Bauhaus: Modernleşmenin Tasarımı
Esra Aliçavuşoğlu, Ali Artun
İletişim Yayınları
Nisan 2009, 587 Sayfa
Esra Aliçavuşoğlu, Ali Artun
Bauhaus düşüncesi, bir stilin, bir eğitim hareketinin ötesinde, 1850'lerden beri Avrupa'da yürürlükte olan kültürel, ekonomik ve toplumsal bir modernleşme programını ifade eder. "Yeni" bir hayatın tasarlanabileceği inancını temsil eder. Almanya'nın kültürel nüfuz politikaları bağlamında, son Osmanlı yönetimlerinin ama özellikle de Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının modernleşme girişimlerinde etkili olur. Sanayileşme atılımı ile sanatın birleştirilmesine yönelik kültürel politikaların ve eğitim reformlarının yapılandırılmasında Bauhaus akılcılığının katkısı önemlidir. Gazi Terbiye Enstitüsü, Köy Enstitüleri; sanat, sanayi ve meslek okulları; İstanbul Teknik Üniversitesi ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi gibi mühendislik-mimarlık okulları; güzel sanat ve uygulamalı sanat akademileri hep Bauhausçu ilkeleri benimserler ve bunlara göre yetişmiş kadrolar tarafından kurulurlar. Günümüzde Türkiye'de çağdaş eğitimin örgütlenmesi ve tasarım kültürünün hızla yükselmesi hâlâ Bauhaus'un izlerini taşır.
Bauhaus: Modernleşmenin Tasarımı, bugünkü Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin çekirdeğini oluşturan ve 1957 yılında Alman ve Türk Bauhausçular tarafından kurulan Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu'nun 50. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen "Türkiye'de Mimarlık, Sanat, Tasarım Eğitimi ve Bauhaus" Sempozyumu'na sunulan bildirileri kapsamaktadır
Bir Kadının Yaşamında 24 Saat
Ve Bir Yüreğin Ölümü
Stefan Zweig
Can Yayınları
Mart 2009, 124 Sayfa
Stefan Zweig'ın psikolojiye ve Sigmund Freud'un öğretisine duyduğu ilgiyi yansıtan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı yapıtlarını bir araya getirdiğimiz bu kitap, yazarın öykü sanatındaki olağanüstü becerisini gözler önüne seriyor. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren öyküler bunlar. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, duygularının peşinden korkusuzca giden bir kadının apansız yön değiştiren yaşamını konu ediniyor. Bir Yüreğin Ölümü ise, ruh ikizini Lev Tolstoy'un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç'te bulduğumuz yaşlı bir adamın ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öykülüyor.
Düşsel ve tarihsel karakterler üzerine yazdığı biyografilerinde olduğu kadar öykülerinde de karakterlerini kendine özgü derin, incelikli ruh çözümlemeleriyle betimleyen Zweig'ın bu kitapta buluşturduğumuz iki uzun öyküsü, edebiyat tarihinde Freud'un çözümlediği yapıtlar arasında yer alıyor.
Çin-Doğu Türkistan
İpek Yolu 1
G. Ahmetcan Asena
Pan Yayıncılık
Nisan 2009, 504 Sayfa
"Bu kitabı yazma fikri, bir Çin gezisi esnasında oluştu. Aslında bir kültür gezisiydi bu; fakat bir yerde yaşlı Törüngey ile tanıştım ve onun büyüsüne kapıldım... Başta kendimize, sonra bütün dünyaya Batı'nın gözüyle bakmaya alıştığımız için, zamanla Asya'nın zenginliği ve derinliği karşısında mahçup oldum. Aklımın Batı'da, gönlümün Doğu'da olduğunu anladım.
Sırtımızı döndüğümüz Doğu topraklarında kalan köklerimiz, izlerimiz ve anılarımız, sandığımızdan daha güçlü ve çok yönlüdür. Atalarımızın yüksek yaratıcılık ruhu, sentez ve uyum kabiliyetine işaret eden örnekler karşısında hüzünle gururu bir arada yaşadım; kendimi manen daha güçlü hissettim ve geleceğe daha iyimser bakmayı öğrendim.
