Dünyanın Durduğu Gün - The Day the Earth Stood Still - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Dram / Bilim Kurgu / Gerilim
Yönetmen : Robert Wise
Senaryo : Edmund H. North , Harry Bates (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Leo Tover
Müzik : Bernard Herrmann
Yapım : 1951, ABD , 92 dk.
Oyuncular
Michael Rennie (Klaatu) , Patricia Neal (Helen Benson) , Hugh Marlowe (Tom Stevens) , Sam Jaffe (Prof. Jacob Barnhardt) , Billy Gray (Bobby Benson) , Frances Bavier (Bayan Barley) , Lock Martin (Gort)
Konusu
Washington'da aniden ortaya çıkan bir uçan dairede uzaylı Klaatu ve robotu Gort vardır. Klaatu gemisinden çıktığında yaşanan panikte bir asker tarafından yaralanır. Oysaki uzaylı adam, 2. Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında geldiği bu dünyaya bir mesaj ve istekle gelmiştir. Bunu sunmak için dünya liderleriyle toplanmak ister ama bir hastanede tecrit edilen Klaatunun isteği reddedilir.
Uzaylı adam kaçar ve dünyalıları daha yakından incelemek için kimliğini gizleyerek bir eve sığınır. Burada bir dul bir anne ile oğlu yaşamaktadırlar. Aralarında gelişen güven ortamı Klaatu'nun kimliğini açıklamasıyla sonuçlanır. Bir süre sonra uzaylı harekete geçer ve dünyayı adeta durdurur(!). Gezegendeki tüm elektrik aniden kesilir. Klaatu sözünü dinletmek için artık farklı bir yaklaşım kullanmaktadır ve vereceği bir mesajı vardır!
Çirkin suratlı uzaylılarla dolu ve paranoyadan beslenen filmlerin yapıldığı bir zamanda, döneminin çok ötesinde bir film. Zekice bir senaryoya ve hala geçerli, evrensel bir söylemin taşıyıcısı. Yönetmen Robert Wise'ın, Orson Welles'in gözdelerinden biri ve Yurttaş Kane'in de montajcısı olması tesadüf olmasa gerek.
Scrooge - A Christmas Carol - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Dram / Fantastik
Yönetmen : Brian Desmond Hurst
Senaryo : Noel Langley , Charles Dickens (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : C.M. Pennington-Richards
Müzik : Richard Addinsell
Yapım : 1951, İngiltere , 86 dk.
Oyuncular
Alastair Sim (Ebenezer Scrooge) , Kathleen Harrison (Bayan Dilber) , Mervyn Johns (Bob Cratchit) , Hermione Baddeley (Bayan Cratchit) , Michael Hordern (Jacob Marley / Marley'nin Hayaleti) , Francis De Wolff (Spirit of Christmas Present)
Konusu
Ebenezer Scrooge cimri, inatçı, huysuz, kısaca çekilmez bir adamdır. Çok parası olmasına rağmen kimselerle paylaşmaz, hiçbir şeyden mutlu olmaz.
Bir Noel gecesi üç hayalet onu ziyaret eder. Her biri Scrooge'un geçmişini, bugününü ve geleceğini temsil etmektedirler. Scrooge, onlar sayesinde eskiden nasıl bir insan olduğunu, bugün nasıl biri olduğunu ve değişmezse gelecekte nasıl birisi haline geleceğini göstermeye başlarlar.
Scrooge, Charles Dickens'ın klasik hikayesi "A Christmas Carol"dan uyarlanan filmlerin en başarılılarından biri.
Trendeki Yabancı - Strangers on a Train - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Gerilim / Suç
Yönetmen : Alfred Hitchcock
Senaryo : Raymond Chandler , Czenzi Ormonde
Görüntü Yönetmeni : Robert Burks
Müzik : Dimitri Tiomkin
Yapım : 1951, ABD , 101 dk.
Oyuncular
Farley Granger (Guy Haines) , Ruth Roman (Anne Morton) , Robert Walker (Bruno Anthony) , Leo G. Carroll (Sen. Morton) , Patricia Hitchcock (Barbara Morton)
Konusu
Uzun süredir ayrı yaşadığı karısından boşanıp sevgilisi Anne Morton ile evlenmek isteyen başarılı tenisçi Guy Haines, karısının ondan para koparmak için boşanmak istememesi üzerine sıkıntılı günler geçirmektedir. Tren yolculuğu sırasında psikolojik sorunları olan Bruno ile karşılaşır. Bruno da babasından nefret etmektedir ve ondan kurtulma planları yapmaktadır.
