Birgün adamın birisi hocaya gider ve ineğinin süt vermediğini bunun için kendisinden muska istediğini söyler.Hoca da
"anlat bakalım ineğe ne veriyorsun?"der.Adam "talaş su "diye cevap verir.Bunun üzerine hoca bir kağıda
"ineğe her gün saman yem ve su vereceksin"
yazar ve adama al bu reçeten bu da muskan diye iki kağıt verir.Adam muskayı ineğin boynuna asar,önüne de yem saman ve su koyar .Kısa zamanda ineğin bolca süt verdiğini görür ve
"hoca ne kuvvetli dua yazmış ya!hele bir bakayım muskada ne yazılı"
diye merak edip açar.Muskada:
"ineğe talaş verirsen,zor süt alırsın kardeş "
yazmaktadır .
Yolda yemek için yanına aldığı pastırmayı çaldıran Kayserili, hayli hiddetlenir .Onun "of, puff" diye sıkıntısını anlayan hemşehrisi, "Kendisine bu kadar dert etme." diyerek onu teselli etmeye çalışır: -Bir parça pastırmayı çaldırdığına bu kadar hayıflanmanın bir anlamı yok. Boş ver , gel bendekini beraber yeriz. Yol arkadaşı, pastırmayı çaldırdığına bu kadar hayıflanmadığını belirterek durumu izah eder: -Adamın çaldığına yanmıyorum, pastırma doğramasını bilmeyen bir adamın eline geçmişse diye ona üzülüyorum, demiş.
Bünyan'da İkbal Öztürk, kızı Canan hastalanınca annesinden yardım istemiş. Ferdane Ana yaşlı başlı kadın, torununun elinden tutmuş, onu doktora götürmüş. Doktorun yanına vardıklarında doktor Ferdane Ana'ya torununun adını sormuş. Ferdane Ana düşünmüş torununun adını bir türlü hatırlayamamış. Küçük yaştaki torun da zaten doktordan korktuğu için adını sorduklarında söyleyemiyormuş. Doktor, Ferdane Anaya: -Şimdi gidin, çocuğun adını öğrenince gelin demiş. Yolda Ferdane Ana, torununa kızıyormuş: -İnsan adını hatırlamaz mı? Canan deseydin ya... Çocuk mahcup evin yolunu tutarlar. Ferdane Ana, kızı İkbal'e torununu şikayet eder. -Daha bu adını söyleyemiyor. Benim adım Canan diyemiyor. İkbal, anasına: -Peki ana, o daha çocuk, doktordan korkup adını unuttu. Sen niye torununun adını unuttum anacağzım, demiş.
Adam kayınvalidesi kurtarıldığı için tepki verdiği için kurtaran yanlış iş yaptığını varsayarak para teklif ediyor.Yani kurtulanın kayınvalide olduğunu görünce üzülüyor damat bey...
Adamın biri göl kenarında otururken kadının birinin göle düştüğünü görmüş.. Eşine benzettiği kadının boğulmak üzere olduğunu anlayınca yardım için bağırmaya başlamış "İmdaaat! karım göle düştü!" diye.. O sırada balık avlayan adamın birini görmüş "Lütfen!" demiş "Karımı kurtarırsanız size yüz dolar! "Balıkçı hemen atlamış suya bir iki sert kulaçtan sonra yakalamış kadını, kucağında getirerek kumsalda adamın ayaklarının dibine bırakmış.. "Evet!" demiş "Yüz doları alayım!" "Ama" demiş adam, "Ben karım zannetmiştim, bu benim kayınvalidem.." "Şansımın içine edeyim!" demiş balıkçı, cebinden cüzdanını çıkartmaya çalışırken, "Ne kadar ödeyeceğim?"