Zamanım oldukça bir tarafta İpek Yolu'nun çeşitli güzergâhlarını geziyor, diğer tarafta kitabım için bilgi topluyordum.
Araştırmalarım derinleştikçe, konuyla ilgili Doğu ve özellikle Batılı yabancı kaynakların zenginliği karşısında şaşırdım.
İpek, bu yollara adını veren zarif bir semboldür; gizemli bir zenginliğin, akıllara durgunluk veren bir oluşumun ve gücün sembolüdür. Bu yollar, tıpkı ipek böceğinin maruz kaldığı acılı değişim süreci gibi, dramatik ama heyecanlı bir değişimin sembolüdür. Bu yollardan kimler geldi, kimler geçti? Kim yarı yolda kaldı, kim hedefine vardı? Kimbilir, yolculuğu Baykal kıyılarında başlayıp, Fransa Alpleri'nde son bulan Hunlu, bu uzun yolculuğu esnasında kaç kıyafet, kaç din ve kaç dil değiştirdi?
Çokkültürlülük
Milena Doytcheva
Çeviren: Tuba Akıncılar Onmuş
İletişim Yayınları
Nisan 2009, 141 Sayfa
Antikçağ'dan beri tüm toplumlarda, birlikte yaşamanın imkânı ve koşulları üzerine bir tartışma sürüp gidiyor.. Bir tarafta kimlik talepleri ortaya atılıp kültürel özgüllükler savunulurken, diğer tarafta toplumsal uyum ve siyasal iktidar adına bir ve tek olma iddiası daima gür bir sesle yineleniyor ...
Çokkültürlülük, bu özerklik taleplerinin tanınmasını amaçlayan bir hareket olarak nitelenir. Çokkültürlülük anlayışına göre kamusal alanda farklı kültürlerin bir arada yaşaması sağlıklı bir toplumsal yapının anahtarıdır. Bu amaca yönelik olarak pozitif ayrımcılık, anadilde eğitim, kıyafet özgürlüğü gibi birçok uygulamaya başvurulması söz konusudur. Tüm bu düzenlemelerin amacı özetle, dünyadaki kimlik hareketlerinin, farklı kültürel ufuklara sahip nüfus topluluklarının bir arada ve barış içinde yaşayabilmelerinin sağlanmasıdır.
Milena Doytcheva bu kitapta çokkültürlülüğün sorunlarını ve kazanımlarını sorguluyor. Yazar, çokkültürlü yaşayış pratiğini yüceltmeksizin, öte yandan zaaflarını da gözden kaçırmaksızın, ayrıntılı bir şekilde ve belgelere dayanarak siyasi sonuçlarına ışık tutmaya çalışıyor.
Encümen-i Daniş Sarmalında Konsept Savaşı
Zihni Çakır
Neden Kitap
Nisan 2009, 336 Sayfa
12 Mart'ta onlar vardı.
27 Mayıs'ta onlar vardı.
12 Eylül'de onlar vardı.
28 Şubat da onların eseriydi.
Hepsinin örtülü amacı parlamenter demokrasiyi alaşağı edip, BAAS tipi bir rejim yaratmaktı.
Ne Kemalizm ne de Laiklik umurlarındaydı.
Onlar, sözde Batılı anlayışı vurgularken, özde Batıyla kopup; İran, Rusya aksında bir sosyal, siyasal ve ekonomik işbirliği yaratma hevesindeydiler.
Bunu da parlamenter demokrasiyle oluşturamayacaklarını düşünüyorlardı.
Son dönem tartışılan ve en önemli faili meçhuller ile darbe girişimlerinin faili olarak soruşturulup mahkemede yargılanan Ergenekon örgütünün soğuk mührü ile sözde resmi belgelerinin de onlarda olduğu iddia ediliyor.