Guy'ın Bruno'ya derdini açması üzerine, Bruno'nun aklına bir fikir gelir ve Guy'a çapraz cinayet önerisinde bulunur. Plana göre, Guy Bruno'nun babasını öldürecektir, Bruno da Guy'ın karısını. Bu öneriyi başta ciddiye almayan Guy, aslında Bruno'nun çok ciddi olduğunu kendi payına düşen cinayeti işlediğini öğrenerek fark edecek ve onu çok zor günler bekleyecektir.
Hitchcock'un bu yüksek gerilimli ve aksiyon dolu sahnelere sahip filmi, Patricia Highsmith'in romanından uyarlandı.
İhtiras Tramvayı - A Streetcar Named Desire - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Dram
Yönetmen : Elia Kazan
Senaryo : Oscar Saul , Tennessee Williams , Tennessee Williams (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Harry Stradling
Müzik : Alex North
Yapım : 1951, ABD , 122 dk.
Oyuncular
Vivien Leigh (Blanche DuBois) , Marlon Brando (Stanley Kowalski) , Kim Hunter (Stella Kowalski) , Karl Malden (Harold 'Mitch' Mitchell) , Rudy Bond (Steve) , Nick Dennis (Pablo Gonzales) , Peg Hillias (Eunice)
Missisipi'de okul yaşındaki bir delikanlıyı baştan çıkarttığı için başı derde girmiş olan yaşça geçkin ama çekici Blanche DuBois, New Orleans'ın Fransız mahallesinde yaşamakta olan hamile kızkardeşi Stella'nın yanına gelir. Tek arzusu kendine yeni bir yaşam kurmak ve herşeyi geride bırakmaktır. Oysa Stella'nın kaba saba bir delikanlı olan kocası Stanley Kowalski, Blanche'ın güneyli nezaketinden hiç hoşlanmamaktadır. Sürekli taciz edilen Blanche'ın Stanley'le yüzleşmesi epey şiddetli olacaktır.
Tennessee Williams'ın kendi oyunundan Oscar Saul'la birlikte uyarladığı film, Broadway şovunun da yönetmeni olan Elia Kazan'ın imzasını taşıyor. Şovun kadrosunun önemli bir bölümünün kamera karşısına geçtiği film, 1951 yılı Oscar'larına da damgasını vuran bir klasik. Stanley Kowalski karakterinin, Marlon Brando'nun en unutulmaz rollerinden birine vesile olduğunu da ekleyelim...
İnsanlık Suçu - A Place in the Sun - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Dram / Romantik
Yönetmen : George Stevens
Senaryo : Michael Wilson , Harry Brown , Theodore Dreiser (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : William C. Mellor
Müzik : Franz Waxman
Yapım : 1951, ABD , 122 dk.
Oyuncular
Montgomery Clift (George Eastman) , Elizabeth Taylor (Angela Vickers) , Shelley Winters (Alice Tripp) , Anne Revere (Hannah Eastman) , Keefe Brasselle (Earl Eastman) , Fred Clark (Avukat Bellows) , Raymond Burr (Savcı Marlowe) , Herbert Heyes (Charles Eastman)
Elizabeth Rosemond Taylor - Elizabeth Taylor Biyografisi - Elizabeth Rosemond Taylor
Anglo-Amerikan sinema oyuncusu. Tescilli güzelliği ve dramatik oyunculuk yeteneğiyle Hollywood film sektörünün altın yıllarında bir ekol haline gelmiştir. Rol aldığı sayısız film, Amerikan sinema tarihinde birer klasik haline gelmiş, yaptığı çok sayıda evlilik ve çalkantılı hayatı nedeniyle, aynı zamanda magazin basının da baş aktrislerinden biri olarak uluslararası bir şöhrete ulaşmıştır.
Elizabeth Rosemond Taylor, 27 Şubat 1932'de, aslen Amerikalı olan ve sanat galericiliği yapan Francis Lenn Taylor ile Sara Viola Warmbrodt'un ikinci çocuğu olarak, Londra'nın Hampstead semtinde dünyaya geldi. Sara Sothern sahnesinde oyunculuk yapan annesi Viola, 1926'da evlendikten sonra mesleğini terk ederek, eşine yardımcı olmaya başladı. Baba Francis Taylor'un, Londra'da bir sanat galerisi satın alması üzerine, ailece Hampstead'e yerleştiler. Büyükannesi Elizabeth Mary Rosemond'un adının verildiği ünlü aktris, ailesinin kökeni nedeniyle Amerikan, aynı zamanda, İngiltere doğumlu olması nedeniyle de İngiliz vatandaşlığına sahipti.
