Saçlarını savuruyor bir eylül rüzgarı, yağmurlar konaklıyor gözlerinde. Eylül gidiyor hüzün kalıyor gözlerinde. Yüreğini hangi ırmağın yatağında bıraktıysan o günden beri gürül gürül. Ümitlerini hangi bahara emanet ettiysen hep yemyeşil. Ama ayrılıkları ve acıyı hangi gün gönlünde bıraktıysan o günden beri hep ağlamaklı gözlerin.
Şarkılar hep yalan söyler sevgili, şiirler hep bir hayali anlatır. Beyaz sayfaları kirletmekten başka işe yaramaz çoğu zaman. Satırlar sayfalar çoğu zaman kime yazıldığı belli olmayan mısralarla doludur. Yüz yüze gelip konuşmayı beceremeyen yüreklerin sığıntısıdır çok zaman şiirler. Hüzünlü zamanlarda tutunacak el bulamayan ellerin tutanağıdır kalemler. Kağıt onların sıralarını taşır yüreğinde.
Ama ümit hep vardır sevgili. Şiirlerin ardında yazılamayan mısralarda, yada okunamayan satırlarında saklıdır. Ama hep hüzün kokar yinede aşkı anlatan mısralar. Yaşamadan okur bir çok şarkıcı. Sesi güzel diye şarkıcıdır. Müzik kabiliyeti var diye sahnededir o kadın. Ama sana bişey anlatamaz çok zaman çünki o mısrayı yanan bir yazmıştır. Birde ondan dinle o şarkıyı, birde onun gözyaşlarında oku gör bak sana neler anlatacak. Hangi fırtınayı çağıracak yüreğinin saçlarını dağıtsın diye. Hani ölümlere davetiye çıkaracak ki, her gün öl diye.
İşte böyle şarkılardan şiirlerden, kalemden, kağıttan sonra yüreğimden akıtarak yazıyorum bu satırları sana. Anlatmak mümkün mü, yada nasıl anlatılır ki yalnızlığım. Ama yazarken çoğaldığımı hissediyorum paylaşarak çoğaldığımı.
Canlandığımı, dirildiğimi büyüdüğümü. Duyduğunu sanıyorum her kelimenin sana yazıldığını, her harften sonra içinde bir acı olduğunu ve hissettiğini ağlayan harflerimi. Yoksun uzaksın belki bu satırları okumayacaksın. Hatta bu satırlardan haberin bile olmayacak ama ben yinede yazacağım. Yazdıkca yaklaşacağım sana. Yazdıkça duyacaksın satırların inlemesini. Gele demeyeceğim sana gelirsen ben burada olmayacağım, acıyla kardeşliğim bitecek ve ben o gün ben olmayacağım. Kal orda kal nerdeysen orda. Uzaksan uzakta yakınsan yakın.
Hem sen de bilirsinki aynı mekanı paylaşan onca yürek vardırki hiçbir zaman aynı yerde olmamışlardır. Hep başka dünyalarda yaşar başka ölümleri paylaşırlar. Uzak olman, yada uzakta olman çokta önemli değil. Çünki hissedebiliyorum. Çünki şiirimin tadı, aşkımın adısın. Cancım yanarken hatırımdasın, aklımdasın. Bir güle bakarken gülümsersin, bir yağmur olursun gökten düşersin.
Ve bugün uzun uzun düşündüm kararımı verdim. Seni hatırlamak istediğimde sana aşk diye hitap edeceğim. Unutmak istediğimde ölüm. Bulmak isteyince yağmur, unutmak isteyince buhar. Ama sen yinede beni dinleme sevgili...
Aşk deyince çık, ölüm deyince çıkma,
Yağmur deyince gel, bahar deyince ağlama
Hani....
Hani uyuyamazsın gece,tavana gözlerini diker onu düşünürsün ya
Aklından bir an olsun çıkaramasın,gördüğünde kalbin yerinden fırlar ya
Gözlerine bakınca kaybolursun,uzaktaysa özlersin ya
Her telefona o diye koşar,telefondan gözünü ayıramazsın ya
Hani böyle avare olursun,kalbine söz geçiremesin ya
İşte o zaman AŞIK OLURSUN!!!