Onlar, sadece "sohbet müdavimi" olduklarını söylüyor, raporlarıysa, Cumhurbaşkanları ve Başbakanlara politika dikte ettiklerini ortaya koyuyor.
Ülke toplumsal destekle demokratikleşme ve insan haklarında, gelişmiş ülkeler seviyesini yakalamaya çalışırken, onlar demokrasi ve insan haklarının yerleşmesinden endişe duyuyor.
Ülkeyi medeniyet konseptinden koparıp, sonu belirsiz bir konsepte taşımaya çalışıyorlar. Bunun için de paramiliter örgütlerden, uluslararası boyutta terör örgütlerine, hepsiyle ilişki kurup, ortak operasyonlara imza atmaktan çekinmiyorlar.
Bu savaş soğuk savaş değil; bu savaş ülkedeki her bir bireyi tehdit eden sıcak bir savaş. Bu savaşın adı da, "Konsept Savaşı".
Fotoğraf ve Gerçeklik
İhsan Derman
Yorum Sanat
Nisan 2009, 128 Sayfa
... deklanşöre basıldıktan sonra sözkonusu an'ın gerçekliği kalmaz. Bu anlamda fotoğrafın içinde yaşanılan zamanı, durdurduğu ya da dondurduğu değil de, sadece öldürdüğü söylenebilir.
Şöyle ki, fotoğrafı çekilen an, çekildikten hemen sonra "geçmiş" olur. Diğer bir deyişle fotoğrafın çekildiği an olan "şimdiki zaman", deklanşöre basıldığı an "çekildiği zaman"a dönüşür. Bu zaman pozlama süresiyle ilgili değildir, çünkü bu zaman üretmenin bir unsurudur. Burada oluşan yanılsama, gerçekliğin elden kaçıcılığını bir "an"da tutabilmedir.
Fotoğrafta, gerçekliğin şu ya da bu şekilde bir temsilinden çok farklı bir şey, gerçekliğin "izi" adı verilebilecek bir şey görünür. Ne bir ressamın izlenimi, ne de bir dışavurum, ifade söz konusudur.
Gerçekliğin "izi" bambaşka bir psikolojidir ve o ana kadarki psikolojinin anlayışının ötesinde görünür. Bu bir "oradalık" ve "şimdiliktir": Işığa duyarlı bir levhanın üzerine kazınmış gerçeklik izleri... Her fotoğrafın, biz hangisi olduğunu bilmesek bile kesin bir tarihi ve mekanı vardır. En azından bundan eminiz şu tarihte ve mekanda çekildiğini, oradaki kişilerin gerçekliğini, izlerinden okuduğumuzu...
İnce İş
Pınar Öğünç
İletişim Yayınları
Nisan 2009, 228 Sayfa
Birilerinin ömür törpüsü gibi didindiği işler vardır, kimsenin farkına varmadığı... Çoğu, şânı öyle yüksek olmayan işler - kimisi basbayağı "itibarsız" sayılan... İnsanların burun büktüğü, inceliğini bilmediği... Ama işte, hepsinin bir inceliği var. İçine dalınacak kendi mahsus âlemi var.
Ambulansçı, animatör, altın ayarcısı, arşivci, arzuhalci, ağdacı, aynacı, baharatçı, balıkçı, baloncu, büfeci, bulmacacı, çiçekçi, ciğerci, dövmeci, bilgisayarlı falcı, faytoncu, felafelci, fotoğrafçı, garson, hekim, gelinlikçi, atışçı, film satıcısı, hijyen sorumlusu, egzozcu, hokkabaz, hoparlörcü, itfaiyeci, jinekolog, kasiyer, kebapçı, kestaneci, manifaturacı, lostracı, lunaparkçı, magazin muhabiri, şekerci, manikürcü, kaşeci-matbaacı, saatçi, meyve sucu, mısırcı, muhtar, nargileci, perukçu, piyano satıcısı, dansçı, seyyar salıncakçı, simitçi, bar türkücüsü, sinemacı, takı tasarımcısı, taksici, gezi teknesi kaptanı, dansöz terzisi, modelist, turşucu, dansöz, vapur makinisti, veteriner, viyolacı, vücut geliştirmeci, yoğurtçu, nefesli çalgı tamircisi, yorgancı, halıcı, kuru temizlemeci, bilgisayar tamircisi, story-board'cu, spor malzemesi satıcısı, çay ocakçı, Karagözcü, müze bekçisi, caféci, hamamcı, lokantacı... ve "Alaaddin'in sihirli dükkânı"!
