Doğum Yeri: İstanbul
Doğum Tarihi: 23 Haziran 1977
Biyografi
Adını rol aldığı dizilerde sergilediği başarılı performansıyla duyuran Sema Öztürk 'Avrupalı'da gazeteci Asya rolüyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
'Kara Melek', 'Ruhsar', 'Ayrılsak da Beraberiz', 'Melekler Adası', 'Hacı' ve 'Kurtlar Vadisi Pusu' beğenilen dizilerinden tanıdığımız güzel oyuncu 'Avrupalı' ile sinemaya adım atıyor.
2006 - Hacı : Sevil Ötüşken
2004 - Melekler Adası : Nursen
1999 - Ayrılsak da Beraberiz
röportaj
Sema Öztürk Biraz geçmişinizden bahseder misiniz?
1976 İstanbul doğumluyum. Çavuşoğlu Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü'nde okudum. Kral TV'de VJ'lik yaptım, 'Şaka Gibi' programının sundum ve 'Kara Melek', 'Ruhsar', 'Hacı' gibi başarılı dizilerde rol aldım.
Sunuculuktan oyunculuğa transfer oldunuz değil mi?
Evet, çoğu bilmez ama ben önce Kral TV'de sunuculuk yaptım daha sonra da 'Kara Melek' dizisinde oynadım. Dizinin kadrosuna son sene dahil oldum. Sanem Çelik ayrılmıştı ve o dizide birçok bölümde rol aldım. Daha sonra 'Ayrılsak da Beraberiz' dizisine dahil oldum. Aslında benim birçok dizide bölüm oyuncusu olarak da maceram var. Örneğin 'Ruhsar' dizi bunlardan birisi. Ve sonra tiyatroyu denemek istedim. Büyük yankı uyandıran 'Erkekler Ne İster' adlı tiyatro oyununda rol aldım. Bir ara 'Şaka Gibi' programını sundum.
İktisat mezunusunuz, neden oyunculuğu seçtiniz?
Üniversite yıllarında para kazanmak için televizyonda çalışmaya başladım. Harçlığımı çıkarıyordum ve yavaş yavaş popüler olmuştum. Aslında ben okuduğum bölümle ilgili kariyer yapmak istiyordum hatta bir bankaya girdim ama sadece 10 gün çalışabildim. O ortam bana göre değildi. Küçük bir ekrana bakıp rakamlarla uğraşmak istemedim. Yaratıcı, sanatçı ruhumla bu hayatta var olmak benim için daha önemli.
Ve asıl patlamayı da 'Hacı' dizisinde yaptınız...
Evet, 'Hacı' çok kaliteli bir diziydi. Sevil adında ihtiraslı, tehlikeli bir kadını canlandırdım. Dizide hem Fikret Kuşkan'la ilişkim vardı hem de Milli Savunma Bakanı ile ihale bağlamak için görüşüyorum. Sevil, gözü kara, güç ve iktidar hırsı olan bir kadındı. 'Hacı' benim için oyunculuk adına çok iyi bir deneyim oldu. O dizide birçok usta isimle kamera karşısına geçtim.
Oyunculuk sizin için profesyonel bir iş mi yoksa bir yaşam biçimi mi?
Oyunculuk kocaman bir okyanus yolculuğu gibi; bazen dev dalgalarla bazen de fırtınalarla karşılaşabilirim ama bunların hiçbiri beni yıldırmayacak çünkü benim asıl önemsediğim, gemimi limana yanaştırıp yanaştıramadığımdır.
Örnek aldığınız, idolüm dediğiniz oyuncular var mı?
Oyunculuk adına küçük bir çentik atmış, emek vermiş, bugün hayatta olan ya da olmayan tüm oyuncuları ustam olarak kabul ediyorum ve bunu çok değerli sayıyorum. Çünkü benim oyuncu olmamda hepsinin bir katkısı var.
Nasıl bir kişiliğe sahipsiniz desem...
Çok sıcak kanlıyım, yeni tanıştığım bir insana sıcak davranarak onu sınarım. Daha sonra ilişkimin temellerini atarım. Nankör insanları hiç sevmem ve yalanı asla affetmem.
Sizi çok fazla gece hayatının içinde görmüyoruz...
Medyatik olmak, barlardan çıkarken fotoğraflarımın çekilmesini arzulamıyorum. Ne yazık ki, televizyon ve sinema dünyasında büyük egolar var. Hepsi ego savaşı içinde. Ben bu savaşın içine girmek istemiyorum. Zaten dostlarım ve arkadaşlarım da bu camiadan değil. Benim tek bir derdim var o da işimde başarılı olmak. Ailemin benimle gurur duymasını istiyorum.
Biraz da son projeniz 'Avrupalı' filminden konuşalım...
'Avrupalı', çok ilginç bir film. Basına yansıdığı gibi sadece güzel kızların rol aldığı, sevişme sahneleriyle dolu bir yapım değil. Tabii demin saydığım temalar da var ama filmin asıl derdi çok farklı.
Nedir filmin asıl derdi?
Film, bir aşk hikayesinin özelinde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme macerasını anlatıyor. Filmin çekimleri çok zor şartlarda yapıldı. Dışarda sıcaklığın 35 derece olduğu gün tarihi Cağaloğlu Hamamı'nda yaptığımız çekimleri hiç unutamam. Bayağı terledik o gün. 'Avrupalı'nın absürd, sıra dışı bir mizah anlayışı var. Siz o sevişme sahnelerine bakmayın biz Ermeni meselesini de Türk-Yunan ilişkilerini de ele alıyoruz. Kısacası keyifli, matrak bir film çektik.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Bugüne kadar hep güzel projelerde yer aldım. Umarım bundan sonra da öyle olur. Çalıştığım herkese çok teşekkür ediyorum.
uzayda iletisim - astronotlar uzayda nasıl iletişim kurar - astronotlar uzayda nasıl iletişim kurarastronotların iletişimi nasıldır
Uzayda iletişim elektromanyetik dalgalarla sağlanır. Uzay boşluğunda ses dalgaları ilerlemez. Çünkü ses dalgalarının taşınabilmesi için maddesel bir ortam gereklidir. Çözüm olarak, ses dalgaları; elektromanyetik dalgalara dönüştürülerek uzayda bir yerden bir yere iletilebilir.
