Ben sadece saydamlık maskesi takmadan, doğallık taklidi yapmadan görmek, dokunmak, koklamak gibi insancıl lükslere sahip olmak istiyordum..
Anladım ki insan olmak gerçekten zor işmiş..
Çok sigara içiyorum ciğerlerim zorlanıyor diye düşünürken, sokağın soğukluğu,kalbimin burukluğuyla paralel batıyormuş boğazıma meğer...
Düşünmeden sorgulama olmaz biliyordum, alıp verdiğim her nefes yaşamı sorguluyormuş..
Seni madalyonun ters yüzü gibi anlatmışım, bu söylenmemesi gereken bir yalanı gerçek sanmakmış..
Belki istediğin bir anın tadını çıkarman için ezik kalmam gerekiyordu, ya da sana rol yapmam gerekiyordu iki yüzlü olmam için..Bunun için ikinci bir yüzüm var ve hep cebimde maskemi taşıyorum sanıyordum..
Halbuki benim yüzüm yokmuş...dediğin gibi..doğru..ben yüzsüzmüşüm..
Seninle yaşadıklarımı hatırlarken gözümün önüne kareler gelmiyormuş,
Aksine esneyip yeni bir dairenin oluşmasına yardımcı olan sensizliğin şekilsizlik öğretisi varmış..
Anladım ki o daire, dönüp kendince, dışarıdan gelip daireyi paralel kesmek isteyen azgın aşk ışınları, aslında birlikte hep hüzne komşu açıymış,
Soruda verilen değere göre varış noktam sensizliğin yarıçapına eşitmiş..
Ama ben hala daireler çizmişim&
Ve anladım ki dostlar ;
Aşk ; İki Sevgilinin Birbirine Bakması Değil ... Aynı Yöne Bakmasıymış...
Anladım,
sabahları açılır.
Esnaf çarşıları yeminle
Bedreddin'im bir ağaca asılır.
Anladım,
En büyük yalan yemindir.
Edilir sabahları,
Gecesini hatırlamayan esnafların
Tüm merasimleri gömdüm.
Ömrümün reklam amaçlı takvimlerine.
Anladım,
Kimse üzgün değildi.
Bayraklar yarıya indiğinde.
Bir tek el isteyen,
Yordam ve özür dileyen,
Anladım.
Herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm,
Evet yüzümdü.
Her görüşmeye taşıdığım,
Kandırılmaya gönüllü bir gönülle,
Az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim.
Göz gördüm başka açılara ayarlı.
Uzun bir yüz gördüm.
Meğer filmin sonu diye ayarsız
Fin yazardı end zamanında
Bir zamanlar,
Fransızlar hep Fransız kalacaklar,
Sabah sinemasında pazarları...
Aklımı alıp doğduğum evin,
Müze olma isteğine saklayacaklar.
Ama kavaklar büyüyecek.
Herkesten gizli boyatmak,
Bir kavağın becereceği iştir ancak.
Anladım ki ağaçlar,
Toprağa acı verdikçe büyüyorlar.
Her pazartesi and içip,
Cumaları marşa basan,
Camiler dolusu yemin edip,
Taburlarca yalan söyleyen,
Bu toprakta bu ağaç
Kuruyacaktır elbet.
Anladım.
Kimseye acı vermeden,
Büyünmüyor.
Namusum ve şerefim ve
Çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
Tüfek filan değil,
Çimento icat edildi de
Bozuldu mertliğin mimarisi,
Esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları.
Anladım.
Altı dükkan olsun istiyor evinin.
Ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları
Benim taş ustamın karısı.
Ve her yerde
Şube açmak istiyor.
İskender kebabını icat eden,
Büyük İskenderin çocukları
Ki gölge filan etmez.
Yoğurtlu bir ziyafet çekerdi.
Diyojenle karşılaşsaydı.
Anladım.
Bursalı İskenderin,
Romalı arkadaşından daha çoktur
Uygarlığa katkısı.
Oysa;
Bu satırlarla üstünü örten ben,
Kelimelerle sargı bezi ve
Merhem yapan,
Ozanlığı en çok kendini üzen ben,
Anladım.
Sadece öğlenleri açarım yaramı.
Ve hiçbir yerde şubesi olmaz,
Bu kanamalı hastanın.