(Yıldırım Tuna)
Kayserili iş adamı bütün ülkelerden katılım olan bir uluslararası toplantıya gider.Toplantıda herşey çok güzeldir ve yemek yerken Kayserilinin gözü kaşığa takılır kaşık çok güzel.gösterişli birşeydir.Aynı kaşığı Kayseride seri üretimini yapmak ister ama kaşığı model olarak alması lazımdır,nasıl alsam diye düşünürken yahudi iş adamına gözü takılır bakarki yahudi kaşığı çaktırmadan cebe indiriyor aklına bir fikir gelir.Kaşığı aldığı gibi ortaya çıkar ve kalabalığa derki;biraz neşemizi bulmak için size sihirbazlık yapacağım.başlar gösteriye. simdi elimde görmüş olduğunuz kaşığı cebime koyacağım ve kaşık sayın agob'' un(yahudi) cebinden kaşığı çıkaracağım salon dikkatle izler ve Kayserili dediğini yapar ve kaşığı yahudinin cebinden çıkarır.hem kaşık kendisinde kalır, hemde yahudinin seri üretim yapmasını engeller
Uzmanlar sağlıklı beslenme konusunda vatandaşları uyarıyor.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Samsun Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Aliye Özenoğlu, ''Obeziteye yatkın yaşam tarzı kanser gelişmesini kolaylaştırıyor'' dedi.
Özenoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, obezitenin kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet ve inme gibi hastalıkların ortaya çıkmasına neden olurken, kanser oluşumu için de önemli risk faktörü olduğunu söyledi.
Obez erkek ve kadınların çeşitli kanser türlerine yakalanma olasılığının fazla olduğunu belirten Özenoğlu, şunları söyledi:
''Obeziteye yatkın yaşam tarzı kanser gelişmesini kolaylaştırıyor. Obezite, yağ dokusunda anormal ve aşırı miktarda yağ birikmesidir. Yağ dokusu artışı nedeniyle oluşan hormonal ve metabolik değişiklikler sonucu kana bazı maddeler salgılanır. İltihabi sitokinler olarak bilinen bu maddeler, kanser oluşumunu ve anormal hücrelerin çoğalmasını kolaylaştırır. Obezite ve fiziksel aktivite yetersizliğinin yüzde 20-25 oranında meme, kolon ve yemek borusu kanserlerine yakalanma riskini artırmaktadır. Obezite kaynaklı kanserlerin 2020 yılına kadar tüm kanserlerin yüzde 50'sini oluşturacağı tahmin edilmektedir. Obezite ile erkeklerde kolon, rektum, mide, pankreas, böbrek, safra kesesi, prostat kanserleri riski artmaktadır. Kadınlarda ise genelde mide, safra kesesi, böbrek, rahim, kolon, meme, yumurtalık kanserleri riski çok daha fazla görülmektedir''
Yrd. Doç. Dr. Aliye Özenoğlu, özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de obezite sorunu giderek büyüdüğünü ve beraberinde de birçok sağlık sorununu getirdiğini ifade ederek, obezitenin toplum tarafında iyi bilinen kalp-damar hastalıkları riskini artırmasının yanında kanser içinde önemli bir etken olduğunun iyi bilinmesi gerektiğini vurguladı.
Sağlıklı ve dengeli beslenmenin kilo kontrolü açısından önemli olduğu kadar kanserojen maddelerle karşılaşma ihtimalinin de azaltılmış olacağını vurgulayan Özenoğlu, şöyle devam etti:
''Sağlıklı ve dengeli beslenmeyle kanser riski azaltılabilir, obezitenin de önüne geçilebilinir. Yapılan araştırmalar, şişman bireylerin aynı yaş ve cinsteki zayıf bireylere oranla daha fazla kansere yakalanma şansı olduğunu göstermiştir. Alınan fazla enerjinin kaynağı ne olursa olsun hastalık riskini arttırmaktadır. Obezite, gelecek on yılda kadınlarda en büyük kanser nedeni arasında olacaktır.
Şişmanlığa bağlanan kanserlerden yüzde 65'inin kolorektal kanser, menopozlu kadınlarda meme kanseri ve rahim kanser olduğu belirtilmiştir. Yapılan çalışmalara göre özellikle karaciğer, endometrium, kalın bağırsak ve meme kanserinin aşırı kilo ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle karaciğer ve rahim kanserinde obezitenin kanser riskini artırış oranı yüzde 20 ile 30'lara kadar yükselmektedir.''
