B izzat padişahın, bulunmadığı takdirde vezirin teşkilatından başkanlığı altında devlet başşehrinde veya hükümdarın bulunduğu yerde kurulan bakanlar
kuruluna divan denilirdi; devlet işlerinin birinci derecede yani en son kesin olarak görüldüğü yer burası idi. Bu Osmanlı divanı yarım asır kadar ilhanlıların divanını örnek yaparak devam etmiştir, ilhanlıların zamanında onların vezirleri, erbab-ı seyf denilen askeri sınıfından olmayıp kalem erbabından oldukları gibi Osmanlılarda da Cendereli Kara Halil'e kadar ulema sınıfından olarak devam etmişti. Yani ulema sınıfından gelen vezirle ordu kumandanı ayn ayn idi. Kara Halil, Hayreddin Paşa unvaniyle hem vezir ve hem de ordu kumandanlığını eline alınca bundan sonraki vezir-i azamlar her iki hizmeti üzerlerine almışlardı. O tarihe kadar birinci derecede olan beylerbeyilik yani askeri kumandanlık bundan sonra ikinci dereceye düşmüştür.
Divan her gün sabah erkenden namazdan sonra padişahın huzuriyle toplanarak gerek devlete ve gerek halka ait askeri, mali, idari, hukuki, örfi işler hakkında kararlar verirdi. Divanda, padişah, vezir-i azam ve diğer vezirlerden başka kazasker, defterdar, nişancı aza olarak bulunurlardı. Askeri ve örfi işleri vezir-i azamlar, şer'i ve hukuki işleri kazasker, mali işleri de defterdar tetkik ile mütalealannı söylerlerdi. Nişancı, divan kaleminin büyük şefi olduğu gibi arazi işleri, has, zeamet, timar tevcihleri buna havale olunup esas deftere (tapu defteri) bunun yazısı ile kayıd veya tashih edilirdi; bu husustaki kanunların tertip ve tanzimi de buna aitti. Hükümdarlara, vali ve sancak beylerine, voyvodalara yazılan fermanlann ve beratların üzerine çekilen tuğralar nişancı'nın kalemiyle olurdu. Bu tarihlerde divan kalemindeki katiplerin şefi olan reis-ül-küttab, nişancı'nın maiyyetinde bulunurdu.
Divan içtimaları XV. yüzyıl ortalarından sonra haftada dört gün (cumartesi'den salı gününe kadar) toplanırdı. Padişah nerede ise divan orada kurulurdu.
Eskiıehir'de Aslanlı Mabet, Doıanlı Kale ve Çifteler yakınında Yazılı Kaya'nın bulunduıu yerde Gerdek Kale Maıarası bulunmaktadır.
Kalabak ıelalesi (Merkez)
Eskiıehir il merkezine 42 km. uzaklıkta, Kalabak Köyü yakınında Ormaniçi Dinlenme Yerinde bulunan Kalabak ıelalesinin çevresi karaçam, ardıç, çınar, akça aıaç, fındık, söıüt aıaçlarını kapsayan on hektar büyüklüıünde bir alandır. Bu alan 1988 yılından itibaren mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
Musaözü Barajı (Merkez)
Eskiıehir-Kütahya yolu üzerinde il merkezine 21 km. uzaklıkta bulunan Musaözü Barajı DSı sulama göletinin bulunduıu yer piknik alanı olarak kullanılmaktadır. 1967 yılında kurulan 50 hektar geniıliıindeki bu alan Karaçam, meıe, söıüt ve ardıç aıaçlarını kapsamaktadır. Ayrıca gölette sazan, yayın balıkları ve kerevit avlanmakta, olta balıkçılııı yapılmaktadır.
ıoförler Çeımesi (Merkez)
Eskiıehir il merkezine 17 km. uzaklıkta, Bozdaılar yolunda bulunan ıoförler Çeımesi, orman içi dinlenme yeri özelliıini taıımaktadır. Aynı zamanda burası içme suyu ve doıal güzelliıiyle Eskiıehirlilerin dinlenme ve mesire yerlerindendir.
Karataı Orman içi Dinlenme Yeri (Merkez)
Eskiıehir il merkezine 20 km. uzaklıkta bulunan Karataı Ormaniçi Dinlenme Yeri Sarıcakaya yolu üzerindedir. Meıe aıaçlarının oluıturduıu bu alan 1998 yılından bu yana mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
Orman Fidanlııı (Merkez)
Eskiıehir il merkezine 7 km. uzaklıktaki Orman Fidanlııı Karacaıehir Köyü'nün hemen yakınındadır. Porsuk Çayı kenarında kavak aıaçları ile kaplı olan bu alan 1962 yılında tesis edilmiı olup, 12 hektar alanı kapsamaktadır. Bu alanın güneyindeki yamacın üst kısımlarında Karacaıehir Kalesinin kalıntıları bulunmaktadır.