Sinema camiasının ona ithaf ettiği ismiyle Liz Taylor, hayatının ilk yedi yılını, ailesiyle birlikte Londra'da geçirdi. Taylor ailesi, II.Dünya Savaşı'nın ilk gerilimleri hissedilmeye ve İngiltere'de büyük bir huzursuzluk rüzgarı esmeye başladıktan sonra, savaştan uzaklaşmak maksadıyla, baba Francis'i sanat galerisiyle ilgili son işlerini tamamlaması için geride bırakarak, Amerika'ya geri döndü. Burada Kaliforniya eyaletinin Los Angeles şehrinde yaşamlarına devam etmeye başladılar. Francis Taylor da, Londra'daki işlerini sonuçlandırıp, vakit kaybetmeksizin ailesinin yanına geldi.
Küçük Liz'in keşfedilerek, ekranlarla tanışması ise, bir aile dostları sayesinde gerçekleşti. Liz'in güzelliğinin ve yeteneğinin değerlendirilmesi gerektiği konusuna ailenin dikkatini çeken dostları, küçük Taylor'ın ekran testine katılması için öneride bulundu. Bu öneriyi ciddiye alan aile, henüz 9 yaşında olan kızlarını, test için Universal Stüdyoları'na götürdü. Sözkonusu olay, Liz'in gelecekteki hayatını kökten değiştirdi; çünkü küçük kız testi geçerek Universal'le bir sözleşme imzaladı. Liz'i beyaz perdeyle buluşturan ilk sinema filmi, 1942'de çekilen, "There's One Born Every Minute" oldu. Bu ilk ekran deneyiminde Taylor, sadece on yaşındaydı. Ancak Universal tarafından sözleşmesi feshedilince, Elizabeth Metro-Goldwyn-Mayer (M-G-M) film şirketine geçerek tek projelik bir anlaşma yaptı. Yeni şirketindeki ilk filmi, o dönem oldukça büyük beğeni toplayan "Lassie Come Home" (1943) oldu. Yakaladıkları başarının ardından M-G-M, sözleşmelerini bir yıllığına uzattı. Bu süreçte küçük oyuncu, "The White Cliffs of Dover" ve "Jane Eyre" gibi filmlerde önemsiz rollerde yer aldı.
1944'te ise, Elizabeth'in yıldızını parlatan proje geldi. 20th Century Fox tarafından finanse edilen, Clarence Brown'un filmi "National Velvet" filmiyle küçük Lisa, M-G-M'in "küçük yıldız oyuncusu" oldu. Mickey Rooney'yle birlikte rol aldığı bu çalışmada, Velvet Brown karakterini başarıyla canlandırdı. Filmin, 4 milyon dolarlık hasılat elde ederek rekor kırması üzerine M-G-M, küçük yıldızıyla uzun süreli yeni bir sözleşme imzaladı. Aslında Velvet Brown rolü için ilk olarak Gene Tierney düşünülmüştü; ama projenin bir süreliğine askıya alınması, Tierney'yi Fox'la sözleşme yapmaya itmişti. Bu gelişme de Liz'in kaderini değiştiren ilginç örneklerden biriydi.
Filmin başarısına rağmen, iki yıl ekranlarda görünmeyen Lisa, 40'lı yıllar boyunca, ardarda başarılı projelerde rol aldı ve oyunculuk anlamında kendini geliştirme fırsatı buldu. 1947'de "Courage of Lassie"yle beyaz perdeye geri döndü. Bu filmi takiben, "Life With Father" da, o dönemin ünlü aktör ve aktrislerinden William Powell, Irene Dunne ve ZaSu Pitts ile birlikte rol alarak, mesleğinde gelişim dönemine girdi. Yine aynı yıl, "Little Women" adlı ünlü uyarlama filmde Amy rolüyle takdir topladı.
Taylor'ın, bir genç kız olarak ilk romantik rolü, 1949'da Robert Taylor'la birlikte oynadığı "Conspirator" ile geldi. Sanatçının oyunculuk kariyeri hızla yükselirken, özel hayatı da yavaş yavaş şekillenmeye başlıyordu. 1950'de, lise diplomasını eline aldığında, henüz 18 yaşındaydı ve milyoner Howard Hughes'la aşk yaşıyordu. Aynı yıl Howard'dan ayrılan Elizabeth, Hilton otellerinin varisi Conrad Nicky Hilton'la evlendi. Bu evlilik dünya çapında ses getirdi ve sansasyona neden oldu. Yılın sonlarına doğru, Vincente Minnelli'nin "Father of the Bride" adlı filminde, Spencer Tracy karakteriyle unutulmaz rollerinden birini sergiledi. Devam filmi olan "Father's Little Dividend", ertesi yıl gösterime girdi. Yine 1951'de, George Stevens tarafından çekilen "A Place in the Sun" adlı dramadaki kusursuz performansıyla, oldukça başarılı bir aktris olma yolunda ilerlediğini ispatladı. Dünyanın en güzel kadınlarından biri olarak anılan Elizabeth Taylor, artık haftada 5,000 dolardan fazla kazanan popüler bir oyuncu haline gelmişti. Tüm bunlara rağmen, "box office" gibi önemli sinema otoriteleri, sanatçının 50'li yıllardaki performansını silik ve zayıf bulmaktaydı.
