Dijar Asmen

Dijar Asmen

Üye
10.05.2009
Teğmen
16.100
Hakkında

  • Windows 7'nin sürüm numarası neden 6.1?

    Windows 7'nin sadece 25 MB boyutundaki özel sürümü ve merak edilen sorulara cevaplar. Hepsi burada.

    Microsoft'un Profesyonel Geliştirici Konferansı'nda konuşan Mark Russinovich, Windows 7'nin temellerine inerek kernel çekirdeğinden bahsetti.
    Russinovich iki saat boyunca Windows 7 ve Windows Server 2008 R2'de yaptığı değişiklikleri anlatan ve Windows sürüm numarası gibi kafa karıştıran konuları aydınlığa kavuşturdu. Windows 7'nin sürüm numarasının 6.1 olarak gözükmesinin sebebi, Windows 7'nin uygulamalarla geriye dönük uyumluluğu, eğer 6'lı sürüm değil 7'li bir sürüm numarası olsaydı pek çok uygulama numarayı kontrol ederek çalışmayacaktı. Yani bazılarının ortaya attığı gibi Windows 7, Windows 6.1 değil, bu uygulama uyumluğunu kolay yoldan sağlayan bir hile.
    Sunulan ilginç bir Windows 7 sürümü ise MinWin oldu. 25MB sabit disk alanı kaplayan ve 40MB RAM kullanan bu Windows sürümünde bilgisayarın açılması ve ağa erişilmesi için gereken minimum özellikler var: kernel, dosya sistemi sürücüsü, cihaz sürücüleri, hizmetler ve TCP/IP Stack.

    MinWİn: sadece 25 MB!

    noimage

    MinWin sistem kurtarma için kullanışlı bir araç olsa da esas amacı Windows'un mimari katmanlarını sergilemek. Microsoft'un gömülü kullanım ve grafik arayüzü olmayan Server Core sürümü için kullanılıyor. Ancak bir problem var, işletim sistemi kendi içinde birbirine dayanan bağımlılıkla dolu ve Russinovich bu bağımlılıkları tam olarak anlamadıklarını itiraf ediyor.
    Mühendisler alt seviye API'lere özellikler ekledi, daha yüksek seviye API'lerin DLL'lerini kullanabileceğini düşündüler ama bu alt seviye API'leri çıkarttıklarında bozulduğunu gördüler. MinWin, Windows'u katmanlı, sürdürülebilir ve bağlantıları anlaşılabilir hale getirmekte ilk adım.
    MinWin'i yapmak için mevcut DLL'leri bu istenmeyen bağımlılıklardan kurtarmak isteyen Microsoft, Kernel32.dll için KernelBase.dll'yi oluşturdu. İşlevleri Kernel32'de arayan uygulamalar Kernelbase'e yönlendiriliyor ve Kernel32 MinWin dışında kalıyor.

    DLL dosyaları ve Windows hafıza izi

    noimage

    Bağlantılı bir problem farklı API'lerin performans için aynı DLL'leri kullanması. Her API için ayrı DLL yerin, programcı olanları API'lere bağlayarak çalışıyor. Bunun için de sanal DLL'ler oluşturuluyor ve bir şema dosyası her işlemin Windows'a bildirdiği verileri toplayarak Windows'un gerçek API'nin nerede olduğunu takip etme imkanı tutuyor.
    Russinovich, Windows 7'nin hafıza izinin yüzde 30 azaltıldığını ve bu sayede hızlandırıldığını belirtiyor. Desktop Windows Manager'ın yeniden düzenlenmesiyle her pencerenin hafızaya ikinci kez yazılmasının önüne geçilmiş. Ayrıca artık kayıt defteri hafıza adreslemeli bir dosya olarak erişilmiyor ve Windows XP'de yapılan değişiklik tersine çevriliyor.
    Yüksek hafıza gerektiren işlemler daha iyi denetleniyor. Ayrıca en sık yapılan 300 işlem; örneğin Başlat tuşuna tıklanması veya Kontrol Panel'in açılması optimize edilmiş ve masaüstünde kullanıcıların rahat etmesi sağlanmış.

