Cosa Nostra

Cosa Nostra

Üye
04.05.2009
Çavuş
1.110
Hakkında

  • Konu: Cihadiye
    noimage
    ÖN YÜZ : Tuğra. ARKA YÜZ : 3, darebe fi Kostantiniye 1223.

    Sultan II. Mahmud döneminin 3. cülus yılında harp masraflarını çıkartmak maksadı ile tedavül ettirilen yüksek ayarlı gümüş beş kuruş.
#13.05.2009 00:19 0 0 0
  • Konu: Dere kuşu
    noimage

    Dere kuşu (Cinclus cinclus), Su karatavuğugiller familyasına ait bir kuş türüdür.

    Kısa kuyruklu ve gövdesi koyu renklidir. Göğüs kısmı beyaz renktedir. Yaklaşık 18 cm. kadardırlar. Yüzer ve dalarlar. Karadeniz gibi rakımı yüksek olan yerlerde ve hızlı akan derelerde bulunurlar. Avrupa, Asya ve Afrika'da sulak bölgelerde yaşarlar.
#13.05.2009 00:17 0 0 0
  • Gazi Mahallesi Olayları, 1995 yılı Mart ayında İstanbul'un Sultangazi ilçesi'ne bağlı Gazi Mahallesi'nde provokatif bir eylem sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

    12 Mart 1995 günü akşam saatlerinde İstanbul'da Alevi vatandaşların çoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi'ndeki üç kahvehane ve bir işyeri aynı anda kimliği belirsiz kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle tarandı. Saldırılar sonucu Halil Kaya adlı bir vatandaş hayatını kaybederken, beşi ağır yirmi beş kişi yaralandı. Saldırganların olay yerinden uzaklaştıktan sonra gasp ettikleri taksinin şoförünü öldürdükleri ve taksiyi ateşe vererek kaçtıkları anlaşıldı. Olayların ardından çok sayıda Alevi vatandaş, Gazi Mahallesi'nde toplandı, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna yürüdü. Polisler grubun üzerine kurşun yağdırmaya başladı, Mehmet Gündüz adlı bir vatandaş hayatını kaybetti, birçok kişi de yaralandı.

    13 Mart günü olayı protesto etmek için İstanbul'un dört bir yanından gelen yaklaşık 15 bin kişi polis karakoluna tekrar yürüyüşe geçerek, çevik kuvvet ve özel timlerle desteklenen polisle çatışır. Çatışmalar sonunda on beş kişi hayatını kaybederken, aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul valiliği Gazi Mahallesi ile iki mahallede daha sokağa çıkma yasağı ilan etti. Gazi mahallesi'ne giriş ve çıkışlar polis kontrolüne alındı. 14 Mart günü, Gazi Mahallesi'nde konan sokağa çıkma yasağına rağmen olayların bir türlü yatıştırılamaması üzerine bölgeye askeri birlikler sevk edildi. Yine aynı gün Gazi Mahallesi'nde çıkan olaylar nedeniyle Ankara Kızılay Meydanı'nda çıkan olaylarda otuz altı kişi yaralandı. 15 Mart'ta olaylar Ümraniye'ye sıçradı. Mustafa Kemal Mahallesi'nde çıkan olaylarda beş kişinin ölmesi ve yirmiden fazla kişinin yaralanması üzerine bu bölgede de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 16 Mart'ta dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu olayların yatıştırıldığını söyleyerek bölgedeki sokağa çıkma yasağının kaldırıldığını açıkladı.

    Yargılama:

    Olaylardan sonra yapılan otopsi sonucu ölen 17 kişiden yedisinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği belirlendi. Gaziosmanpaşa savcılığı'nın olayla ilgili fezlekesiyle Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 polis hakkında "müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek" iddiasıyla dava açtı. İstanbul Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'ne açılan dava kamu güvenliğinin sağlanamayacağı gerekçesiyle Trabzon'a gönderildi. 11 Eylül 1995'te Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılama süreci, beş yıl içinde otuz bir duruşma yapılarak 3 Mart 2000'de karara bağlandı.

    Yargılanan yirmi polis memurundan Adem Albayrak dört kişiyi öldürmekten altı yıl sekiz ay, Mehmet Gündoğan iki kişiyi öldürmekten üç yıl dokuz ay hapse mahkûm edilirken, (cezalar ertelendi), diğer on sekiz sanık polisin ise beraatine karar verildi. Ancak Yargıtay, Albayrak ve Gündoğdu hakkında verilen kararı "Haklarında adam öldürme ile ilgili net bir açıklığın olmadığı" gerekçesiyle bozdu. Yargıtay, sanıkların Türk Ceza Kanunu 49. maddesine göre yargılanmasını istedi. Bunun üzerine dava Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nde tekrar görülmeye başladı. Ancak aileler ve avukatlar Yargıtay kararı ile devletin bir kere daha kendini aklayacağı gerekçesiyle davadan çekildiklerini bildirdiler. Tekrar görülmeye başlanan dava üçüncü celsede karara bağlandı. Mahkeme heyeti Albayrak ve Gündoğdu'ya toplam dört yıl otuz iki ay hapis cezası verdi.