"Meslekler rehberi" gibi bir şey değil ama elinizdeki. İnsana, insan hallerine dair bir kitap. Pınar Öğünç, envai çeşit meslek erbabına, emekçiye, zanaatkâra, işiyle ilişkisini anlattırıyor. O işin aynasında, hayatın ve insanların nasıl göründüğünü dinliyoruz. İnsanlara sahiden bakmanın, onların yapıp ettiklerine dikkat etmenin, onları dinlemenin güzelliğini ve kıymetini bize hatırlatan bir kitap bu. Zarif, ince bir iş...
Kapitalizm ve Modern Sosyal Teori
Lejant, Marx, Durkheim ve Max Weber'in
Çalışmalarının Bir Analizi
Anthony Giddens
Çeviren: Ümit Tatlıcan
İletişim Yayınları
Mart 2009, 384 Sayfa
Yaşayan en etkili toplumsal kuramcılardan Anthony Giddens, Kapitalizm ve Modern Sosyal Teori'de sosyolojinin seyrini temelinden etkilemiş üç büyük ismi etraflı bir inceleme altına alıyor.
Marx, Durkheim ve Weber'in sosyolojik düşüncelerinin titiz ve kapsamlı bir analizini yapan Giddens, özellikle Marx'ın karakteristik görüşleri ile diğer iki yazarın görüşleri arasındaki bazı temel farklılıkları inceliyor. Egemen modern sosyal teori alanlarının çoğunun kaynağında yer alan bu üç yazarın sahip oldukları farklı dünya görüşlerinin iç bütünlüğünü sergilemeye, başka yazarlarla aralarındaki etkileşimi, tarihsel köklerini ortaya koymaya çalışıyor.
Giddens'ın bu açıklayıcı ve karşılaştırmalı çalışması sadece üç yazar arasındaki karmaşık entelektüel ilişkiyi ortaya koyması açısından değil, "Marksist sosyoloji" ile "burjuva sosyolojisi" arasındaki ilişki üzerine süregiden tartışmaları da kuşatıp, oldukça dolambaçlı iddiaları ve karşı-iddiaları açıklığa kavuşturacak fikirler içermesiyle de dikkat çekiyor.
Tüm bu özellikleriyle öğrenciler için olduğu kadar konuya ve bu üç yazara ilgi duyan meraklılar için de önemli bir kaynak...
Küçük Fotoğrafçılar
Fotoğraf Dünyasına Bir Yolculuk
Pemra Yüce
Kelime Yayınları
Nisan 2009, 96 Sayfa
Fotoğraf hayatımızın bir parçası, ama fotoğrafı yeterince tanıyor ya da fotoğraf çekmeyi biliyor muyuz? "Küçük Fotoğrafçılar", öncelikle çocuklarımıza fotoğrafı daha çok tanıtmak, onların fotoğrafla ilgili sorularına yanıtlar vermek ve fotoğraf çekme becerilerini geliştirmek için yazıldı. İçinde neler mi var?
*Siz hiç 3 metre boyunda bir fotoğraf makinesi gördünüz mü?
*Film kullanan makineler tarih mi oldu? Dijital makinelerle fotoğraf çekmek daha mı iyi? Hangisini tercih edelim?
