CaKaR

CaKaR

Üye
22.05.2004
Çavuş
1.059
Hakkında

#26.02.2005 01:15 0 0 0
#26.02.2005 01:12 0 0 0
#13.01.2005 20:52 0 0 0
#10.01.2005 00:57 0 0 0
#17.12.2004 14:19 0 0 0
#17.12.2004 14:02 0 0 0
#13.12.2004 22:38 0 0 0
#13.12.2004 22:32 0 0 0
  • Var idi, yok idi. Yeryüzünde bir keçi ile bir koyun var idi. Ikisi, aç olduklari için kirda dolasip yayilmaya çiktilar. Bir kurda rastladilar. Korkup, durdular. Kurt:
    Koyun kardes seni yiyecegim, dedi.
    Bunun üzerine koyun kurda:
    Önünde hazir durmusum, istersen ye beni. Ancak senden bir ricam var: Beni simdi yeme. Önünde biraz oynayip, birazcik pehlivanlik edeyim. Beni ondan sonra ye, dedi.
    Kurt da "pekiyi" diyerek, koyunun istegini kabul etti. Koyun sagdan sola, soldan saga zipladi. Bir taraftan bir tarafa kostu durdu. Kurt ise hep böyle koyunun çevresinde dolanarak, onu seyretti. Koyun da söyle yapti, böyle yapti; sonunda birakip kaçti. Kurt bekledi, bekledi.. Fakat koyun dönüp gelmedi. Kurt aramaya koyuldu ise de, koyunu bulamadi.
    Bu yüzden kurt gelip keçiye:
    Keçi kardes seni yiyecegim, dedi. Keçi:
    Beni nasil yiyeceksin, tek beni yersen eline ne geçer? Benim iki yavrum var. Onlar da magaradadir. Birak beni gideyim, onlara süt emzireyim. Yavrularimi da yanima alip getireyim, hepimizi birden ye. Ta ki beni yedikten sonra yavrum kalmasin yahut yavrularimi yedikten sonra, ben kalmayayim.
    Kurt "pekiyi" dedi. Keçi gitti, daga girdi. Yavrularini emzirdi. Ikisini de yanina alip, uzaklasti. Kurt bekledi, bekledi... Fakat keçi de gelmedi. Kurt kalkip yola düstü, keçiyi dag tepe aramaya koyuldu. Bütün çabalarina ragmen keçiyi bulamadi. Ikisini de elden kaçirdigini anladi. Sonra bir magaraya geldi, içeri girdi. Magarada bagli bir at gördü. Kurt:
    At kardes yerim seni, dedi. At:
    Beni yiyebilmen zordur. Sen ki ufak bir kurtsun, benim gibi kocaman bir ati nasil yersin? diye cevap verdi.
    Kurt ise:
    Yerim, dedi. At:
    Pekiyi, istersen beni ye. Yalniz, nalima beratim** yazilidir, dedi. Kurt:
    Nalin nerededir? diye sordu. At:
    Ayagimin altindadir, dedi. Kurt da:
    Ayagini kaldir da bakayim, dedi.
    Bunun üzerine at ayagini kaldirdi. Kurt atin nalindaki berati görmek için egildi.
    Bu durumdan istifade eden at, alnina bir tekme vurmakla birlikte, kurdun kafasini parçaladi. Kurt yere yigildi, düstü. Can çekisirken basina gelen isleri, sizlanarak söylenmeye basladi:

    Gittin gördün bir koyun
    Ye, kalsin kuru boyun
    Neyine oyun, moyun
    Pehlivanlik mi edeceksin?

    Gittin gördün bir keçi
    Ye kalsin kuru ayakçigi
    Neylersin ikiyi üçü
    Çobanlik mi edeceksin?

    Geldin gördün bir at
    Ye de yaninda yat
    Neyine berat, merat
    Istanbul'a mi gideceksin?

    Bunlari söyledikten sonra kurt can verdi. Koyun kurtuldu. Keçi de kurtuldu. At da kurtuldu.
    Ben de gittim bana üç elma verdiler: Biri masala, biri masali anlatana, biri de masali dinleyenlere.
