blackmamba

blackmamba

Üye
11.09.2005
Onbaşı
749
Hakkında

  • Okyanusların en derin noktası, Pasifik Okyanusu'nda, Guam adasının güney batı tarafındaki Mariana Çukurudur.



    Derinliği tam 11033 metredir ve suyun içinde bir kilogram ağırlığındaki bir cismin Mariana Çukuru'na ulaşması tam bir saat sürer.
#10.10.2005 21:42 2 0 0
  • noimage


    Güzelliğiniz için yararlı yiyecekler
    Sofranızdaki yiyeceklerden güzelleşmek için de yararlanabilirsiniz. Pürüzsüz bir cilt, parlayan saçlar, kırılmayan tırnaklar için neler yapmalı

    Keskin gözler
    A vitamini ve E vitamininin, özellikle de hücrelerin yaşlanma sürecinden sorumlu serbest radikallere karşı olan etkileri göz önüne alındığında, beslenmede eksik olmaları düşünülemez. A ve E vitaminleri, cildin uzun süre taze ve genç kalmasını sağlamanın yanı sıra, görme ve göz sağlığı için de değerlidirler. Bugüne kadar özellikle E vitamininin görme fonksiyonu üzerine etkisi bilinmezken, son araştırmalar katarakt hastalığı üzerinde iyileştirici özelliğinin olduğunu göstermektedir.

    Yumurta, süt, tahıl ürünleri, balık, yağlar ve sebzeler... Cildin, saçların, tırnakların sağlığı ve estetik görünümü için ideal olan beslenme; kalsiyum, magnezyum, demir, B vitaminleri, esansiyel yağ asitleri ve aminoasitler içermelidir.

    A ve E vitaminleri de cildi korumak için gereklidir. Kırılgan tırnaklar, yıpranmış ve soluk saçlar, genellikle kalori ve protein açısından yetersiz, sıkı bir diyet yapılmasından ya da eksik beslenmeden kaynaklanır.

    Dişler için
    Temiz ve parlayan dişler, güzel bir gülümseme için yemek esnasında şekersiz beslenmek dışında, bol miktarda florlu (çay, sardalya, ayçiçek yağı, tahıl ürünleri, yumurta, süt), kalsiyumlu, fosforlu ve selenyumlu besinler tüketmenizde yarar var.

    Bacaklara ne yapmalı?
    Lİmon, C vitamini kaynakları ve diğer etkili antioksidanlar... Mercimek, çok hafif ve biyolojik değeri yüksek protein yüklü bir besin olmasının yanı sıra, gerçek bir demir, kalsiyum ve fosfor kaynağıdır.

    C vitamini kaynakları
    Güzelliğinizin ihtiyacı olan C vitaminini beslenmenizde turunçgillere yer vererek elde edebilirsiniz. Ayrıca günde 1-2 porsiyon biber (kırmızı biber C vitamini açısından çok daha zengindir), taze ıspanak, lahana, brokoli, marul, hindiba, roka, patates, kivi, çilek ve papaya gibi tropikal meyveler de, gerçek birer C vitamini kaynağıdır. Çinko, özellikle ayçiçeği ve kabak çekirdeklerinde bulunur. İstiridye, kuzu eti, peynir, sardalya, istakoz, ciğer, kepek, buğday ve soğan da son derece önemli birer çinko kaynağıdır.
#13.10.2005 11:19 1 0 0
  • noimage


    Gribin, 'ınfluenza' adı verilen virüs tarafından oluşan bulaşıcı solunum yolu enfeksiyonu olduğuna işaret eden Doç. Dr. Büke, "Hastalık içinde bulunduğumuz kuzey yarımkürede Aralık-Mart ayları arasında görülmektedir. Hastalıklı kişilerin öksürmesi, aksırması, hapşırması sonucunda ortama saçılan solunum yollarındaki damlacıkların duyarlı kişilerin solunum yollarından girmesi ile hastalık bulaşır. Hasta olan kişi ile aradaki temas mesafesi önemlidir. Bu mesafe 1 metre ve daha yakın ise hastalığın duyarlı olan kişilere bulaşma riski artmaktadır. Hasta kişiler hastalığı yakınma ve belirtiler ortaya çıkmadan 1 gün önce bulaştırmaya başlamakta ve hastalık iyileştikten 7 gün sonrasına kadar bu durum devam etmektedir. Bu süre çocuklarda daha da uzun olmaktadır" diye konuştu.
    Gribe yakalanan kişide ortaya çıkan yakınmaların, özellikle kış aylarında sayıları yüzlerle ifade edilen diğer virüslerin oluşturdukları soğuk algınlığı ve nezle yakınmalarına benzerlik gösterdiğini açıklayan Doç. Dr. Büke, "Gribe yol açan virüsün, A, B ve C olmak üzere 3 tipi bulunmaktadır. En önemli özelliği kompleks yapıda olması ve sürekli yapı değiştirmesidir. Bu durum, kış aylarında salgınların oluşmasına yol açar. Virüsün yapısındaki küçük değişiklikler salgınların daha bölgesel olmasına yol açarken, virüsün tamamen değişmesi ile salgınlar tüm dünyayı etkisi altına alır. Söz konusu son durum kuş, domuz, at gibi hayvanlar ile virüsün teması sonrasında genetik alışverişe bağlı olarak tamamen farklı bir virüsün ortaya çıkması ile izah edilebilmektedir" şeklinde konuştu.

    Virüsün bulaşması ile yakınmaların ortaya çıkması arasındaki sürenin 1-4 gün olduğuna değinen Doç. Dr. Büke, "Üşüme, titreme, ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı, baş ve kas ağrısı, bulantı ve kusma başlıca hastalık belirtileridir. Çocuklarda buna ek olarak karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtiler de eklenebilir. Ancak 65 yaş üzerindeki kişilerde kronik kalp, akciğer, karaciğer, böbrek hastalığı ve diyabet gibi metabolik hastalığı olanlarda, çocuklarda ve hamilelerde hayatı tehdit eden komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bunların en önemlisi bakterilerin oluşturduğu akciğer enfeksiyonu olup ölüme neden olmaktadır" dedi. Gribe karşı korunmada etkili yollardan birisinin aşı olduğunu belirten Doç. Dr. Büke, şöyle konuştu:

    "Grip virüsünün yapısının sürekli olarak değişimi aşının içeriğinin de her yıl yeniden değiştirilmesini ve her yıl uygulanmasını gerekli kılmaktadır. Bu değişimi düzenli olarak izleyebilmek için, 1948 yılında Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası İzlem Sistemi kurmuştur. Buraya veriler 82 ülkedeki 110 ulusal Influenza merkezinden hastalardan elde edilen virüsler gelmekte ve ayrıca USA (Atlanta), İngiltere (Londra), Avustralya (Melbourne) ve Japonya (Tokyo) da bulunan Influenza referans ve araştırma laboratuarlarında virüslerin doğrulanma işlemleri yapılmaktadır. Elde edilen tüm bu sonuçlar, her yıl Şubat ve Eylül aylarında gözden geçirilmekte ve bu bilgiler dahilinde aşıda bulundurulması gerekli antijenik yapılar belirlenmektedir. Şubat ayındaki değerlendirmeler sonucunda hazırlanan aşı formülü kuzey yarımkürede uygulanacak aşının içeriğini oluştururken, Eylül ayındaki değerlendirmeler güney yarımküredeki grip sezonu için aşı içeriğinin oluşumuna katkı sağlamaktadır."

    Aşı, hastalıktan koruyor

    Grip virüsüne bağlı hastalık ve ölümlerin çoğunun her sene yapılan aşı ile önlenebileceğini açıklayan Doç. Dr. Büke, "Buna göre aşılanma için gribe bağlı komplikasyon gelişme riski yüksek olan 50 yaş ve üzerindeki tüm kişiler, kronik kalp, akciğer, karaciğer ya da böbrek hastalığı olanlar, şeker hastalığı, bağışık sistemi yetersiz olanlar, kansızlık problemi yaşayanlar ile hastalığın bulaşma riski yüksek olan sağlık personeli, bakım evleri çalışanları ve bunlar ile birlikte aynı ortamı paylaşan kişiler sayılmaktadır" ifadelerinde bulundu.

    Aşının etkinliğinin yıldan yıla değişebildiğini belirten Doç. Dr. Büke, "Aşı virüsü 9-10 ay daha önce seçilme zorunda olduğundan ve hastalığa yol açan virüs zaman içerisinde değişime uğrayabildiğinden aşıdaki virüs ile hastalık etkeni virüsün yakınlık derecesi azalabilmekte bu da aşının etkinliğini azaltabilmektedir. Aşının etkinliği kişiden kişiye göre de farklılık gösterebilmektedir. Sağlıklı genç erişkinlerde yapılan çalışmalarda grip aşısının hastalıktan yüzde 70-90 oranında koruyabildiğini ortaya koymuştur. Bu oran yaşlı ve kronik hastalığı olanlarda daha da düşmektedir. Bununla birlikte aşının hastalığa karşı korumadan çok hastalığın şiddetini azalttığı ve ciddi komplikasyon ve ölüm oranını belirgin olarak düşürdüğü bir gerçektir. Çalışmalar, aşılanan yaşlı kişilerde hastaneye yatma oranının yüzde 70, ölüm oranının yüzde 85 oranında azaldığını ortaya koymaktadır" diye konuştu. Grip mevsiminin Türkiye'nin de yer aldığı kuzey yarımküre için Kasım ile Nisan ayları arasında olduğuna değinen Doç. Dr. Büke, şöyle devam etti:

    "En çok görüldüğü aylar ise Aralık sonu ile Mart başlarıdır. Bu nedenle risk altındaki kişilere Ekim ayı ile Kasım ortaları arasındaki sürede aşıları yapılmalıdır. Aşı sonrası antikor gelişimi 1-2 haftayı bulmaktadır. Grip aşısı kas içerisine yapılır. Erişkin ve büyük çocuklarda koldaki kasa, küçük çocuklarda bacak ön yüzeyine yapılır. Hastalıktan korunmada bir diğer yol, gribe etkili antiviral ilaçların kullanılmasıdır. Ancak bunların özelliği yalnızca gribe karşı etkili olmaları, buna karşın benzer yakınmalar oluşturan nezle ve soğuk algınlığına etkilerinin bulunmayışıdır. Etkili olabilmeleri için hastalık belirtileri ortaya çıktıktan sonraki 24-48 saat içerisinde ilaçların alınması gerekmektedir. Gribe karşı korunmada alınabilecek diğer önlemler ise şöyle sıralanabilir: Aksıran, öksüren ya da hapşıran kişiler ağız ve burunlarını mendil ile kapatmalılar, bu kişiler ile temas söz konusu olduğunda eller hiçbir yere temas etmeden ve özellikle ağız, burun ve göze dokunmadan hemen yıkanmalıdır. Özellikle sabun ile el yıkama, pek çok enfeksiyon hastalığına karşı hem kendimizi korumada ve hem de karşımızdaki kişiyi korumada çok önemlidir."
#13.10.2005 11:15 1 0 0
  • Saç dökülmesi, insanoğlunun en eski ve en önemli güzellik sorunlarından biridir ve deri hastalıkları uzmanlarına başvuru nedenleri arasında önemli yer tutar. Tıbbi olarak saç dökülmesi, saç köklerini tam olarak yıkıma uğratarak; iz bırakan, yani saçın yeniden çıkma şansı olmayan dökülmeler ve iz bırakmayan dökülmeler olarak ikiye ayrılabilir. Halk arasında tanınan, iz bırakmayan dökülmelerdir. İz bırakanlar; yanıklar, kellik hastalığı ve daha az tanınan, çok sık görülmeyen bir grup deri hastalığıdır ve çoğu kez saçlı deri içerisinde bölgesel dökülme alanları şeklinde görülür. İz bırakmayan dökülmelerde ise; dökülme nedeni ortadan kaldırılabilirse saçların tekrar çıkma şansı yüksektir. Bunların arasında en iyi tanınanı, erkekler için neredeyse kader olarak kabul edilen doğal dökülmedir (fizyolojik veya androjenik dökülme). Bu dökülme tipinde kalıtımın önemli payı olmakla birlikte etkileyen diğer faktörler pek bilinmemektedir. En çok üzerinde durulan ve tartışılan konu, erkeklik hormonlarının (androjen) etkileridir. Bir şekilde bilinmeyen bir mekanizmayla etkileri olabilecek gibi görünmekle birlikte, doğrudan bu hormonun fazlalığına bağlı değildir. Erkeklik hormonlarının kel erkeklerde fazla olduğu varsayımı uzun süre gündemde kalmış ve en güçlü savunucuları da kel kafalı erkekler olmuşlardır. Bu kişilerde erkeklik hormonlarında fazlalık saptanamamış olmakla birlikte, kadınlık hormonları (östrojen) verildiğinde veya erkeklik hormonlarının etkisini azaltılıp, ilşevlerini engelleyen ilaçlar verildiğinde gerçekten saçlarda yeniden çıkmalar olabilmektedir; fakat bununla birlikte göğüs ve kalça büyümesi gibi bazı kadınsı özelliklerin oluşması da müessesenin hediyesi olarak gelen kaçınılmaz bir sonuçtur. Günümüzde ilaç araştırıcılarının en önemli araştırma konularından biri, promosyonlarından arındırılmış bir saç ilacıdır. Saçların yağlı ve kepekli olmasının da saç dökülmesi üzerinde etkili olduğu düşüncesi çok uzun zamandan beri vardır ve neredeyse her on yılda bir, etkiliyor - etiklemiyor şeklinde gündeme gelmektedir.
    Son zamanlarda güneş ışınlarının da saç dökücü etkisinden söz edilir olmuştur. Psikolojik faktörlerin etkisi ise çok açık değildir. Erkek tipi dökülmede, seyrelme alnın iki yanı ve tepenin arka kısmından başlar ve yavaş yavaş ilerleyerek aradaki saçlar dökülmezler. Bu tip dökülmelerde kesin bir çözüm bulma olanağı yoktur. Dökülme ağız yoluyla alınan bazı ilaçlar ve dıştan uygulanan bazı ilaç veya kozmetiklerle yavaşlatılabilir.
    Kadınların saç dökülmelerinde ise çok farklı bir durum vardır. Kadınlarda, cinsiyet özellikleri nedeniyle erkeklerdeki gibi doğal kabul edilen ve kaçınılmaz dökülmeler yoktur. Erkeklerdekine benzer bir dökülme söz konusu ise, muhakkak altında bir neden aramak gerekir. Kadınlarda sık karşılaştığımız sorunlardan birisi ''yalancı dökülmelerdir''. Bu hastalar, genellikle bize avuç avuç, topak topak, ''lavabo lavabo ve küvet küvet'' saç dökülmesinden yakınarak gelirler. Bunlar arasında gerçek saç dökülmesi olanlar çok fazla değildir. Çünkü tanımlanan dökülmeler saç yıkama ve fırçalama sırasında olan dökülmelerdir, yani dökülme aşamasında olan saçların doğal dökülmesidir; yerlerine yenileri gelecektir. Daha önceki derslerimizde (özür dilerim! sohbetlerimizde) bu konudan söz etmiştirk. Bir tutam saç alınarak bunların incelenmesiyle (trikogram) gerçek saç dökülmesi olup olmadığına karar verilebilir. Bazen saçların aniden son faza geçmeleri görülebilir ki, bunlar çok özel hastalık durumları veya ilaç yan etkilerine bağlı olarak seyrek görülen olaylardır. Gerçek dökülmenin bir başka belirtisi de saçlarda seyrelme görülmesidir. Seyrelmenin genel veya belirli bir bölgede olması da yol göstericidir. Özellikle tepede, erkek tipi dökülmeye benzer seyrelme varsa, bu hormonal bir bozukluğun işareti olabilir ve bulgular bu yönde araştırılmalıdır. Beraberinde adet görme (menstrüasyon) bozuklukları, kıllanma artışı görülüyorsa bu hormonal bozukluk olasılığını arttıran bir durumdur. Bir başka önemli neden kansızlığın bazı şekilleri, özellikle demir eksikliği anemisidir. Doğum yaptıktan 3 - 4 ay kadar sonra başlayan ve tam nedeni anlaşılaamış bir özel dökülme şekli daha vardır ve 6 ay kadar sonra düzelir. Uzun süren çok sıkı zayıflama rejimleri de saç dökülmelerine neden olabilir. Bu neden erkekler için de geçerlidir, fakat gerek erkeklerde doğal dökülme nedeniyle gözden kaçması, gerekse kadınların fazla diyetsever olmaları nedeniyle, kadınlardaki saç dökülme nedenleri arasında yer almaktadır. Kadınlarda saç dökülmesine neden olan üçüncü önemli etken ise psikolojik nedenlerdir. Özellikle dertli olmanın meziyet sayıldığı ülkemizde, dert ve sıkıntı bolluğu bu nedeni biraz daha ön plana çıkartmakta ve olayı daha romantik bir hale getirmektedir. Üstelik bu dökülen saçlar, eşlerin ve çocukların yoluna süpürge edilmiş saçlar olduğu için durum daha da vahimleşmektedir. Psikolojik neden aslında erkekler için de geçerli olması gereken bir nedendır; fakat erkeklik gururu böyle şeylere izin vermez. Erkekler güçlüdür, sağlamdır, ağlamaz, açık vermez, bağırlarına taş basarak sıkıntılara erkekçe göğüs gerer.
    Hem kadınlarda hem erkeklerde geçerli olan bazı saç dökülme nedenleri de vardır, fakat bunlar daha seyrek görülürler ve neden ortadan kalkınca durum düzelir. Bu tip dökülmelerde, genellikle saçlı derinin her tarafında eşit oranda seyrelmeler görülür.
    Başta kanser ilaçları olmak üzere bazı ilaçlar ve kimyasal maddeler, tifo gibi yüksek ateşli, ağır seyreden ve uzun süren hastalıklar, tiroid bezinin guatr gibi hastalıkları böyle dökülmelere neden olabilir. İz bırakmayan, parçalı dökülmelerin en önemlisi ''pelade-alopecia areata'' adı verilen ve kesin nedeni belli olmayan hastalıktır. Halk arasında, mantarlara bağlı olan ''kellik'' hastalığı ile karıştırılarak ''saçkıran'' veya ''saçkesen'' gibi adlarla anılmaktadır. Akşam saçlı yatılıp, sabah saçsız kalkma diye tanımlanabilecek bir şekilde ani dökülme olur. Başlangıç genellikle 1 - 2 cm. çapında kılsız, parlak bir alan şeklindedir, bazen yavaş bir yayılma da görülebilir. Genellikle tedavi edilmese bile 3 - 6 ayda kendiliğinden iyileşir (sirke veya sarımsak sürülmese de iyileşebilir).
    Ender olarak, hızla ilerleyen ve tüm saçı, hatta kaş, kirpik ve vücut tüylerini de döken daha şiddetli türleri de görülebilir. En çok üzerinde durulan nedenler, psikolojik gerginlik ve sıkıntılardandır. Bununla karışabilecek bir hastalık da, saçlı derinin yüzeysel mantar hastalıklarıdır. Bunlarda da parçalı dökülmeler vardır, fakat üzerindeki kepekler ve kırık saçlar sayesinde ayırdedilir. Psikolojik nedenlere bağlı saç koparmalar, saçları sürekli gererek toplamalar da önceleri geçici, zamanla kalıcı dökülmelere neden olabilir.
#11.10.2005 18:35 1 0 0
  • Başağrısı hastalıkların habercisi

    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Baş Ağrısı Derneği Başkanı Prof. Dr. F. Cankat Tulunay, baş ağrısının 100 den fazla, migrenin de 20 değişik hastalığın habercisi olduğunu bildirdi.


    Prof. Dr. Tulunay, Isparta da verdiği konferansta, ağrıların sebepleri, tedavileri ve ağrının çeşitleri hakkında bilgi verdi. İlaç sorununun her geçen gün büyüdüğünü ve yanlış ilaç kullanımının kötü sonuçlar doğurduğunu bildiren Dr. Tulunay, şu bilgileri verdi:
    Ağrı, tıpta doku hasarı ile beraber hoş olmayan ve duygusal his olarak tanımlanır. Ağrının çok çeşidi vardır. Bunlar bilimsel ağrılar, fizyolojik ağrılar gibi sıralanabilir. Tıp kuralı gereği, tanısı konulmayan ağrılar tedavi edilemez. Mesela baş ağrısı bizim için 100 den fazla hastalık demektir. Migren 20 değişik hastalık habercisidir. Bu nedenle kendi başınıza, doktora danışmadan ilaç kullanmayınız. Prospektüsü mutlaka okuyun. Kullandığınız ilacın size ne getireceğini mutlaka doktorunuza sorun. Ağrı ilaç eksikliğine bağlı değildir. Migrende ilaca bağlı nöbetler olabilir. Prof. Dr. Tulunay, ABD de 40 milyon kişinin çeşitli ağrılarla yaşamını sürdürmek zorunda kaldığını, 44 milyon kişinin de baş ağrısı çektiğini kaydetti. Prof. Dr. Tulunay, Türkiye de bu rakamın kesin olarak bilinmemekle birlikte çok yüksek olduğunun sanıldığını kaydetti.
    Prof. Dr. Tulunay, ağrının kişisel çöküntüden başka ekonomik sıkıntı getirdiğine de dikkat çekerek, şöyle devam etti:
    Bir ülkede ağrı çeken sayısı fazla ise o ülkede üretim ve ekonomik kalkınma olamaz. İlaç, doktor, tetkik parası gibi kayıplar yaşanır. Türkiye de hastalık tanısı için çekilen tomografinin yüzde 80 i gereksizdir. MR ile migren tanısı olmaz. Ülkemizde bazı ağrıların tedavisi de yetersizdir. Mesela kanser ağrılarını gidermede yeterli düzeyde değiliz. Ameliyat olanların yüzde 50 si yeterli tedavi görürken, diğer yarısı hala ağrısından şikayetçidir. Migren tanısının yüzde 80 i de yanlıştır.
#11.10.2005 04:58 1 0 0
  • Sağlıklı Ramazan sofraları nasıl olmalı?