    Bozuk programları çökmeden çalıştırabiliyor

    noimage

    Microsoft kullanıcı modu hatalarının yüzde 15'inin ve sistemi kapatan çökmelerin yüzde 30'unun "Heap corruption" yüzünden gerçekleştiğini tespit etmiş.
    Uygulamalar boşaltılan hafızaya veya kendilerine ayrılan hafızanın ötesine geçmeye çalışınca ortaya çıkan sorunlar Fault Tolerant Heap (Hata toleranslı yığın) özelliği ile çözülmüş.
    Uygulama birkaç kez çökerse, Windows otomatik olarak bu uygulamanın hafızada yaptığı işlemlere müdahale ediyor. Daha fazla hafıza ayırıyor, boşaltılan hafızanın da kopyasını alıyor ve yeniden okunabilmesini sağlıyor. Kullanıcı da, bu tür bir durumda otomatik ayar sonucunda yüzde 15 performans kaybına karşılık, hatalı ve bozuk yazılımları çökme olmadan çalıştırabiliyor. Bu özelliği tamamen kapatmak ya da açmak mümkün.

    ZIP'in yerini VHD aldı!

    noimage

    UAC yani User Account Control ile ilgili de konuşan Russinovich, UAC'nin bir anti-zararlı yazılım uygulaması olmadığını belirtiyor. Sistemi tam anlamıyla korumadığını ve sisteme zararlı yazılım bulaşırsa kullanıcıların tehlikede olduğunu belirtiyor. Özellikle Admin hesabında zararlı yazılımlar admin hakları kazanabiliyor.
    Bunu göstermek içim orijinal ve Microsoft imzalı bir çalıştırılabilir dosyanın zararlı bir uygulamayı kullanıcı UAC sorgusuyla karşılaşmadan çalıştırabildiğini de gösterdi. UAC işe yarayan bir uygulama ama tam koruma sağlamıyor, Russinovich'in vurguladığı bu ve tavsiyesi anti-virüs, anti-zararlı yazılım uygulamalarının kullanılması oluyor.
    Son olarak VHD yani Virtual Hard Drive format'tan bahsetti. Bu format, ZIP'in yerini alan standart paket türü oluyor. Bir önceki haberimizde Windows 7'nin işlemci kullanımındaki güçlü yönlerini okuyabilirsiniz.
#20.11.2009 09:54 0 0 0
  • Hangi bilgileri, kim, ne kadar detaylı görecek? İşte Facebook'un yenilediği gizlilik sözleşmesi...

    Facebook kullanıcılarının sözünü dinledi ve onların tavsiyeleri doğrultusunda gizlilik sözleşmesini yeniledi. Yenilenen sözleşme hem daha fazla gizlilik sunuyor, hem de herkesin anlayabileceği şekilde ifade edilmiş durumda.
    Kullanıcıların kendi bilgilerini ne oranda diğer kişilerle paylaşacağının yanı sıra, yeni sözleşmenin başka önemli noktaları da var. Facebook, kullanıcıların görüşlerini dinlediği kadar reklam verenlerinkini de dinlemiş gibi görünüyor, çünkü yeni sözleşme reklam verenler için de bazı yenilikler içeriyor. Her şeyden önce Facebook kullanıcılara, hiçbir bilgilerini reklam verenler ile paylaşmayacağını açıkça söylüyor ama reklam verenlere istedikleri demografik koşullara uygun kişilere reklam gösterme özelliğini de sunuyor.
    Artık uygulama geliştiricilerin, uygulamalarını kullanan kişilerin bilgilerine erişmelerini de kısıtlayan yeni uygulamanın tam halini şu adresten okuyabilirsiniz. Ne yazık ki şu an için gizlilik sözleşmesi sadece İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca ve Almanca olarak yayınlanmış durumda.
#20.11.2009 09:54 0 0 0
#20.11.2009 01:54 0 0 0
#20.11.2009 01:50 0 0 0
#20.11.2009 01:47 0 0 0
#20.11.2009 01:45 0 0 0
#20.11.2009 01:40 0 0 0
#20.11.2009 01:28 0 0 0
  • Genetik bilimi aşkın hizmetinde: Tükürük testiyle kişiler genetik açıdan uygunluğa göre eşleştiriliyor. Uzmanlar saçmalık diyor, yalnız insanlarsa umutlu!