*Bir fotoğrafa baktığımızda, bize "Ne kadar güzel bir fotoğraf!" dedirten şey nedir?
*Fotoğraf çekmek ne kadar eğlenceli?
*Sevdiklerinizin "en güzel" fotoğraflarını siz çekmek ister misiniz?
Pemra Yüce, Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü'nü bitirdi. Ardından aynı bölümde yüksek lisans öğrenimi gördü. 2 kişisel sergi açtı. Reklam ve Tanıtım Fotoğrafçılığı konusunda, eşiyle birlikte kendi stüdyolarını kurup adını da "ops!" koydu! Çocukları Ege ve Eda'nın aileye katılmasıyla birlikte bebek, doğum ve aile fotoğrafları çekmeye başladı. Çocuklarla fotoğraf çekmeyi, onlara fotoğrafı öğretmeyi o kadar çok sevdi ki, bu kitabı tüm küçük fotoğrafçılar için yazdı!
Mit ve İstihbarat Örgütleri
Teşkilat-ı Mahsusa
İlhan Bahar
Kum Saati Yayıncıları
Nisan 2009, 675 Sayfa
İstihbarat Nedir
İstihbarat Teknikleri
Psikolojik Savaş
İstihbarat Tarihi
Eski Türklerde İstihbarat
Osmanlılar Döneminde İstihbarat
Osmanlı Devleti'nde İstihbarat Faaliyetleri
Casuslar Ailesi
Bir Kontra Örgütü: Yeni Osmanlılar
Camideki Hristiyan ve Ajan İmam
Teşkilatı Mahsusa
Teşkilatın Amaç ve Örgütlenmesi
Teşkilatı Mahsusa'nın Faaliyetleri
Eşref Kuşçubaşı ve Lawrence
Atatürk'ten Uceymi'ye Mektup
II. Dünya Savaşı'nda İstihbarat
Türk Generaller Hitleri'in Karargahında
Türkiye'deki Nazi İstihbarat Ağı
İlginç Bir Adam Öldürme Olayı
İzmir Fuarı'nda İstihbaratçıların Kedi Fare Oyunu
Bir CIA Ajanı, Bir Türk Ajanını Anlatıyor
CIA Bazı Örgütlerde Yardım Yapıyor
Kazım Karabekir Paşa'nın Anlatımıyla İstihbarat
Batı'da İstihbarat
Tarihteki Ünlü Casuslar
Günümüzde İstihbarat Teşkilatları
İstihbaratın Kanlı Savaşı:
Petrol ABD'ye Karşı Blok: Avrupa - Rusya - Çin Bloku
Ortak Acı 1915 Türkler ve Ermeniler
Taha Akyol
Doğan Kitapçılık
Nisan 2009, 256 Sayfa
CNN Türk ve Kanal D'de dört bölüm halinde yayınlanan ve büyük ilgi gören "Ortak Acı 1915, Türkler ve Ermeniler" belgeselinin kitabı ve Dvd'si bir arada. Televizyonda yayınlanmayan görüntüler ve bilgilerle zenginleştirilen çalışma 1915 yılında yaşanan "Ortak Acı"yı anlamak isteyenler için çok değerli bir kaynak.
1915 yılında yaşanan olayları bütünsel olarak inceleyen, tarihi olguları anlamaya çalışan 4 bölümlük bir belgesel. Her iki halkın yaşadıklarını belgelerle, uç görüşlere itibar etmeden ortaya koyan; karmaşık tarihsel gerçeğin çözümünü ve dostluğu arayan bir yaklaşımın ürünü.
Soru Sorma Sanatı
Dünyada ve Türkiye'de Röportaj ve Söyleşi Geleneği
Sedef Kabaş
Doğan Kitapçılık
Nisan 2009, 352 Sayfa
Doğru yanıtlara giden yol, soru sormanın inceliklerini bilmekten geçer. Kime, neyi, ne zaman, nerede, niçin ve nasıl sorduğumuz, yanıtların kalitesini belirleyecektir. Sormayan gelişemez, gerçekleri öğrenemez, ezber bozamaz, fark yaratamaz, daha iyiye ulaşamaz. Felsefenin, bilimin, teknolojinin; icatların ve keşiflerin; tüm medeniyetlerin, nihayetinde gazeteciliğin temelinde soru sormak vardır.