#13.12.2004 22:20 0 0 0
  • Bir gün, küçük tay su içerken ayagi takilarak göle düsmüs. Yüzme bilmeyen küçük tay, bir dal parçasina tutunmus. Eger çirpinirsa sürükleneceginden korkarak, etrafina seslenmeye baslamis:
    "Imdat! Yardim edecek kimse yok mu?"
    Sesi duyan tavsan, kosarak gelmis. Küçük tayin zor durumda oldugunu görünce, ona yardim etmek istemis. Ama yüzme bilmediginden, göle girmeye korkmus.
    "Göle egilip tüm gücümle seni karaya çekecegim. Biraz ugrasirsam basaririm sanirim" demis.
    Tavsanin yardim edecek olmasi tayi çok mutlu etmis. Tavsan ugrasmis ama basaramamis. Sesleri duyan alabalik gelerek, onlara yardim etmek istemis. Ama karaya, tavsanin yanina çikmaya çekinmis. Çünkü ancak suda yasayabiliyormus:
    "Ben de sana gölden destek vereyim. Böylece basarabiliriz" demis.
    Tavsan ve alabaligin ugrasmalari yine de bir sonuç vermemis.
    "Ben kuguyu çagiracagim" demis alabalik. "O çok güçlüdür."
    "Çagirirsan gelir mi?" diye sormus küçük tay.
    "O çok yardimseverdir. Mutlaka gelir" diyerek göle dalmis ve gözden kaybolmus.
    Çok geçmeden yaninda kugu ile dönmüs. Gerçekten de kugu tavsana ve alabaliga göre büyük ve güçlü görünüyormus. O da tayin sag tarafina geçmis ve tayi karaya çikarmak için bir süre ugrasmislar beraberce. Ama çabalari yine de sonuç vermemis.
    Bu sirada uçmakta olan güvercin ne yaptiklarini merak edip bir süre onlari izlemis:
    "Arkadaslar ne yapmaya çalisiyorsunuz?"
    Zaten çok yorulmus olan tavsan, alabalik ve kugu bu soruya sinirlenmisler. Tay ise artik umudunu iyice kaybetmis bir sekilde, güvercine cevap vermis:
    "Su içerken ayagim takildi, göle düstüm. Kugu, tavsan ve alabalik da beni kurtarmaya çalisiyorlar."
    "Ama böyle kurtaramazlar ki seni" demis güvercin.
    "Çok bilmis seni. Ya nasil kurtaracagiz?" diye söylenmis tavsan.
    "Benim yardimimla" demis güvercin.
    "O nasil olacak, sen de bizimle beraber itecek misin?" diye alayli bir sekilde sormus kugu.
    "Hayir. Sadece çok önemli bir sözcük söyleyecegim."
    "Önemli bir sözcük mü?"
    "Galiba büyülü bir söz biliyor güvercin" demis tavsan küçümser bir ifadeyle.
    "Evet belki de büyülüdür söyleyecegim sözcük. Siz aranizda uyum olmadigi için bosuna ugrasiyorsunuz. Alabalik tayi denize çekiyor. Kugu yukari dogru itiyor. Tavsansa karaya çekiyor. Yani üçünüz de farkli bir yöne dogru gücünüzü harciyorsunuz. Tabi bu yüzden de bir sonuç alamiyorsunuz. Gücünüzü ayni yöne yöneltirseniz, küçük tay kurtulur."
    Güvercin bunlari söyledikten sonra "hosçakalin" diyerek uzaklasmis oradan.
    Küçük tay gölden çikarken dördü birden güvercinin ardindan "güle güle" diye seslenmisler.
    O sirada kendisini aramaya çikan annesini fark eden küçük tay, ona dogru kosmus ve olanlari anlatmis.
    Annesi yavrusunun arkadaslarina tesekkür etmis ve:
    "Güvercinin kastettigi sözcük galiba 'uyum'du" demis.
    Tavsan tek basina küçük tayi kurtaramadigina biraz üzülmüs, ama birlikte basarmanin tadini da aldigi için:
    "Sadece uyum degil büyülü sözcük. Dostluk ve uyum" diye eklemis.
#13.12.2004 22:15 0 0 0
  • Eski zamanlarda, ülkenin birinde yoksul bir kunduraci ve karisi yasarmis. Kunduraci çok yaslandigi için artik eskisi gibi çalisamiyormus. Kazandiklari para ancak karinlarini doyurmaya yetiyormus.