Özenoğlu, sağlık beslenme ve ideal ağırlığı korumak için total yağ alımını azaltmak, yağlı etler, süt ürünleri ile kızartmaları diyette en aza indirmek gerektiğini, taze sebze ve meyve tüketimini artırmak gerektiğini, sigara ve alkolden de uzak durulmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Vatandaşın birisi kasabasına dönerken bataklığa düşmüş. Akşamın alacakaranlığında kurtarılması için "İmdat imdat, kurtaran yok mu" bağırıyormuş. Çırpınırken, adamın birisiyle uzaktan göz göze geliyor. -Arkadaş, ne oldu hayırdır? - Yahu bataklığa düştüm. Yok mu oralarda dal, ip gibi bir şeyler falan uzatıversen bana da kurtarsan buradan. Adam da uzaktan seslenerek diyor ki; -Kusura bakma arkadaş, ne ip uzatırım, ne de dal. Adam bataklığın içine yarıya kadar gömülmüş bir vaziyette "Neden uzatmıyorsun" diye sormuş. -Arkadaş sen şimdi tam da hazine arazisinin içindesin. Hazineden mal almak suçtur. Bataklığın içerisindeki adam ise: -Mal almak suçsa ben ne olacağım burada. Ölürüm ben burada o zaman. -Sen hiç merak etme. Ben şimdi kasabaya gider kaymakama senin bataklığa düştüğünü söyleyerim. O da ilçedeki mal müdürünü çağıracak. İkisi aralarında istişare edecekler ve seni oradan çıkarmak suç mu değil mi karar bir karar verecekler. Eğer çıkarmak suç değilse itfaiye gönderirler buraya. Sen hiç merak etme. Bataklıktaki adamda hayretler içinde kalarak, -Senin bu dediğin olana kadar ben burada ölürüm. -Yahu arkadaş ben sana ölmezsin demedim ki. Ölürsün ama en azından mevzuata uygun ölürsün.
Dünya sağlık örgütüne(WHO)üye ülkelerde ve ülkemizde 1987 yılından bu yana her yıl 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü olarak belirtilmiştir. İnsan ve toplum sağlığının en önemli düşmanı sigaradır. Bilimsel olarak tespit edilmiş içinde 50'den fazlası kanser yapıcı,4000' den fazla kimyasal madde bulunan sigaranın en küçük miktarının bile zararlı olduğu kanıtlanmıştır. Sigaranın neden olduğu hastalıklar nedeni ile her yıl milyonlarca insan hayatını kaybetmekte. Halk sağlığı açısından en önemli bir sorun olan sigara tüketimi ve sigara dumanına maruz kalmanın; sigaraya bağlı kanserler nedeniyle ölümlere, hastalıklara ve sakatlıklara neden oluğu, yüksek düzeyde bağımlılık yapan tütün ürünlerinin farmakolojik olarak aktif, zehirli ve kanserojen olduğu bilimsel bir gerçektir.Sigara ile kanser ilişkisinin açık olduğu kanıtlanmıştır.Sigara içenlerde kanserden ölüm oranı, içmeyenlere oranla 15-25 kat daha yüksektir. İçilen her sigaranın ömürden 12 dakika çaldığı hesaplanmıştır. Sigara içenlerde ölüm hızı, içmeyenlere oranla iki kat fazladır. Sigara içenler içmeyenlere göre ortalama 20-25 yıl daha erken ölmektedir. Sigara bırakıldığında sigaranın neden olduğu hastalık risklerinin çoğu azalır. Şu anda sigara içenlerin bırakmaları desteklenirse önümüzdeki 50 yıl içinde gerçekleşecek milyonlarca ölüm engellenebilir. Bugün Dünya Sigarayı Bırakma Günü.Gelin kendinize bir iyilik yapın ve sigarayı bırakın.Aynı zamanda bu iyiliği çocuklarınıza ve çevrenizdeki sevdiklerinize de yaptığınızı unutmayın