Bu kitapta, dünyada ve Türkiye'deki röportaj ve söyleşi geleneği, röportaj ve söyleşi arasındaki fark, etkili bir söyleşi yapmanın aşamaları ve Türk basınında söyleşi/röportaj yapanların konuya dair görüşleri incelenmiştir.
Soru Sorma Sanatı etkili soru sormanın nimetlerinden faydalanmak isteyen herkes için değerli bir kaynak.
Türkiye'de Toplum Bilimlerinin Gelişimi-2
Anglo-Amerikan Etkisi / Sosyoloji Yıllığı 18
Ertan Eğribel, Ufuk Özcan
Kitabevi Yayınları
Nisan 2009, 499 Sayfa
Sosyoloji Yıllığı'nın bu kitabında Türkiye'de Toplum Bilimlerinin Gelişimi'ni çeşitli yönleriyle ele alıyoruz. Genel olarak bilim ve toplum bilimlerinin biçimlenmesi sosyolojinin temel konularından biridir. Sosyoloji, bir bilim dalı olarak ilk ortaya çıkışından itibaren bilimsel konumu itibariyle diğer toplum bilimleriyle ilişki içinde olmuştur. Toplum bilimlerindeki gelişmelerden hem etkilenmekte, hem de bu gelişmeleri etkilemektedir. Türkiye özelinde bu iki yönlü ilişki biçiminin oldukça ilgi çekici bir tarihçesi çıkarılabilir. Bunun ötesinde Türkiye'de toplum bilimlerinin gelişimi konusunu gündeme getirmemizin bir gerekçesi daha var. Diğer kitaplarımızda da Türk toplum düşüncesinin çeşitli akımları ve süreklilikleri üzerinde durduk. Ancak bu kitabımızda konunun değişik bir yönüne vurgu yapma ve müdahalede bulunma ihtiyacı duyuyoruz. Türkiye'de toplum bilimlerinin gelişiminden söz ediyoruz ama belki de "gelişim" yerine "değişim" sözcüğünü kullanmak daha doğrudur. Değişimin her zaman olumlu bir yönde gerçekleştiği de tartışma konusudur. Bu nedenle toplum bilimlerinin gelişiminden söz ederken daha başta bir kayıt koymak gerekiyor. Bu kitapta Türkiye'de toplum bilimlerindeki değişimin temel doğrultusunu ve dönüşüm noktalarını ele alarak değerlendireceğiz. Günümüzde Türkiye'de toplum bilimlerinin tarihçesiyle hesaplaşmak her zamankinden daha can alıcı bir önem taşımaktadır. Böyle bir bilanço ve değerlendirmeye girişmeminizin nedeni, ülkemizde toplum bilimleri anlayışları üzerinde yürütülen tartışmaların gerçek temelleri, arka planı ve muhtemel olumsuz sonuçları hakkında daha uyanık bir kavrayış/bilinç sağlayabilmektir.
Yorgun Ufuklar
Mehmet Ataman
Kora Yayınları
Nisan 2009, 87 Sayfa
Yalnız gecelerin morlukları
Sarıyor bedenini boylu boyunca,
Üşüyorsun,
Kararıyor duyguların.
Bilirim gündüzlerin üşümesini,
Korkuyorsun akşam olunca,
Üzülüyorsun.
Ağlama o an, n'olursun
Gelir gün yağar yağmurlar
Açılır gönlün,
Çiçeğe bürünür bağların;
Sen de üzüme durursun.