Atmosfer de de ses dalgaları yine elektromanyetik dalgalara dönüştürülerek iletilir. Bunun nedeni iletişimi hızlandırmaktır. Çünkü ses dalgaları çok yavaş ilerler ama elektromanyetik dalgalar ışık hızıyla yani saniyede 300,000 km hızla ilerler.
Elektromanyetik dalgalar elektrik üretirler. Bir elektrik kablosunu güçlü bir elektromanyetik ortama tutarsanız içinde elektrik oluşur. Bunun tersi de doğrudur. Yani bir kablonun içinden elektrik geçirirseniz o kablonun etrafında elektromanyetik dalga oluşur.
Zaten bu durum, elektromanyetik dalgalarla iletişimin temelidir. Mikrofon aracılığı ile ses önce elektriğe dönüştürülür. Bir antene bu elektriği yüklediğinizde o anten elektromanyetik dalga yaymaya başlar. Uzaktaki anten de o elektromanyetik dalganın etkisiyle elektrik üretir. O elektrik de hoparlör aracılığı ile tekrar sese dönüştürülür.
Kısa Devre ne demektir - kisa devre - kisa devre nedir
İletken telin direnci, ampulün direncine göre çok azdır. Bu yüzden akım ampul yerine iletken telden geçer ve ampul söner. Bu tür bağlantıya kısa devre denir.
Ev ve iş yerlerinde elektrikli aletlerin kablolarının birbirine değmesi kısa devreye sebep olur. Bu olay yangın ve elektrik çarpması gibi tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla elektrikli aletler kullanılırken, kablolarının sıyrık olmamasına dikkat edilmelidir.
Kısa devre, devredeki toplam direnci düşürdüğü için, ana koldan geçen akım artar. Bu da sigortanın atmasına sebep olur.
Sigorta Nedir?
Devreden aşırı derecede akım geçtiğinde aşırı ısınmaya sebep olur. Yangın çıkabilir. Bu tür tehlikelerden korunmak için elektrik devrelerinde sigorta kullanılır. Sigorta, elektrik devrelerine seri bağlanır. Devreden aşırı elektrik geçince sigorta ısınır ve devreyi keser, böylece yangın gibi tehlikeler önlenmiş olur.
Bir elektrik veya elektronik devrede bir hata sonucu meydana gelen yüke paralel düşük dirençli hat.
Kısa devrenin tanımı
Bir elektrik devresi ne kadar karmaşık olursa olsun, basit bir şekilde gösterilebilir. Fransız elektronik mühendisi Léon Charles Thévenin (1857-1926) tarafından geliştirilen ve adını taşıyan bir yöntemle, devre sadece iki elamana indirgenebilir. Bunlar, bir gerilim kaynağıyla, bütün yükleri ifade eden bir eşdeğer dirençtir. (Yükler direnç veya empedans olabilir.)
Devrenin görevi kaynağın ürettiği akımın bu yük üzerinde harcanmasıdır. Akan akım, kaynağın geriliminin yük direncine bölünmesiyle bulunur. Yük üzerinde harcanan güç ise kaynağın gerilimi ile akımın çarpımıyla verilir.
Kısaca,
Burada P watt (W) cinsinden güç, V volt (V) cinsinden kaynak gerilimi, I amper ( A) cinsinden akım şiddeti, R ohm (Ω cinsinden dirençtir. Üreteç gücü de bu güç harcamasına uygun seçilir.
Ancak, bir arıza veya bağlantı hatası sonucu, bu yüke paralel olarak düşük dirençli (hatta hemen hemen 0 dirençli) ikinci bir hat daha oluşabilir. Bu istenmeden oluşan ikinci hatta kısa devre denilir.
Elektrik devrelerinde kısa devrenin yol açtığı sorunlar
Gerilim kaynaklarının gerilimleri bellidir. Akım ise yük tarafından saptanır.Çok düşük dirençli bir paralel hattın açılması demek, kaynaktan aşırı akım çekilmesi ve kısa devre hattı üzerinde aşırı bir güç harcanması demektir. Bunun sonuçları şu şekilde özetlenebilir.
* Aşırı güç çekilmesi şayet bir önlem alınmamışsa, gerilim kaynağının kapasitesinin aşılması ve bu kaynağın arızalanması sonucunu verir.
* Aşırı güç kısa devrenin olduğu noktada büyük miktarda ısı üretimine yol açar.Hatta çevrede yanıcı madde varsa, bu durum yangına bile yol açabilir.
* İletim hatları ve kabloların (seri oldukları için) genellikle pek hesaba katılmayan düşük düzeyde dirençleri vardır. Ancak şayet kısa devre iletim hatlarından sonra meydana gelmişse, kısa devre anında kablolardan aşırı akım çekilmeğe başlanınca iletim hatlarında da ısınma meydana gelir ve kablolar yanabilir.
Örnek
Bir gerilim kaynağı 100 v üretmektedir. Bu kaynak en fazla 5 A çekecek şekilde üretilmiştir. Kaynağın bağlı olduğu eş değer yük 50 Ω dır. Kablo direnci ihmal edilebilecek kadar küçüktür. Normal şartlar altında eşdeğer direnç 50 Ω olduğundan, kaynaktan 2 A akım çekilmektedir.2 A kaynağın kapasitesi içersindedir.