    Ramazan ayında yemek saatlerinin değişmesine rağmen dengeli ve yeterli beslenmek mümkün. Oruç tutan kişilerin her besin gurubundan (et,süt, tahıl , sebze, meyve, yağ ve şeker) gereksinimleri kadar tüketmeleri gerektiği şartı yerine getirilirse tabi. Oruç tutan kişiler Ramazan ayında en az 12 saat veya daha fazla açlık ile karşı karşıya kalıyorlar. Bu açlık süresi içinde kan şekeri düşüyor. İftarda birden fazla miktarda yemek yenildiğinde kan şekeri yükseliyor. Eğer kişiler sahura da kalkmıyor ise kan şekerinin düşüşü günün erken saatlerinde başlıyor ve daha düşük değerlere ulaşıyor. Bu nedenle az ve sık beslenme ilkesi iftar sonrasında da uygulanmalı ve kişiler mutlaka hafif bir sahur yemeği yiyerek oruç tutmalı. İftarda çorba, hafif bir et yemeği, yoğurt, salata ve 1-2 dilim ekmek yenilebilir. Saat 19.00 gibi 1-2 porsiyon meyve, 21.00 gibi 1 porsiyon sebze yemeği ve yoğurt veya süt, 23.00 gibi 1 porsiyon meyve, sahurda da peynir ekmek ve zeytin domates salatalıktan oluşan bir kahvaltı tercih edilmesi öneriliyor. Tabii hamur tatlıları yerine sütlü ve meyve tatlıları tercih edilmeli, kızartılmış kavrulmuş besinler ve yağlı gıdalar tüketilmemeli. Yemekler iyi çiğnenmeli, bol su içilmeli ve posalı besinler bol tüketilmel.
    İftar sofrasını kontrolünüz altına alın

    İftarda, özellikle iftariye adı altında yenen şarküteri ağırlıklı ürünler, hamur işi yiyecekler, pide ve tatlılar yüksek kalorili olmaları nedeniyle oruç tutanlarda kilo artışına neden oluyor. Kilo artışına bağlı olarak kan yağlarında ve tansiyonda da artış gözleniyor. İftarda yavaş ve az miktarda yeyip, bir kaç saat sonra ara öğün gibi takviye almak en ideal iftar sofrası olarak öneriliyor. Hem sağlık hem de ekonomik gözle bakılırsa iftariyelerin çeşidini ve miktarını kesmek en akıllıcası. Fazla yediklerinizi yakmak için tok karnına yürüyüş yapmanın koşmanın, halı sahada top oynamanın spor salonlarında aşırı efor harcamanın sakıncalı olduğunu da unutmayın. İftardan sonra ve sahurdan sonra açığı kapatma amacıyla fazla ve sık aralıklarla içilen sigara ise kandaki oksijen oranını düşürürken, dolu olan midenin hızlandırdığı sindirim işlemi sırasında da oksijen harcandığı için, sigaranın zararını bir kat daha arttırıyor. Ramazanın vazgeçilmezlerinden bir de Ramazan pidesi. Ama unutmayın ki, pide hazmı en zor besinlerin başında geliyor. Bu yüzden iradenizi kullanarak, pide yerine kepek ekmeği tercih etmeniz tavsiye ediliyor. Eğer pideden vazgeçemiyorsanız az oranda tüketmenizi öneririz.

    En önemli öğün: Sahur

    Ramazan boyunca dikkat etmeniz gereken öğünlerin başında sahur geliyor. Birçok kişi uykusunun en tatlı yerinde kalkmak istemediği için sahur yapmadan gün boyunca oruç tutmaya çalışıyor. Ya da geceden bir şeyler yiyip öyle yatıyor. Oysa uzmanlar sahurun oruç tutanlar için en önemli öğün olduğunu belirtiyor. Sahurda hazmı kolay besinleri tercih edilmesi öneriliyor. Bir tost, yağsız tepsi böreği, yoğurt, komposto ve 1 veya 2 porsiyon meyve ideal sahur sofranız için bir alternatif olabilir. Bağırsak tembelliğini önlemek için de yeterli miktarda posalı, ya da lifli besin almanız gerekiyor. Bu nedenle taze sebze ve meyve tüketimini arttırılması tavsiye ediliyor.
#11.10.2005 04:58 1 0 0
  • 1-Öğle yameğinde portakal suyu için
    2-Cappucciono'nun içine tarçın ekin
    3-Kepekli ekmek yiyin
    4-Sebzeleri çok çiğneyin
    5-Tabağınızdaki yemeğin %20 sini bırakın
    6-Portakal çok önemli
    7-Farklı renkte yiyecekler yiyin
    8-İnce hamurlu pizza yiyin
    9-Diş fırçanızı temizleyin
    10-Zihninizi çalıştırın
    11-Diş ipi kullanın
    12-Bol bol gülün
    13-Meyveleri yemeden önce soyun
    14-Annenizi arayın
    15-Çay keyfinden mahrum kalmayın
    16-Evcil hayvan besleyin
    17-Sandviçlere domates koyun
    18-Buzdolabınıza önem verin
    19-Tohumlara dikkat
    20-BOL BOL SU İÇİN
#11.10.2005 04:57 1 0 0
  • Günde en az yarım saat spor yapılmalı. Bu, merdiven çıkma, yürüme veya seks de olabilir. Kalp atışlarını artıracak kadar hareket edilmeli. Özellikle kollarını hareket ettirerek çalışmanın, kalp krizine karşı koruyucu etkisi var.

    Orkestra şefleri bu konuda çok şanslı" "Akciğer kalbin kardeşi gibidir. Kirli havanın güvenli bir şekilde dışarı atılmasını sağlar. Akciğer ne kadar sağlam olursa, kalp de o kadar sağlıklı olur. Kalp vücudun en cimri organı; oksijene doymuyor. Onun bol oksijen almasını sağlarsanız, kalbiniz o kadar sağlıklı olur

    New York Columbia Üniversitesi Presbyterian Hastanesi Kalp Cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, genç ve sağlıklı kalmanın, kalp sağlığını korumanın yollarını GÜNAYDIN okurları için anlatmaya devam ediyor...

    * Genç ve sağlıklı kalmak için neler yapmalı? İçinizden kaç kişi 100 yaşına kadar yaşayacağını düşünüyor? Aslında bu sizin için hiç de zor olmamalı. Özellikle de sağlığına dikkat edenler için. Amerika'da yaşlıların yüzde 87'sinin doğru beslenmeyle iyileştirilebilecek en az bir kronik hastalığı var. Yaşam süresi artıyor ama daha uzun yaşamak daha iyi yaşamak anlamına gelir mi? Yaşadığımız yılları en iyi şekilde değerlendirmek elimizde. Bunun anahtarı, zihnen ve bedenen kendimize dikkat etmekten geçiyor. Yüzyıllardır pek çok insan gençlik kürlerinin peşinde koşuyor. Kleopatra'nın süt banyolarından, geçen yıl sayısı 7 milyona yaklaşan estetik operasyonlara geldik. Gençliğe odaklanmış bir dünyada yaşıyoruz. Peki, genç görünmek aslında ne anlama geliyor? Cildimizin yaşlanmasında galiba en büyük suçlu güneş. Cildimizin gördüğü zararın yüzde 80 kadarı, aslında biz 20 yaşımıza gelmeden oluşuyor. Son araştırmalar solaryumda morötesi ışınlara maruz kalmanın, cilde en az güneş kadar zarar verdiğini ortaya koyuyor.

    * Erkekler kendilerine özgü bir menopoz yaşar mı? Yaşımız ilerledikçe, kendimizi dinç hissetmemizi sağlayacak hormonlar da değişmeye başlıyor. Kadınlar menopoza girer ve östrojen seviyelerindeki düşüşle gözle görünür değişiklikler ortaya çıkar. Çoğu kadında menopoz süreci, aybaşı kanamalarının daha az düzenli olduğu 46 yaş civarında başlar. Ancak, testosteron seviyelerinde o derece ani bir kayıp yaşanmasa da, erkekler de aslında menopoza benzer bir dönemden geçer ama çoğu insan bunu bilmez. Büyüme hormonunun salgılanması 40 yaşında yarı yarıya azalıyor.

    HAREKET KİRLİ KANI TEMİZLER

    * Kalp hastalıklarından korunmak için nasıl beslenmeli, hangi sporlar yapılmalı? Hareketsizlik en büyük düşman. Şişmanlık tahmin ettiğiniz kadar kötü değil. Şişman ve sporcu olanlar, zayıf ve spor yapmayan insanlardan daha sağlıklıdır. Bir günde en az yarım saat spor yapmalı. Bu, merdiven çıkma, yürüme, seks olabilir. Kalbinizin atışlarını artıracak kadar hareket yapılmalı. Kolları hareket ettirerek çalışmanın kalp krizine karşı koruyucu etkisi var. Özellikle orkestra şefleri bu konuda şanslı. Kolları hareket ettirmekle kalp krizi riskini azaltabilirsiniz. Hareket ettiğiniz zaman kalp adalelerine enerji verirsiniz. Adaleler vücutta temizlenmesi gereken kirli maddeleri kanla birlikte kalbe doğru itiyor. Bu kirli maddeler kirli kana karışarak kalbe geliyor. Kalp kirli maddelerin bulunduğu kanı akciğerlere ve diğer organlara gönderiyor. Her organ kendi görevini yaparak bu kanı temizliyor. Temizlenen kan tekrar vücuda yayılıyor.

    * Yoga kalbi nasıl koruyor? Hastalarımda kullandığım, çok beğendiğim bir tedavi, yoga. Çocukluğumuzda öğrendiklerimizi yoga ile tekrar öğreniyoruz. Yoga, kalp için çok faydalı. Hem kalbi çalıştırıyor hem de vücudu gevşek tutuyor. Vücut gevşeyince, kendini incitmiyor.