    Kunduraci, bir gece elinde kalan son deriyi de ertesi gün ayakkabi yapmak için hazirlayip tezgahin üzerine koymus. Yatmaya gitmis.
    Ertesi sabah her zamanki gibi erkenden kalkmis.
    Tezgahin üzerinde bakinca çok sasirmis. Çünkü bir çift ayakkabi duruyormus. Ayakkabilar öyle güzelmis ki, müsterilerden biri bunlari görünce çok begenmis.
    Hemen satin almis. Yasli kunduraci kazandigi paralarla iki çift ayakkabi yapabilecek kadar deri satin almis.
    Derileri o aksam yine ertesi gün ayakkabi yapmak üzere hazirlamis. Sabahleyin kalktiginda bu kez iki çift ayakkabi bulmus.
    Dükkana gelen müsteriler ayakkabilari çok begenip bol bol para vermisler.
    Kunduraci bu durumdan çok memnunmus. Artik pazara gidip yeterince deri alabilecekmis.
    O aksam yine derileri hazirlarken ertesi sabah ne görecegini tahmin edebiliyormus.
    Gerçekten de düsündügü gibi olmus. Sabah kalktiginda dört çift gicir gicir ayakkabi tezgahin üzerinde duruyormus.
    Günler böyle geçmeye baslamis.
    Yoksul kunduraci artik geçim sikintisi çekmiyormus. Kazandigi paralarla istedigi kadar deri alabiliyormus. Hatta bir miktar da para arttirip gelecek günler için sakliyormus.
    Kunduraci bir gün karisina:
    Bu böyle olmayacak. Bize yardim edenlerin kim olduklarini mutlaka ögrenmemiz gerek. Bunun için bu gece saklanarak onlari gözetleyecegim, demis.
    Yine derileri hazirlayip tezgahin üzerine birakmis. Karisi da odanin aydinlanmasi için mum yakarak masanin üzerin koymus.
    Bütün hazirliklar tamamlaninca kari koca odadaki dolabin içerisine girerek beklemeye baslamislar.
    Vakit gece yarisi olunca birden tikirtilar duyulmaya baslamis. Kapi açilmis. Çok sevimli iki minik adam içeri girmisler.
    Tezgahin yanina gelerek kunduracinin biraktigi derilerden ayakkabi yapmaya baslamislar.
    Kari koca hayretle onlari izliyorlarmis. Cüceler islerini bitirerek sabaha karsi gitmisler.
    Ertesi gün kunduraci düsünmeye baslamis. Kendisini fakirlikten kurtaran bu adamlara tesekkür etmek istiyormus, ama nasil?
    Aksam olunca karisina:
    En iyisi minik adamlar için güzel kiyafetler hazirlayalim, demis.
    Hemen ise koyulmuslar. Onlar için minik elbiseler, ayakkabilar hazirlamislar.
    Ertesi gece kunduraci tezgahin üzerine kesilmis deriler yerine hazirladiklari hediyeleri birakmis.
    Yine bir mum yakarak dolabin içine saklamislar.
    Az sonra kapi açilmis. Minik adamlar tezgaha yaklasinca kendileri için birakilan hediyeleri fark etmisler.
    Sevinçle dans etmeye baslamislar. Sonra hoplaya ziplaya gitmisler. Iki minik adam bir daha hiç görünmemisler.
    Ama, kunduraci ile karisi, minik adamlar sayesinde kazandiklari parayla ömür boyu rahat yasamislar. Onlari da hiç unutmamislar.
#13.12.2004 22:11 0 0 0
  • Ülkenin birinde, çok akilli bir papagan yasardi. Büyük bir agacin üstünde yuva kurmustu. Agacin kovugunda da bir çakal, yavrularini büyütüyordu.
    Çakal ara sira ava gidince, papaganin yavrulari asagi iniyordu. Agacin kovuguna girip çakalin yavrulariyla oynuyorlardi. Anne papagan, bu durumdan hiç hosnut degildi.
    Bir gün yavrularini toplayip ögüt vermeye basladi:
    Yavrularim! Kendi cinsinizden olanlarla arkadaslik edin. Çakallarin size zarar vermelerinden korkuyorum.
    Fakat yavru papaganlar, annelerinin sözünü dinlemiyorlardi.