Ancak, bir arıza, hatalı bağlanrı vb. sonucu, yüke paralel 1 Ω lık bir kısa devre meydana gelirse, bundan doğacak sakıncalar şunlardır:
1 Ω luk kısa devre kaynaktan (yükün çektiği akım gözardı edilse bile ) 100 A kadar akım çeker.Bu kadar yüksek akım kaynağın kapasitesi üzerindedir. Şayet önlem alınmamışsa, kaynak kısa süre içinde arızalanır. Öte yandan, kısa devrenin olduğu yerde, kaynak arızalanıncaya kadar, 10 000 w (= 10 kW) kadar bir güç harcanır ki, ısı haline gelecek bu enerjinin çevreye çok büyük zarar vereceği ortadadır.
Sigorta
Uygulamada kısa devrenin yol açtığı sorunlara karşı en etkili önlem sigortadır. İlke olarak sigorta belli bir akım limit değerinde devreyi kesen elemandır. Sigorta devrede seri olarak yer alır. Kısa devre sebebiyle akım yükseldiği takdirde, devreyi keser.
Elektronik devrelerinde kısa devrenin yol açtığı sorunlar
Devreler arasında elektrik elektronik diye kesin bir ayrım yapmak mümkün değildir. Ancak şayet devrenin fiziki boyutları dalgalı akım dalga boyu ile karşılaştırılabilir ölçüdeyse, devreler elektronik devre olarak nitelenir. Ne var ki bu durumda, kısa devre kavramı da farklıdır. Elektronik devrede, kısa devre olan noktanın kısa devre etkisi yapması için o noktanın kaynaktan dalga boyunun tam katı kadar uzakta olması gerekir. (Burada dalga boyu kablo içindeki dalga boyudur.) Elektronik devrelerde kısa devrenin en önemli sakıncası kaynağa yansıyan güçtür. Çünkü kaynaklar kendi üerttikleri güç düzeyinde de olsa, yansıyan güce karşı dayanıksız olurlar.
karadeniz iklimi - karadeniz iklimi ve özellikleri
KARADENİZ BÖLGESİ İKLİMİ
Karadeniz iklimi asıl olarak Kuzey Anadolu Dağları'nın Karadeniz'e bakan yamaçlarında görülür. Genel özellikleri şunlardır:
• Her mevsim yağışlıdır.
• Doğu Karadeniz Bölümünde maksimum yağış sonbaharda, minimum yağış ilkbaharda düşer. Yıllık yağış miktarı 2000-2500 mm'dir.
• Batı Karadeniz Bölümünde maksimum yağış sonbaharda, minimum yağış ilkbaharda düşer. Yıllık yağış miktarı 1000-1500 mm'dir.
• Orta Karadeniz Bölümünde ise maksimum yağış kışın, minimum yağış yazın düşer. Yıllık yağış miktarı 700-1000 mm'dir.
• Karadeniz ikliminin görüldüğü alanlarda kar yağışlı günlerin ortalaması 18 gündür.
• Yıllık ortalama sıcaklık 13-15°C'dir.
• Ocak ayı ortalama sıcaklığı 6-7°C'dir.
• Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 21-23°C'dir.
• Yıllık sıcaklık farkı 13-15°C'dir.
• Doğal bitki örtüsü ormandır.Yüksek alanlarda Alpin çayırlar görülür.
Doğu Karadeniz'de (Trabzon,Rize) yağışlar en yüksek değerde, yaz sıcaklığı yüksek, kışları ılıktır. Orta Karadeniz'de (Ordu) yağışları daha azdır. Akdeniz iklimini andırır. Batı Karadeniz'de (Zonguldak,Sinop) yağış az, yazın nem oranı düşüktür. Karadeniz'de denize girme mevsimi Haziran sonu ile Ağustos ortasına kadardır.
Doğu Karadeniz Bölgesi'nin doğusuna hakim olan iklim Türkiye'de tektir. Bölgenin büyük bölümünde ortalama 1000mm'nin üzerinde yağış görülürken bu oran Rize Hopa arasında bu oran 2400mm'ye varır. İklim yumuşaktır ve ortalama sıcaklıklar kışın 4 derece yazın ise 25 derece civarındadır. Yıllık sıcaklık ortalaması ise 14 derecedir.
Dağların kuzeyinde hüküm süren nemli ılıman iklim Karadeniz'deki bitki örtüsünün çeşitliliğini arttırmış ve yeşilin her tonunu görebileceğiniz bir tabiat harikası haline getirmiştir. Karadeniz'in güneydoğusunda yer alan Küçük Kafkasya, Pontus Alpleri veya bilinen adıyla Kaçkar Dağları, şaşırtıcı zenginlikteki doğası, yörede yaşayan hayvan türlerinin çeşitliliği yanında, farklı bir yaşam süren yöre halkını tanımak açısından da görülmeye değer bir bölgedir. Uçsuz bucaksız yeşilliklerin arasına serpiştirilmiş masmavi gölleri ve yaylaları kolay kolay unutamayacaksınız. Türkiye'nin yağmur ve sis ormanları' habitatları, eko sistemleri, 2500 çeşit bitki çeşidi, 250 kuş çeşidi, nadir yaban hayatı, alpin çayırları, buzul gölleri, buzulları, akarsuları, muhteşem milli parkları ve 3937 tek 'subtropikal metrelik Kaçkar zirvesi ile Doğu Karadeniz, dünyanın korumada öncelikli 200 bölgesinden biri ilan edilmiştir.