    * Hem doğru nefes almanın hem de meditasyon yapmanın sırrı nedir? Yedi saniyede burnundan nefes al. Nefes alırken mideyi yukarı doğru kaldır. Göğüs kalkmamalı. Yedi saniye nefesi tut. Yedi saniyede yavaş yavaş dışarı ver. Derin nefes alırken vücuttaki oksijen miktarı artıyor. Hücreler yemeği hazmettikten sonra kirli hava çıkarıyor. Derin nefes verirken bu kirli hava dışarı çıkıyor. Meditasyon gibi...

    KALP VÜCUDUN CİMRİ ORGANI

    * Doğru nefes almak kalbi nasıl koruyor? Göğüste kaburgaların arasında minik adaleler var. Doğru şekilde nefes alırsanız, mide dışarı çıkıyor. Midenin altında büyük bir adale var: Diyafram. Mide yukarı çıkınca, akciğerleri aşağıya doğru çekiyor. Bu şekilde akciğerin alt kısmında pis hava toplanıyor. Derin nefes alarak kirli hava boşaltılınca, akciğerler rahatlıyor. Bu şekilde sabah ve akşam 10 kere nefes almalı. Akciğer kalbin kardeşi gibidir. Kirli havanın emniyetli bir şekilde dışarı atılmasını sağlıyor. Akciğer ne kadar sağlam olursa, kalp o kadar sağlam olur. Kalp vücudun en cimri organı. En çok fazla oksijen ister. Oksijen miktarı ne kadar yüksek ise, kalbe o kadar iyi gelir
#11.10.2005 04:57 1 0 0
  • Deniz suyu dişlere iyi geliyor

    Temiz deniz suyunun diş sağlığı açısından son derece faydalı olduğu belirtildi. İşte deniz suyunun diş sağlığına faydaları...
    Bolu Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi diş doktorlarından Ahmet İnceler, temiz deniz suyunun diş sağlığı açısından son derece faydalı olduğunu belirterek, Tatilciler yüzerlerken ağızlarını deniz suyuyla çalkalarlarsa dişlerinin sağlıklarını korumuş olurlar'' dedi.
    Diş tedavisinde bazı vurukların çabuk iyileştirilmesi açısından hastalara tuzlu suyla gargara yaptırıldığını belirten Diş Doktoru İnceler, Tuzlu su, ağız mukozasında bulunan yara ve vurukların çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Bu nedenle temiz deniz suyu, vücut sağlığının yanı sıra dişlerimiz için de son derece yararlıdır'' diye konuştu.
    Sağlıklı insanın ağzında 7 bin çeşit mikrop bulunduğuna dikkat çeken İnceler, Tuzlu su, ağızda bulunan yara ve vurukların iyileşmesini sağladığı gibi, ağız mukozasında bulunan mikropların üremelerine de engel olur. Bu nedenle yazın deniz kenarında tatil yapanlar, yüzerlerken ağızlarını deniz suyuyla çalkalarlarsa, dişlerinin sağlıklarını da korumuş olurlar'' dedi.
    Diş minesinin yüzde 90ının cansız dokulardan oluştuğunu söyleyen İnceler, Özellikle B ve C vitamini içeren sebze ve meyvelerle gıda maddeleri, diş sağlığı açısından son derece faydalıdırlar. Elma, armut ve salatalık gibi sert lifli besinlerin ısırılarak yenmesi, diş temizliği açısından önemli'' diye konuştu.
#11.10.2005 04:56 1 0 0
  • Vücut
    Parfümler kokularını yaymak için sıcaklık, hareket gibi faktörlere ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle parfüm sürmek açısından vücudun bazı bölgeleri ayrıcalıklıdır:
    Sıcak ve nemli noktalar. Koltuk altları, göğüs araları, ense, kulak arkaları ve göbek
    Kanın fazla pompalandığı noktalar. Bilek içleri, şakaklar ve boyun.
    Hareketli noktalar. Dirsekler ve diz içleri.
    Uzmanlardan hoş öneriler:
    Coco Chanel Öpülmek istediğiniz yeri parfümleyin
    Estée Lauder Parfümü, kolunuzu yukarı kaldırıp tam önünüze sıkın ve yarattığınız koku bulutunun içine girin. Böylece binlerce parfüm molekülü vücudunuzun her yerine konacaktır

    Saç
    Saçınızı parfümlemek istiyorsanız, öncelikle temiz olmalarına dikkat edin. Kokuların birbirine karışmaması için şampuanınızı kokusuz olanlar arasından seçin. Saçlarınız kısa ise saç diplerinize, uzun ise uçlarına sıkmanız yeterli olacaktır.
    Küçük bir hoşluk:
    Saçınızı fırçalamadan önce fırçanıza biraz parfüm sıkın.

    Giysiler
    Parfümler pamuklu, yünlü gibi doğal lifle dokunmuş kumaşlarda çok kalıcıdır ve rahat yayılır. Sentetik liflerde yayılımı ve kalıcılığı azdır. Parfümün en kalıcı olduğu dokular ise kürkler ve muslin kumaştan yapılmış eşarplardır.
    Giysiler parfümlenebilir ama gelişigüzel değil:
    - Parfümünüzü ceket ve mantoların astarlarına, etek ve elbiselerin etek baskılarına sıkın.
    - Asla giysilerinizi farklı parfümler sıkmayın. Üst üste sıkılan parfümlerin molekülleri iyi bir karışım oluşturmaz ve kötü bir etki uyandırır.
    - İpekli giysilerinize parfüm sıkmayın, kalıcı lekeler bırakır.
    - Eğer parfümünüzü sık sık değiştiriyorsanız, sadece vücudunuzu parfümlemekle yetinin. Koku zaten giysilerinize de sinecektir.
    - Mücevher ve özellikle incilerinizin yakınında parfüm kullanmayın: parfümlerdeki alkol mücevherlerin parlaklığını yok eder ve incileri sarartabilir.
    - Giysi dolabınızı parfümlemeyi unutmayın.
    Küçük bir hoşluk:
    İç çamaşırlarınızın bulunduğu dolap veya çekmeceye parfümünüzle nemlendirdiğiniz yünlü bir kumaş parçası koyun.
#11.10.2005 04:56 1 0 0
  • "Bütün memelilerin yavrularının beslenmesinde kendi annelerinin sütü en iyi olduğu gibi, süt çocuğunun beslenmesinde de anne sütü önemli ve yeri doldurulamayan bir besindir."

    Anne sütünün bebeğe yararları:

    Anne sütü bebeği enfeksiyonlara karşı koruyacak immünolojik faktörleri içerir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde ishal, solunum yolu ve diğer enfeksiyon hastalıkları daha az görülür veya görülse bile daha az şiddette seyreder.

    Anne sütü bebeğin büyümesi ve gelişmesini hızlandırır. Anne sütü bebeklerin gereksinimleri olan bütün besin öğelerini içerir.

    Anne sütü ile beslenmiş çocuklarda egzema, allerjik hastalıklar, diş eti hastalıkları, kanser ve diabet gibi hastalıklar daha az görülmektedir.

    Anne sütünün sindirimi kolaydır. Meme emme işlemi çocuğun yüz kaslarının ve kemiklerinin gelişmesini sağlar.

    Emme işlemi çocuğun psikososyal gelişimine katkıda bulunur. Anne ile bebek arasındaki bağın da güçlenmesini sağlar.

    Emzirmenin Anneye Faydaları:

    Doğumdan hemen sonra emzirme annenin doğum sonrası kanama riskini azaltır.

    Bebeğin annesini emmesinin anneyi idrar yolu enfeksiyonlarından , göğüs ve yumurtalık kanserinden koruduğu düşünülmektedir. Emzirme süresinin uzunluğuyla ilişkili olarak kanser riski azalmaktadır. Emzirme ilk 6 ayda ovulasyonu (yumurtlamayı) ve menstrüel siklusu (adet görmeyi) geciktirir.

    Anne tam olarak emziriyor ve adet kanamaları başlamamış ise ilk 6 ay gebe kalma riski çok düşüktür. Adet kanamaları başlamışsa veya tam olarak emziremiyorsa veya bebek 6 aylık olmuşsa aile planlaması yöntemleri mutlaka kullanılmalıdır.

    Anne sütünün ekonomiye katkıları:

    Anne sütü bebekler için en ucuz ve en iyi gıdadır. Diğer mama ve gıdalar oldukça pahalıdır. Anne sütü ise bebek için değeri parayla ölçülemeyecek kadar yararlıdır. Yaklaşık 1.5 milyon bebeğin altı ay sadece anne sütü ile beslenmesi ekonomiye en az 70 milyon dolar destek sağlayacaktır (1989 yılı verilerine göre).

    Anne sütünün erkenden gelmesi, bol olması ve uzun süre devam etmesi için bebeklerin doğar doğmaz anne göğsüne konarak memeyi emmeleri sağlanmaya çalışılmalıdır. Yeni doğum yapmış anne yorgundur ve sütü yoktur diyerek bebeği anne memesine koymamak veya başka bir sıvı vermek yanlış bir davranıştır.

    Bebeğin anne memesini emmesi annede prolaktin ve oksitosin hormonlarının salınımını arttırarak sütün gelmesini sağlar. Bebeğin istedikçe emmesi ile sütün artması sağlanır. İlk 3-4 gün gelen süte kolostrum denir. Kolostrumun bebeği enfeksiyonlardan koruma özelliği çok fazladır ve bir damlası bile ziyan edilmemelidir. Kolostrumdan sonra geçiş sütü, daha sonra da olgun anne sütü oluşur. Anne sütünün içindeki maddelerin vücutta yararlanırlığı çok fazladır. Bu nedenle diğer mamaların içindeki maddelerle karşılaştırılması doğru olmaz. Her annenin sütünün içeriği kendi bebeğine göredir. Prematüre doğum yapmış annelerin sütleri diğerlerinden farklı olup, prematüre bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak üzere ayarlanmıştır. Anne sütü fizyolojik adaptasyon gösterir ve zaman içinde bebeğin gereksinimine göre bileşimini değiştirir. Emmenin başındaki süt ile sonuna doğru gelen sütün bileşimi de değişiktir. Emmenin sonuna doğru sütteki yağ oranı artar ve bebeğin doygunluk hissetmesi ile emmeyi bırakması sağlanır. Bu nedenle anne sütüyle beslenen bebeklerde şişmanlık daha az görülür. Gece sütünün bileşimi de gündüz sütünden farklı olmaktadır. Anne sütü alan bebeğin suya ihtiyacı yoktur. Anne sütü tek başına yeterlidir. Altı aylık olunca bebeğin yutmayı öğrenmesi yönünden katı gıdalara geçmesi gereklidir. Anne sütüne devam edilmelidir. Anne istiyorsa emzirme 2 yıla kadar uzatılabilir. Sıcak havalarda bile bebeğin su ihtiyacı anne sütünden sağlanabilir. Annenin sütü geliyorsa ve göğüsleri süt ile doluysa bebek alacağı sütün % 50sini ilk 2-3 dk. da alır. Emebileceği sütün ikinci yarısını da 10-15 dak. da alır Bir meme ile doymamışsa diğer meme verilmeli ve bir sonraki emzirmede bu meme ilk olarak verilmelidir. Annenin beslenmesi de sütün miktar ve kalitesini etkilemektedir. Annenin rahat bir pozisyonda bebeği emzirmesi gerekir. Bebek 3 aylık olduğunda anne sütünde hafif bir azalma olabilir, bebek emmeye devam ederse yeniden artacaktır. Hemen vazgeçip ek gıdaya başvurulmamalıdır. ANNE SÜTÜ , fizyolojik ve en iyi besin, bebek-anne arsındaki en iyi psilojik bağlantı yolu, bebeğin hastalıklardan korunmasında en güvenilir yoldur.