    Bir gece çakal, yiyecek bulmak için uzaklara gitti. Bu arada bir kurt gelip çakalin yavrularini yedi. Çakal döndügünde yavrularini bulamadi. Çok üzüldü.
    Yavrularinin basina gelenlerden papaganin yavrularini sorumlu tuttu.
    Onlar bu kadar ses çikarmasaydi kurt yavrularimi bulamazdi. Öcümü alacagim, papaganlari mahvedecegim, diye yemin etti. Nasil bir kötülük yapacagini düsünürken arkadasi karakulak ona akil verdi.
    Iyisi mi kendini yarali gösterip bir avciya görün. Sonra onu, bu agacin yanina sürükle ve saklan. Avci, papaganlari avlayacaktir.
    Çaylak, Karakulak'in dedigi gibi yapti. Avciyi pesine takti, agacin yanina gelince saklandi.
    Avci, çakali kaybedince etrafi arastirdi. Agacin tepesindeki papagan yuvasini gördü. Hemen çantasindaki agi çikarip atti. Papagan ve yavrulari aga takilmislardi.
    Papaganlar çirpiniyorlar ama agi delip kaçamiyorlardi. Papagan, telaslanan yavrularini yatistirdi.
    Korktugum basima geldi. Arkadaslik ettiginiz çakallarin annesi bize bu kötülügü yapti. Ama olan oldu bir kere. Simdi buradan kurtulmanin çaresine bakalim.
    Nasil? diye sordu yavru papaganlar.
    Anne papagan cevap verdi:
    Ölmüs gibi davranin. Hareketsiz durun. Sizi agdan atinca da uçup gidin. Ben sizi sonra bulurum.
    Öyle yaptilar. Avci agi asagi çekti. Sonra da agi açip hayvanlara bakmaya basladi.
    Yavru papaganlar kaskati kesilmisti. Avci, "Her halde korkudan öldüler." diye düsünerek onlari atti. Yavru papaganlar, atildiklari yerden kalkip uçtular. Bunu gören avci sinirlendi.
    Bana oyun oynadilar, dedi öfkelenerek.
    Avci, anne papagani aldi. Onu sehre götürdü. Ona siir okumayi ve sarki söylemeyi ögretti. Sonra papaganin çok bilgili ve konuskan oldugunu yaydi. Herkes siir okuyan, sarki söyleyen bu papaganin ününü duymustu.
    Papaganin söhreti, padisahin kulagina da gitmisti. Adamlarina;
    Getirin bakalim su papagani, becerilerini görelim, dedi. Bu emir üzerine avci bulunarak Saraya getirildi.
    Padisah, siir okuyan, sarki söyleyen papagani çok sevdi. Parasini ödeyerek onu avcidan satin aldi. Sarayda en nefis yiyecekler, en tatli meyveler papaganindi. Ama o mutlu degildi. Hep üzüntülü ve düsünceliydi.
    Yemek yemeyen papaganin üzüntüsünü padisah fark etmisti. Bir gün pencere kenarinda agladigini gördü. Hem ötüyor, hem agliyordu. Yavrularini düsünüyordu yine. Kim bilir neredeydiler, ne yapiyorlardi zavalliciklar?
    Padisahin yufka yüregi, papaganin bu aglayisina dayanamadi. Yanina çagirip üzüntüsünün sebebini sordu. Papagan, çakalin yaptiklarini ve yavrularinin durumunu merak ettigini anlatti. Padisah, bu duruma çok üzüldü ve papagani saliverdi. Papagan da tesekkür ederek yavrularina dogru uçup gitti.
#13.12.2004 22:08 0 0 0
  • Bir zamanlar dünyanin en güzel sarayina sahip bir hükümdar varmis. Fakat, sahip oldugu güzelligin farkina varmayan talihsiz biriymis bu hükümdar. Sarayinin ayni güzellikte bir de bahçesi varmis ki, ucu bucagi görünmezmis. En güzel çiçekler ekiliymis orda. Halkin arasinda konusulanlara bakilirsa bahçeden daha güzel olan sey, o bahçenin içinde yasayan bir bülbülmüs. Öyle güzel bir ötüsü varmis ki bülbülün, söhretini duyanlar uzak ülkelerden bile onu görmek için oraya gelmek istermis.