Doğunun denizi Van, koyu laciverdi mor suyuyla, yoksul ama misafirperver insanların yurdu Balık Gölü ve incisi Hazar... Yazın kavurucu sıcak, kışın Erzurum'a inat ılıktır Tortum Gölü. Halim Diker, sırt çantasından başka bağımlılık istemeyenler için doğunun göllerinde farklı bir rota çizdi.
Dolunay, karşı kıyıda yükselen koca dağın buzdan takkesini parlatmış. O dağ Süphan. Sol tarafta bir başka dağ göreceksin. İçinde koca bir çukur var. Yüzyıllar önce homurtusu tükense de hâlâ göğe usul usul bahar püskürten, çanağında dev bir krater gölü barındıran Nemrut'tur o dağ. Hafif bir soda kokusu yayılır genzine. Doğunun denizi Van Gölü'dür o. Unutma güneş burada çok erken doğar.
Çay ocağının önüne dizili hasır taburelerden çek altına, demli bir İran çayı söyle. Buharı tüten tandır ekmeğine ser, otlu peyniri. Önündeki sehpadan bir kıtlama şekeri al, at ağzına. Bir yudum çek çayından ve seyret caddedeki telaşı. Lokantadaki askıya asılmış etler alınıp fırına verildi bile. Birazdan buram buram büryan kebabı kokacak çarşı. Köşe başında 'ışgıın!' diye bağıran delikanlı bitecek. 'Doğu'nun muzu bu' diyecek sana. Bir demet al, ikincisini o hediye edecek. Yedikçe iştahın artacak yüksek yaylaların şifalı, eşsiz lezzetteki çıtır çıtır meyvesini.
Cadde boyu minibüsler dizilecek, köyden kentten gelenlerle cıvıl cıvıl olacak Tatvan. Eğer ara sokaklara dalarsan ceviz ağaçlarının gölgelediği toprak damlı evleri, oyun oynayan çocukları göreceksin. Ve eğer iflah olmaz bir kedi tutkunuysan sarı mavi gözlü şirin bir pamuk yumağı olacaksın kucağına. Küçük bir çocuk gelecek yanına, ya götürürse korkusuyla, ürkekçe, 'Hadi ver artık' diyecek. Taze süt kokusu, ev önünde korumaya bırakılmış kaysı kokusuna karışacak. Nemrut Dağı, gözünden hiç gitmeyecek. Nasıl giderim diye soracaksın birisine, 'Hadi gidelim' diyecek.
Merttir Van'ın insanı, aynı zamanda cömerttir de. Dükkânını komşusuna emanet edip alacak seni arabasına. Volkanik kayaların, tozların arsından kıvrıla kıvrıla yükselip gideceksin dağın içindeki gizli cennete. Koca bir havuzun ıssız bir koyundasın. Çıkar elbiselerini, hızla dal suya, çığlıkların kayalıklarda yankılansın. Su bitkilerinin arasında küçük balıklarla kovalamaca oyna. Başka çığlıklar duyacaksın, tepenin ardından yükselen. Sıcak gölün kıyısında banyo yapan ufaklıkların çığlıkları onlar. Haydi sen de katıl onlara. Buhar bacalarının yanına ulaştığında nefesini tut, kulağını sese ver. Derinden bir hırıltı duyacaksın. Nemrut'un kalbi olmalı. Sıcak buhar yüzünü ıslatacak. Tepeden, günbatımında yüzü al al olmuş Van Gölü'nü seyredeceksin.
Bir sabah çadırının kapısını açtığında kıyıdan, mavi düzlüğün ortasındaki adaya giden teknelerin ayrıldığını göreceksin. Adanın kıyısında kümbetli bir yapı var, adanın ismi Akdamar. Kahvaltını orada, gölün içindeki adada yap. Akşama Van balığı var mönüde. Van'ın yüzyıllardır yenilen incikefalidir Van balığı. Tadı pek de güzeldir. Yedikçe yiyesin gelir.