İnsan ve toplum sağlığının en önemli düşmanı sigaradır. Sigaranın neden olduğu hastalıklar nedeni ile her yıl; Ülkemizde 120 bin, dünyada 4 milyon insan ölmektedir. Ülkemizde yaklaşık 24 milyon kişi sigara içmekte, sigaraya harcanan para 10 milyar doları bulmaktadır. Sigaranın neden olduğu hastalıkları tedavi için 5 milyar dolar harcanmaktadır. Bebek ölümlerine, yangınlara çevre kirliliğine neden olmaktadır. İşgücü kaybına neden olmaktadır. sigara kağıdında kullanılmak üzere 4 milyon ağaç kesilmektedir. Tüm gelişmiş ülkelerde sigaraya yasaklar getirilmekte olumlu sonuçlar alınmaktadır. Gelişmiş ülkelerde tüketim azalırken az gelişmiş ve yoksul ülkelerde hızla artmaktadır. Bu nedenle; toplum önderlerinin, öğretmenler, subaylar, polisler, sanatçıların gençlere iyi örnek olmak adına sigarayı bırakmaları eğitim kurumlarında bu konunun işlenmesi gerekmektedir.
Ben astım hastası olan babamı sık sık gögüs hastalıkları hastanesine götürdüğüm için orada sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle gelen hastaları görünce çok üzülüyorum.Sigaranın zararlarını genç insanlarımıza anlatmak çok zor.Benim söyleyeceğim dost gibi görülen bu zehirin hem sağlığımıza,hem de cebimize büyük zarar verdiğidir ve bu acımasız dosttan bir an önce sigara içenlerin kurtulmasını diliyorum.Unutmayın ki sigara içenler yaşlanamaz...
4 Şubat "Dünya Kanser Günü"
Dünya Sağlık Örgütü, etkinliklerin bu yılki temasını, ''Kanser Bile Önlenebilir'' olarak belirledi.Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), her yıl 4 Şubat gününü, dünya üzerinde ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alan kanser konusundaki bilinci artırmak için ''Dünya Kanser Günü'' olarak kabul ediyor.
DSÖ, dünya genelinde kanser hastalığının kontrolü için çalışan en önemli sivil toplum kuruluşu olan Uluslararası Kanser Karşıtı Birlik (UICC) ile ortaklaşa düzenledikleri etkinliklerin bu yılki temasını, ''Kanser Bile Önlenebilir'' olarak belirledi.
DSÖ istatistikleri, 2015 yılına kadar 85 milyon insanın kanser nedeniyle hayatını kaybedeceğini gösterirken, bireylerin yaşantısını çok da etkilemeyecek bazı basit önlemlerin alınmasıyla dahi ölüm oranının ciddi şekilde düşeceğini ortaya koyuyor.
DSÖ, bu yıl kampanya konusunun ''Kanser Bile Önlenebilir'' şeklinde belirlenmesinin, yaygınlığına karşın insanların bu hastalık hakkında yeterince bilgi sahibi olmamasından kaynaklandığını kaydediyor.
Kanser hakkında toplumların bilincini artırmak ve ön yargıları azaltmak isteyen kampanyanın en önemli hedefi, insan vücudunu etkileyen yaklaşık 100 kanser türünden 40'ının ''önlenebilir'', erken teşhis ile ''tedavi edilebilir'' özelliklere sahip olduğunun bilinmesi.
Kampanyaya göre, kişilerin öncelikli olarak kanser hastalığına yakalanmamak için bazı yaşam alışkanlıklarını değiştirmeleri, ardından, kanserin erken teşhisine olanak sağlayacak şekilde düzenli sağlık kontrolleri yaptırmaları gerekiyor.
DSÖ, benzer kampanyaları yürütecek ülkelerden, kampanyada şu temel önlemlere özellikle vurgu yapılmasını istiyor:
''Derhal sigarayı bırakın, mümkün olduğunca pasif içici olarak yer alacağınız ortamlardan uzak durun.