Taylor'ın Nicky Hilton'la evliliği uzun soluklu olmadı ve ancak 9 ay sürerek 1951'in başında sona erdi. Boşanmasının üzerinden bir yıl geçtikten sonra ünlü aktris, 1952'de bu defa aktör Michael Wilding'le dünyaevine girdi. Taylor, Wilding'ten, Michael Howard ve Christopher Edward adında iki erkek çocuk dünyaya getirdi.
1954 yılı, Taylor için oldukça yoğun geçti. Bu dönem boyunca birçok filmde boy gösterdi: Rhapsody, Beau Brummel, The Last Time I Saw Paris ve Elephant Walk.
1956 yılına gelindiğinde, 22 yaşına basmış ve fiziksel görüntüsü oturmuş olan Elizabeth, başrolünü unutulmaz aktör James Dean'le birlikte paylaştığı, "Giant" filmiyle büyük başarı yakaladı. Yine George Stevens imzası taşıyan film, Edna Ferber'in aynı adlı romanından uyarlanmıştı. Ancak, büyük bir talihsizlik sonucu, film gösterime girmeden önce bir trafik kazasında hayatını kaybeden James Dean, son beyaz perde eserini göremedi. Ertesi yıl, Taylor, Oscar Ödül Töreni'nde kendisine En İyi Kadın Oyuncu adaylığını getirecek olan "Raintree Country" adlı filmde, Susanna Drake karakterini canlandırdı. Filmin eksik yönlerine rağmen, Elizabeth'in başarılı performansı adaylığa layık görüldü. Ancak ödül, "The Three Faces Of Eve"deki performansıyla Joanne Woodward'e gitti.
1957'nin başında, Taylor - Wilding evliliğinin sona ermesinin ardından, yıldız oyuncunun Michael Todd'la birlikte olduğu haberleri yayıldı. Bunları doğrularcasına, Taylor'un evliliğinin hemen arkasından hayatlarını birleştiren çiftin mutluluğu yine kısa sürdü. Çünkü ertesi yıl Todd, trajik bir uçak kazasında hayatını kaybederek, Liz'i, dünyanın en güzel dulu ünvanıyla ve kızları Elizabeth Frances'le başbaşa bıraktı.
Sanatsal başarılarının yanı sıra, özel hayatıyla da gündem malzemesi haline gelen aktrisin ünü daha çok artmaya başladı. Öyle ki, şarkıcı Eddie Fisher ve oyuncu eşi Debbie Reynolds'ın aralarının bozulmasına Taylor'ın neden olduğu ve ünlü şarkıcıyı Reynolds'un elinden aldığı yönünde patlak veren skandallar, her biri kendi dalında zaten başarılı olan bu üçlünün ününe ün kattı.
Sanatçının güzelliğinin yanı sıra, fiziksel özelliklerinin de ön plana çıkarılmaya başlandığı film olan "Cat on a Hot Tin Roof", 1958'de çevrildi. Maggie Pollit karakterini canlandıran Liz Taylor, filmdeki performansıyla bir kez daha En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ına aday gösterildi. Ancak bu defa da ödülü, Susan Hayward'a kaptırdı. Ertesi yıl Tennessee Williams'ın romanından uyarlanan "Suddenly Last Summer" filmindeki güçlü ve cesur oyunculuğuyla, sinema sektöründe bir çeşit hot meta haline geldi. Yine bu başarısıyla da akademi ödüllerinde aday gösterilmesine rağmen, ödülün sahibi Simone Signoret oldu. 1959'da, Taylor, bir kez daha "evet" diyerek, Eddie Fisher'la hayatını birleştirdi.