Tokat: Tokat Karadeniz ikliminden Karasal iklime geçiş alanındadır. Kuzeyindeki Kelkit vadisinde kışlar ılık ve yağışlı geçerken güneye doğru karasallaşır. Artova ve Yeşilyurt'ta tam bir karasal iklim hüküm sürer. Yıllık yağış miktarı vadilerde daha az , yükseklerde biraz daha fazla olmak üzere 450- 600 mm civarındadır.
Amasya: Amasya,bulunduğu konum itibariyle bir geçiş iklimine sahiptir. Yıllık ortalama sıcaklık 13,3 C, yıllık ortalama yağış miktarı ise 451.1 mm dolaylarındadır.
Bayburt: Bayburt'ta doğu Karadeniz iklimi ile doğu Anadolu iklimi arasında, karasal özellikleri ağır basan bir geçiş iklimi hüküm sürmektedir. Bu nedenle yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçmektedir. Ancak, gerek ortalama yüksekliğin azlığı, gerekse vadiler sisteminin oluşturduğu "Mikroklima" sayesinde Doğu Anadolu' ya göre iklim yumuşaktır. Yaz günleri genellikle Mayıs - Eylül ayları arasında kendini göstermektedir. Bayburt'ta yağışlı günler 102, ortalama yağış 433,4 mm'dir. En yüksek sıcaklık 36,2 C (20.07.1962) ve en düşük sıcaklık -26,2 C (29.01.1964), ortalama ısı ise 7,0 C derecedir.
Gümüşhane: İlimizin iklimi Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgeleri iklimi arasında bir geçiş iklimi özelliği arzetmektedir. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçer. Yapılan rasatlara göre 92 yaz günü bulunmaktadır. Yaz günleri Mayıs ile Eylül ayları, Kış günleri ise Kasım, Mart ayları arasında geçmektedir.
Giresun: Giresun'da iklim yer yer değişik özellikler göstermektedir. İlin büyük bir bölümünü kaplayan Giresun Dağlarının kuzeyi yani Karadeniz kıyısı ılık ve yağışlı iklim özellikleri gösterirken,Kelkit Havzası kara iklimine geçiş özellikleri göstermektedir. Merkez ilçenin yıllık sıcaklık ortalaması 14.2° C'dir. En soğuk geçen aylar Ocak ve Şubat,en sıcak geçen aylar ise Temmuz ve Ağustostur. Giresun Türkiye'nin en çok yağış alan illerinden biridir. En çok yağış Ekim ve Kasım aylarındadır. Yağışın en az düştüğü aylarda bile aylık ortalama değer 60 mm'nin üzerindedir.
Trabzon: Trabzon iklimi yazın sıcak kışın ise normal soğukluktadır. Yaz aylarının ortalama sıcaklığı +32 derece dolaylarındadır. Kışın en soğuk günlerinde sıcaklık -6 dereceye kadar düşmektedir. İlkbahar ayları genellikle yağmurlu ve sislidir. Sonbahar ayları ise oldukça güzel geçer. İlin havası rutubetli olup bazen bu oran % 99'a kadar çıkmaktadır. Trabzon merkezine düşen yıllık yağış miktarı ortalama 81 cm. dir. İç kesimlere doğru çıkıldıkça yağmur oranı da artmaktadır. En az yağmur yağan aylar Temmuz ve Ağustos ayları olup en çok kar ise Şubat ayında yağmaktadır. En soğuk aylar Ocak ve Şubat aylarıdır. Bu özellikleri ile birlikte Trabzon'un ikliminin ılık ve yumuşak olduğu söylenebilir. Sahilden içe doğru gidildikçe havanın daha güzel, suyun daha temiz olduğu görülür.
Artvin: Artvin'in iklimi, yeryüzü şekillerinin özellikleri nedeniyle bölgelere göre çeşitlilik göstermektedir. Kıyı kesimlerinde ılık ve yağışlı bir iklim tipi egemendir. Buna karşın, İl'in iç bölgelerine doğru, yüksek kesimlerde kışlar sürekli ve bol karlı, yazlar serin geçer. Çoruh Vadisi'nin derin tabanında, kıyıya oranla daha az yağışlı, kışları fazla sert olmayan bir iklim tipi vardır.
Rize: Rize'de kışlar ve yazlar ılık geçer. Yıllık sıcaklık ortalaması +14 derecenin altına düşmez. Bölge, Türkiye'nin en çok yağış alan yeridir. Son 40 yıllık ortalamaya göre Rize'de yılda metrekareye 2510 kg. yağış düşmektedir. Bu iklim özelliklerine göre yörede mandalina, portakal, limon gibi Akdeniz bitkileri ve çay yetişmektedir. Ormanlarda en çok kayın, meşe, kestane, ıhlamur, ladin, kızılağaç ve orman gülü bulunmaktadır.
Ordu: ilin kıyı kesiminde kışlar az soğuk, yazlar az sıcak ve nemli, her mevsim yağışlıdır. En soğuk ay ortalaması 6,6 derece dolaylarındadır. En sıcak ay ortalması ise 21,8 derecedir. En yağışlı mevsim sonbahardır..
Zonguldak: Zonguldak ili ılıman Karadeniz ikliminin etkisi altındadır. Her mevsimi yağışlı ve ılık olan Zonguldak'ta kurak mevsime rastlanılmamaktadır. En fazla yağış sonbahar ve kış mevsimlerinde görülür. İlde mevsimler ve gece-gündüz arasında önemli bir sıcaklık farkı bulunmamaktadır. Denizden, iç kesimlerine doğru gidildikçe, iklim biraz daha sertleşir.
Yıllık ortalama sıcaklıklarda il genelinde önemli bir farklılaşma yoktur. Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları ilin en fazla güneşli günlerinin yaşandığı aylardır. Yine bu aylar arasında deniz sıcaklığı ortalam 20 derece düzeyindedir.