    Hedefi sadece ruh eşini değil, genetik eşini de bulmak olanlara iyi haber: Artık basit bir tükürük testiyle biyolojik uygunluğa göre eşleşmek mümkün. Gen testi yapan şirketler, aralarında iyi bir biyolojik uyum olan çiftlerin daha iyi bir seks hayatı, daha az aldatma, uzun süren aşklar ve daha sağlıklı çocuklara sahip olacağını öne sürüyor ve evlenmek isteyenleri teste davet ediyor.

    DNA testleri yaparak çiftleri eşleştirme uygulamasını başlatan ilk internet sitelerinden olan Scientificmatch.com'un kurucusu Eric Holzle, "Kaç arkadaş bulma sitesi size çocuğunuzun daha 'iyi' olabileceğini vaat edebilir?" diye kışkırtıcı bir tanıtım lafıyla giriyor söze.

    Maliyeti sadece 147 TL

    Holzle, sitelerine üye olanların sayısını açıklamasa da, aynı uygulamayı yürüten GenePartner adlı İsviçreli firma, şu ana kadar 1000'i aşkın kişiye tükürük testini uyguladıklarını ve bu kişilerin arasından evlenenlerin de olduğunu söylüyor.

    Sense2love.com adlı internet sitesi de, gelecek aydan itibaren 'genetik eş' testlerini 99 dolara (147 TL) uygulayacağını duyuruyor.

    Tükürük testiyle en uygun eşi bulduklarını öne süren bu şirketler, farklı bağışıklık sistemi genlerine sahip olan insanların birbirlerini daha çekici bulduğu görüşünü esas alıyor. Ancak uzmanlar bu uygulamanın çok da önemsenmemesi gerektiği görüşünde.

    İnsanlar arasındaki çekimin sadece genlere bakılarak açıklanamayacak derecede karmaşık olduğunu söyleyen Cleveland'daki Genel Genetik Merkezi'nin yöneticisi Dr. Rocio Moran'a göre bu uygulama bir saçmalık. Moran, söz konusu şirketlerin amacının sadece para kazanmak olduğu kanısında.

    Tiryaki mi, çocuk ister mi?

    Psikoloji profesorü Patrick Markey de, yapılan araştırmaların insanların bağışıklık sistemlerine göre değil, kişisel özellik ve fiziksel görünümlerine dikkat ederek evlendiğini gösterdiğini söylüyor.
    'Why He? Why Her?' (Neden O?)kitabının yazarı antropolog Helen Fisher da kişilerin şişman olması, sigara içmesi, çocuk istemesi gibi başka başka birçok faktörün bile biyolojik uyumu çoğu zaman geri plana attığını belirtiyor.

    Ancak bu uzman görüşlerine rağmen 'genetik eş' vaat eden sitelere rağbet hayli fazla. 57 yaşındaki bilgisayar programcısı Chris Moyer, uygulamayı denemeyi düşünenlerden. Altı arkadaş bulma sitesine üye olan Moyer, "Şu ana kadar hiçbiri işe yaramadı, bunun işe yarayıp yaramayacağını çok merak ediyorum" diye konuşuyor.
#20.11.2009 01:12 0 0 0
  • GDO'lu ürünlerin olası etkilerinin 5-10 yıl gibi kısa bir sürede görülmesini beklemenin iyimserlik olacağı, bazı etkilerin nesiller sonra ortaya çıkabileceği açıklandı.

    Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Gök, doğanın zaten kendi yasaları içinde üstün özellikli genotiplerin hayatta kalma şansını artırdığını, bu nedenle bitkilerin genetiği ile oynamak yerine, genotiplerdeki zayıf özellikleri yok etmek veya iyileştirmek için ıslah çalışması yöntemlerini kullanmak ve geliştirmenin daha doğru olacağını savundu.

    GDO ile ilgili olarak bugüne değin insan sağlığına ilişkin birçok spekülasyon yapıldığına dikkati çeken Prof. Dr. Gök, 'Ancak GDO'lu bir ürünün ekilmesi durumunda değişen genin kendisini bulunduğu ortamda istemediği koşul ve zararlılara karşı nasıl savunacağına, o ortamın mikrobiyel ekolojisini tehdit edebilecek ne gibi salgılar üretebileceğine dair henüz elimizde bilimsel veriler bulunmamaktadır' dedi.