    Kararın 11 Temmuz 2002'de Yargıtay tarafından onanması üzerine yakınlarını kaybeden 22 kişi AİHM'ne (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) başvurdu. Yargılama sonucunda mahkeme 27 Temmuz 2005'te açıklanan kararda Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinde düzenlenen, Yaşama hakkı ve 13. maddesinde düzenlenen, Milli makamlara başvuru yollarının kapatılması hükümlerine aykırı davrandığı sonucuna vardı. Mahkeme Gazi Mahallesi'nde hayatını kaybeden on iki kişi ile Ümraniye'de ölen beş vatandaşın ailelerine tazminat ödenmesine karar verdi. Olaylarda yaşamını yitiren on yedi kişi için ayrı ayrı otuz bin avro tazminat verilmesine hükmeden mahkeme, böylece Türkiye'yi toplam 510 bin avro tazminat ödemeye mahkûm etti.

    Ölenler:

    Halil Kaya
    Mehmet Gündüz
    Zeynep Poyraz
    Fadime Bingöl
    İsmihan Yüksel
    Ali Yıldırım
    Dilek Sevinç
    Reis Kopal
    Fevzi Tunç
    Mümtaz Kaya
    Genco Demir
    İsmail Baltacı
    Hasan Pugan
    Hasan Sel
    Sezgin Engin
    Dinçer Yılmaz
    Hasan Gürgen
    Hakan Çubuk
#13.05.2009 00:15 0 0 0
  • Konu: Musul Sorunu
    noimage
    Musul Türk'tür, yazılı pankartlarla Berlin'de Elçilik Önünde Türk göstericiler.

    Musul Sorunu, Osmanlı Devleti'ne bağlı Musul Vilayeti'nin toprak sorunudur.

    I. Dünya Savaşı'ndan önce Osmanlı hakimiyetindeki Musul ve çevresi petrol varlığı sebebiyle, İngiltere, Fransa, Almanya arasında rekabet konusu oldu. Bölge, 1916 tarihli Sykes-Picot Antlaşması ile Fransa'ya bırakılmıştı. Nisan 1920 San Remo Konferansında Fransa, kendisini Orta Doğu'daki menfaatlerini desteklemesi sebebiyle, Musul bölgesini İngiltere'ye terketti.

    Mondros Mütarekesi ve Ali İhsan Paşa (Sabis):

    Mondros Mütarekesi gereğince İtilaf devletleri'ne güvenlikleri gereği istedikleri yerleri işgal etme yetkisi tanınıyordu. Ali İhsan Paşa (Sabis) İstanbul'dan aldığı emre uyarak Musul'u boşalttı. İngiliz askerleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Musul'a girdiler. İstanbul'dan aynı emir Mustafa Kemal Paşa'ya da gelmiş Mustafa Kemal Paşa Adana ve Hatay'ı boşaltmamış ve Harbiye Nezaretiyle yaptığı telgraflaşmalarda emrin kanunsuz olduğunu söyleyerek emre direnmişti. Harbiye nezareti, kendisini görevden alıp karargaha çağırdığında ordunun silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani olmuştu. Bazı silahlar, Anadolu'da bir düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan doğu cephesine taşınmıştı.

    Eylül 1922 - Temmuz 1924 yıllarında Iraklı Kürtler Süleymaniye merkezli yarı bağımsız Kürdistan Krallığı devletini kurmaya teşebbüs ettiler.[1] Şeyh Mahmut Berzenci, Kürdistan Krallığı'nın kralı olarak kendisini ilan etti.[2] Sevr Antlaşması'ndan sonra, Süleymaniye ile bütün bölge Birleşik Krallık yüksek komiserliğinin denetimi altına girdi. Eylül 1922'de Türk ordusunun çekilmesinden sonra, Birleşik Krallık Şeyh Mahmut Berzenci'yi vali olarak tayın etti. Şeyh Mahmut Berzenci Kasım'da tekrardan kendisini Kürdistan Krallığı'nın kralı olarak ilan etti. Lozan Antlaşması'ndan sonra Birleşik Krallık yüksek komiserliği, Irak'ın bütün bölgelerini birleştirmek isteyince Şeyh Mahmut Berzenci buna karşı çıktı. Mahmut Berzenci ve hükümetin teslim olmaması üzerine, Birleşik Krallık Hava Kuvvetleri Süleymaniye ve çevresini bombaladı ve bölge'de çatışmalar meydana geldi. 24 Temmuz 1924 yılında kesin olarak Birleşik Krallık Mezopotamya Mandası'na bağlanmıştır.