1960'da, M-G-M'le sözleşmesinin bitmesine az bir süre kalmasına rağmen, "Butterfield 8" filminde, eşi Eddie Fisher'la başrol oynamak için şirketle anlaştı. Nihayet Butterfield 8 ile, Lisa'nın Oscar hayali gerçekleşti. Film, her ne kadar eleştirmenlerden tam not almasa da, Taylor'ın performansı etkili bulundu ve ünlü aktris, En İyi Kadın Oyuncu ödülünü almaya hak kazandı. Sonradan trafik kazasında hayatını kaybedecek olan evli bir adamla flört eden bir tele-kızı canlandırdığı bu filmle, yeteneğini taçlandıran Liz Taylor, sözleşme süresinin sona ermesiyle, M-G-M'den ayrıldı.
1963'te, o zamana göre astronomik sayılabilecek bir ücretle (bir milyon dolar civarında); "Cleopatra" filminde, daha sonradan beşinci evliliğini gerçekleştireceği Richard Burton'la birlikte başrol oynamayı kabul etti. Bu başarılı yapıtın ardından, Burton'la Taylor, yaşadıkları fırtınalı ve tartışmalı aşk skandalıyla gündeme geldi. Çiftin yine 1963'te birlikte çevirdiği "The V.I.P.'s" filmiyle gün yüzüne çıkan ilişki, magazin medyasının o güne dek ele aldığı en tartışmalı skandallardan biriydi. Bu ilişkinin skandal olarak değerlendirilmesinin nedeni, olay ortaya çıktığında, her ikisinin de başka kişilerle evli olmasıydı. O zamanın tabloid gazeteleri Taylor'ı, ahlaksız kadın sıfatı yerine kullanılan, "Scarlet Woman" şeklinde lanse etti ve bir Vatikan gazetesi, aktris hakkında "erotik serseri" gibi aşağılayıcı bir ifade kullandı. Tüm bu tartışmalara rağmen Taylor, 1964'te Fisher'dan boşanarak, Burton'la hayatını birleştirdi. Elizabeth'le Fisher, bir kız çocuğu evlat edinmek için gereken işlemleri başlatmışlardı. Ancak bu olayların üzerine, Burton seçtikleri kız çocuğunu Maria Burton adıyla nüfusuna geçirdi.
1966 yılına kadar birçok filmde daha boy gösteren ünlü aktrisin sergilediği performanslar, yeteneğine oranla zayıf kaldı. Ancak, 1966'daki "Who's Afraid of Virginia Wolf" filmindeki Martha rolüyle eski formuna kavuştu. Eşi Burton ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllü Sandy Dennis'le birlikte yer aldığı bu çalışmayla, ikinci Oscar ödülünü almaya hak kazandı.
Popüler oyuncunun sonraki filmleri, ne yazık ki beklenen başarıları yakalayamadı. 1967'de Marlon Brando'yla başrolünü paylaştığı "Reflections in a Golden Eye"ın ardından, eşi Burton'la birlikte "The Comedians"ı çevirdi. Sonrasında Franco Zeffirelli'nin "The Taming of the Shrew" filminde oynadı. Ancak bu yapıtların hiçbiri eleştirmenler tarafından olumlu not alamadı. 1968'deki "Doctor Faustus", "facia" olarak değerlendirildi ve aynı yıl çevirdiği "Boom!" filminin hasılatı ise maliyetinin altında kaldı. 1969'daki "Secret Ceremony" ve "The Only Game in Town"dan sonra, bir dönemler film başına milyon dolarlar alan ünlü aktris, yüzdeyle çalışmaya başladı.
Elizabeth Taylor, sinema çalışmalarının yanı sıra, birçok televizyon projesinde de yer aldı. 1973'de eşi Richard Burton'la birlikte, "Divorce His - Divorce Hers" adlı televizyon filmini yaptı. 1985'te ise, dedikodu sütunu yazarı Louella Parsons rolüyle "Malice in Wonderland" TV filminde Jane Alexander'la birlikte oynadı. Sonraları, General Hospital (1981) ve All My Children (1984) gibi pembe dizilerle, North and South (1985) gibi birtakım mini TV dizilerinde yer aldı. 1992'de ise, bir televizyon animasyon serisi olan The Simpsons Movie'da bir bölüm Maggie rolüyle oynadı; bir bölüm de aynı karakteri seslendirdi. Aynı yıl Taylor, Academy of Motion Picture Arts and Sciences kuruluşu tarafından, sosyal projelerdeki etkinliği nedeniyle, Jean Hersholt Hayırseverlik Ödülü'ne layık görüldü. Ertesi yıl ise, AFI Hayat Boyu Başarı Ödülü'nün sahibi oldu.