O da seni düşünürse,
Seni severse,bide hissedersen sevildiğini,
Seni özlerse
Sana değer verirse,özel hissettirirse,
Bazen bir gülüşü yeterse,bir bakışı eritirse buzları,
İşte o zaman MUTLU OLURSUN!!!
Sana yalan söylemezse,
Hani böyle yaslanırsın arkana düşmezsin bir dayanağın vardır.
İşte oda öyle olursa senin için
Kalbini verirse hiçbir çıkar beklemez karşılığında sevginden başka,
İşte o zaman GÜVENİRSİN!!!
Hani böyle bir harfiyle ne demek istediğini anlarsın,
Üzüldüğünü,mutlu olduğunu sezebilirsin,
Onun canı yanınca senden de bir parça kopar ya
Artık ben diye bir şey kalmaz her şey biz olur ya
İşte o zaman SONSUZLUĞA YOL ALIRSIN!!!!
Benim evden kaçmamın sebebi, ben doğduktan 27 gün sonra benim babam vefat etmiş ve ben 3 aylıkken annem beni babaanneme ve dedeme bırakıp babasının evine gitmiş, bunun üzerine tabii beni de amcalarım sabah ilkokula, öğleden sonra sakız satmaya veya boyacılığa gönderiyordu ve akşam eve bazen parayla gelmediğim zaman dayak yiyor ve o da yetmiyormuş gibi birde tüm akrabalara kötülüyorlardı ve bazen babaannem ablamı dövdüğü için dövme dedim diye defalarca dayak yediğimi bilirim. Zaten ağabeyim dayanamayıp evden kaçmıştı bile ve ben de azda olsa ondan etkilenerek kaçmaya karar verdim.İstanbul'a geldiğim zaman ağabeyimi bulur çalışırız diye düşündüm, meğer ağabeyim benden önce batmışta benim haberim yokmuş.Tabii haliyle ben de sokakta kalmaya başladım ve yapmak istediğim şeylerin hepsini yapamadım belki ama beni en çok mutlu eden olay sokakta geldi başıma.Yani geldiğim bu yaşa kadar beni en çok mutlu eden sevindiren olay bir gün sokakta geldi başıma ;
kaldığım süreç içerisinde İzmir'e gitmeye karar verdim ve İzmir'e gittiğim zaman ne bir tanıdık ne bir arkadaşım vardı. Ve orda bir halk topluluğu gördüm ve oraya doğru yürümeye başladım. Orada bulunan birine sordum ve oranın bir sirk olduğunu öğrendim, herkes kuyruğa girmiş bilet alıyordu ve ben de o kuyruğu takip ederek ilerledim.Sıra bana gelince cebimdeki paranın kısıtlı olduğu aklıma geldi ve adama sordum,'kaç para ağabey bilet?' Bir buçuk milyon dedi, ve ben de bir bilet istedim, 'ön taraftan olsun lütfen' dedim.ve adam da 'sana o fiyata bilet veremem' deyince haliyle 'ön taraf kaç para' dedim ve söylediği fiyat benim
işime gelmiyordu.ve birden arkamdan biri 'bir dakika yeğenim' dedi ve bana hafiften gülerek gişedeki adama 'iki tane bilet verir misin ? , biri ön taraftan olsun lütfen' dedi ve beni çağırarak bana o bileti verdi ve o adama sorduğum zaman 6 senedir ceza evindeymiş ve o gün cezası İzmir Buca cezaevinde bitmiş, o da benim gibi topluluğu görüp gelmiş ve bana söylediği her üç laftan biri (BELA OLMA, SANA GELEN BELADAN UZAK DUR) ve anladım ki o adam hayattan az veya çok,bilemem ama, bir ders almış.
En'am / 98. O, sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yaratandır. (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer vardır. Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık.
Rum / 19. Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor. İşte siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız.