    Prof. Dr. Gök, GDO'lu ürünlerle ilgili en önemli konunun insan sağlığına etkileri olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
    'Bu konuda Çernobil olayını hatırlamakta yarar vardır. Çernobil olayını müteakip dönemin bakanı televizyonlarda, kamu önünde 'radyasyonlu çay zarar vermez' diyerek çay içmiştir. Bilim insanları o zamanlar söz konusu etkinin ortaya çıkmasının 15-20 yıl gibi bir zaman alabileceğini belirtmişlerdi. Nitekim günümüzde radyasyondan etkilenen Karadeniz Bölgesi'nde ilgili hastalığın ne denli yaygın olduğu görülmektedir.'

    Prof. Dr. Gök, GDO'lu ürünlerin olası etkisinin de 5-10 yıl gibi kısa sürede görülmesini beklemenin iyimserlik olacağını, bazı etkilerin nesiller sonra ortaya çıkabileceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
    'Alınan ürünün insan organlarına olası etkilerinin ortaya çıkması bile Çernobil olayında olduğu gibi 20-30 yılı alabilir. O bakımdan, yönetmelikle izin verilen binde dokuzluk bir karışım değerini 'eseri' (çok az miktar) kabul etmek çok yanıltıcı olabilir. Bir maddenin karışımda eseri sayılıp sayılmayacağı, o maddenin olası zarar derecesi ile ölçülür. Dolayısıyla binde 9'luk bir oranı Fransa binde 1'e çekmeye çalışıyor. Biz ise binde 9'u olağan karşılıyor ve altındaki seviyenin zarar vermeyeceği gibi bir duyguya kapılıyoruz. Bu çok yanıltıcı olabilir.'

    Türkiye gibi bir tarım ülkesinin GDO'lu ürün ekimi, işlenmesi veya pazarlanmasında herhangi bir şekilde yer almaya ihtiyacı olmadığını savunan Prof. Dr. Gök, 'Bunun yerine yerli gen kaynaklarımızın korunmasına, geliştirilmesine, ıslah çalışmalarına, yerli tohumculuk sektörünün oluşturulmasına çalışılmalıdır. Bu bakımdan GDO'lu ürünlerle ilgili çıkan yönetmelik bunların Türkiye'ye girişini düzenlemeye değil, engellemeye yönelik olmalıydı' diye konuştu.
#20.11.2009 01:11 0 0 0
  • Cep telefonundan hızlı ve zengin içerikli veri akışıyla birlikte görüntülü konuşmaya imkân sağlayan Üçüncü Nesil Mobil İletişim Sistemleri (3G), sevdiklerinin özlemini duyan askerlerin hasretini sona erdiriyor.

    Vatani görevlerini sürdürdükleri birliklerine cep telefonuyla giremeyen askerler, yakınlarıyla görüşmek için çift kamera sistemine sahip 3G'ye uyumlu telefonu kiralıyor. Böylece, yakınlarıyla görüntülü konuşma imkanına kavuşan erler; memleket, ana ve yar özlemini de bitiriyor.

    Cep telefonu satıcısı Emrah Doğru, hafta sonlarında çarşı iznine çıkan askerlere, yoğun olarak 3G uyumlu cep telefonu kiraladıklarını söyledi. Yenil nesil mobil iletişimin askerler tarafından çok beğenildiğini ifade eden Doğru, şunları ifade etti:

    "3 yıldan bu yana cep telefonu satış faaliyetlerini sürdürüyoruz. Ticari faaliyetimizi başlattığımız günden bu yana hafta sonlarında askerlere cep telefonu kiralıyoruz. Çarşı izinlerinde yakınlarıyla ve sevdikleriyle görüşmek isteyen askerler bizden cep telefonu kiralayıp, yanlarında bulunan sim kartlarını kullanarak ihtiyaçlarını karşılıyorlar. GSM operatörleri 3G hizmetini Temmuz ayında başlatmıştı. Temmuz ayından bu yana askerlerin talepleri sesli konuşma olanağı sağlayan telefonlardan görüntülü konuşma imkanı veren telefonlara kaydı. Temmuz ayı sonundan bu yana çarşı iznine çıkan askerler, görüntülü konuşma özelliği olan cep telefonlarını kiralıyor. Çünkü ailesi, sevgilisi ya da eşinin evinde interneti olmayan, görüntülü sohbet etme olanağı bulunmayan askerler, karşı tarafın da görüntülü konuşma özelliği olan cep telefonu bulunduğu takdirde bizden 3G'li telefonu kiralıyor. Hafta sonlarında günlük ortalama 20-25 adet 3G uyumlu cep telefonu kiralıyoruz. Kiraladığımız cep telefonu karşılığında askerlerin askeri kimliklerini emanet alıyoruz."