Yıllık yağış ortalamasının 1234,96 mm olduğu Zonguldak'ta en yağışlı aylar 148,65 mm ile Aralık ve 141,72 mm ile Ocak aylarıdır.Yağışlar kıyılardan iç kesimlere gidildikçe hem azalmakta hem de yağmurdan kara dönüşme özelliği göstermektedir.
İlde hakim olan rüzgar güneydoğu (kesişleme) yönündedir. İkinci derecede etkin olan rüzgar ise kuzeybatı (karayel) yönündedir.Zonguldak'ta en düşük nem oranı %70 olup, ortalama nisbi nem oranı %75'tir. İl topraklarının %52'si ormanlık alan olup, bunun %88 koru ve %12'si bataklık ormandır.
Bolu: Bolu'da iklim çeşitleri haritasında da görüldüğü gibi, Bolu genellikle Batı Karadeniz ve Karadeniz ardı iklim tiplerinin alanı içinde yer almakta ancak, batı ve güneybatı bölümlerinde, Marmara ve İç Anadolu iklim tipleri içine giren bölümleri de bulunmaktadır. Nitekim Düzce İlçesi Marmara iklimi ile batıdan komşu olup, zaman zaman bu iklimin etkilerini almaktadır. Mudurnu ilçesinin batısı ile Göynük ilçesinin bir bölümü (güney- doğusu) İç Anadolu iklim bölgesinde yer alarak onun özelliklerini göstermektedir. Bolu Batı Karadeniz dağ sıralarının deniz etkisini engellemesi nedeniyle ve doğu-batı doğrultulu düzlüklerin batıdan gelecek etkilere engel teşkil etmesi dolayısıyla Batı Karadeniz, Karadeniz ardı, Marmara ve İç Anadolu iklim tipleri arasında bir geçiş iklim bölgesi özelliği taşır.
Sinop: Sinop, Doğu ve Batı Karadeniz iklim özelliklerinin içiçe geçtiği bir yöredir. İl'de mevsimler arası sıcaklık farkları pek büyük değildir. İlin kuzey kesiminde Karadeniz iklim tipi görülür, güney kesimlerinde ise Karadeniz ikliminin etkisi giderek azalır. Burada yağışlar azalır, sıcaklık düşer ve bozkır ikliminin etkileri görülür. Sinop İl Merkezinde yıllık sıcaklık ortalaması 14 derece, en yüksek sıcaklık 29.4 derece, en düşük sıcaklık -2 derecedir. Yıllık nispi nem ortalaması % 78'dir.
Karabük: Batı Karadeniz Bölümü'nde yer alan Karabük'te kısmen Karadeniz ikliminin özellikleri görülmektedir. Yalnız Karabük, kıyıdan içeride kaldığı için, Karadeniz'in nemli havasından yeterince yararlanamamakta karasal iklimin özellikleri daha ağır basmaktadır. Yıllık ortalama sıcaklık, 13,2 °C'dir. Ocak ayı sıcaklık ortalaması, 2,6 °C, Temmuz ayı sıcaklık ortalaması 23.1 °C'dir. Şu ana kadar ölçülen en düşük sıcaklık, 25 Ocak 1974'de -15,1 °C, en yüksek sıcaklık ise, 11 Ağustos 1970'de 44,1 °C'dir. Karabük'te ortalama yıllık sıcaklık farkı ise 20,5 °C'dir.
Çankırı: İlde İç Anadolu Bölgesi'nin kara iklimi egemendir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçmektedir. En sıcak aylar Temmuz ve Ağustos, en soğuk aylar Ocak ve Şubat'tır.
Samsun: Samsun ilinin iklimi kıyı ve iç kesimlerde ayrı özellikler göstermektedir. Kıyı kesimlerinde Karadeniz, iç kesimlerinde ise Akdağ ve Canik dağlarının etkisi izlenmektedir. Samsun ili sıcaklık ve yağışlar açısından Doğu ve Batı Karadeniz iklimine benzememektedir.
Bartın: Yükseklikleri 2000m. yi geçmeyen ormanlarla örtülü dağları, yeşilin her tonunu görebileceğimiz, cennet yeşili kıyıları ve yaylaları vardır.Bartın'ın bol yağışlı iklimi nedeniyle, çevresindeki bütün dağlar ve yamaçlar hemen hemen sık ve yemyeşil ormanlarla kaplıdır. Yılın dört mevsiminde oldukca bol yağış alan bölgenin, bu özelliğinden dolayı Bartın Irmağının taşdığı su miktarı çok, rejimi de düzenlidir.Türkiye'nin en az alüvyon taşıyan ırmaklarından olan Bartın Irmağı; akış hızının çok az oluşu(saatde 720m.) ve çok derin olması nedeniyle kolay ulaşım sağlanabilmektedir.
Kastamonu: Daday'da Kuzey Anadolu iklimi hakimdir. İsfendiyar Dağları Karadeniz ile irtibatını kestiğinden Daday deniz iklimi tesiri altında değildir. Ilgaz dağı da İç Anadolu ile ilçe arasında bir engel oluşturduğundan tam anlamıyla bir kara iklimi de hakim sayılmaz. İki iklim arası gidip gelmeler bazı yıllar istikrarsız mevsimler yaşanmasına sebep olur. Fakat kar genellikle çok yağar, kış uzun sürer
Memeliler veya Mammalia hayvanlar aleminin insanların da dahil olduğu omurgalıların en evrimleşmiş grubudur.