Alkol tüketiminizi mutlaka kontrol altına alın, doktorunuzun izin verdiği miktarların üzerine çıkmayın.
Güneş ışığına korumasız ve uzun süre maruz kalmak, farklı cilt kanserlerini önemli ölçüde tetikliyor, bu nedenle uzun süre güneş ışığına maruz kalmaktan kaçının.
Sağlıklı beslenme ve egzersiz ile kilonuzu kontrol altına almaya çalışın, ufak kaçamaklar yapsanız da yemek yeme alışkanlıklarınızı değiştirin, sağlıklı yemeklere ağırlık verin, hazır gıdalardan uzak durun.
Kansere neden olduğu belirtilen enfeksiyonlara karşı kendinizi koruyun.''
Sarıkamış Harekatı'nın 95. yılı anma törenleri kapsamında düzenlenen ''Türkiye Sarıkamış Şehitlerine Yürüyor'' yürüyüşü tamamlandı.
Sarıkamış ilçesine bağlı Şehitler Mahallesi'ndeki Yukarısarıkamış Şehitliği'nde düzenlenen törene Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, 9. Kolordu Komutanı Korgeneral Tevfik Özkılıç, 9. Motorlu Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Kars Valisi Ahmet Kara, Sarıkamış Kaymakamı Ahmet Altunbaş, Sarıkamış Belediye Başkanı İlhan Özbilen, öğrenciler, askerler ve vatandaşlar katıldı.
Tören öncesinde Bakan Gönül'e, İstanbul Bisiklet İl Temsilcisi Tuna Akyüz, bisikletçiler tarafından İstanbul'daki Atatürk Anıtı'ndan getirilen toprağı sundu. Ardından, 9. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığına bağlı komando birliği tarafından Komando Marşı okunarak Bakan Gönül'e tekmil verildi.
Saygı atışı yapılması ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Yüzbaşı Mehmet Demirhisar, Sarıkamış Harekatı'nı anlattı. Şiir yarışmasında birinci olan Süreyya Ercan ''Sarıkamış'' adlı şiiri okudu.
Bakan Gönül, törende yaptığı konuşmada, Türkiye'nin dört bir köşesinden vatandaşların Sarıkamış'taki şehitleri anmak için ilçeye geldiğini belirterek, ''Elbette topraklarımızı vatan yapan insanlar olmadıkça toprak topraktır, vatan olmaz. Ne mutlu bize ki tarihimiz boyunca gerek değerlerimiz gerek inancımız gerekse topraklarımız için evlatlarımız gözlerini kırpmadan şehit olmayı göze aldı'' dedi.
Sarıkamış'ta onbinlerce gencin aldıkları emirleri yerine getirmek için vatan toprakları için hayatlarının baharında canlarını feda ettiğini ifade eden Gönül, şunları kaydetti:
''Bu fedakarlığı iki açıdan incelemek mümkün. Biri dünyevi, diğeri uhrevi. Dünyevi açıdan ele aldığımızda Türk askerinin geleneksel disiplinini, askerlik sanatındaki üstün değerini görüyoruz. Şuna inanıyorum ki bir başka milletin ordusu buradaki gibi tabiat şartlarının en zorlarıyla, teçhizatın en uygunsuzuyla karşılaşsaydı isyan ederdi, firar ederdi. Bakıyorsunuz ordumuzda bir tek isyan, firar yok, tam bir itaat var. Ölüme gideceğini bile bile itaat ediyor. İşte bu en yüksek asalet duygusudur. Yalnız bunun bir de manevi yönü var. Yalnız komutanının emrine itaat etmiyor, aynı zamanda biliyor ki o komutanın emri onu aynı zamanda şehadet veya gazilik mertebesine ulaştıracaktır. Yine biliyor ki şehadet ölümsüzlüktür ve rütbelerin en yükseğidir. Yine biliyor ki gazilik dünyada ulaşılabilecek rütbelerin en yükseğidir.''