Bademlik (Merkez)
Eskiıehir Odunpazarı semtinin üst kısmında bulunan Bademlik Piknik Alanı, badem aıaçlarından kaplı olduıundan bu isimle anılmaktadır. Eskiıehir Ovasına hakim bir noktada bulunan bu alan, il merkezine yakınlııından ötürü de yoıun bir raıbet görmektedir.
Hasırca (Merkez)
Eskiıehir il merkezine 30 km. uzaklıkta, Hasırca Çiftliıi olarak bilinen bu alan Porsuk Çayı yakınındadır. Çam ormanları ile kaplı olan bu alanda biri açık diıeri kapalı iki kaplıca bulunmakta olup, cilt hastalıklarına iyi geldiıi söylenmektedir. Ayrıca burada Kızılay'ın Gençlik Kampı da bulunmaktadır.
Çataçık Orman ıçi Dinlenme Yeri (Mıhalıççık)
Eskiıehir Mıhalıççık ilçesinde 1.350 m. yüksekliıindeki sarıçam ormanlarının bulunduıu yer, Geyik Üretme ıstasyonlarından ötürü önem kazanmıı ve mesire yeri olarak da kullanılmaktadır. ıl merkezine 85, Mıhalıççık ve Alpuluyla da 40 km. uzaklıkta, Sündiken Daıları arasında bir yaylada yer alan Çatacık Ormaniçi Dinlenme Yeri aynı zamanda bol suları ve kullanım tesisleri ile de ilin önemli bir mesire yeridir.
Türkler, birçok insanlık meziyetlerini varlıklarında toplamış bir millettir. Kahramanlık, savaşçılık, teşkilatçılık gibi, dünyanın başka hiçbir milletinde bir bütün halinde görülmeyen üstün vasıflarımız yanında; güzel sanatların çeşitli dallarında ulaştığımız seviye de, bunun inkarı mümkün olmayan delilleridir.
Dünyanın en büyük kahramanları, Türk soyunun oğulları arasından çıkmıştır. Dünyanın en büyük zaferleri, Türk ordusunun eserleridir. Dünyanın, her bakımdan en büyük devletlerinin ve imparatorluklarının sahibi de Türklerdir.
Güzel sanatların en üst basamaklarında oturmakta olan insanlar arasında Türkler az değildir. Mimarlıkta Sinan; Şiirde Yunus Emre, Nevdi ve Fuzuli; Musikide Itri ve Dede Efendi, bir millete tek başlarına şereflerin en büyüğünü sağlayacak çapta sanatçılardır.
Cihan tarihinin akışı içinde, dünyanın en büyük, en muhteşem ve en uzun ömürlü devlet ve imparatorluklarına sahip oluşumuz, bu büyük meziyetlerimizin tabii sonucudur.
Fakat, bu büyük meziyetlerimizin neticesi olup yüzyıllarca sürüp giden dünya hakimiyetimiz, bir çok milletleri, Türk'e düşman etmiştir. Düşmanlarımızın çokluğunda, Müslümanlık-Hıristiyanlık mücadelesinde, İslamiyet'in tek başına savunuculuğunu yaparken, yüzyıllarca Hıristiyan dünyasını kabuğunun içinde bırakışımızın rolü de az değildir.
Bu dış düşmanlarımızın yanında, bir de, iç düşmanlarımızın bulunduğu da unutulmamalıdır. Son büyük imparatorluğumuzun çöküş yıllarında ve çöküşünden sonra, eski çağlarda istila edilmiş toprakların mensuplarından olup da içimizde kalanların, yıllardan beri sürüp giden düşmanlıkları da, cemiyetimizin manevi hayatında devamlı olarak yaralar açıp durmaktadır.
Dış ve iç düşmanlarımızın, Türk'ü vurmak için giriştikleri hareketlerde yüzyıllardan beri, ustalıkla kullandıkları bir kozları vardır. Bu, Türk'ün sıfatıdır. Doğru, mert, yiğit ve efendi Türk; hileye gerektiği derecede akıl erdiremediği için, düşmanları tarafından kolayca kandırılıp vurulmaktadır.
Göktürk çağının düşmanı Çinli, o ulu ataları, güzel Çinli prensesleri, ipeği vesairesiyle kandırıp vurmuştu. Selçuklular ve Osmanlılar devrinde bu cins hilelerin en tehlikelileri, dini elbiseye büründürülerek Türk'ü uyutmak şeklinde yürütüldü. Tanzimat sonrasının sıkıntılı ve tehlikeli yıllarında ortaya çıkan <ittihad-ı anasır> dolması da; saf, temiz ve hileye akıl erdiremeyen Türk'ü, neredeyse, son devletini kaybettirecek hale getirecekti.