    Bu bülbülün ünü hükümdarin kulagina kadar gelmis. Isin garip yani ise, hükümdarin bu bülbülden haberinin olmamasiymis. Bu yüzden, çok sinirlenmis hükümdar. Vezirini çagirip; "Bu ne demek oluyor simdi?" demis, "Benim sarayimin bahçesindeki bülbülden benim niye haberim yok?"
    Vezir cevap veremmis. Çünkü bülbülden onun da haberi yokmus. Hemen bahçivani çagirtip; "Söyle bakalim" demis, "saraydan bütün dünyanin duydugu bir bülbül varmis. Neden benim haberim yok? Bahçivan; "Bagislayin efendim!" Vezir: "Çabuk onu bulun bana!" diye bagirmis.
    Bahçivan, her yeri aramis taramis, herkese sormus ama bülbül bulamamis.
    Vezir çare olarak, hükümdara "Bu birilerinin uydurdugu bir sey olsa gerek" demis.
    Hükümdar daha da hiddetlenmis ve "Hayir, bu olamaz! Bunu bana güvendigim birisi söyledi. Hemen bülbülü bulun, yoksa hepinizi cezalandiririm" demis. Sarayin mutfaginda çalisan bir kiz bahçivana gelip; "Aradiginizi burada bulamazsin!" demis "ama isterseniz ben sizi onun yanina götürürüm."
    Buna çok sevinen saray görevlileri hemen bülbülün yasadigi ormanini yolunu tutmuslar.
    Bülbülün yasadigi yere gelince; "Küçük bülbül!" diye bagirmis kiz. Bülbül bir agacin dalinda görününce, "Hükümdar, seni görmek ve sesini duymak istiyor. Bizimle gelmezsen hepimizi cezalandiracak" demis.
    Bülbül bunu kabul edince, yolda onun sesinden sarkilar dinleyerek birlikte saraya dönmüsler.
    Hükümdarin huzuruna çikarilan bülbül, güzel sesiyle sakiya baslamis. Öyle yanik ötmüs ki, hükümdar hem duygulanip gözlerinden yaslar akitmis, hem de çok mutlu olmus. Bülbüle "dile benden ne dilersen!" demis. Bülbül "en güzel hediye, sizi mutlu görmek" diye cevaplamis onu.
    Bütün herkesin sevgisini kazanan bülbül, saraydakilerin bas taci olmus. Bundan sonra sarayin bahçesinde yasamaya, zaman zaman da güzel sesiyle hükümdara sarkilar söylemeye baslamis. Bütün ülke halki, bülbülün sarkilarini dinlemek için sarayin çevresine toplanirlarmis orada bir.
    Günlerden bir gün hükümdara bir hediye sandigi gelmis. Açtiklarinda içinden mücevherler ile degerli taslarla süslenmis oyuncak bir bülbül çikmis ortaya. Bir kurma kolu varmis bu camdan yapilmis oyuncak bülbülün üstünde. Bunu ayarladiginizda gerçek bir bülbül gibi ötmeye basliyormus. Bir zaman sonra, gerçek bülbül hükümdarin bu oyuncak bülbül geleli kendisiyle ilgilenmedigini görünce üzülmüs ve bir firsatini bulup saraydan kaçmis.
    Her gün güzel sesiyle ötmeye devam eden oyuncak bülbül ise, günün birinde bozul vermis. Hükümdar bülbülün sesini öylesine alismis ki, o zaman gerçek bülbülün eksikligini farketmis ve ona haksizlik ettigini anlamis. Üzüntüsünden hasta olup yataklara düsmüs. Hükümdar günden güne daha da kötülesmis ve halk onun durumuna çok üzülmüs. Onu yataginda çaresiz sekilde görünce, artik iyilesmeyecegini düsünüp yeni bir hükümdar seçmek istemisler hemen.
    Hükümdarin hastaligi ve yeni hükümdar seçilecegi haberleri saraydan kaçan bülbüle kadar ulasmis. Hükümdarin sevgisini ve pismanligini ögrenen bülbül, ona yardimci olmaya karar vermis. Hemen gelip hükümdarin yattigi odanin penceresine konmus ve güzel sesiyle tekrar tekrar sarkilar söylemeye baslamis.
