yönelik yöntemler arasında farklar olmasına rağmen, Windows dosya sistemlerinin iki ortak noktası bulunmakta: Cluster (küme) kullanım şekilleri ve kontrol edebilecekleri veri miktarı açısından sınırlılar. Cluster, bir sabit diskte mümkün olan en küçük depolama birimidir. Ancak, dosyalar için fiziksel olarak ne kadar byte'lık kullanıma hazır depolama alanı bulunduğunu belirleyen sektörlerdir. Bölümlemeye bağlı olarak her cluster'da bir veya daha çok 512 byte'lık sektör bulunacaktır. 4KB'lik bir depolama alanı normalde 8 sektörden oluşur. Cluster büyüklüğü genelde dosya sistemi ve bölmenin büyüklüğüne göre belirlenir. Simdi geçmisten geleceğe dosya sistemlerini inceleyelim.

    1 ) FAT : dosya Tarama Tablosu 3'e ayrılır:

    A) Fat: FAT dosya sistemi, PC'nin sabit sürücüsünde, Esnek disketinde ya da bir flash bellek kartında saklanan belirli dosyaların yerini ve sıralamasını izlemekte kullanılan bir sistemdir. İşletim sistemlerinin çoğunluğu bilgisayar dosyalarını, ilgili dosyayı küçük parçalara ayırıp ayrı ayrı eş yapılı kümelerde depolayarak saklar. İlk olarak 1970'li yıllarda, Microsoft'un patronu Bill Gates tarafından geliştirilen FAT dosya sistemi işletim sisteminin her bir dosyayı, eş yapılı kümelerde izlemesine ve yeni dosyalar için henüz tahsis olunmamış kümeleri saptamaya olanak tanıyor.Bir bilgisayar kullanıcısı bir dosyayı okumak istediği zaman FAT dosya sistemi, dosyanın her bir parçasını görüntülenmek üzere yeniden bir araya getirir. Microsoft, FAT dosya sisteminin BASIC programlama diline dayandığını ve programların ve de verilen esnek ortamlarda depolanmasını mümkün kılmak için geliştirildiğini belirtti.

    Microsoft araştırma biriminden gelen bilgiye göre: Günümüzde FAT dosya sistemi, bilgisayarlar arasında karşılıklı resim-ses dosyası alışverişi için ve de keseye uygun, taşınabilir flash belleğin avantajından da dolayı her yerde kullanılan bir format haline gelmiştir. FAT dosya sistemi bugün, server işlevi gören bilgisayarlardan kişisel dijital yardımcılara kadar her boydaki bilgisayarda kullanılan çeşitli işletim sistemlerince desteklenmektedir.

    Buna ek olarak, fotoğraf makineleri ve kameralar, ses kaydediciler, video oyun sistemleri, tarayıcılar ve basıcılar gibi çok sayıda dijital aygıt FAT dosya sistemi teknolojisinden yararlanmaktadır.

    FAT dosya sistemi lisans bedeli, birim başına 25 sent olarak düzenlenmekle, toplam telif ücretleri üretici başına 250,000 dolara varabiliyordu. PDA'lar, dijital kameralar, dijital video kaydediciler, taşınabilir dijital müzik çalarlar dâhil, veri saklamak için taşınabilir resim-ses dosyası kullanan aygıtlar için ücret ise birim başına 25 sent.

    B) FAT16 diğer ismiyle V-FAT: Artan disk kapasiteleri gelişimi hızlandırdı. Microsoft; bununla uzun dosya isimlerini yazabilen ilk sistemi başarmış oldu. En fazla 2 GB'a kadar destekleyebiliyor. Cluster kapasitesi ise 64 KB'tır.

    C) FAT32: Hala kullanımı sürmekte olan bir dosya sistemidir. Özellikle aynı disk üzerinde Linux işletim sistemini kullanıyor ve bazı dosyalara Windows'tan da ulaşıp değişiklik yapmak isterseniz ihtiyaç duyacağınız bir dosya sistemi. En fazla 32 GB'lık volume'de destekler. Cluster kapasitesi 32 KB'tır. Tek bir diskte ise 2 Terabyte'a kadar destekliyor.