Tarih; düştüğümüz büyük sıkıntılar ve tehlikeler sırasında, <Oğuz Kağan> ve <Ergenekon> destanlarındaki yol gösterici ve kurtarıcı <Bozkurt>un, her zaman soyumuzun içinden çıkıp başına geçtiğini ve Tanrı'nın en yüce soyunu tehlikeler içinden çıkarıp zafere ve selamete ulaştırdığını gösteriyor.
Asya'da, dağınık parçalar halinde yaşarken, Türk soyunu bölünmüşlükten kurtarıp bir bütün haline getiren Tanrıkut Mete, bunun tarihte ilk büyük örneğidir. Gök Türkler çağında, deniz büyüklüğündeki Çin kıtasında eritilmeye çalışılırken, kırk arkadaşıyla birlikte, o büyük destanı yaratan Kür Şad, bunun, Türk ruhunu büyüleyen misallerinden birisidir. XX. Yüzyılın başlarında, Hıristiyan dünyasının, Türk'ü haritadan silmek üzere harekete geçtikleri ve artık her şeyin bittiğinin sanıldığı sıralarda Türklerin tarihte armağan ettikleri <Milli Mücadele> ise, bunun son örneğidir.
Türk soyunun gizli gücü, işte bu devletinin büyük tehlikelerle karşılaştığı sıralarda, içinden çıkarıp başına geçirdiği ulularının etrafında perçinleşip, milli varlığını tehlikeden sıyırmasıdır. Bu güç, Türk'e Tanrı'nın bağışıdır. Bugüne kadar karşılaştığı tehlikelerde olduğu gibi, bundan sonra karşılaşması mümkün ve muhtemel olanlarla da, Türk, bu gizli gücü ile düşmanının mutlaka alt edecektir.
Soyumuzun son kalesi Türkiye, bir müddetten beri, büyük tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır. Bir kısım siyasilerin kaprislerinin büyük rol oynadığı yakın hadiseler sonunda, içine girmiş bulunulan durum, elbette ki, omuz silkinebilecek cinsten değildir. Ama, karamsarlığa kapılmaya da lüzum yoktur. Türk soyunun gizli gücü, sonunda mutlaka kendisini gösterecektir. Son günlerin kıpırdanmaları, bunun belirtileridir.
Türk düşmanları hangi oyunlara başvururlarsa vursunlar, emellerine ulaşmaları imkansızdır. Çünkü; <Üstte gök basmadığı, altta yer delinmediği>takdirde Türk soyunun yurdunu ve türelerini hiçbir kuvvet yok edemez.
"Türkler Arapların putlara taptığı dönemde Orta Asya'da, Tanrı bilincinde Şaman ve Göktanrı inancında yaşamaktaydılar!.. İslamiyetin yayılma süreci başında (MS. 632) Arap ordularının saldırısıyla karşı karşıya kaldılar. Yüz yılı aşkın bir mücadele sonunda bölge tümüyle Arapların istilasına uğradı!.. Türkler teslim oldular (MS. 751)!.. Arap tarihçi İbn-i Dahak vahşeti şöyle anlatıyor: 'Katledilmeyen çocuk, ırzına geçilmeyen kadın kalmamıştı!.. Türkler diri diri yakılmıştı!..' Ne acıdır ki tarihin bu en büyük Türk soykırımı sistemli çabalarla unutturuldu!.. Kılıçla katledilen Türklerin İslamı gönüllü olarak kabul ettikleri yalanı uyduruldu!.. Sonradan bu gerçeği ifade eden milliyetçiler de ümmetçiler tarafından susturuldu!.."
- ARAPLAR: Orta asya ve anadolu Türklerini kılıçtan geçirerek zorla islama şevketmek // I. Dünyâ Savaşı'nda Osmanlı ordusuna ihânet etmek (bundan Sûriye, Ürdün, Yemen, Filistin ve Suudî Arabistan sorumludur), Türk savaş esirlerine insanlık dışı muamelede bulunmak; Irak ve Sûriye Türkmenlerini ezmek, yurtlarından etmek, katletmek, dillerini yasaklamak, hak talep edenleri îdâm etmek (Sûriye ve Baas dönemi Irak); Türk eserlerini yok etmek (Suudî Arabistan); Türklere âit yasal mal-mülke el koymak (Mısır); Türkiye karşıtı bölücü etnik grupları destekleyip bunların içlerinde yuvalanmasına izin vermek (Irak, Sûriye ve Lübnan) - NOT: bu grup yalnızca Mısır-Sûriye-Irak-Lübnan-Ürdün-Filistin-Yemen-Arabistan Araplarını kapsamaktadır
resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle çalışan, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirlerini bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlardır. Sivil toplum örgütleri oda sendika vakıf ve dernek adı altında faaliyet gösterir. Vakıf dernekler topluma yararlı bir hizmet geliştirmek için kurulmuş yasal topluluklardır ve herkese yardım etmek için kurulmuşlardır.
Tuscon Sivil Toplum Kuruluşu hakkında kesin bir bilgi henüz verilmemiştir