    *Anne sütü, Mükemmel bir besin içeriğine sahiptir.Anne sütünün besin içeriği bebeğin kaç günlük olduğuna göre, günün hangi saatlerinde emzirildiğine göre, hatta bir emzirmenin başından sonuna doğru yeniden ayarlanır.

    *Anne sütü tıpkı kanda olduğu gibi, vücudu bakteri ve virüslerden koruyucu özel maddeler içerir.

    *Anne sütü kolay hazmedilir.Gaz sancıları anne sütünde en aza iner.

    *Emzirme anne ile bebeği arasında fiziksel bir yakınlık da sağlıyacak uzun yıllar sürecek psikolojik bağa zemin hazırlar.

    *Emzirme annenin estetik ve sağlığına da doğrudan ve dolaylı yoldan etki eder. Emziren anne kısa sürede eski kilosuna döner.Rahim daha çabuk toparlanır.

    *Emzirme ayrıca bebeğin çene ve diş sağlığı için yararlı olup, bebeğin konuşmasını geliştirir.

    Emzirirken sorun çıkabilir ama dert etmeyin!

    *Önce kendiniz inanın. Emzirme konusunda annenin kendisini inandırması ve ikna etmiş olması lazımdır. Her annenin bebeği ve kendisi için yapacağı doğru şey emzirmektir.

    *"Sütüm yetmiyor" demeyin! Bu tür gerekçelerle kolayca emzirmeyi bırakan anneler görülür. Unutmamalı ki, emzirme insan vücudunda psikolojik etkilere bağlı olarak da yürür. Anne emzirmenin gerekliliğine inancını kaybedince veya etrafından bu konuda yeterli destek alamadığında emzirmeyi kesebilir.Emzirme kesilince de meme ucundan bebeğin emmediği sinyalleri beyne gider ve süt üretimi durur.Sütünün yetmediğini düşünen annenin sütü gerçekten yetmez olur ve bir kısır döngüye girilmiş olur.Sütüm yetmiyor sözü sütü yetmez hale getirir.

    *Bebek istedikçe emzirin, emzirmeyi belli saatlere programlamayın.

    *Temizliğe dikkat! Ellerinizi yıkayın.

    *Rahat elbiseler giyin!

    Çalışan bir anne iseniz!

    *Bebeğinizi işyerinize götüremiyorsanız, sütünüzün kesilmemesi için sütünüzü sağmayı öğrenin.Hem böylece sütün göğüslerde birikip dolgunluk yapması önlenir.

    *Sağılmış anne sütü her türlü bebek mamasından daha faydalıdır.

    *Sütünüzü sağdıktan sonra temiz bir kaba koyun ve bebeği sütünüzle besleyin.

    *Her öğün için yarım bardak süt sağın, üstüne temiz bir örtü örtün, buzdolabına koyun bebeğe verilmeden önce kaynatılmasın ya da ısıtılmasın.

    *İşteyken de sütünüzü 2-3 kere sağın. Bu sütünüzün azalmamasını sağlıyacaktır.

    *Sağılmış anne sütü çocuğa kaşıkla verilmelidir. Bu dönemde kesinlikle biberon ve emzik kullanılmamalıdır. Kaşıkla beslenen bebek anne işten döndüğünde tekrar emmek isteyecektir.Bu da sütün kesilmemesini sağlar.

    Bebek emmek istemezse!

    *Bebek emmeyi niye reddeder?Bebek hasta olabilir.Ağrı çekiyor olabilir. Bir ilaçtan Etkilenmiş olabilir!

    *Bir enfeksiyon ya da doğum sırasındaki bir beyin hasarı bebeğin emmesini engelliyebilir.

    *doğum sırasında kullanılan forseps gibi cihazların yol açtığı ağrı iştahını azaltabilir.

    *Emme sırasında burnundan nefes alması gereken bebeğin burnu tıkanmış olabilir, ya da pamukçuk ve diş çıkarma gibi sebeplerle damakları acıyor olabilir.

    *Emzik, biberon kullanan bebeğe anne memesini emmek zor gelebilir.

    *Memenin tıkalı olması ya da bebeğin kötü tutulması nedeniyle süt gelmiyor olabilir.

    *Emme saatleri kısıtlanmışsa, bebeğin emmek istediği saatler kaçırılmış olabilir.

    *Bazı değişiklikler bebeği üzmüş olabilir.Anneden ayrılma, yeni bakıcı, anne hastalıkları ya da mastit(meme iltihabı) Annenin adet görmesi annenin kokusunun değişmesi ....

    Bu nedenler ortadan kaldırılırsa sorun çözülücektir.



    "SONUÇ OLARAK anne sütü eşsizdir."
#11.10.2005 04:55 1 0 0
  • Edirne'de bir hastanede oluşan bakteri nedeniyle meydana gelen bebek ölümleri bebek sağlığı konusunu gündeme getirdi. Uzmanlar, bebeklerin enfeksiyon kapmaması için fazla öpülmemesi gerektiğini belirttiler