Dünya üzerinde yaklaşık 4500 memeli hayvan türü bulunur. Bunların 200 kadarı Avrupa'da görülebilir Türkiye ise tek başına yaklaşık 170 memeli türü bulunmaktadır. Memeli hayvanlar çift ve karmaşık dolaşım sistemine sahip sabit vücut sıcaklıklı hayvanlardır. Vücutları genellikle kıllarla örtülüdür. Genç bireyler anne sütü ile beslenir. Genellikle bacak şeklinde oluşmuş dört üyeleri vardır. Solunumda diyafram kullanırlar. Alt çeneleri bir çift kemikten meydan gelir; orta kulaktaki kemikler üç parçalı olup kulak zarı ve iç kulakla bağıntılıdır. Hemen hemen hepsinde yedi boyun omuru vardır.
Memeliler sıcak kanlı canlılardır. Yani vücut sıcaklıkları genel olarak çevre koşullarına bağımlı değildir. Bu ısı yalıtkanlığını sağlamak için ise toplam ürettikleri enerjinin % 80′ini harcarlar. Vücutları tüylerle kaplıdır ki bu doku bazı türlerde dikenli bir hal alabilir (örneğin kirpi) veya azalıp neredeyse pürüzsüz hale gelebilir. Örneğin insan yunus ve balinalarda olduğu gibi. Memeliler doğurarak çoğalırlar.
Yavru memeliler genel olarak belirli bir gelişim evresini tamamlayıncaya kadar annelerinin karnında taşınırlar. Doğum sırasında yavrunun gelişmişliği memeli türüne göre değişiklik gösterir. Kör (ve genelde çıplak) doğan ve bazen yıllarca annesi tarafından yetiştirilen memeli türleri olduğu gibi doğumun ardından kısa süre içinde koşmaya veya yüzmeye başlayan memeli türleri de vardır. Ancak genel olarak memelilerde yavruların belirli bir süre anne tarafından bakılır. Dişi memeli yavrusunu bebeğin gelişimi için gerekli bileşenleri içeren zengin içerikli anne sütü ile besler.
Memelilerin vücut büyüklükleri değişklik gösterir. En küçük memeli bir böcekçil olan Yabanarısı yarasası (Craseonycteris thonglongyai - ortalama 3 cm 1 gr); en büyük memeli ise Mavi balina'dır. (Balaenoptera musculus - ortalama 35 m 120 ton). Memeli vücudu sıcak ya da soğuk iklim koşulları ile mücadele için de farklı özelliklere sahiptir. Karasal memeliler için kalın bir kış kürkü deniz memelileri için deri altında kalın bir yağ tabakası ya da yağlanmış bir kürk bu mücadelenin silahlarıdır. Bazı memeliler de kış uykusuna yatarak bu dönemi enerjiden tasarruf ederek geçirir . Yiyeceğin bol olduğu dönemde vücudunda depoladığı fazladan kalorileri yiyeceğin kıt olduğu bu dönemde 'uyku' durumunda iken yakar. (Bunlar sincaplar ayılar ve porsuklarda olduğu gibi.) Bu durum gerçek bir kış uykusu halini de alabilir (yediuyurlar veya yarasalarda olduğu gibi) yani bu süre içinde canlılar yaşamsal faaliyetlerini ve vücut sıcaklıklarını minimuma indirirler.
Bazı memeli türleri insanlar tarafından evcilleştirilmiştir ve yabani türleri ortadan kalkmış veya çok az kalmıştır. Örneğin inek at koyun gibi
* Altsınıf: Prototheria- İlkel memeliler
memeli hayvanlar - hangileri memeli hayvandir - memeli hayvan türleri
BUGÜN DÜNYA yüzünde yaşayan memeli hayvanların arasındaki farklar pek çok ve o nispette de ilgi çekicidir. Bir kere vücut yapıları değişiktir. Önce beş, on gramı geçmeyen fındık faresini, arkadan da yüz tonluk balinayı gözünüzün önüne getirin. Sonra bu hayvanların huyları da başka başkadır.
Meşe palamuduyla karnını doyuran ürkek küçük sincap, denizlerin derinliklerinde balık avlıyan sevimli yunus ve bazan insanlara bile pusu kuran yırtıcı büyük yaban kedileri, huyları ve alışkanlıkları itibariyle birbirlerinden ne kadar farklıdırlar.
En büyüklerinden en küçüklerine kadar hayvanların hemen bütün türlerinde, kendilerine has bir şekil ve hareket güzelliği vardır. Her hayvan kendi çapında bir mükemmellik örneğidir. Her ne kadar hiç biri insanoğulları gibi düşünmeyi ve konuşmayı öğrenememişse de, her birinin zihin yapılan, alışkanlıkları kendi ihtiyaçlarına bol bol yeter. Bazı hayvanlar sevgi, arkadaşlık, korku, nefret ve öfke duygularım seslendirebildikten başka, birbirleriyle haberleşmek maksadıyla şifreli bir sinyal sistemi bile geliştirmişlerdir.Kaynakwh: Memeli hayvanlar hangileridir?
Memeli hayvanlar akla gelebilecek her yerde barınabilmişlerdir. Bazı türleri öyle çetin şartlara ihtiyaç gösteren yerlere yerleşmişlerdir ki, insan onların oralarda hayatta kalabilmelerine şaşmaktan kendini alamaz. Isısı kutup soğuğu ile tropikal bölgeler sıcağı arasında değişen her yerde, karlı tepelerden tutun da, okyanusların derinliklerine varıncaya kadar dünyanın her köşesinde memeli hayvan vardır. Yüzen buzların üzerinde, veya güneşin altında cayır cayır yanan kurak çöllerde yuvalarını kurmuşlardır.Kaynakwh: Memeli hayvanlar hangileridir?
Yarasa gibi bazı memeleliler havalara yükselmişlerdir. Sincap ve maymun gibi bazıları ise ormanlara girerek ağaçlara tırmanmışlardır. Balinalarla fokgiller karaları bırakarak denizlere yerleşmişlerdir. Hayvanlar dünya yüzünü kaplarken, köstebek gibi bazı türler yeraltına girmişlerdir. Memeli hayvanlar, kendileri için yaşamaya elverişli neresini bulmuşlarsa oraya yerleşmişlerdir.