Migren hastalarının yaklaşık yüzde 90'ı hastalık nedeniyle yaşam kalitesinin azaldığından yakınıyor. Birçoğu da doktora gitmediği için hastalığından ve tedavi yollarından haberdar değil. Yaşamın her alanını etkileyen migren, birçok faktörün etkisiyle ortaya çıkıyor. Güneş ışığı, özellikle yaz aylarında migren ataklarını tetikleyen faktörlerin başında yer alıyor. Migren hastalarının güneş ve diğer yapay ışıklara karşı duyarlı olmasına fotofobi adı veriliyor. Prof. Dr. Betül Baykan, "İşi gereği dışarıda olmak zorunda olanlara, tatile çıkacak migren hastalarına şapka ve gözlük kullanımı öneriyoruz" dedi.
İ.E Ulagay-Menarini Group'un desteği ile Türk Nöroloji Derneği Başağrısı Çalışma Grubu bünyesinde hayata geçirilen "Türkiye'de Başağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması"na göre; hastaların yüzde 89.3'ü migrenin hayatını etkilediğini ve engellediğini belirtiyor. Migrenle mücadelede teşhisin ardından doğru tedavi almanın yanı sıra tetikleyici faktörlerden korunmak da önem kazanıyor. Özellikle yaz aylarında güneş ışığı hastaların sıkça yakındığı tetikleyici faktörler arasında yer alıyor.
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Baykan, migren hastalarının güneş ışığına karşı duyarlı olduklarını belirterek "Baş ağrısı çekerken ışıktan rahatsız olmak ve ışıktan kaçınmak isteği migrenin belirtilerinden biridir. Bu duruma tıp dilinde fotofobi adı veriliyor. Buradaki ışık genelde güneş ışığı olabileceği gibi, diğer yapay güçlü ışıklar da rahatsız edici olabilir. Fotofobi varlığı uluslararası başağrısı sınıflamasında migrene işaret eden çok önemli kriterlerden biri olarak kabul edilmiştir. Fotofobi nedeniyle migrenli hastalar karanlık ortamlara kaçarak ağrılı dönemi atlatmaya çalışırlar" diye konuştu. Baykan, fotofobisi olan hastaların tedavisi hakkında şöyle bilgi verdi: "Migrende fotofobi sadece bir belirtidir ve tek başına bir tedavisi yoktur. Ancak etkili bir atak tedavisi ve yaşam kalitesi etkilenmiş hastalarda sürekli verilen koruyucu tedavi ile tüm ataklar azaltılabilmektedir."
Işığa karşı hassasiyet migrenin habercisi
Baykan, migreni başlatan faktörler arasında sık ifade edilen faktörlerden birinin 'güneş ya da lamba ışığı' olduğuna dikkat çekti: "Stres, açlık, uykusuzluk gibi tetikleyici nedenlerin migren kadar gerilim tipi baş ağrısı için de söz konusu olduğunu unutmamak gerekir. Oysa parlak ışık, özellikle migrene özgü bir tetikleyicidir. Bu nedenle tanı açısından da değer taşır."
Beyin sapını etkileyerek atağı tetikliyor
Prof. Dr. Betül Baykan, güneş ışığının ağrıyı nasıl başlattığı hakkında bilgi verdi: "Migrenin güneş ışınlarından nasıl tetiklendiğine ilişkin mekanizma tam olarak bilinmemektedir. Migrene yatkın bireylerde aşırı ışığın bir çeşit strese yol açarak beyin sapı ve bazı özel yapıları etkilediği ağrı oluşturan maddelerin salınmasına ortam hazırladığı düşünülmektedir. Ancak bu durum her an oluşmaz ve hasta her parlak ışığa maruz kaldığında migren görülmez. Bu da ışık dışı ek faktörlerin de gerektiğini göstermektedir."
Gidene kal demeyeceksin. ..
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,yoksa değersiz olan hep
sen olursun...
Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama
sevgisini...
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..
Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.
İki yıl aradan sonra çıkardığı Benim Adım Aşk albümüyle listelere hızlı bir giriş yapan Sibel Can, bir ayda tam yedi kilo verdi. Eşi Sulhi Aksüt'e açtığı boşanma davasıyla ilgili sorulara Eylül ayındaki mahkemede herşey netleşecek diyen Can, fazla kilolarından kurtulduğu için kendine güveninin arttığını söyledi. Önceki gün Milas Havaalanı'nda gazeteciler tarafından karşılanan Can, akşam da Ferhat Göçer'in sunduğu Biri Bana Gelsin programına katıldı.