Taylor'ın son sinema filmi, 1994'de çekilen The Flintstones oldu. 1997 yılının Şubat ayında, beyin tümörü teşhisiyle hastaneye kaldırılan ünlü aktris, başarılı bir ameliyat geçirerek sağlığına yeniden kavuştu. 1999 yılında, İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth tarafından DBE (kadınlara verilen bir tür şövalyelik nişanı) ile ödüllendirildi. 2001'deki These Old Broads adlı televizyon filminde canlandırdığı Berly Mason karakterinden sonra herhangi bir çalışmada yer almadı.
Yine 2001'de ünlü aktris, ABD Başkanı Bill Clinton'ın talebiyle Vatandaşlık Madalyası'nın sahibi oldu.
1974 yılında boşanmış olmalarına rağmen, ertesi yıl Burton'la yeniden nikah tazeleyen Taylor, 1976'da bu evliliği tamamen sona erdirdi. Sonrasında, Senatör John Warner ve Larry Fortensky ile olmak üzere iki evlilik daha gerçekleştiren güzel oyuncu, bu birliktelikleri de sürdüremeyerek boşandı. 2004 yılında, konjestiyonik kalp yetmezliği olduğu açıklamasını yapan ünlü sinema sanatçısı, şu anda tekerlekli sandalye ile yaşamını sürdürüyor. Sanatçı önceki zamanlarda, 5 kez kalçasını kırmış, beyin tümörü operasyonu ve cilt kanseri geçirmiş, iki defa da hayati tehlikeye yol açabilecek zatürre nöbeti atlatmıştı. 2006'da hakkında çıkan hastalık söylentilerine açıklık getirmek için Larry King'in canlı şovuna katılan Taylor, Alzheimer hastası olduğu iddialarını yalanladı ve sağlığıyla ilgili ciddi bir sorununun olmadığını ifade etti.
Elizabeth Taylor, sanatsal başarılarının yanı sıra, birçok hümanist projede de yer almaya özen gösterdi. Özellikle AIDS'le savaşma amacını güden birçok yardım kampanyasından desteğini esirgemedi. Yakın arkadaşı aktör Rock Hudson'ın ölümünden sonra, Amerikan AIDS Araştırma Fonu (amfAR) 'nun kurulması için büyük çaba sarfetti. Sonraları ise, bu kötü hastalıkla pençeleşen insanlara maddi destek sağlamak ve bilimsel araştırmalara kaynak oluşturmak amacıyla, "Elizabeth Taylor Aids Fonu" adıyla kendi kuruluşunu oluşturdu.
Elizabeth Taylor, Kabala inancını hayat felsefesi olarak seçti ve Kabala Centre'ın üyesi oldu.
Elizabeth Taylor'ın yaşamındaki en büyük tutkusu, dünyanın en değerli taşı olan elmastı. Özellikle Richard Burton'la evliliği döneminde, bu tutkusunu kolleksiyoner olarak devam ettiren Taylor'un sahibi olduğu iki değerli elmas çok konuşulmuştu: Bunlardan ilki, 33.19 karatlık Krupp Elması ve diğeri de 69.42 karatlık Taylor - Burton Elması'ydı ve her ikisi de Burton tarafından Taylor'a hediye edilmişti. Yıldız oyuncu, 2002'de bu ünlü mücevher kolleksiyonunu ve elmas tutkusunu anlattığı, My Love Affair with Jewelry adlı bir de kitap yazdı. 2005'e gelindiğinde ise, Jack N' Monty Abramov of Mirabelle Luxury Concepts ile ortaklık kurarak kendine ait bir mücevher dükkanı açtı (House of Taylor Jewelry) ve yıllardır süren sevdasını ticarete dönüştürdü. Elde ettiği ticari başarının sınırlarını genişletmek maksadıyla, aynı yıl, Kathy Ireland Worldwide dizayn ve pazarlama şirketiyle ortaklık kurarak oldukça büyük bir satış hasılatı yakaladı. Bunun ardından, "Passion", "White Diamonds" ve "Black Pearls" adını verdiği parfümleri piyasaya sürdü.
Sanatçı içinde bulunduğumuz 2007 yılında, son on yılın en çok satan on parfümü sıralamasında yer alan White Diamonds'ın 15.yıldönümünü kutlamaya hazırlanıyor. Interview magazin dergisi ise, Şubat 2007 sayısını, yaşayan hiçbir efsanenin muhatabı olmadığı bir övgüyle, ünlü sanatçının hayatını, başarılı kariyerini ve yaklaşan 75. doğumgününü kutlamaya adamış bulunuyor.
Tür : Dram
Yönetmen : Joseph L. Mankiewicz
Senaryo : Joseph L. Mankiewicz , Mary Orr (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Milton Krasner
Müzik : Alfred Newman
Yapım : 1950, ABD , 138 dk.