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Neslihan Tekin, bebeklerin enfeksiyon kapmaması için fazla öpülmemesi gerektiğini söyledi. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 8 bebeğin öldüğünü belirten Prof.Dr. Neslihan Tekin, her hastanede enfeksiyonu olabileceğini söyledi. Prof.Dr. Tekin, Hastane enfeksiyonları tıbbi bakımın sonucu ortaya çıkan enfeksiyonlardır. Aslında bunları tamamen ortadan kaldırabilmek mümkün değildir. Her hastanenin veya sağlık merkezinin belirli bir hastane enfeksiyon yüzdesi olabilir. Bunlar kabul edilebilir sınırlar içerisinde kalmasına özen gösterilmelidir. Avrupa ülkelerinde dahi bu risk yüzde 8-10 arasındadır. Risk, dünyada çok çeşitli merkezlerde de yüzde 6 ila 25 arasında değişiklik göstermektedir'' dedi.
    Yeni doğanlar ve özellikle prametüre bebeklerin enfeksiyona en açık olan grubu oluşturduklarını kaydeden Prof.Dr.Neslihan Tekin şöyle konuştu:
    Bu gruptaki bebeklerde hem hastanede yatış sürelerinin uzaması hem de katater uygulanması gibi ya da solunum cihazlarına bağlanması hastane enfeksiyonları riskini artırmaktadır. Ayrıca bu bebeklerin savunma mekanizmalarının yetersiz olması da riski arttırır. Burada en önemli faktör bebeğin bakımından sorumlu olan personelin el yıkamaya özen göstermesidir. Sağlık durumu ağır olan iki bebeğe bir hemşire düşmesi gerekir. Ama Türkiye koşullarında bunu sağlayabilmek hemen hemen hiçbir merkezde mümkün olmuyor. Talep ve bebek sayısının çok, merkezlerin olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle iki bebeğe bir hemşire dediğimiz halde kimi zaman bazı merkezlerde bu sayı 8-10a bile çıkabiliyor.'' Prof.Dr. Neslihan Tekin, bebeklerin hastaneden taburcu olduktan sonra evde de enfeksiyonlara karşı korunması gerektiğini söyledi. Prof.Dr. Tekin, taburcu olan bebeklerin enfeksiyonlardan korunmaları için ailelerinin özen göstermesi gerektiğini vurgulayaark şöyle dedi:
    Bebeğin enfeksiyondan korunması günlük temizliğinin yapılması, mutlaka anne sütü almasının sağlanması, annesi dışındaki bireyler ile temasının daha az olması ile sağlanabilir. Bebeğin göbek bağı düşene kadar göbek bölgesinin temiz tutulması gerekiyor. Bunun için günde iki kez pansuman öneriyoruz. Bebeklerin vücut temizliği de çok önemli. Yıkanmasalar bile silinmeleri, alt bakımlarının iyi yapılması gerekiyor. Onu emziren annenin dışındaki kişilerin bebeği fazla öpmesi enfeksiyon riskini artırır. Bu nedenle efeksiyonlara karşı bebeğin fazla öpülmemesi gerekir.''
#11.10.2005 04:54 1 0 0
  • Deride yerleşen mantar hastalıklarının en sık görülen şekli ayak mantar hastalıkları olduğu gibi, ayak derisinde en sık görülen deri hastalığı da ayak mantar hastalığıdır. Yani, sık görülen bir durumdur. Sık görülmesine ve çoğu kez yoğun kaşıntısına karşın genellikle ihmal edilen, fazla önemsenmeyen bir hastalıktır. Bu ihmalde belki de sık görülmesinin de payı vardır. İnsanlar birbirlerine sorarak diğerlerinde de ayaklarının aynı bölgelerinde kaşıntı, soyulma, sulanma vb. olduğunu öğrenince normal sağlıklı bir ayağın böyle olması gerektiğini de düşünüyor olabilirler. Bunun da ötesinde bazı hastalarımızda tedavi edilmesi durumunda, başka yerlerden başka hastalıklar (örneğin dizlerde, bacaklarda ağrılar) çıkabileceği gibi tamamen asılsız düşünceler de vardır. Genellikle çok kaşıntılı olan ayak mantar hastalıkları, bu kaşıntının verdiği rahatsızlığın yanısıra, bazen başka hastalıklara da yol açabilir. Kaşınma yoluyla deride yaralar ve sıyrıklar açılması diğer mikroplar için iyi bir giriş kapısı oluşturur ve değişik tiplerde ikinci bir mikrobik hastalık eklenebilir. Ülkemizde ''Yılancık'' adı verilen mikrobik hastalığın en sık, ayaklar ve bacaklarda görülme nedeni de tedavi edilmeyen mantar hastalıklarıdır. Bunların da dışında bazen bu mantar hastalıklarına karşı bazı allerjik reaksiyonlar gelişerek başka türden sorunlara yol açabilir.
    En sık görülen şekli, halk arasında ''Mayasıl'' adı verilen ayak parmak arası yerleşimidir. Bu tip bazen kuru soyulmalar, bazen kabarcıklı, bazen de yaş, beyaz, peynirimisi bir manzarada görülebilir. Ayak tabanında ise genellikle kuru soyulmalar ve bazen kalınlaşmalarla görülebilir.
    Ayak tırnaklarına yerleştiğinde, tırnaklarda kalınlaşma, kabalaşma, renk değişikliği görülür. Bazen kalınlaşmalar çok aşırı olup, ağrıya yol açabilir, ayakkabı giyilmesini ve tırnak kesilmesini zorlaştırır. Görüntüsünün çirkinliği ise en belirgin yanıdır.
    Bulaşması doğrudan ayak ayağa sürtüşme yoluyla olabileceği gibi, terlik, çorap, ayakkabı, havlu gibi ortak kullanılan eşyalardan veya banyo, küvet, plaj, hamam ve benzeri ortak zeminlerden olabilir. Ayakların yıkandıktan sonra iyi kurulanmayıp nemli kalması mantar üremesi için çok uygun bir ortam yaratır. Tırnaklara bulaşma ise daha çok tırnak makası, törpü gibi tırnakta zedelenme de yapabilen ortak eşyalar aracılığıyla olur.
    Aynı bölgede yerleşebilen egzema, sedef hastalığı ve benzeri bazı hastalıklar bazen çok yanıltıcı olabilir. Ayrımı, bir Deri Hastalıkları Uzmanı tarafından sağlıklı bir şekilde yapılmalıdır. Gerekirse laboratuar tetkiklerinden de yararlanılır. Tedavisi de Deri Hastalıkları Uzmanının önerdiği şekilde düzgün uygulanırsa sanıldığından çok daha kolay ve etkili olacaktır. Ayak derisi için en az bir ay, ayak tırnakları için en az dört ay düzenli tedavi gerekecektir. Ayak parmak aralarının kuru tutulması, yani yıkamadan sonra çok iyi kurulanması ve hatta pudralanması yeni bulaşma ve yinelemeleri önlemek için çok önemlidir. Ortak eşya kullanımını önlemek ve mantar bulaştığı düşünülen ayakkabı, çorap vb. eşyaların dezenfeksiyonu çok önemlidir.
#11.10.2005 04:54 1 0 0
  • Konu: Sivilce
    Sivilce ve ergenlik sivilcesi de denilen ''Akne'' adlı hastalık, yaşamsal önemi olmamakla birlikte estetik açıdan önemli sorunlar yaratmakta, hatta psikolojik bozukluklara da neden olmaktadır.
    Konu hakkında öncelikle bilinmesi gereken, Akne'nin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu ve pek çok tedavi olanağımızın olduğudur. ''Sivilce iyileşmez'' önyargısı hastayı umutsuzluğa, hekimi başarısızlığa ???ürecektir. Başarı ise uzun vadeye yayılmış iyi bir hasta-hekim diyaloğu ile olur. Hastalığın nedeni kesin belli olmamakla birlikte yağ bezlerinin irileşmesi ve anormal çalışması temel bozukluk olup, yağ bezleri ağzındaki bakterilerin dolaylı bir katkısı vardır; yağ bezlerinin çalışmasındaki bozukluğun nedeni ise henüz kesinliğe kavuşmamıştır. Hormonlar sınırlı bir ölçüde etkilidir. Buna karşılık, yiyeceklele (kuruyemiş, kola, kızartma vb.) hiçbir ilgisi yoktur. Karaciğerin bu konudaki suçsuzluğu kanıtlarıyla belgelenmiştir. Psikolojik faktörlerle ilişkisi ise tavuk-yumurta ilişkisi gibi olup, kimin neden, kimin sonuç olduğu belli değildir. Makyajın etkisi ise abartıldığı kadar fazla olmayıp, yalnızca yağlı ürünler, arttırıcı etki yapar.
    Sivilcelerin başlangıç yaşı 13-15 arasıdır. Zaman içinde kendiliğinden geriler fakat, gerileme yaşı kişiden kişiye değişir ve bazılarında 35 yaşına kadar uzayabilir.
    Yüzün dışında sırt ve göğüs diğer yerleşim alanlarıdır. Erken belirtiler siyah noktalar olup, kırmızımsı kabartılar, cerahatli oluşumlar ve daha şiddetli olgularda derin kistler görülür. Derin yerleşmiş alanlarda iz kalma şansı fazladır ve daha inatçıdırlar. Tedavide hastanın da, hekimin de başarıya inanması ve gerekli direnci göstermesi ön koşuldur. Hastanın tedaviden ne bekleyeceğini bilmesi gereklidir. Çünkü Akne yavaş iyileşir, tedaviyle ikinci ayın sonunda %30-40, altı ayın sonunda %80-90 iyileşme beklenir. Tedavinin bitiminden sonra ise uzun aralıklı takiplerle bir idame tedavisi düzenlenerek tekrarlamalar önlenir. Zaman zaman ağız yoluyla alınan ilaçlara başvurulsa da, temel tedavi yerel ilaçlarla olur. Bakterileri baskılayan ilaçlar ve soyucu ilaçlar tedavinin aslını oluşturur. Tedavide amaçlanan, en az yan etkiyle en iyi sonucu almaktır. Sonuç almakta zorlanılırsa, kademe kademe yeni tedaviler denenir. Aknenin tipi ve şiddetine göre doktor tedaviyi düzenleyecektir. Tedavi sırasında deride bazı tahriş belirtileri, yani kızarma, kepeklenme ve soyulma gibi yan etkiler olabilir. Bunlar geçici olup tedavi sürdürüldükçe azalacaktır. Eğer doktorunuza güvenir ve sonuç alınacağına inanırsanız, sivilceli dolaşmanız için hiçbir neden yoktur.
#11.10.2005 04:53 1 0 0
  • Bilgisayar gözleri kurutuyor

    Uzun süre bilgisayar karşısında çalışan kişilerde göz kırpmanın azalması, gözde kuruluğa neden oluyor.Gözyaşı görme fonksiyonunun tamamlanması için hayati önem taşıyor.İşte uzmanların uzun süre bilgisayar kullanmak zorunda kalanlara tavsiyeleri


    Bu nedenle göz kuruluğu bulunanlara, damlalarla suni gözyaşı kullanmaları tavsiye ediliyor.Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, uzun süre bilgisayar karşısında iş yapanların daha az göz kırpmalarının gözlerde kuruluğa neden olduğunu söyledi. Uluslararası Gözyaşı Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Uğurbaş, göz kuruluğunun yaş, kullanılan bir ilaç, beslenme ve vitamin eksikliğine bağlı olabileceğini vurguluyor.

    10 SANİYEDE BİR GÖZ KIRP
    İnsanların gözlerini 10 saniyede bir kırptığını belirten Doç. Dr. Uğurbaş şöyle konuştu: Ancak bilgisayar ekranına odaklandığında kişi göz kırpmayı unutuyor. Uzun süre bilgisayar karşısında çalışanların göz kırpmayı unutması, gözyaşının buharlaşarak kuruluk oluşmasına neden oluyor. Bu gözde yanma, kızarıklık ve batma hissi yaratıyor.
    Gözyaşının görme fonksiyonunun tamamlanması için hayati önem taşıdığını ifade eden Doç. Dr. Uğurbaş, Gözyaşı, gözü dış etkenlerden korur. Göz kuruluğu bulunanlara damlalarla suni gözyaşı kullanmalarını tavsiye ediyoruz dedi.
#11.10.2005 04:48 1 0 0
  • Sigara bir kan pıhtılaştırıcıdır

    Sigara bir damar tıkayıcıdır

    Sigara bir spazmatiktir

    Sigara bir oksijen kısıtlayıcısıdır

    Sigarada 100 küsür kansorojen madde vardır

    Sigara bir vitamin düşmanıdır.

    AIDS den sonra DNA nın en büyük tahripçisidir

    Her uyuşturucu gibi önce beynin ve merkezi sinir sisteminin azılı düşmanıdır.

    Beyindeki aktiviteyi zaafa uğratır.

    Zihni melekeleri zayıflatır.

    Felçlere ve ani ölümlere sebep olur

    Akciğer kanserinin en büyük failidir.

    Koroner tıkanmaları sebebiyle kalbin en büyük düşmanıdır.

    Sigara sebebiyle insan bedenine giren 4000 çeşit zehirli maddenin tasfiyesini üstlenen karaciğer ve böbrekler büyük risklerle karşı karşıyadır.

    Gerek oksijen azalması gerek kan ve damar arızaları sebebiyle hamile hanımların çocuklarına tahminin üzerinde zararlar vermektedir.
#10.10.2005 23:17 1 0 0
  • Resulullah (s.a.s) efendimiz " içkiye devam eden, sihre inanan, hısımlarından ilgisini kesen kimse cennete giremez." buyurmuşlardır.

    İslam hukukçularının bir kısmı sihri küfür saymışlar, bir kısmı da kapısını araladığını söylemişlerdir. Kur'an-ı Kerim'de, sihirbazların şerrinden Allah'a sığınmamız emredilmektedir. Zira sihirbaz ve büyücüler düğümlere üfleyerek karı kocayı birbirinden ayırmaya çalışırlar, ayrıca bazı insanlara kütülükte bulunmayı tasarlarlar. Cinlerin ve düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden emin olmak için (Nas ve Felak) surelerinin okunması tavsiye edilmiştir.

    Hz. Aişe (r.a)'dan şöyle rivayet edilmiştir. Resulullah (s.a.s), akşam olup yatağına uzanmak istediği zaman hemen her gece iki avucunu birleştirip onlara üfleyerek ihlas, nas ve felak surelerini okur, üfler, önce başına ve yüzüne sürmeye başlar, sonrada iki elini bedeninden dokunabilecek her yerine sürer ve bunu üç defa tekrar ederdi. Resulullah (s.a.s) efendimiz: "Göz Değmesi Haktır" buyurmuşlardır.

    Nazarı değen kimse, hatta herkes, beğendiği bir şeyi görünce Maşaallah demeli, ondan sonra o şeyi söylemelidir. Nazan değen kimseye şifa için: Ayetel Kürsi, Fatiha, Felak, Nas ve Nün süresinin son ayetinin okunması zikredilmiştir.
#10.10.2005 23:16 1 0 0
  • Bugüne kadar hiçbir din adami, hiçbir bilim insani, hatta CIA bile, Evet Nuhun Gemisini bulduk demedi. Oysa, yeryüzünün her yani kesfedilmisken ve artik savaslar bile uydulardan yönetiliyorken, bilim ve teknolojinin ulastigi bu düzeyle, Nuhun Gemisi de çoktan bulunmus olmaliydi.