    2 ) NTFS: NT File sistem

    NTFS dosya sistemi 1993 yılında NT 3.5 ile birlikte çıktı. Windows 2000'e kadar bu işletim sisteminin geliştirme çizgisi tamamen ayrı tutuldu; son kullanıcıya yönelik Windows 95-98 ve Me sürümleri ise FAT16 veya FAT32'ye talim etti. Öte yandan Windows XP'yi de içeren NT serisi, FAT32'yi desteklemeyen Windows NT 4 dışında, bütün dosya sistemlerine erişebiliyorlar. Eski Windows versiyonlarında NTFS üzerine yazma yetersizliğini çözmekte yardımcı olabilecek birçok profesyonel araç bulunmakta. Bu türün en yüksek kaliteli ve en iyi bilinen araçlarından biri, NTFS bölmelerini DOS disketi ile başlatmak için bile kullanılabilecek olan NTFSdos'tur.

    NTFS, FAT sistemlerine göre birçok yenilik getirmekte. En önemli olanları arasında büyük sürücülerde depolama alanının optimum şekilde kullanımı, çökmelerin ardından hata düzeltmeleri, yetkisiz bilgi erişimine karşı koruma, indeks servisi, sıkıştırma ve veri şifrelemesi sayılabilir. NTFS'in kurtarma özellikleri de söz etmeye değer: Windows dosya sistemindeki tüm değişiklikleri belirli kurtarma noktaları oluşturarak gerçek zamanlı olarak kaydeder. Zorunlu bir yeniden başlatma durumunda, sistem hatalarını düzeltmek için arka planda bu kurtarma noktalarını kullanır. NTFS yüzlerce terabyte (bir terabyte bir milyon megabyte eder) büyüklüğündeki bölmelerin yönetimini yapabilir. Güvenlik bakımından ise sistem yöneticileri dosyalar ve klasörler için kullanıcı erişim kuralları belirleyebilir, EFS (Şifreleme dosya sistemi) gibi bütünleşik koruma fonksiyonlarından yararlanabilirler.

    Avantajlara rağmen, Windows 2000 öncesi NTFS, günümüz sistemlerinin tüm ihtiyaçlarını tamamıyla karşılayamıyor. Windows NT ile gelen NTFS sistemi otomatik olarak atanan bölme isimlerini 26 harfe (A'dan Z'ye kadar olan sürücüler) kadar destekliyor. Ayrıca, bir bölmede yapılan değişiklikler her zaman sistemin tekrar başlatılmasını gerektiriyor. Bunun yanında, NTFS bölme bilgilerinin Registry'de saklanması nedeniyle sabit diski başka bir sistemle kullanmaya çalıştığınızda işleri daha karışık hale getirir. Windows XP'de veri işleme kapasitesi artırıldı ve sabit 512 byte'lık cluster boyutu yerine şimdi değişken cluster boyutları tanımlayabiliyorsunuz. Yönetim fonksiyonları, örneğin klasör indekslemesi veya bellek kullanımı ve veri erişimi ile ilgili sınırlamalar iyileştirildi.

    Microsoft ayrıca fsutil.exe adında, komut satırından çalıştırılan bir programı da eklemiş. Bu güçlü araç birçok dosya sistemi işini gerçekleştirebiliyor. Ana dosya Tablosu'nda (MFT) değişiklik yapmanıza olanak verdiği için hakkında çok az resmi dokümantasyon bulabileceksiniz. Fsutil.exe ile rasgele denemeler yapmanızı önermiyoruz. Fakat komut satırına fsutil fsinfo komutunu girerek sisteminize zarar vermeden dosya sistemi, ilgili disk bölmesi ve MFT hakkında istatistik bilgilere ulaşabilirsiniz.

    NTFS Altında Veri Yapısı:
    Bölme başlangıcında kendine özgü bir atama tablosu içeren FAT'in aksine, NTFS bölmenin orta kısmını - Ana dosya Tablosu'nu (MTF) - gizli dosyalarla düzenlenmektedir. MFT tüm bölmedeki dosyaları ve metadata adı verilen kısmı bir ilişkisel veritabanı yapısıyla yönetir. dosyalar üzerindeki bilgiler satırlar halinde, dosya öznitelikleri ise (gizli, şifrelenmiş, sıkıştırılmış dosya, sistem dosyası vb. olup olmadıkları) ile ilgili bilgiler ise sütunlar halinde düzenlenmiştir. Bizzat MFT'nin üzerinde bilgi içeren metadata ise ilk 16 kayıt içinde tutulur ve MFT toplam 16 KB yer tutar.