Edremit'in çakıllı plajında göle girenleri göreceksin, çekinme sen de gir. Çıkınca kamp yerinde duş alırsın nasılsa. Van'ın ışıkları yanıp sönerken göl kıyısında, sırtüstü sahile uzanmış, yıldızları seyrediyor olacaksın.
Yalnızlıktan hoşlanıyorsan eğer, veya yaşadığın şehri bir süreliğine unutmak istiyorsan, ufuktaki dağların arasında yapayalnız bir göl var. Koyu lacivert mi desem, mor mu! Hayatında göreceğin yoksul ama en misafirperver insanların yurdu orası. Balık Gölü derler, o yalnız göle. Yıllar önce turist kafileleri göl kıyısındaki otelde kalırmış. Şimdi harabe halindeki oteli balıkçılar kullanıyor. Otelin yanı başında buz gibi bir pınar var. Çadırını oraya kur diyeceğim ama kurdurmazlar ki. 'Ayıp ayıp, ta nereden kalkıp gelmiş de bizi hakir görüp çadır kuracak, ikramımızı reddedecek' der köylüler. Sen en iyisi kırma onları, misafir oluver. Paylaşacak ne çok şeyiniz olacak gör bak. Gölde balıkçılarla ağ çek, peşinizden uçan martıları besle ve mutlaka doğal göl alabalığından doya doya ye.
Hava sıcak mı sıcak, deriniz kavrulacak. Serin bir deniz arzusu kabaracak içinde. Yol, yokuşu aşınca karşında tuhaf bir mavilik göreceksin. Yok serap değil bu, Hazar. Elazığ'ın Hazar Gölü. Kıyısında yeşillikler içinde bir çay bahçesi ve lokanta bulacaksın, hemen orada minibüsten in. Kamp yerin burası. Pırıl pırıl kumsalda uyuyan buzağı ve sıpaları ürkütmeden yanaş göl kıyısına. Tatlı bir serinlik tüm vücudunu sarana kadar ilerle gölde. Yanından geçen balıkları seyret. Akşamüzeri birkaç olta takımı salla göle ki akşam yemeğin çıksın. Nasibin yoksa da üzülme, yanı başındaki, lokantada yersin balığını.
Doğunun dağlarını aş, platolarını geç, kanyonlarından ilerle, köyleri, kasabaları geç. Kuzeye çıktıkça doğudan ayrıldığın hissine kapılacaksın ama acele etme, son bir sürpriz kaldı geriye, bu toprakların en haşin yüzlü gölü Tortum. İkiye yarılmış dağın arasında uzanan dar ve derin bir göl burası. Yazın kavurucu sıcak, kışın Erzurum'a inat ılıktır Tortum Gölü çevresi. Gölün ortasındaki yarımada da piknik yeri. Kıyıdaki sac tekneler gölün karşı kıyısındaki elma, kayısı bahçelerine gitmek için. Sabah erkenden kalkarsan elbette sen de teyzelerle kürek çekip gidersin bereketli bahçelere. Göle girersen eğer, gölde kulaç atan çocuklara özenip fazla açılma. Göl çok derin, yutuverir insanı maazallah. Kıyısında teselli bul ve sıkılana kadar seyret Tortum'u. Gölün sonuna ulaşırsan cılız bir şelaleyle karşılaşırsın. Bir zamanlar 52 metreden dökülen dev şelaleden artakalan o su. Şelalenin tüm suyu hidroelektrik santralında kullanılıyor artık.
Aç gözlerini, doğuda o kadar çok gezilip görülecek yer var ki, hayal etmeyi bırak. Çadırını, uyku tulumunu al, sırt çantanı hazırla. Sırt çantalı turistlerden neyin eksik senin? Henüz beton binalar dikilmeden, turizm adına doğa ve tarih katliamı yapılmadan, suyu, havası kirletilmeden, cömertliği, misafirperverliği bitmeden evvel, el değmemiş doğasından, yitirilmemiş dostluğundan sen de nasibini al. Al ki anlatacak hikâyelerin, seni hiç unutmayacak dostları olsun.