    Dünya üzerindeki birçok kültür, Nuhun Gemisinin, kendi cografyalarinda yer alan bir dagin tepesine oturduguna inanir. Örnegin, bu kutsal dag Grekler için Parnassus, Babilliler için Nimus, Asurlular için Nizar, Hindular için Himavat, Inkalar için And Daglarinin zirvesi, Aztekler ve Toltekler için Colhuacan, Hiristiyanlar için Ararat (Agri Dagi), Müslümanlar için Cudidir. Nuhun Gemisi söylencesine ve onun bulundugu yere iliskin, Tevrat ve Kurandaki anlatimlar en yaygin inançlar olarak kabul edilmekle birlikte, Nuhun Gemisi ve Tufan söylencelerinin, yalnizca Ortadogu kökenli olduklarini öne sürmek dogru degildir. Tufan, yani insanlarin günahlarindan ötürü Tanri tarafindan cezalandirildiklari ve bir zamanlar yeryüzünün bir bölgesini ya da tümünü sularin basip tüm yasamin sona erdigine, sonra yeniden baslatildigina iliskin inanç, gelmis geçmis tüm uygarliklarin söylencelerinde yer alan bir inanistir. Iskandinavlardan Mayalara, Çinlilerden Hopi kizilderililerine, Sümerlerden Alaskada yasayan Tlingitlere dek, degisik adlarla anilmakla birlikte, tüm insan topluluklarinin bir Nuhu, hayvan çiftleri, bir Gemisi ve tabii ki bir dagi vardir. Bu seçilmislerin yolculugunun süresi ise 6 gün 6 gece ile 60 gün 60 gece ya da 52 yil arasinda degismektedir.

    Hiristiyanlar, Geminin Ararat (Agri) Daginda, Müslümanlar ise Sirnak ve Silopi kentleri arasinda yer alan 2114 metre yüksekligindeki Cudi Daginda olduguna inaniyor. Çünkü Tevratta ve Kuranda böyle yaziyor. Ne var ki, Ararat sözcügünün Urartu sözcügünden bozma oldugunu öne sürenlerden ötürü Cudi olasiligi biraz daha yüksek gibi görünüyor. Çünkü, Cudi Daginin bulundugu bölge Urartularin bölgesi. Ayrica, 40 gün 40 gece süren yolculugun sonunda Nuhun karaya gönderdigi kusun, agzinda bir zeytin daliyla geri dönmesi de bu görüsü oldukça destekliyor. Çünkü Agri Daginda hiç zeytin agaci yok. Oysa Cudi Daginin güney kesimleri zeytinliklerle dolu.

    Çaglar boyunca dinsel inançlar ile çatisan bilimsel anlayis da bugün artik yeryüzünde büyük bir tufanin meydana geldigini kabul ediyor. Bilim aslinda mitolojik bir kavram olarak kabul ettigi Nuhun Gemisi ile degil de, daha çok Tufan ile, yani binlerce yil önce yasanmis büyük bir taskin felaketi ve nedenleri ile ilgileniyor. Tufanin, yani tüm zamanlarin en büyük su baskininin nerede oldugu açik biçimde belirlenirse, bu, yeryüzünün jeolojik, arkeolojik hatta antropolojik tarihi açisindan önemli yeni bilgilere ulasilmasi anlamina gelecek.

    En son öne sürülen yaklasimlara göre, günümüzden yaklasik 10 bin yil önce, buzul çaginin sonlarinda, buzullarin erimesiyle deniz düzeyi yükselmeye ve Akdenizin sulari, o sirada bir göl olan Karadenize akmaya basladi. Bir düsleyin: Bogazlar askida, bugünkü Istanbul Bogazi, örnegin 100 metre yükseklikte. Akdenizin sulari Marmara ve Istanbul Bogazi üzerinden bir selale gibi ve akil almaz bir su kütlesi durumunda Karadenize bosaliyor. ABDli iki bilim adami Dr. William Ryan ve Dr. Walter Pitmanin ortaya attiklari bu Karadeniz kuramini destekleyen, jeoloji Profesörü Naci Görüre göre bu selale, bugün yeryüzünün en büyük selalesinden birkaç yüz kat daha büyük ve güçlüydü. Selale Karadenizde büyük bir buharlasmaya neden oluyordu. Ortaya çikan ses ise kilometrelerce uzakliktan isitilebiliyordu. O çaglarda Karadeniz kiyilarinda avcilik, balikçilik ve tarimla geçinen insan topluluklari yasiyordu. Bu insanlar, bu olayi ve gürültüyü yasadi. Karadenizin sulari çok hizli bir biçimde yükseldi ve bir günde kilometrelerce yol alarak kiyilardaki tüm yasami sona erdirdi. Felaketten kaçabilenler göç yollari üzerinden Mezopotamyaya geldiler. Çünkü bu bölgenin kosullari, geldikleri bölgenin kosullarina çok benziyordu. Bu görülmemis ve unutulmaz olayi da yanlarinda getirdiler ve olay zamanla bir söylenceye dönüserek kavimden kavime aktarildi ve Tufan ve Nuhun Gemisi inanisi ortaya çikti.

    Peki bu durumda Alaskada, Hindistanda ya da Güney Amerikada da bir Karadeniz ve bir Istanbul Bogazi var miydi? Galiba bunu arastirmak da o yörelerin bilim insanlarina düsüyor...

    Agri Dagina çikan ilk kisi olarak bilinen Hollandali gezgin Jan Struys, 1670 yilinda, dagin eteklerinde inzivaya çekilmis bir Hiristiyan kesise rastlamasaydi, Nuhun Gemisi belki de hâlâ kutsal kitaplarin satirlari arasindaki yerini sürdürüyor olacakti. Kesis, gezgin Struysa, Nuhun Gemisine girdigini söylemis hatta Geminin parçalarindan kopardigini iddia ettigi bir ahsap parçasindan oyulmus küçük bir haç bile vermisti.

    Resmî kayitlara göreyse, Nuhun Gemisini aramak üzere 20 Agustos 1829da Agri Daginin zirvesine ulasan ilk kisi Alman bilim adami Frederic Parrot oldu. Parrot, Padisah 2. Mahmud ile görüserek, Nuhun Gemisinin Agri Daginda bulundugunu öne sürdü. Padisah biraz da saskinlikla gerekli izni verdi ve Parrot, biri Rus alti Alman arkadasi ile zirveye tirmandi. Dönüste, Gemiyi bulamadigini ama izlerine rastladigini açiklamasi Avrupada ve Hiristiyan âleminde büyük heyecan yaratti.

    Daha sonra, 1835te, 1845te ve 1846da Rus dagcilar tirmandi Agriya. 10 Agustos 1883 tarihli Chicago Tribune gazetesinde, bir Istanbul gazetesine dayanilarak, Nuhun Gemisinin bulunduguna iliskin bir haber yayimlanmasi yine ortaligi karistirdi. Amerikada birbirine ardina Nuhun Gemisi kulüpleri kurulmaya ve Amerikadan Agriya *** *** ekipler gelmeye basladi.

    1890da zirveye ulasan ve yine bir Rus olan Milo Koseviç ise Agriya tirmanin ilk kadin olma unvanini elde etti.

    1916da Vladimir Roskovski adli bir Rus pilot, Agri üzerinden geçerken bir gemi kalintisi gördügünü iddia edince gözler bir kez daha Agriya çevrildi.

    O yillarda Agriya tirmananlar, gelecekte ne tür sorunlara ve tartismalara yol açacaklarini kuskusuz ki bilmiyorlardi. Aslinda, 1921de Sovyetler Birligi, Dagin kuzey yamaçlarindaki haklarini Türkiye Cumhuriyetine devretmese, 1932de Türk-Iran sinir düzeltme islemiyle Küçük Agri Türkiye sinirlarina alinmasaydi, gelecekteki sorunlar yalnizca bir ülkeyi degil, üç ülkenin yöneticilerini, basinini ve kamuoyunu, diplomatik, siyasal ve dinsel açilardan oldukça mesgul edecekti.

    Milo Koseviç, Büyük Agrinin zirvesine tirmanan ilk kadindi ama zirveye ulasan tek devlet baskani olma unvani ise Türkiye Cumhuriyetinin besinci cumhurbaskani Cevdet Sunaya aitti. Sunay, kurbay binbasi oldugu 1937 yilinda bir ekiple zirveye çikmisti.

    Adi pek duyulmamis, ansiklopedilerde ya da biyografi sözlüklerinde yer almayan bir kisi daha vardir ki, Nuhun Gemisi arastirmacilari (onlara gemici, gemi avcisi ya da Ingilizcedeki ark sözcügünden ötürü arkolojist deniliyor), gerçekten de ona çok sey borçludurlar. 11 Eylül 1959da, Harita Umum Müdürlügünde görevli harita mühendisi Yüzbasi Ilhan Durupinar, Büyük Agrinin havadan çekilmis fotograflari üzerinde incelemeler yaparken Nuhun Gemisine çok benzeyen bir olusum kesfetmisti. 135 metre uzunlugunda, 50 metre genisliginde ve 6 metre derinligindeki olusum, Tevratta sözü edilen Nuhun Gemisine iliskin ölçülerle büyük bir uyum gösteriyordu. Fotograflarin ayni yil içerisinde Hayat Dergisinde yayimlanmasi dünya çapinda, günümüze dek sürecek olan bir tartismayi baslatti. (O yillarda Hayatta çalisan ünlü fotograf sanatçisi Ara Güler, yillar sonra, 1980lerde astronot James Irwin ayni olusumu ikinci kez kesfettiginde, Amerikalilara da ne oluyor? Eger bu, Nuhun Gemisi ise onu ilk kez biz Türkler bulduk diyecekti.)

    Ankaradaki ABD Büyükelçiligi araciligiyla Türk Hükümetine basvurarak, Nuh Gemisini iliskin kalintilari satin almak istediklerini resmen bildirmislerdi.

    Gemi avcilari ile kesif gezilerinin sayisi 1960larda artmaya devam etti. Özellikle Amerikan kökenli çok sayida arastirma grubu, Türk hükümetinden Agriya çikmak için izin istiyordu. Çikma iznini alanlar ise genellikle eli bos dönüyordu. Bu arastirmacilardan biri olan Erly Cummings, denildigine göre, konuyla ilgili, dünyadaki en iyi bireysel arsive sahipti. Cummings, yüzbasi Durupinarin kesfettigi olusuma ancak 1974te ulasabilmisti. Ayni yil tüm gemi avcilarini kötü bir sürpriz bekliyordu. Çünkü Türk yetkililer artik Agri Daginin bulundugu yeri, ulusal güvenlik nedeniyle yasak bölge ilan etmisti. O yildan sonra gemi meraklilari, bir süreligine Agri Daginin uydudan çekilmis fotograflarinin analiziyle yetinmek zorunda kaldilar. 1984te bölge turizme açilinca on yil boyunca oldukça birikim olusturan gemi avcilari birbiri ardina Türkiyeye gelmeye basladilar. Bunlarin içinde en ilginç kisi kuskusuz ki Aya ayak basan astronotlardan biri olan James Irwin idi. Astronot Irwin, daha önceleri de, Aydayken gizemli ilâhî sesler duydugunu söylemesiyle kamuoyunda büyük bir ilgi odagi olmustu. Simdi de , birbiri ardina yaptigi basin toplantilarinda Gemiyi kesinlikle bulmaya kararli oldugunu söylüyordu. Fakat asil gürültüyü, bir diger ABDli avci Marvin Steffins koparmisti. Steffins, Gemiye ait oldugunu iddia ettigi parçalari, gizlice yurtdisina çikarinca, bu kez dönemin Kültür ve Turizm Bakani Mükerrem Tasçioglu bir açiklama yapmak zorunda kalmisti. Kaçirilan parçalarin Agrinin tasindan topragindan ibaret oldugunu söyleyen Tasçioglu, 30 Agustos 1984te söyle konusmustu: Irwin Aya inerken üsütmüs olabilir!.. Steffins ile öteki arastirmacilar ise para amaciyla senaryo yazmislar...