    Lozan Konferansı:

    Lozan Konferansı sırasında Türkiye, Musul'un iki temel gerekçe ile Türkiye'ye bırakılmasını istedi. Birincisi: 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada Musul, Türk ordularının kontrolü altında ve milli hudutlar içinde bulunuyordu. İkincisi: Musul ve Süleymaniye bölgeleri tarihi açıdan olduğu kadar halkının büyük çoğunluğunu halen Türklerin teşkil etmesiydi. İngiltere, tüm bunlara itiraz etti. Bunun üzerine Lozan Antlaşması'nın 3. maddesi gereğince, sorunun çözümü, dokuz ay içinde bir sonuca ulaştırılmak üzere Türk-İngiliz ikili görüşmelerine bırakıldı.

    Haliç Konferansı ve Ali Fethi Bey (Okyar):

    Bu görüşmeler 19 Mayıs 1924'de, İstanbul'da başlayan Haliç Konferansı ile gündeme getirildi. Ancak, görüşmelerde bir sonuca varılamadı. Türkiye'nin Musul ve Süleymaniye bölgelerinin kendi hudutları içinde kalmasında ısrar etmesi üzerine İngiltere, bu fikre yanaşmadığı gibi, Hakkari bölgesinin de Irak'a bırakılmasını istedi.

    İstanbul Konferansının sonuçsuz kalması, Türkiye'nin haklı davasında taviz vermemesi ve İngiltere'nin Türk-Irak sınırları bölgesinde sınır olaylarını kışkırtıp, karışıklıklar çıkarmaya başlaması, Türk-İngiliz ilişkilerini gerginleştirdi.

    Bunun üzerine taraflar, Lozan Antlaşmasının "Anlaşmazlık halinde konunun Milletler Cemiyetine götürülmesi" hükmüne uyarak, sorunu, bu cemiyetin çözmesini istediler. Ancak, Türkiye sorunun Milletler Cemiyeti'de çözümüne taraftar değildi. Bunun iki haklı sebebi vardı. Birincisi: Türkiye henüz bu cemiyetin üyesi değildi; İkincisi: Cemiyete İngiltere hakimdi ve çıkan kararlarda oldukça etkili idi.

    "Musul Harekâtı" planı ve Cafer Tayyar Paşa (Eğilmez):

    1924 yılında Mustafa Kemal Musul'a asker göndermeyi ve bölgeden İngiliz'leri çıkarmayı planlıyordu. İngilizlerin desteklediği Yunan ordusu 150-200 bin askerini ve silahlarının %70 ini Anadolu'da bırakarak kaçmıştı. İngiltere'de Lloyd George hükûmeti istifa etmek zorunda kalmıştı ve Musul'da Türk ordusu karşısında direnmeleri mümkün değildi. Ancak doğu Anadolu'da ilk önce Nasturi Ayaklanması daha sonra Şeyh Sait İsyanı çıktığı için harekât yapılamadı. Musul için hazırlanan kuvvetler çıkan isyanları güçlükle bastırabildi.

    Milletler Cemiyeti Kararları:

    Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye, Milletler Cemiyeti faktörünü kabul etmek durumunda kaldı. Milletler Cemiyeti Eylül 1924'de konuyu ele aldı. Türkiye, Musul ve Süleymaniye bölgelerinde halkoylaması yapılmasını teklif ettiyse de, İngiltere bunu kabul etmedi. Milletler Cemiyeti konu ile ilgili bir komisyon oluşturdu. Tahkik Komisyonu, hazırladığı raporu Eylül 1925'de Milletler Cemiyetine sundu. Komisyon raporunda Musul halkının hiçbir tarafa katılmaksızın bağımsız kalmak istediğini bildirdi.

    Buna rağmen Tahkik Komisyonu, Milletler Cemiyeti Meclisine şu tavsiyelerde bulundu[kaynak belirtilmeli]:

    1. Brüksel Hattı sınır olarak kabul edilecek. 2. Musul vilayetinin çoğunluğunu Kürtler oluşturduğundan Musul Irak'a bağlanacak ayrıca Türkiye ile ekonomik bir anlaşma yapılacak.Manda yönetimi 1928 yılında biteceğinden bu süre 25 yıl daha uzatılacak ama Kürtlere yönetim serbestliği ve kültürel haklar verilecek. 3. Bu iki noktaya uyulmadığı takdirde ise, Musul vilayeti Türkiye'ye verilecek.

