Firini yakin,dolaptan bir kap, bir kaşık ile pastaya koyacağınız malzemeleri çıkarın. Pasta kalıbını yağladıktan sonra cevizleri kırın. Mutfak tezgâhının üzerindeki yedi tane oyuncak otomobili ve onsekiz lego blokunu kaldırın. İki fincan un ölçün. Kerem'nin ellerini unun içinden çıkarın ve üzerindeki unları temizleyin. Un, şeker ve kakaoyu eleyin. Süpürge ve faraşı alıp Kerem'in kırdığı kabın parçalarını yerden temizleyin. Başka bir kap alın. Kapının ziline cevap verin. Mutfağa dönün. Kerem'in ellerini kabın içinden çıkarın. Kerem'i yıkayın. Yumurtaları alın. Telefona cevap verin. Geri dönün. Yağlanmış kalıbı alın. Kalıbın içindeki bir santim kalınlığındaki tuz tabakasını temizleyin. Pasta kabına tuz döktükten sonra ortalıktan kaybolan Kerem'i arayın. Mutfağa geri dönün ve Kerem'i yine tezgahın başında bulun. Ellerini kabın içinden çıkarın, üzerindeki un, kakao vesaireyi temizleyin. Yağlanmış kalıbı tekrar alın ve içinde bir sürü ceviz kabuğu bulun. Kabın içindeki ceviz kabuklarının varlığını farkettiğiniz an mutfaktan kaçarken pasta kabını tezgâhtan yere düşüren Kerem'in peşine düşün. Yerleri temizleyin. Tezgâhı temizleyin. Duvarları temizleyin. Kabı kacağı yıkayın. Pastacıya telefon edip bir adet pasta sipariş edin. Fırını kapatın.
__________________
Mehmet ile Handan öğrenci olup,ayni evi paylaşmaktadır.
Yakın bir şehirde yaşayan anne oğlunu ziyarete gelir.Handanla da tanışır.
Anne akşam yemeği süresince Handanı uzun uzun süzer ve aslında çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu,acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri boyutta bir ilişkinin olup olmadığını merak eder.
Aklını okumuşcasına Mehmet annesine der ki
-Ne düşündüğünü biliyorum,ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız,ötesi yok.
Akşam yemeğinden sonra anne evine döner.
Bir kaç gün sonra Handan der ki
-Mehmet,annen bize yemege geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum<ne biçim öğrenci eviyse artık>
Mehmet annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum,ben yine de sorayım.
Oturur mektup yazar.
Anneciğim gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum,ama almadın da demiyorum.Fakat konu şu,sen bize yemeğe geldiğinden beri kase kayıp.
sevgiler oğlun.....
Bir hafta sonra anneden cevap gelir.
-Sevgili oğlum
Handanla yatıyorsun demiyorum,ama yatmıyorsun da demiyorum.
Fakat konu şu..
Handan kendi yatağında yatmış olsaydı,kaseyi çoktan bulurdu..
Sevgiler annen...
Bir gün New-York'ta bir grup is arkadaşı, yemek molasında dışarıya
çıkar. Gruptan biri, Kızılderili'dir.
Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin
çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken,
Kızılderili, kulağına çırçır böceği sesinin geldiğini söyleyerek çırçır
aramaya baslar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi
duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam
ederler. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.
Kızılderili, yolun karsı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder.
Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir
çırçır böceği bulurlar.
Arkadaşı, Kızılderili'ye: "Senin insanüstü güçlerin var.
Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar. Kızılderili ise; bu sesi duymak için
insanüstü güçlere sahip olmaya
gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini
söyler. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı
kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca
sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini
kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına
dönerek:
Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Herşeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin." Der.
İşte bizlerde görmek istediğimiz gibi görüp duymak istediğimiz gibi duyarız,hissetmek istediğimiz gibide hissederiz her zaman