    Normal telefonları günlük 4 TL'ye kiraladıklarını, 3G'li telefonları ise 10 TL'den kiraya verdiklerini ifade eden Doğru, yoğun talepleri karşılamak için kimi zaman kendi cep telefonlarını bile kiraya vermek durumunda kaldıklarını sözlerine ekledi.
#20.11.2009 01:09 0 0 0
  • Korsanlar tedbirsiz davranırsa!

    Korsanların tedbirsizliği bakın başlarına nasıl bir iş açtı: Garip korsan hikayesi burada...

    Geçtiğimiz günlerde tracker'ını kapatan PirateBay'le ilgili çok ilginç bir olay meydana geldi. İsveç kökenli dünyaca ünlü torrent sitesinin logosunun kullanım hakkı, yasal hacker'ların eline geçti.

    İsveçli bir giyim firması torrent sitesinin meşhur logosunun patentinin alınmadığını fark edince gidip kendi kullanımı için kaydettirdi. Bu durumda artık logo t-shirt ve benzeri giyim eşyalarında kullanılacak ama bundan gerçek korsanlar beş kuruş para kazanamayacaklar!

    Giyim firması yetkilileri, logonun patentinin alınmamış olduğunu fark ettiklerinde kendilerinin de çok şaşırdıklarını söylediler. Dünyaca tanınan böyle bir logonun patentini almanın kendileri için iyi bir ticari hamle olduğunu söyleyen yetkililer, logonun kullanım alanları konusunda ise henüz detaylı bir açıklama yapmadılar.

    İsveçli hukukçular ise logonun haklarının korunmuyor olmasından dolayı, logonun giyim firmasından geri alınmasının pek de kolay olmadığını söylüyorlar. The Pirate Bay yöneticileri ise her şeye rağmen mahkemeye başvurarak bu durumu düzeltmek için çaba sarfedeceğini söylediler.
#20.11.2009 01:08 0 0 0
  • 'Özel'in boyunu aştı, çipli pasaport Darphane'ye kaldı.

    İçişleri Bakanı Beşir Atalay, yeni bir formül geliştirdiklerini belirterek, çipli kimlik ve pasaportların Darphane tarafından basılacağını ifade etti.

    Moskova'nın Vnukova havalimanında gazetecilerin sorularını yanıtlayan İçişleri Bakanı Beşir Atalay, "Pasaportlarla ilgili yeni bir formül geliştirdik. Merkez Bankası ile irtibatlı çalışan darphane ile bu sorunu çözeceğiz. Şu an arkadaşlar çalışmalara başladı. Basımlar orada olacak" dedi. Daha önce pasaportların basımı ile ilgili görüşülen firmanın başarılı olamadığını kaydeden Bakan, "Darphane ile, devlet kurumu ile yürüyeceğiz. 2010 yılının ortasına kadar hem pasaport hem de yeni kimlikler hazır olacak" dedi. Pasaport yerine de geçecek kartın çip yazılımı ve testlerini TÜBİTAK'a bağlı Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü sürdürüyor.

    İHALE EYLÜLDE İPTAL OLDU

    Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), AB normlarında yeni pasaportlar için 2007'de uluslararası ihale açmış, pazarlıkta 10 milyon 500 bin lira teklif veren Türk-Malezya ortaklığındaki Kunt Elektronik-IRIS Technologies firması ihaleyi kazanmıştı. Donanım üç ay gecikmeli olarak teslim edildi. Emniyet'in oluşturduğu komisyon cihazları test etti. Cihazların dijital fotoğrafları pasaport üzerinde standart bir şekilde yerleştiremediği optik cihazların çipli pasaportları hükümlere göre okuyamadığı belirtildi. EGM, ihaleyi 11 Eylül 2009'da iptal etti.

    AB STANDARDINDA OLACAK

    Çipli pasaportlar AB standartlarında olacak. Pasaport sahibinin bilgileri çipe yerleştirilecek. Yeni pasaportlar, barkod sistemine uygun hale getirilecek. Görevliler pasaport bilgilerini bilgisayara işlemek yerine, optik cihazlardan geçirecek.


    noimage
#20.11.2009 01:07 0 0 0
  • Nokia resmi olarak Symbian'ın fişini çekiyor!