Bu birbirinden çok farklı yerlerde, memelileri tabiat kuvvetlerine karşı silâhlanmış olarak görüyoruz. Bazıları, soğuk iklimlere karşı koymak için, kalın ve yünümsü kürklere bürünmüşlerdir. Vakitlerinin en büyük kısmını nehirlerde ve göllerde yüzmekle geçirenlerin su geçirmeyen yağlı kılları vardır. Memeli hayvanların dış örtüsü, şinşilla'nın yumuşak kürkü, oklu kirpinin dikenleri, armadillo (tatu) nun boynuzumsu kabuğu gibi çok farklı şekiller gösterir.
albert ainstein biyografisi ingilizce - albert einstein english hayatı
albert einstein nın ingilizce hayatı
Albert Einstein was born at Ulm, in Württemberg, Germany, on March 14, 1879. Six weeks later the family moved to Munich, where he later on began his schooling at the Luitpold Gymnasium. Later, they moved to Italy and Albert continued his education at Aarau, Switzerland and in 1896 he entered the Swiss Federal Polytechnic School in Zurich to be trained as a teacher in physics and mathematics. In 1901, the year he gained his diploma, he acquired Swiss citizenship and, as he was unable to find a teaching post, he accepted a position as technical assistant in the Swiss Patent Office. In 1905 he obtained his doctor's degree.
During his stay at the Patent Office, and in his spare time, he produced much of his remarkable work and in 1908 he was appointed Privatdozent in Berne. In 1909 he became Professor Extraordinary at Zurich, in 1911 Professor of Theoretical Physics at Prague, returning to Zurich in the following year to fill a similar post. In 1914 he was appointed Director of the Kaiser Wilhelm Physical Institute and Professor in the University of Berlin. He became a German citizen in 1914 and remained in Berlin until 1933 when he renounced his citizenship for political reasons and emigrated to America to take the position of Professor of Theoretical Physics at Princeton*. He became a United States citizen in 1940 and retired from his post in 1945.
After World War II, Einstein was a leading figure in the World Government Movement, he was offered the Presidency of the State of Israel, which he declined, and he collaborated with Dr. Chaim Weizmann in establishing the Hebrew University of Jerusalem.
Einstein always appeared to have a clear view of the problems of physics and the determination to solve them. He had a strategy of his own and was able to visualize the main stages on the way to his goal. He regarded his major achievements as mere stepping-stones for the next advance.
At the start of his scientific work, Einstein realized the inadequacies of Newtonian mechanics and his special theory of relativity stemmed from an attempt to reconcile the laws of mechanics with the laws of the electromagnetic field. He dealt with classical problems of statistical mechanics and problems in which they were merged with quantum theory: this led to an explanation of the Brownian movement of molecules. He investigated the thermal properties of light with a low radiation density and his observations laid the foundation of the photon theory of light.
In his early days in Berlin, Einstein postulated that the correct interpretation of the special theory of relativity must also furnish a theory of gravitation and in 1916 he published his paper on the general theory of relativity. During this time he also contributed to the problems of the theory of radiation and statistical mechanics.
In the 1920's, Einstein embarked on the construction of unified field theories, although he continued to work on the probabilistic interpretation of quantum theory, and he persevered with this work in America. He contributed to statistical mechanics by his development of the quantum theory of a monatomic gas and he has also accomplished valuable work in connection with atomic transition probabilities and relativistic cosmology.
After his retirement he continued to work towards the unification of the basic concepts of physics, taking the opposite approach, geometrisation, to the majority of physicists.
Einstein's researches are, of course, well chronicled and his more important works include Special Theory of Relativity (1905), Relativity (English translations, 1920 and 1950), General Theory of Relativity (1916), Investigations on Theory of Brownian Movement (1926), and The Evolution of Physics (1938). Among his non-scientific works, About Zionism (1930), Why War? (1933), My Philosophy (1934), and Out of My Later Years (1950) are perhaps the most important.
Albert Einstein received honorary doctorate degrees in science, medicine and philosophy from many European and American universities. During the 1920's he lectured in Europe, America and the Far East and he was awarded Fellowships or Memberships of all the leading scientific academies throughout the world. He gained numerous awards in recognition of his work, including the Copley Medal of the Royal Society of London in 1925, and the Franklin Medal of the Franklin Institute in 1935.
Einstein's gifts inevitably resulted in his dwelling much in intellectual solitude and, for relaxation, music played an important part in his life. He married Mileva Maric in 1903 and they had a daughter and two sons; their marriage was dissolved in 1919 and in the same year he married his cousin, Elsa Löwenthal, who died in 1936. He died on April 18, 1955 at Princeton, New Jersey.
From Nobel Lectures, Physics 1901-1921, Elsevier Publishing Company, Amsterdam, 1967
This autobiography/biography was written at the time of the award and first published in the book series Les Prix Nobel. It was later edited and republished in Nobel Lectures. To cite this document, always state the source as shown above.
Proteinler,vücudun yapı taşlarıdır.
Vücudun,
Büyümesini,gelişmesini sağlar.
Bitkisel proteinlerden
Süt ürünleri proteinler
Biyolojik yönden
Daha değerli olduğundan
Süt ve süt ürünlerini
Daha çok önemsemeli
Daha çok tüketmeliyiz.
Vücudun en koruyucu maddeleri olan,
Vitaminler ve enzimler;
Süt ve süt ürünlerinde
Daha yeterli,
Ve daha dengeli bulunduğundan;
Süt ve süt ürünlerine
Daha çok yer vermeli,
Daha çok tüketmeliyiz.