Oyuncular
Bette Davis (Margo Channing) , Anne Baxter (Eve Harrington) , George Sanders (Addison DeWitt) , Celeste Holm (Karen Richards) , Gary Merrill (Bill Sampson) , Hugh Marlowe (Lloyd Richards) , Gregory Ratoff (Max Fabian) , Barbara Bates (Phoebe) , Marilyn Monroe (Bayan Caswell) , Thelma Ritter (Birdie Coonan)
Margo Channing, uzun tiyatro kariyerinin doruklarında, hırslı ve yetenekli bir oyuncudur. Hayatının, büyük bir hayranı olarak kendisiyle tanışmaya gelen genç Eve Harrington'la karşılaştığında nasıl değişeceğinden habersizdir. Eve, Margo'nun sekreteri olarak onunla yaşamaya başlar ancak aslında olmak istediği Margo Channing'in kendisidir...
Kırık Ok - Broken Arrow - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Western / Dram / Romantik
Yönetmen : Delmer Daves
Senaryo : Albert Maltz , Elliott Arnold (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Ernest Palmer
Müzik : Hugo Friedhofer
Yapım : 1950, ABD , 93 dk.
Oyuncular
James Stewart (Tom Jeffords) , Jeff Chandler (Cochise) , Debra Paget (Sonseeahray) , Will Geer (Ben Slade, Rancher)
Tom Jeffords farklı bir "beyaz", farklı bir Amerikan askeridir. O beyazlarla apaçiler arasındaki savaşın bitmesini, iki kültürün kendi topraklarında özgürce yaşamasını istemektedir. Bu düşünceyle bir apaçi gencinin hayatını kurtarır ve apaçilerin adalet duygusunu keşfedince, barışın ilk adamını atmaları için kızılderilileri motive eder. Bu esnada apaçi kültürünü daha iyi tanır ve hatta kalbini bir yerliye kaptırır.
Zamanla Jeffords'ın çabaları amacına ulaşır ve üç aylık barış deneme süreci başlar. Fakat her iki taraftan da isyancılar barışı engellemek için saldırılar düzenlemektedir. Bu saldırılardan Tom Jeffords da etkilenir ve barış konusundaki umutlarını kaybedecek gibi olur. Fakat kayıpsız ve ödünsüz barış olmayacağını er geç fark eder.
Çekildiği dönem düşünüldüğünde şaşırtıcı bir hikayeye ve mesaja sahip olan bir western klasiği. Apaçilerin insani ve hatta barışçı yönünü ortaya koymakla kalmıyor; beyaz adamın savaşçı ve ırkçı kimliğini de deşifre ediyor. Güncelliğini ve anlamını her dönem koruyacağına şüphe yok.
Tür : Dram / Gerilim
Yönetmen : Akira Kurosawa
Senaryo : Akira Kurosawa , Shinobu Hashimoto , Ryunosuke Akutagawa (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Kazuo Miyagawa
Müzik : Fumio Hayasaka
Yapım : 1950, Japonya , 88 dk.
Ormanda öldürülmüş bir adamın cesedi bulunur. Karısı da tecavüze uğramıştır. Olaya tanıklık eden üç kişi vardır: Bir gezgin, oduncu ve bir haydut. İzleyici olarak mahkeme bizizdir ve tanıkların hikayelerini dinleriz. Tecavüze uğramış kadın da dahil, hepsinin anlattığı hikayeler birbirinden farklıdır. Öldürülen adamın da olaya tanıklığını izlediğimiz filmde çözülmesi zor bir bulmacayla karşı karşıyayızdır: İçlerinden birileri yalan söylemektedir ancak kim ve neden
Film, 20. yy.'ın başlarında yaşamış yazar Ryunosuke Akutagawa'nın Ormanın Sıklığı isimli kitabının uyarlaması. Ancak, toplam süresi 60 dakikayı pek geçmeyine yazarın diğer kitabı Rashômon'dan alınan kestilerin eklenmesiyle film son halini almış.
Japon sinemasının ustalarından 7 Samuray gibi bir külte imzasını atmış yönetmen Kurosawa'nın bu filmi pek ödüllendirilmemişse de oldukça başarılı. Rashômon insan psikolojisi üzerinde duran ve yalanın sınırlarını zorlayan bir Japon draması.