    Nokia hep savundu, hep arkasında durdu. Ama en sonunda onun da tarih olacağı kesinleşti...

    Symbian konusu Nokia için uzun zamandır önemli bir problemdi. Ve Finlandiyalı cep telefonu devi sonunda bu problemi çözeceğini açıkladı. Nokia'nın resmi açıklamasına göre Symbian, 2012'de emekliye ayrılıyor.

    Aslında Nokia'nın bu hamleyi yapması bekleniyordu ama ne zaman ve ne şekilde yapacağı kesin değildi. Bu konudaki ilk büyük ipucu Eylül ayındaki NokiaWorld'de duyurulmuş ve firmanın üreteceği üst düzey cihazlarda artık Maemo'nun kullanılacağı, Symbian'ın kullanımının ise orta seviye cep telefonları ile sınırlı olacağı duyurulmuştu.

    Bu kararı doğru bulan uzmanlar olmasına rağmen, bazıları ise Nokia'nın geçtiğimiz 11 yıl boyunca milyarlarca dolar para harcadığı Symbian'ın 2012 yılı göremeyecek olmasının firma adına hatalı bir adım olduğunu düşünüyor.
#20.11.2009 01:07 0 0 0
  • ABD'li savunma sanayi şirketi Lockheed Martin'in ürettiği 'hayalet uçak' F-35B Şimşek II'in, kısa kalkış ve dikey iniş testleri için hazırlıkları tamamlandı.

    Radarda görünmezlik, sesten hızlı uçabilme, kısa kalkış ve dikey iniş (STOVL) özelliklerini bir arada taşıyan ilk taarruz uçağı olan F-35B Şimşek, test uçuşları için önceki gün ABD Deniz Kuvvetleri'ne ait Patuxent River Üssü'ne iniş yaptı.

    Hayalet uçak olarak tanımlanan F-35B kısa kalkış ve dikey iniş gibi özelliklerini ilk kez uçarak test etmeye hazırlanıyor. Lockheed Martin'in şef test pilotu Jon Beesley tarafından ilk kez Teksas'tan havalanarak ilk uçuşunu tamamlayan F-35B'nin özellik testlerini yine Beesley gerçekleştirecek.

    Lockheed Martin İdari Başkan Yardımcısı ve F-35 Programı Genel Müdürü Dan Crowley, taarruz uçağına ve üstün özelliklerine güvendiklerini belirterek, 'F-35B'nin müşterilerimizin ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayacağını düşünüyoruz' dedi. Crowley, F-35B'de Lockheed Martin tarafından geliştirilen devrim niteliğindeki STOVL sisteminde yeralan kısa kalkış ve dikey iniş gibi özelliklerinin sürekli test edilerek, sistemin başarısının test edilmeye devam edileceğini bildirdi.

    İNGİLTERE VE İTALYA'DA KULLANACAK

    Uçak, test uçuşunda Patuxent River Üssü'nün F-35 Otonom Lojistik Bilgi Sistemi (ALIS) tarafından desteklenirken, Forth Worth'te bulunan F-35 Destek Operasyonlar Merkezi tarafından da izlenecek. F-35B'lerin ABD Deniz Kuvvetleri'nde şu an kullanılan AV-8B STOVL, F/A-18 ve EA-6B taarruz uçaklarının yerlerini alması bekleniyor. Uçakların ayrıca İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri ve Kraliyet Donanması, İtalyan Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri tarafından da kullanılması bekleniyor.

    Radarda görünmezlik özelliğine sahip, süpersonik, çok fonksiyonlu 5. nesil taarruz uçağı olma özelliğini taşıyan F-35 Şimşek II modeli, özellikle daha düşük operasyonel ve destek giderleri ile de dikkat çekiyor. ABD'li savunma devi F-35 taarruz uçağını Northrop Grumman ve BAE Systems ile birlikte üretiyor.
#20.11.2009 01:06 0 0 0
  • İnternetten 'kes-yapıştır' okuma alışkanlığını öldürüyor

    İnternetten 'kes-yapıştır' kolaycılığı okuma alışkanlığını öldürüyor.

    Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Musa Taşdelen, birçok öğrencinin ödevini internette kes-yapıştır yoluyla hazırladığını belirterek, "Bu şekilde kolaycılığa kaçılması okuma alışkanlığını öldürüyor." dedi.