    Hasta yataginda bülbülün sesini duyan hükümdar, kendine gelmeye baslamis. Nihayet sabaha yakin, hükümdar iyilesip ayaga kalkmis. Kendisini iyilestirenin bülbülün sesini duymak oldugunu biliyormus. Hükümdar bundan sonra onu hep sevecegine; bülbül de ona, arada bir gelip sarki söyleyecegine söz vermis.
    Sabah saraydaki herkes hükümdari ayakta görünce hem çok sasirmis, hem de sevinmis.
    Hükümdar sonraki hayatini sarayin bahçesindeki güzellikleri doya doya yasayarak ve bülbülün tatli nagmelerini dinleyerek geçirmis.
#13.12.2004 22:05 0 0 0


  • noimage



    Bir zamanlar ormanda korkunç bir kuraklik baslamis. Yaz gelip geçtigi halde, tek bir damla bile yagmur yagmamis. Susuzluk hayvanlarin canina tak edince, bu duruma bir çare bulmak için toplanmislar. Içlerinden birisinin teklifi üzerine, bur kuyu kazmaya karar verip çalismaya baslamislar. Bütün hayvanlar, hatta kuslar bile gece gündüz çalisiyormus. Ancak tavsan; "Ben daha çok küçügüm!" diyerek çalismak istemiyormus. Tavsanin böyle nazlanmasi diger bütün hayvanlari çok kizdirmis.
    Hayvanlarin emegi bosa çikmamis. Kazdiklari kuyudan buz gibi bir su çikinca, herkes çok sevinmis. Kana kana içip yikanmislar. Kuyunun kazilmasina yardim etmeyen tavsana ise su vermemisler. Kral aslan, tavsanin kuyuya yaklasmasini önlemek için,kuyunun basina her gün bir nöbetçi görevlendirmis.
    Tavsan yaptigi hatayi anlamis anlamasina, ancak is isten geçtigi için yapacak bir seyi de yokmus. Bir gece kuyuda nöbet tutma sirasi file gelmis. Tavsan fili çok severmis "kimse görmeden bana biraz su verir" düsüncesiyle yanina gidince, filin uyudugunu görmüs. Çok ugrasmasina ragmen, onu bir türlü uyandiramamis. En sonunda gidip kulagina bagirmis. Fil öyle bir ziplamis ki, kuyunun etrafindaki tas ve toprak yiginina çarpmis, bütün tas ve topraklari kuyunun içine dökmüs.
    Böylece kuyu kapanmis. Bu duruma çok üzülen fil aglamaya baslamis. "Benim yüzümden oldu!" diyormus. "Simdi ne içecegiz, hem sabah olunca diger hayvanlara ne diyecegim?"
    "Bu kadar üzülme!" demis tavsan.
    "Elbette bir çaresini buluruz. Hem ikimiz beraberce çalisirsak, sabaha kadar kuyuyu temizleyip açariz."
    Fil: "Ama sen küçük ve zayifsin!" demis. Tavsan söyle cevap vermis; "Sen beni simdi gör! Bak ki nasil çalisiyorum."
    Gerçekten de tavsan bir çalismis, bir çalismis ki sormayin. Sabaha kadar fille birlikte kuyuyu açmayi basarmislar. Ertesi gün fil, bütün hayvanlara tavsanin çaliskanligini anlatmaya baslamis. Herkes tavsani alkislayip, kuyudan su içmeyi hak ettigini söylemis.
    Tavsan sadece su içebildigine degil, diger hayvanlarla yeniden dost olduguna da çok sevinmis. Kendisini ormanin bir üyesi gibi görmek onu mutlu ediyormus.
#13.12.2004 22:02 0 0 0
  • Bir varmis bir yokmus. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkelerden birinde Hasan, Osman, Ali isimlerinde üç kardes ve babalari yasarmis. Bir gün sohbet ederlerken babalari:
    Ben gençken tüm ülkeyi dolasmistim. Gezdigim, gördügüm yerleri hiç unutamadim. Aradan bunca zaman geçti. Neler degisti, neler ayni, çok merak ediyorum, demis.
    Hasan:
    Biz de hep kasabamizin disindaki yerleri merak edip duruyoruz. Izin verirsen üç kardes ülkemizi gezip görelim, sana gördüklerimizi anlatiriz.
    Sizden ayri kalmaya dayanamam ki, demis babalari.