    Milletler Cemiyeti Meclisi, komisyonun teklifini aynen kabul etti. Milletler Cemiyeti'nin kararı Türkiye'de büyük tepkilere sebep oldu. Hatta, Türkiye ile İngiltere arasında savaş havası esmeye başladı.

    Fakat, Atatürk'ün ortaya koyduğu gerçekçilik prensibini esas alan Türkiye, henüz savaştan yeni çıkmış olması ve harap olan ülkenin ekonomik ve sosyal meselelerinin çözüm beklemesi gibi sebeplerle ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemek istemedi.Ayrıca Türkiye'nin iç ve dış sorunları vardı.Dış sorunları Musul görüşmelerini Avrupa'dan gelen Hristiyan kişilerin denetlemesiydi.Bu Türkiye'nin yalnız kalmasına neden oluyordu.Bunun üzerine Türkiye Sovyet Rusya ile Paris'te bir saldırmazlık paktı imzaladı.Amaç yandaş bulmaktı.İç sebepler ise İngiltere'nin Türkiye'de ayaklanmalar organize etmesidir.Bunların sonucu olarak Türkiye her yönden çaresiz kalmıştır. Bu sebeple, 5 Haziran 1926'da İngiltere ile bir anlaşma imzalayarak Milletler Cemiyeti kararını kabul etmek durumunda kaldı. Bu anlaşma, bugünkü Türk-Irak hududunu çizmiş ve Musul sorununa son vermiştir.

    1. Türkiye u gıbı seleri umursamadığı içinsınır esas itibari ile Milletler Cemiyeti Meclisi tarafından Brüksel'de tespit edilen hat olacaktır; fakat, bu hatta Türkiye lehine bazı değişiklikler yapılacaktı;

    2. Andlaşmanın 14. maddesine göre de, Türk Petrol Kumpanyası, Musul üzerindeki haklarından vazgeçen Türkiye'ye 25 yıl süre ile petrolden alacağı gelirin % 10'unu verecekti. Bundan, daha sonraki yıllarda, 500.000 İngiliz Altını karşılığında vazgeçilmiştir.


    Türk-İngiliz ilişkileri:

    1926 yılında Musul konusunda varılan anlaşmaya rağmen Türk-İngiliz ilişkileri normal bir seyir takip edemedi. Bunun beş önemli sebebi vardı. Bunlardan Birincisi: Musul sorunu kendi lehine çözümlemek isteyen İngiltere'nin bölge halkını Bölücülük yönünde isyana teşvik etmesi; İkincisi: Hakkari bölgesindeki halkı isyana sevk etmesi ve Nasturi isyanına sebep olması; Üçüncüsü: 1925 yılında çıkan Şeyh Sait isyanını organize etmesi ve yönlendirmesi; Dördüncüsü: Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası'nın Genç Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bir karşı devrim hareketi alarak desteklemesi; Beşincisi: Musul sorununun adil ve doğru olmayan bir şekilde çözümlenmesidir.

    Nihayet, 1929 yılında İngiltere'nin Akdeniz Filosu İstanbul'u ziyaret etti. Bu ziyaret Türk-İngiliz ilişkilerindeki olumlu gelişmenin ilk adımını teşkil etti. Amiral Field'in Ankara'ya giderek Atatürk ve diğer ileri gelenleri ziyaret etmesi, Türk-İngiliz ilişkilerindeki olumsuzluğu yumuşattı.

    Bu ziyaretten kısa bir süre sonra Sovyet Dışişleri Bakan Yardımcısı Karahan'da Ankara'yı ziyaret etti. Bu son ziyaret Sovyet Rusya'nın Türk-İngiliz yakınlaşmasından kaynaklanan bir endişesinin sonucuydu.
#13.05.2009 00:12 0 0 0
#11.05.2009 23:43 0 0 0
#11.05.2009 23:43 0 0 0
  • Konu: Gül
    çok güzel olmuş
#11.05.2009 23:43 0 0 0
#11.05.2009 23:41 0 0 0
#11.05.2009 23:41 0 0 0
#11.05.2009 23:40 0 0 0
#11.05.2009 23:39 0 0 0
#11.05.2009 23:38 0 0 0
#11.05.2009 23:38 0 0 0
  • Konu: Ciğerimsin
    çok güzel olmuş ellerine sağlık
#11.05.2009 23:37 0 0 0
#11.05.2009 23:36 0 0 0
#11.05.2009 23:35 0 0 0
#11.05.2009 23:34 0 0 0
#10.05.2009 08:59 0 0 0
#10.05.2009 08:58 0 0 0