    1986da bu kez baska bir Amerikali, David Fasold daha etkileyici bir iddia ortaya atti: Herkes yaniliyor! Gemi, Agrida oldugu söylenen yerde degil, daha asagida, Üzengili köyü yakinlarinda... Fasold, iddiasini, yine dev bir gemiye benzetilen olusum ile de destekliyordu.

    Astronotlar, CIA ajanlari, arkolojistler (gemiciler), batik gemi çikarmada uzman olanlar, herkes yüzyili asan bir süredir Nuhun Gemisinin pesinde. Peki ne olacak gemi bulundugu zaman? Bunun, Akdenizde 500 yil önce korsanlar tarafindan batirilan herhangi bir geminin bulunmasi gibi bir bulunma olmayacagi açik.

    Örnegin David Fasold, Üzengili (eski adiyla Mesar) köyü yakinlarinda Nuhun Gemisine ait oldugunu iddia ettigi olusumu kesfettiginde, bakin neler olmustu: Nuhun Gemisinin varligina iliskin hiçbir somut kanit olmamasina karsin Agri Valiligi olusumun bulundugu yere turistik bir kafeterya yaptirmaya baslamisti. Üzengili köyü, Nuhun Gemisi sayesinde hemen bir yola kavusmustu. Bir de küçük çapli bir arazi anlasmazligi yasanmisti: Iki Üzengili, geminin kendi arazileri içinde oldugunu iddia ederek yetkililere ayri ayri basvurmuslardi. Ayni aileden olan bu kisiler onun degil, benim! biçiminde birbirlerine de düsmüslerdi. Sonunda devlet olaya el koymus ve üzerinde hiçbir bitki örtüsünün bulunmadigi kayalik arazinin, Yapilan tahkikat sonucunda bu arazinin, vergi kayitlari kapsaminda bir yer olmadigi anlasildi ve maliye adina tesciline karar verildi... denilerek Hazineye ait oldugunu saptanmisti.

    1987de ise Agriya tirmanmak, Türk yetkililerce tekrar yasaklandi. Yasagin kaldirilacagina iliskin söylentiler olmakla birlikte, en azindan Bütün Dünyanin bu sayisinin yayina hazirlandigi siralarda yasak hâlâ kalkmamisti.

    Yüzbasi Durupinarin Hayat dergisine verdigi ve yayimlanmasini sagladigi fotograflar, yalnizca Hiristiyanlarin, Müslümanlarin ve gemicilerin degil, bir baska kesimin daha ilgisini çekecekti: Gizli servislerin. Dünya üzerinde olup biten herseyden haberi olan CIAin, Nuhun Gemisi gibi bir olaya kayitsiz kalmasi beklenemezdi. Ancak uzun yillar sonra, CIAin, Agri Dagi Anomalisi baslikli bir dosya açtigi, 1959dan beri Agri Dagindaki bu olusum ile ilgilendigi ve havadan, uzaydan, uydularla, U2 casus uçaklariyla türlü açilardan çekilmis binlerce fotograflik bir arsivi oldugu ortaya çikacakti.

    CIAin sirri 1995te açiklandi. Önce Gemiyi bulduk, sonra da 1997de, Agrida gemi yok! dediler. Belki de türlü nedenlerle, belirsizligin sürmesi gerekiyordu! Tüm bunlar Yüzbasi Durupinarin kesfettigi olusuma iliskin fotograflardan kaynaklanmisti. Ancak daha 1986da, Jeomorfoloji Dergisinde Yilmaz Güner imzasiyla yayimlanan bir makaleyle; bir gemiye çok benzetilen sözkonusu kabartinin, jeolojide yer akmasi (earthflow) adiyla anilan ve buzullarin kaymasiyla ortaya çikmis, son derece dogal bir olusum oldugu öne sürülmüstü. Bir anlamda son nokta islevi tasiyan bu yaklasimin Nuhun Gemisine iliskin simdiye dek yapilmis en ayrintili ve bilimsel çalisma oldugu kabul edildi.

    Nuhun Gemisine iliskin en taze haber ise 1999 Kasiminda Amerikan gazetelerinde yayimlandi. Merkezi ABDde bulunan Nuhun Gemisi Derneginin duyurusu söyleydi: Türkiyede Agri Daginin çevresinde düzinelerce arastirma yapildi ama kesif kanitlanamadi. 31 Aralik 2000e dek Nuhun Gemisini kesfedene 1 milyon dolar ödül verecegiz.

    Kesin olan bir sey daha var ki, o da, bu Nuhun Gemisi isinden birilerinin oldukça zengin oldugu. ABDde birçok dernek ve kulüp bulunuyor. Ülkede siradan bir Nuhun Gemisi konferansina, yalnizca girmek için, en düsük tarifeden 10-15 dolar ödemek gerekiyor. Konusmacilar, her konferansin sonunda genellikle, Mutlaka Agriya gitmeli, tirmanmali ve Gemiyi bulup, kutsal kitabimizda yazilani dogrulamaliyiz demekte ve dindar insanlar da bu ugurda para bagisinda bulunmaktan kaçinmamaktadir. Gemi avcilari her seferinde Türkiyeye geliyorlar, fotograf ve filmler çekiyorlar, sonra dönüp bunlari parali konferanslarda gösterip, Bu kez bulamadik ama gelecek yil mutlaka... diyorlardi. Gemi de, dogaldir ki bir türlü bulunamiyordu.

    Agriya çikisin yasaklandigi 1987den buyana, bu sektörde etkinlik gösterenlerin, geçimlerini nasil sagladiklarini insan gerçekten merak ediyor! Nuhun Gemisine iliskin anlatimlarin temeli büyük dinlerin kutsal kitaplarina dayaniyor. Gemi bulundugu zaman, dinler arasindaki çatismalar sona mi erecek? Yeryüzünde belki de ilk kez, büyük dinlerin izleyicileri ortak bir hac yeri mi belirlemis olacaklar?

    Tüm kesimlerin görüs ve inanislarindan söyle bir ortak payda çikartmak olasi: Ortada öyle ya da böyle kötü bir olay var: Bir dinin izleyicisi olanlar, insanlarin çok günah isledikleri gerekçesiyle Tanri tarafindan cezalandirildiklarini; bilim ise o yörede büyük bir sel felaketi yasandigini, ve binlerce insanin öldügünü savunuyor.

    Ezoterik felsefenin izleyicisi olan daha baska bir kesim daha var ki; buna göre de, bir tufandan kurtulan tüm insanlarin ve tüm canli türlerinin, her birinden birer çift olsa bile, bir gemiye sigmalari düsünülemeyecegine göre, buradaki geminin bir önemli bir sembolden ibaret oldugu savunuluyor.

    Eger gerçekten yazildigi gibi bir Tufan yasanmissa ve seçilmisler, yani bizim atalarimiz bir gemi araciligiyla kurtulmus ve yeni bir yasama baslamislarsa, üstelik Nuh da ogullarina Tufandan sonra, Bu gemiyi yok etmeyelim, insanoglu görsün de ibret alsin demisse ve bugün dünyada yaklasik 4 milyar insan da buna inaniyorsa bu gemi, Agrida ya da Alaskada, bu dünyanin bir yerlerinde olmalidir. Üstelik, Gemiye ulastigini iddia eden çok sayida gemici, tahta, beton ya da zift gibi çesitli kanitlara sahip olduklarini öne sürüyorlar. Bugüne kadar hiçbir din adami, hiçbir bilim insani, hatta CIA bile, Evet Nuhun Gemisini bulduk demedi. Oysa, yeryüzünün her yani kesfedilmisken ve artik savaslar bile uydulardan yönetiliyorken, bilim ve teknolojinin ulastigi bu düzeyle, Nuhun Gemisi de çoktan bulunmus olmaliydi.

    Kimbilir belki de o, gerçekten içinde bir mesaj barindiran bir simge gemidir. Belki de önemli olan Nuhun Gemisinin bulunmasi degil, Nuhun gemilerine gereksinim olmamasidir
#10.10.2005 23:15 1 0 0
  • 1-KAHVALTIYI ATLAMAYIN
    2-YEMEK YERKEN DİK OTURUN
    3-KENDİNİZE ZAMAN VERİN
    4-İÇECEKLERDE KALORİLİDİR
    5-GREYFURT ZAYIFLATIR
    6-AKŞAM YEMEĞİ İÇİN GİYİNİN
    7-AYDINLIKTA YİYİN
    8-BEDAVALARDAN UZAK DURUN
    9-KAHVALTIDA YUMURTA YİYİN
    10-GÜNEŞLENİN
    11-KURUYEMİŞ YİYİN
    12-YEMEKLERİNİZE BAHARAT KATIN
    13-SÜT İÇİN
    14-ÇORBA İÇİN
    15-YEMEK YERKEN MEŞRUBAT İÇİN
    16-BALIK TÜKETİN
    17-KAHVERENGİ YİYECEKLER YİYİN (KEPEK EKMEĞİ GİBİ)
    18-GÜLÜN
    19-PROTEİN ALIN
    20-DÜZENLİ UYUYUN
    21-KATI YERİNE SIVI YİYECEKELR YİYİN
    22-YERKEN TELEVİZYONU KAPATIN
    23-STRESE HAYIR
    24-KÜÇÜK TABAKLARDA YİYİN
    25-ÇİKOLATADAN KEYİF ALIN
    26-İKİ BİSKÜVİ AZ YİYİN
    27-YEŞİL ÇAY İÇİN
    28-FISTIK EZMESİ DAHA SAĞLIKLI
    29-KLİMALI ORTAMDA BULUNMAMAYA ÇALIŞIN
    30-YERKEN KENDİNİZİ İZLEYİN
    31-KLASİK MÜZİK DİNLEYİN
    32-GECE KARBONHİDRAT YEMEYİN
    33-YULAF YİYİN
    34-ANA ÖĞÜN YETER
    35-PARTNER DESTEĞİ ŞART
#10.10.2005 23:12 1 0 0