    Eger üçümüz de ayri yönlere gidersek, alti ay içinde tüm ülkeyi gezer döneriz demis Ali.
    Babalari ogullarinin heyecanla baktigini görünce, isteklerini kabul etmis. Yolculuk hazirliklarina baslamislar. Yanlarina biraz altin, biraz da yolluk yiyecek almislar. Babalarinin elini öperken "Alti ay sonra mutlaka dönecegiz" demisler. Atlarina binerek köyden çikmislar. Yol ayrimina geldiklerinde Hasan kuzeye, Osman doguya, Ali de batiya yönelmis.
    Aradan bir ay geçmis. Babalari bahçede odun kirarken Osman'i karsisinda bulmus bir anda:
    Hosgeldin gözümün bebegi hosgeldin, çok da tez geldin demis.
    Hosbuldum beybabam. Az dolastim çok buldum. Bir sandik altinla döndüm.
    Babasi baska bir sey sormamis, sandigi alarak bir odaya kilitlemis. Aradan bir ay daha geçmis, bu sefer Hasan eve dönmüs. Babasinin elini öpüp basina koymus. Babasi:
    Hosgeldin gözümün bebegi hosgeldin çok da tez geldin, demis
    Seni özledim, erken döndüm. Gelirken de bir sandik elmas getirdim. Babasi birsey sormadan elmaslari da altinlarin yanina kapatmis.
    Aradan dört ay geçmis. Babalari ve abileri her gün Ali'nin dönmesini bekliyorlarmis. Babalari bir gün iki oglunu yanina çagirmis:
    Ogullarim, siz evden ayrilmanizdan bu yana iki mevsim geçti. Siz döndünüz ama Ali dönmedi. Ondan bir haber de çikmadi, demis.
    Hasan:
    Ben yola çiktigimda yollarda haramiler vardi. Atimi hep kuytuda sürdüm. Gündüz saklandim gece dolastim. Bir sandik hazine bulunca da eve döndüm. Belki Ali'yi haramiler yakalamistir, demis.
    Osman ise:
    Benim gittigim yönde ise bir ejderha nam salmisti. Halktan çaldigi altinlari sarayina kilitler, yakaladigi insanlara türlü iskenceler edermis. Ben birgün bir sandik elmas bulunca, ejderha yakalar diye korktum hemen eve döndüm. Belki de Ali'yi ejderha yakalamistir, demis.
    Babalari sessizce düsünmekteymis. Iste tam o sirada kapi vurulmus, gelen Ali imis. Babasinin elini öpmüs, agabeyleriyle sarilmis.
    Bunca zaman ne yaptin anlat hele, demisler. Ali anlatmaya baslamis:
    Yola çiktigimda yolumu bir harami çetesi kesti. Tüm varimi yogumu, atimi aldilar. Eve dönmeye karar verdim. Yolda bir kuyudan su çekerken kuyuda
    haramilerin hazinesini buldum. Onlari çikarttim. Eve getirecektim ama haramilerin onlari halktan çaldigini anlayinca, en yakin köye gittim. Köylülerin yardimi ile hazineyi tasidik ve halka dagittik. Beni bas asker seçtiler. Sonra haramilere savas açtik, onlari yendik. Kazandigimiz hazineleri aramizda paylastik.
    Komsu sehirlerden bir haber geldi; bir ejderha halkin parasini toplayip sarayinda saklamakta ve halk yoksulluktan inlemekteymis. Onlara yardim etmeye karar verdik. Komsu sehirle güçlerimizi birlestirdik. Ejderha bizi karsisinda kalabalik görünce, hepimizle basa çikamayacagini anladi, sarayi birakti kaçti. Saraydaki hazineleri de halka dagittik. Sonra ben eve dönmeye karar verdim. Ama halk beni birakmadi. 'Sen bizim beyimiz ol' dediler. Ben de sizi görmeye gelebilmek için bir hafta müsaade istedim.
    Üç gündür yoldayim. Yarin sabah dönmek için yola çikmam gerekiyor.
    Ali anlatmayi bitirince Osman ayaga kalkmis:
    Baba müsaaden olursa benim getirdigim hazineyi de bizim kasabadaki yoksullara dagitalim, demis.
    Hasan:
    Benim getirdigim elmaslari da dagitalim herkese, diye eklemis.