    Bu arada 900 byte'a kadar olan dosyalar 1 kayıt içine sığabilir. Daha büyük dosyalar için, MFT depolama alanında nerede bulunacaklarına dair işaretler bulundurur. Ayn şey klasörler için de geçerlidir: Eğer yeteri kadar küçük iseler tamamen MFT içine alınırlar. NTFS daha büyük klasörleri, veri yapıları dış cluster'lara işaret eden B-tree yapısı ile yönetir. B-tree yapısının avantajı, NTFS benzer dosyaları veya isimlerini belli bir indeks içinde düzenlediği için, belirli dosyalar için yapılan aramaların hızlanmasıdır.

    3 ) WinFS : Windows Future Storage

    Geleceğin dosya sistemi , Sizin yerinize düşünen dosya sistemi.
    Kullandığımız sabit disklerin kapasitesi her yıl büyük bir hızla büyümeye devam ediyor. Kullandığımız program ve dosya sayısı ise geçtiğimiz yıllara göre çok daha fazla . Çoğu zaman dosyaların içinde kayboluyor ve gerekli dosyalara erişmekte zaman kaybediyoruz. Üçüncü parti dosya yöneticisi programlar bu soruna çözüm getirse bile FAT32 yada NTFS dosya sistemleri düzen ve hız bakımından yetersiz kalıyor. Yakın gelecekte Terabyte seviyelere ulaşacak olan disklerde bu problem daha da büyük olacak. Bu durumun uzun süredir farkında olan Microsoft çözüm olarak; Outlook, Media Player ve Adres Defteri gibi programlara dosya ilişkilendirme sistemini getirdi. Bu programlarda dosyalar birbiri ile içerik bakımından ilişkili hale geliyor ve istenilen bilgiye daha kolay erişilebiliyor. Tabii bu çözümün işletim sistemi çapında zayıf kaldığı tartışma götürmeyen bir gerçek. Durum böyle olunca Microsoft dosya sisteminde çözüm yoluna gitti ve WinFS'i geliştirdi.

    Teknik olarak; WinFS tamamen teni bir dosya sistemi değil Çünkü mimarisine bakıldığında NTFS'e benzediği göze çarpıyor. Teknik anlamda dosya yaratma ve dizin oluşturma yöntemlerinde farklılıklar olsa da WinFS için NTFS dosya sisteminin veritabanı ve SQL sorguları ile donatılmış bir sistem diyebiliriz. sistemde dosyaların içeriliğine göre ilişkilendirme yapmak mümkün olacak. Bu sayede istenilen bilgiye SQL sorguları ile daha kısa sürede ulaşılabilecek. Saklama ve yedekleme işlemleri çok daha kolay bir hal alacak.

    Basit bir dille anlatmak gerekirse; tüm son kullanıcı dosyaları çeşitli kategorilere ve tanımlamalara sahip olacak. Her dosya yapısına göre çeşitli kategoriler taşıyacak. Hatta WinFS dosyasının yapısına göre birçok tanımlamayı otomatik olarak yapabilecek. Bu tanımlamalar bir veri tabanı mantığında saklanacak. Kullanıcı tarafından gelen arama ve düzenleme gibi talepler SQL sorguları ile sağlanacak. Böylece dosyaları birbiri ile ilişkilendirme çok basit bir hal alacak. Şu anda kullanılan FAT ve NTFS dosya sistemi herhangi bir arama talebinde tüm sabit diskinizde arama yapar. Bu taramanın ardından aradığınız dosyaları görebilirsiniz. Microsoft yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre WinFS'te bu tür arama işleri daha kolaylaşacak. dosyaların bilgileri ve lokasyonu bir veri tabanında tutulacağı için , arama işlemleri çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşecek böylece hangi dosyanın nereye kaydedildiği bilgisini sürekli aklımızda tutmamız gerekmeyecek.
    Mesela; eskiden yani şimdi bilgilerinizin yedeğini kullanılan programların yapılarına göre ayrı ayrı alıyoruz. Ayrıca kişisel dosyalarımızı çeşitli klasörler içinde sınıflandırarak kendimize göre bir düzen koyuyorduk. Ancak bir süre sonra onlarca klasör ve yüzlerce dosyanın yerlerini aklımızda tutmamız gerekiyor , bu dosyaların güvenliği için ise üçüncü parti programlara kalıyordu.