    Yaşamın her alanına giren internet doğru kullanıldığında çok büyük kolaylıklar sağlıyor. Uzmanlar bilinçli bilgisayar ve internet kullanımının çocuklu yaşlarda öğretilmesi gerektiğini belirtiyor. İnternetin yaşamın bir parçası haline geldiğini söyleyen Prof. Dr. Taşdelen, çocukların internet kullanımını engelleyerek sanal ağa dayalı ilişkilerden uzaklaştırmanın mümkün olmadığını ifade etti. İnternetin içerisinde barındırdığı tehlikelere ve tehditlere karşı çocukların eğitilmesi gerektiğine vurgu yapan Taşdelen, şunları söyledi: "İlkokuldan başlayarak yeni kuşakları bu anlamda sosyalleştirmemiz lazım. Bugün internet dışında da olumsuz yaşanan şeyler var. Bu olumsuzluklar internet geldi diye var değil. Bu olumsuzluklar toplumda yaşanıyordu. Şimdi internet buna vasıta oluyor. Gayri meşru ilişkiler internet üzerinden yürütülüyor. Bunlar yeni ortaya çıkmadı. İnternet yaşamımızın bir parçası haline gelince bunlar da internet üzerinden yürütülmeye başlandı. Buna karşı tedbir geliştirmemiz gerekiyor. İnternetin tehlikeleri ve tehditlerine karşı insanları bilinçlendirmemiz lazım. Eğitimin çocuk yaşlardan itibaren verilmesi gerekiyor."

    Okullardaki bileşim derslerinde bilgisayar kullanımı yanında internetin zararları ve tehditlerinin de anlatılması gerektiğini kaydeden Taşdelen, "Bilgisayarları okullarımıza dolduruyoruz. Bilgisayar ve internetin yoğun kullanımını teşvik ediyoruz. Ama zararları ve tehditleri konusunda bilgilendirmiyoruz. İnternetin riskleri ve tehditlerini de eğitim sistemi içinde vermemiz gerekiyor. Zararlarının neler olabileceği noktasında bilgi sahibi olan çocuk, bunu bir davranış biçimi haline getirerek risklerden uzak duracaktır. Bu yüzden eğitim müfredatına internetin zararlarını anlatacak şekilde dersler konulmalı. Yeni ortaya çıkan zararlara karşı müfredat birkaç yılda bir yenilenebilir. Çünkü internet kullanımı olduğu yerde durmuyor. Giderek yaygınlaşıyor. Zararlarının önüne eğitimle geçilebilir. Bunun zararı var diye hayatımızdan kovamayız. Biz burada tedbir alacağız." diye konuştu.

    İnternetin öğrencilere büyük bir araştırma imkanı sunduğuna dikkati çeken Taşdelen, internetin eğitim sisteminde olumlu kullanılmasının çok önemli olduğunu dile getirdi. İnternetin kolaycılığı ve tembelliği de beraberinde getirdiğini anlatan Taşdelen, şöyle konuştu: "İnternetin zararları sadece birtakım suç ve benzeri şeylere ya da patalojik davranışlara yönelmek değil. Öğrenciler ödevlerinin büyük bir bölümünü interneti kullanarak hazırlıyor. Birçok kaynağa internet yoluyla ulaşmak mümkün. Önceden ulaşması çok zor olan bilgiye şimdi çok kolay ulaşılabiliyor. Ancak birçok öğrenci ödevini internette kes-yapıştır yoluyla hazırlıyor. Ödevi okumadan kesiyor, yapıştırıyor ve götürüyor. Bazen öğrencime ödev veriyorum. İnternetten kesmiş, yapıştırmış içinde ne yazdığını bilmiyor. Bu olumlu kullanım değil. Bu işin kolaycılığa kaçılması. Okuma alışkanlığını da öldürüyor ve bağımlı hale getiriyor. Bunun için okuma alışkanlığının geliştirilmesi gerekiyor. Öğrenci araştırarak, emek sarfederek bir şeyleri öğrenmesi gerekiyor. Çocuklarda ilkokul çağından itibaren çalışma disiplinini alışkanlık haline getiremediğiniz zaman internet orada olumsuz kullanılır."
#20.11.2009 01:05 0 0 0
#20.11.2009 00:08 0 0 0