Bakan Gönül, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e mareşal unvanı verildikten sonra TBMM tarafından gazilik unvanının da verildiğini anımsatarak, şöyle konuştu:
''Mustafa Kemal Atatürk, hayatı boyunca hep 'gazi hazretleri' diye anıldı. Gazilik işte bu kadar önemlidir. Demek ki askerlik sanatıyla bu inanç bir araya gelince buradaki mucize meydana geliyor. Bu şehitlerimizi ve 1. Cihan Savaşı'nda dünyanın 9 cephesinde, Galiçya'dan Yemen'e, Libya'dan Hint Denizi'ne kadar dünyada harp ederek şehit olan 8 milyon şehidimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Daha sonra da yine vatan ve millet için kendini feda eden, bugün de feda etmekten asla geri durmayan askerlerimizi, halkımızı ve bu ülkenin kalkınması için kendine bu ülke uğrunda her türlü fedakarlığa vazifeli sayan insanlarımızı minnetle, şükranla ve rahmetle anıyorum. Hiç şüphe etmiyorum ki Türkiye'nin bugün karşılaştığı meseleler de fedakar insanlar sayesinde çözülecek ve Türkiye bir refah ve mutluluk ülkesi olarak evlatlarımıza, torunlarımıza kalacaktır.''
Bakan Gönül'e, konuşmasının ardından, Gelibolu Kızılay Şube Başkanı Fahrettin Öztürk, Gelibolu 57. Alay Şehitliğinden getirilen toprak ve Türk bayrağı sundu. Bakan Gönül, toprağı yetkililere verirken Türk bayrağını öperek teslim aldı.
Gönül ve beraberindekiler, daha sonra, 9. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığınca oluşturulan çadırlardaki askeri mühimmat ve silah sergisini gezerek yetkililerden bilgi aldı.
Türk Kızılayınca hazırlanan çadırda 3 bin kişilik sıcak yemek ikram edildi.
Bakan Gönül, daha sonra, kara yoluyla Kars'a hareket etti.
Bu komik olay geçtiğimiz ay bir raylı sistem seferinde Kayseri''de yaşandı. Melikgazi ilçesindeki bir lisede görev yapan bir öğretmen anlatıyor. "Bir işim dolayısıyla Sivas caddesindeki bir duraktan raylı sistem aracına bindim. Bir durak sonra yaşlı bir amca elinde 2 metrelik su borusuyla vagona bindi. Ben oturuyordum. Benim önüme kadar gelerek durdu. Bir elini tutamaklardan tuttu, bu arada boştaki diğer eli de haliyle dik durumda tuttuğu su borusundaydı. Yine bir durak sonra bir erkekle bir genç kız el ele tutuşmuş vaziyette trene bindi. ilerleye ilerleye yaşlı adamın yanına kadar gelerek adamın elinde tuttuğu borudan tutamak zannederek tutundular. Yaşlı adam bu duruma şaşırdı , ama pek aldırış etmedi, ama gençlerin ardından yaşlı bir teyzede aynı boruya tutununca , yaşlı adam artık dayanamayarak haykırdı: Alın yavrum .çok istiyorsanız boru sizin olsun." Yolcuların kahkahalarını duymalıydınız.
