Bir kadının eksik alışkanlıklarından dökülüyor zaman
sırça hüzünler, saklı yol hikayeleri
bulutlara çizilen haritalarda biten masal
sesime dağılan yağmuru topluyorum
gecenin yanlış yerinden başlıyor şarkılar
ayaz sürüyor kirpiklerine şehrin kırık saçakları
ne zaman yüzüne baksam bir uçurum açılıyor
bağırıyorum sesine çarpıp geri dönüyor sesim
bilmiyorum en çok hangi iklime yakıştığımı
göçebe bir yanılgıyım kimse beni konuşmuyor
beklemekle bitiyor gitmek diye başladığım her şey
öyle yenik bir hikaye, imlası bozuk bir aşk
anımsadıkça siliniyor yüzler, bir ünlem yalnızlık
gereklilik kipinde sürüyor hayat
aslından daha anlamlı duruyor gölge
anlamıyorum
bir gelincik kaç rüzgar sığdırır ömrüne...
Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız .
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi nerdesin, ne yapıyorsun?
Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın , değil mi?
Öyleyse ayrılmadık. Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz .
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten. Ömür boyunca
ya bekliyor, ya bekletiyor insan ikisi de kötü,
ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra
yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
kanunlara saygı göstermesini, insanları sevmesini,
aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.
Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor,
sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir
parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan.
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin
çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor
bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve
yaşayıp beklerken ölmek !
Özleme bir diyeceğim yok. O, kömür kırıntıları
arasında parlayan bir cam parçası.
O, nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O, tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin anlatılmaz .
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni;
seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki !
Özlemlere doluyum
Ağlamaklara dolu
Ayrılıklara kapalı....
Yokluğuna açılacak
Takati yok perdelerimin.
Yeni hüzünlere
Çoktan kapattım kapıları.
Sayısını unuttum / gitmelerinin
Tekrar gitmek üzere / bana dönmelerinin.
Söyle!
Ben şu üç günlük ömre
Daha kaç ayrılık sığdırabilirim !
Söyledim ya / doluyum
Sattım ömrümün tüm koltuklarını
Her gece kapalı gişe.
Ama / sen
Gelmeyeceksen eğer,
(Bir tek ona yerim var)
Yalnız bir hüzün alabilirim.
Tut ki gecenin
Alacakaranlığında düşlemişim seni.
Tut ki, rüyalarımı bölmüşsün ne çıkar?
Ne çıkar gündüzlerin selamsız aşkına,
Geceleri kefen biçsen.
Bir anlık hırsla,
Her şeyi yıkıp geçsen, ne çıkar...
Tut ki bundan böyle unutmuşum seni.
Tut ki artık çalan parçalarda ismin geçmesin.
Tut ki yazılan şiirler, seni anmasın,
Varsın eller de unuttu desin.
Ben seviyorum ya seni,
Sen sevmesen, ne çıkar...
-Alıntı-
Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul
Yüreğimin en sessiz harfiyle sesleniyorum sana.
Sen yine aşka sağır susuşunla,
Şiirimden kanıyorsun.
Oysa kanayan gözlerimde seni taşıyorum bilmiyorsun.
Kelimeler batarken kuytularıma,
Gözlerimdeki hazandan eylül kokusu getirdim sana.
Yalnızlığıma biriktirdim seni
İsmini düş yaptım kendime
Sende tutsak oldum içimin zindanlarına,
Sen avaz avaz koşarken ayrılığa,
Ben en sessiz cümlelerimi ayırdım yalnızlığıma
Noktalarımdan yakaladı hayat,
Ayaklarıma takıldı düşler ve sözler.
Sana kelepçeli düşlerden zaman ördüm,
Çığlık çığlığa susuşunla bir değil binlerce öldüm.
Damarlarımdan çekildi sensizlik,
Bir sürgün başladı içime.
Yanıp yanıp kül oldum sana,
Ayrılığına savrulup dem vurdum aşka
Şimdi en siyah bir gecede,
Sözler kaçıyor bir bir sessizliğe,
Hüznün yağmurunda buluşuyor ayrılığın taneleri.
Yine şiirime sen bulaşıyor.
İklimime sen düşünce , ben üşüyorum.
Soğuğunda erirken, bir köz oluyorum
Susuyor saatler zaman terk ediyor beni.
Bense hangi mevsime dönsem; sen estiriyor bu şehri.
Nereye gidersem gideyim, kaçış yok biliyorum,
Seni ardımda bırakmadıkça,
Söküp içimden gitmedikçe,
Sende başladığım her yol sana çıkıyor.
Kendimden vazgeçiyorum öyleyse,
beni bırakıp ardıma gidiyorum.
Meçhullerin sürüklediği bir hayatı bırakıp avuçlarına
Gömüyorum tüm şiirleri aşka,
Senden, benden geçip gidiyorum zamansızlığa...
-Alıntı-