    Babalari evlatlarina bakmis:
    Hazine sadece altin, elmas degildir. Sizler gibi ogullari olmasi, bir baba için en büyük hazinedir, demis.
#13.12.2004 21:59 0 0 0
  • Yilin son günüydü. Hava çok soguktu. Lapa lapa kar yagiyordu. Aksam olmak üzereydi.
    Disarida basi açik, yalin ayak küçük bir kiz yürüyordu. Sabah evden çikarken ayaginda annesinin eski bir ayakkabisi vardi. Ama ayakkabilar büyük geliyordu.
    Karda yürürken düsürüp kaybetmisti. Simdi küçük kizin ayaklari soguktan morarmisti. Elindeki kibritleri satmaya çalisiyordu. Ama sabahtan beri bir kutu bile satamamisti.
    Soguktan donmak üzereydi. Karni çok acikmisti. Evlerden mis gibi yemek kokulari geliyordu. Küçük kiz, kibrit satamadigi için eve gidemiyordu. Çünkü babasi çok kizacakti. Zaten evleri de sokaklardan daha sicak degildi. Kizcagiz bir evin kösesine büzüserek oturdu.
    O kadar üsümüstü ki bir kibrit yakip isinmayi düsündü.
    Kutudan bir kibrit çikardi ve yakti. Kibriti ellerinin çevresinde gezdirdi. Sanki gürül gürül yanan bir sobanin alevi ile siniyordu. Kibrit birden söndü.
    Bir kibrit daha yakti. Kibritin isigi duvari aydinlatti. Duvar birden kayboldu sanki. Simdi evin içerisi görünüyordu. Içeride bir sofra kurulmustu. Sofrada nar gibi kizarmis bir tavuk duruyordu.
    Tam elini uzatip kizarmis tavugu alacagi sirada kibriti söndü. Küçük kiz o an karsisinda tekrar karanlik duvari gördü.
    Kiz bir kibrit daha çakti. Bu kez süslü bir çam agacinin altinda buldu kendini. Etrafta çesit çesit oyuncaklar vardi. Agacin güzelligi karsisinda açligini ve üsümesini unuttu.
    Oyuncaklari almak için uzandiginda, elinde yanan kibrit yine söndü. Agaç birden ortadan kayboldu. Agacin kayboldugu yerde piril piril yanan yildizlar duruyordu. Hemen bir kibrit daha yakti küçük kiz. Bu kez kibritin alevi daha fazla aydinlatmisti etrafi. Bu aydinligin içinde büyük annesi belirdi.
    Büyük annesi sevgiyle, güler yüzle duruyordu karsisinda.
    Büyük anne! Diye bagirdi. Beni de götür büyük anne! Biliyorum, o sicak soba, nar gibi kizarmis tavuk, o güzel agaç gibi sen de gideceksin.
    Kibritin aileleri küçülmeye baslayinca aceleyle kibritleri arka arkaya yakmaya basladi. Çok sevdigi büyük annesinin gitmemesi için yalvariyordu. Alevlerin içinde büyük annesi daha da yaklasmisti. Kollarini küçük kiza uzatti.
    Bir kibrit daha yakti küçük kiz. Ortalik gün gibi aydinlanmisti. Büyük annesi hiç böylesine güzel görünmemisti gözüne. Onun sevgi dolu yüzü bütün acilarini unutturuyordu. Elinde kalan son kibriti de yakti.
    Bu sirada büyük annesi kollarini uzatarak onu kucagina aldi. Küçük kiz birden rahatladigin hissetti. Artik ne soguk vardi, ne de açlik.
    Ertesi sabah oradan geçenler kibritçi kizi ölü bulmuslardi.
    Oturdugu kösede incecik salina sarilmisti. Yüzünde tatli bir gülümseme vardi. Görenler onun soguktan donarak öldügünü anlamislardi.
    Kibritçi kizin önünde yanmis kibritler duruyordu.+
    Zavalli kizcagiz! Kibritleri yakarak isinmak istemis, diyorlardi.
    Ancak hiç kimse, onun gördügü güzel hayalleri bilmiyordu. Küçük kiz, çok sevdigi büyük annesine kavusmustu
#13.12.2004 21:53 0 0 0
#13.12.2004 15:49 0 0 0
#12.12.2004 23:09 0 0 0