Kayseri'nin gönül insanı Cemil Baba merhum, sabahları çarşıyı boydan boya gezermiş. Esnaflar ona saygı ve sevgi gösterirler, izzet ikramda bulunurlar, bu konuda da birbirleriyle yarışırlarmış. O sırada çarşıya yeni bir esnaf gelmiş. Cemil Babaya esnafın bu ilgisini yadırgamış. Cemil Babanın kılık kıyafetine bakmış, beğenmemiş. Kirlide keramet mi olur demiş. Yüzünü başka tarafa çevirip Cemil Babayı görmezlikten gelmiş.:- Şu kirliye herkes Cemil Baba deyip ayağa kalkıyor:diye de esnafı ayıplamış. O gece adam rüya görmüş. Rüyada dört kişi adamı tuttukları gibi, bir Camiikebir'in minaresine, bir Kurşunlu'nun minaresine, bir Bürüngüz Camiinin minaresine çıkarmışlar ve "atalım mı aşağı" diye de adamı minareden sallandırıyorlarmış. Adam sabaha kadar ölüm kalım mücadelesi vermiş. Korkudan ölecekmiş neredeyse. Sabahleyin kan ter içinde uyanmış, güç bela dükkanını açmış. Bakmış, karşıdan Cemil Baba geliyor. Hemen koşup sarılmış::- Buyur baba bir çay, bir soğukluk ikram edeyim. Cemil Baba, adamın yüzüne bakmadan::- Minareyi görmeseydin, aklın başına gelmezdi le? demiş.
Temel ile İdris borsanın çok kazandırdığı sıralar, borsada oynamaya karar verirler. Borsayı hiç bilmeyen iki kafadar önce bir iki tanıdığa sorarak işi öğrenmeye koyulurlar. Öğrendikleri kadarıyla ufak ufak oynamaya başlarlar. Kısa sürede ikisi de zengin olur, İstanbul'a taşınırlar. Köylerini pahalı giysiler ve lüks arabalarla ziyaret ederler. Herkes onları konuşmaktadır. Yeterince hava attıktan sonra yine İstanbul'a dönerler. Çok geçmeden soluğu yine köylerinde aldıklarında perişan bir haldedirler. Eski kılıklarında ve yayadırlar. Tanıyanlar sorar: "Ula uşaklar ne oldi size böyle?" Temel ile İdris cevap verir: "Ula seanslari çift ettiler" Köylüler heyecanla sormaya devam eder: "Eeee?" "Haçan onikiye kadar kazanduk, onikiden sonra kaybettuk!"
Zenginler kulübü bir Alman,bir Fransız ve bir Türk''ün (Temel) katıldığı özel bir yarışma düzenlemişti. Açık havada yapılacak olan bu yarışmanın etapları şu şekildeydi, ortada bir masa ve masanın üzerinde çok sert bir içki var, yarışmacı bu içkiyi bir dikişte içecek, ondan sonra koşarak karşıdaki mağaraya girecek, mağaranın içinde çok vahşi bir ayı var, bu ayının ensesine bir tokat vurup mağaranın diğer kapısından dışarı çıkacak ve dışarıda bekleyen çok güzel bir kadınla sevişecekti. Bu etapları tamamlayabilen yarışmacı birinci olacaktı. İlk olarak Alman yarışmacı tezahüratlar içinde masanın yanına geldi, seyircileri selamladıktan sonra içkiyi kafasına dikti. Fakat içki o kadar sertti ki Alman bunu içer içmez olduğu yere yığılıp kaldı. İkinci olarak masanın başına Fransız geldi, o da seyircileri selamladıktan sonra kendinden gayet emin bir şekilde içkiyi kafasına dikip mağaraya doğru fırlamış fakat tam mağaranın ağzına geldiğinde içkinin tesiriyle sızıp kalmıştı. Onu da alıp götürdüler. Son olarak Temel masanın yanına gelmişti. Diğer yarışmacılar iri yarı izbandut gibi adamlar olduğu halde, Temel ufak tefek, tok karnına 48 kg. gelen bir adamdı. Seyirciler epey gülüşmüşlerdi fakat bizimki gayet kendinden emin bir şekilde içkiyi kafasına dikip gözlerini 15-20 saniye kapalı tuttuktan sonra yıldırım gibi fırlayıp mağaradan içeri girmişti. Biraz sonra içerden hırıltılar, gürültüler, bağrışmalar feryatlar gelmeye başlamıştı. Aradan 20 dakika geçti yarışmacı ortada yok, 30 dakika yok derken tam 45 dakika sonra diğer kapıdan kan-ter içinde çıkan Temel, elinin tersiyle alnındaki teri silerek : - Nerede ensesine vurulacak kadın ?