Bebek;
Anne karnında,
Gelişmek için
Demir ve kalsiyum tükettiğinden,
Anne adayları,
Sütte yeterli miktarda bulunan
Bu gerekli maddeleri almak için,
Bol miktarda süt içmelidirler.
Sütte bulunan
Kalsiyum ve fosforla,
Kemikler ve dişler gelişmekte,
Şekerle,
Beyin ve sinir sistemi
Daha iyi çalışmakta;
Sütün,
Bazı güçlü özelliklerinden ötürü
Bağırsak kanseri önlenmekte,
Yüksek tansiyon azalmakta,
Kolesterol düşmekte,
Kilo düzenlenmekte,
Yaralar,daha çabuk iyileşmektedir..
O nedenle;
Yaşamın her döneminde,
Süt ve süt ürünleri tüketimine
Gereken önemi vermeliyiz..
rüyada bakan görmek ne demektir - rüyada bakan görmek neye yorumlanir - rüyada bakan görmek
Kabine üyelerinden birini güleryüzlü görmek sevinç ve müjdeye, asık çehreli görmek gam ve kedere delalet eder.
Rüyada bir bakan görmek hayatınızda birtakım olumsuz değişikliklerin ve aksiliklerin gerçekleşeceği anlamına gelir.
Rüyasında bakan, başbakan gibi devlet adamlarını görmek, kişilerin sıkıntılarına çare bulunacağına işaret eder.
Rüyada bir bakanla konustugunu görmek, amaciniza kolaylikla ulasacaginiza isarettir. Bakanla birlikte yemek yediginizi ve bu suretle onunla dost oldugunuzu görmek, bugünlerde devlet dairesinde bekleyen bir isinizin sonuca ulasacagina delalet eder. Bir baska rivayete görede: Rüyada herhangi bir bakan görmek veya kendisini bakan olmus görmek hayra isaret eder. Ayni zamanda devlet kapisinda bekleyen bir isi olan bir insanin isinin yapilacagina isaret sayilir.
Rüyada bakan görmek, bir işadamının yardımını göreceğinize ve devlet kapısında istediğiniz bir işinizin olacağına işarettir.
İsmail Filiz son zamanlarda tv de oynayan Kenan İmirzalıoğlu'nun başrollerde oynadığı Ezel dizisinde Ömer karakterini canladırmıştı.İlk kez oyunculuk yapan İsmail Filiz bir benzin istasyonunda Kenan İmirzalıoğlu'na benzerliginden dolayı teklif aldığını ve teklifi degerlendirgini ve oyuncuğa devam etmeyecegi gibi söylentiler var.
İsmail Filiz 'i tanıyalım; 1979 Diyarbakır Doğumludur.
Başkent Üniversite'si mezunu ve varlıklı bir ailenin evladığı oldugunu babasının Çankırı'nın en zengin isimlerinden olan Hüseyin Filiz 'dir.Babası aynı zamanda Ak Parti'nin Ankara Yönetim Kurulu üyesidir.
Ailesinin ahşap ve çelik kapı fabrikası ( çankırı) , benzin istasyonu ( İstanbul-Ankara) ve insaat şirketleri oldugu biliniyor.Şuanda İsmail Filiz Ezel Dizisinde Ömer Karakterini canlandırıyor.
Şuanda İsmail Filiz hakkında daha detaylı bilgiler bulunmamaktadır.İlerleyen zamanlarda daha detaylı bir şekilde sizlere sunulacaktır.
rüyada karpuz görmek nedir - rüyada karpuz görmek neye yorumlanir - rüya tabirlerinde karpuz
Bakınız; Kavun ve Karpuz.
Karpuz satın almak, yeni bir işe para yatıracağınıza; karpuz kesmek, kötü haber almaya; karpuz yemek dedikodunuzun yapılacağına yorumlanır. Tarladan karpuz almak, bir akrabalarını ya da arkadaşlarınızla kavga edeceğinize yorumlanır.
Karpuz satın almak, yeni bir işe para yatıracağınıza; karpuz kesmek, kötü haber almaya; karpuz yemek dedikodunuzun yapılacağına yorumlanır. Tarladan karpuz almak, bir akrabalarını ya da arkadaşlarınızla kavga edeceğinize yorumlanır.
Çok güvendiğiniz bir arkadaşınız arkanızdan konuşuyor. Dikkat edin.
Mal, mülktür. Karpuz yemek, ani kısmettir.
Rüyada karpuz görmek tatli ise, hayir ve menfaattir. Mevsiminde karpuz görmek, tatli olmasa bile, kavun görmekten hayirlidir. Küçük karpuzlari görmek, büyüklerini görmekten hayirlidir. Kirmani'ye göre; rüyasinda mevsiminde bir karpuz görüp yiyen kederden ve sikintidan kurtulur. Evinde bir çok karpuz oldugunu gören, gayet zor bir belaya düser. Bir rivayete göre de mali çogalir. Abdulgani Nablusi 'ye göre ; vaktinde olmak sarti ile karpuz görmek, menfaatli ve geçimi yolunda bir ese delalet eder. Içi bosalmamis ve bozulmamis karpuz görmek ve yemek, vücut sagligina delalet eder. Ibn-i Sirin'e göre; karpuz yemek kederden kurtulmaktir. Bu rüyayi gören eger tutuklu ise tahliye edilir.
Çok güvendiğiniz bir arkadaşınız, arkanızdan konuşuyor. Dikkat edin.
Rüyada karpuz görmek; sıkıntıların artmasına, karpuz ekmek; iyi bir işe başlamaya, mevsiminde karpuz yemek; üzüntülerden kurtulmaya, bozulmuş karpuz yemek; hastalığa, olmuş karpuz; helal mala işarettir.