    Microsoft tarafından bildirilene göre WinFS'in çıkışının 2007 yılı içersinde Longhorn'a (Vista) yama olarak piyasaya sürüleceği bildiriliyor. Bu kadar gecikmesindeki etken ise Windows XP SP2'nin hazırlanma ve deneme sürelerinin beklenenden çok daha uzun sürmesiymiş.

    Sonuç olarak herkesin gözü bu yeni dosya sisteminde olacak lakin şu unutulmamalı NTFS 1993'te çıkmasına rağmen bireysel kullanıcı ile 2000'de tanışmıştı. Büyük bir ihtimalle kullanıcıların önce bir süre bekleyeceği tamamen sağlıklı bir hal aldıktan sonra kullanmaya başlayacağı kesin. Ayrıca WinFS'den sonra bilgisayarda birden fazla işletim sistemi çalıştırmanın zorlaşacağı tahmin ediliyor. Tabiî ki Microsoft tarafından yapılan bu ertelemeler rakip işletim sistemlerine güç kazandırıyor gibi görünebilir lakin Microsoft Longhorn'la (Vista) hataya imkan vermeden bomba gibi gelmek istiyor, gelecek gibi gözüküyor.
#10.03.2007 04:29 0 0 0
  • valla yapacağından eminim veyso çünkü çok basit bir işlem bu cd yi pc ye takacaksın ve DOS komut satırını açıp oraya sfc/scannow yazacaksın hepsi bu kadar. windows geri kalan işlemleri kendisi otomatik yapıyor senin yapman gereken bişey yok yani
#10.03.2007 03:54 0 0 0
  • burda rep olayı yok dostum. teşekkür etmen bile yeterli bizim için ve en önemlisi bilgi paylaşımı
#09.03.2007 22:51 0 0 0
#09.03.2007 22:49 0 0 0
#09.03.2007 22:47 0 0 0
#09.03.2007 22:19 0 0 0
#09.03.2007 22:08 0 0 0
  • selocum TR de genellikle Zalman marka su soğutmalı sistemler bulunuyor. googleden aratırsan mutlaka bulursun
#09.03.2007 21:53 0 0 0
#09.03.2007 21:45 0 0 0
#08.03.2007 21:59 0 0 0
#08.03.2007 21:56 0 0 0
  • normalde MacOS X Tiger işletim sistemini normal pc lere asla kuramazsın ama Wmware diye bir program var onu kullanarak sanal pc oluşturabilirsin pc inde. Yani pc içinde pc olur ve bunlar birbirinden bağımsız çalışırlar. Kesin olur demiyorum ama yinede denemekte fayda var
#08.03.2007 17:56 0 0 0
  • Konu: format
    bad sector sadece fiziksel hatalara denir. mesela harddiski düşürdük veya sarstık diyelim. o zaman diskin okuma kafası manyetik plakalara çarpar ve gözle görülemeyecek kadar küçük partiküller koparır manyetik diskte. bad sector budur ve fdisk veya başka bir şey işe yaramaz çünkü bir diskte bir kere bad sector oluştu mu o disk çöpe yolcu demektir


    program hatası ise sfc/scannow veya chkdsk komutlarıyla DOS altından düzeltilir çünkü sonuçta diskte fiziksel bir hata bulunmadığı sürece oluşan dosya bozulmaları dosyanın originalleriyle değiştirilerek düzeltilir ve MBR denilen dosya tablosu düzenlenir.
#07.03.2007 21:28 0 0 0
  • normalde dosya isimlerini değilde klasör isimlerini yazıyorum. ama seninki gibi ufak tefek bir sürü dosya olunca ufak bir script yazıp onu kullanıyorum
#07.03.2007 19:50 0 0 0
  • ahhh ahhh.... çocukluk aşkım Voltran.... nasılda izlerdim televizyonun içine girercesine yakından.... hatta bir ara hafta içi sabah ve akşam yayınlanıyordu... nasılda sabahın köründe kalkıp milleti ayaklandırırdım sırf bu Voltran yüzünden nerdeyse her gün okula geç kalırdım akşamlarıda okuldan çıkınca jet gibi uçarak eve gelirdim nasıl özlemişim çocukluk aşkımı ama temmuz ayında sinemalarda filmi vizyona girecek haberiniz olsun millet. filmin ismi Transformers
#06.03.2007 22:51 0 0 0
#06.03.2007 22:09 0 0 0
#06.03.2007 22:05 0 0 0