Yönetmen, yapımcı, senarist. İmparator lakaplı Kurosawa, sinema dünyasında bir çok tekniği ilk kez kullanarak öncü olmuş, filmlerinde birden fazla kamera kullanmış, Batı dünyasını kıskandıran başyapıtlara imza atmış ve düşük bütçeli filmlerde bile dehasını ortaya koymuştur. Seven Samurai, Ran, Dreams, Rashomon, Yojimbo ve Dersu Uzala; gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden biri olarak görülen rejisörün önemli filmleri arasındadır. Amerikan film endüstrisince senaryoları ve filmleri en çok taklit eden yönetmen olan Kurosawa, iki büyük dünya savaşını görmüş ve atom bombası felaketini yaşamış, gittikçe kararan bir dünyada, kendine bile yabancılaşan insan için duyarlılıkların ölmeyeceğine inanmış ve filmlerinde bu umudun ışığını yükseltmiştir.
23 Mart 1910'da Isamu ve Shima Kurosawa'nın sekiz çocuğundan biri olarak Tokyo, Japonya'da dünyaya geldi. 3 erkek, 4 kız kardeşi olan Kurosawa'nın babası askeri okulda müdürdü ve samuray savaşları üzerine araştırmalar yapıyordu. Öğrenciyken çizim konusundaki yetenekleri yüzünden yüreklendirilen Kurosawa, bu yeteneğinden ötürü ileride her filminin senaryo aşamasında "story-board"unu çizecekti. Kurosawa, 1923'teki Büyük Kantō depreminden oldukça etkilenmişti. Ülkesi Japonya'nın katı toplumsal yapısı ve otoriter kuralları, Kurosawa'nın ailesine de yansımıştı ve Akira, Samuray kültüründen gelen babasının baskıcı tutumuna uyum göstermekte zorluk çekmişti.
Sakin bir çocukluk geçiren Kurosawa'nın kardeşi Heigo Kurosawa, Japonca'da benşi olarak adlandırılan ve sessiz filmlerde anlatıcılık yapan kişi anlamına gelen işle uğraşıyordu. Heigo'nun önerileri doğrultusunda birçok sinema klasiğini izleme fırsatı bulan Kurosawa resimle de yakından ilgileniyordu. Ağabeyi Heigo'nun intiharı, bu olaydan birkaç ay sonra da en büyük erkek kardeşini kaybetmesi Kurosawa'yı erken yaşlarda büyük travmalarla tanıştırmıştı. Kurosawa'nın kelimelerle de güçlü bir ilişkisi vardı ve radikal bir üslupla yazdığı yazılar birkaç dergide yayınlandı. Kendisini o dönem komünist olarak tanımlamıyordu ama daha sonra yapacağı açıklamalarda bu durumu kabullenecekti.
Sinemaya olan tutkusu nedeniyle 1936'da film endüstrisine adım atan Kurosawa, Japonya'nın önde gelen stüdyolarından PLC'de yardımcı yönetmenlik yapıyordu. Kajiro Yamamoto'nun yanında yetişen Kurosawa, yönetmenle 1941'de Uma adlı filme imza attı. Bir sonraki yıl Tsubasa no gaika ve Seishun no kiryu filmlerinde de yardımcı yönetmen olarak çalışan Kurosawa, ilk uzun metrajlı filmi Sugata Sanshiro için 1943'te kamera arkasına geçti. Film sansüre uğradı. Japon hükümetinin kontrolünde çektiği filmlerde milliyetçi temalara rastlanıyordu. Örneğin, The Most Beautiful isimli filmi propaganda niteliği taşıyordu ve askeri bir fabrikada çalışan kadınlarla ilgiliydi. Judo Saga 2 anti-Amerikan eğilimler taşıyordu ve yönetmenin ilk post modern savaş filmi olan No Regrets for Our Youth'ta eski Japon rejimini eleştiriyordu. Çağdaş Japonya ile ilgili olarak Drunken Angel ve Stray Dog gibi filmleri yöneten rejisör, adının tüm dünyada duyulmasını sağlayacak olan ve ona Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan ödülü kazandıracak Rashomon'ı 1950'de izleyiciyle buluşturdu. Rashomon, 1952'de oskar adayı olduğunda batılı seyircinin dikkati Japon sinemasına çekilmişti ve bu ciddi bir başarıydı. Bir haydutun ormanda bir samurayı öldürüp karısına tecavüz etmesi sonrası, haydutun, samurayın, tecavüze uğrayan kadının ve tüm bunları izleyen oduncunun olayı farklı açılardan anlattıkları film, gerçeğin göreceli bir kavram olması temasını işliyordu. Kurosawa'nın filmde kullandığı yeni çekim ve anlatım teknikleri yönetmenin gücünün anlaşılmasını sağladı.
1945'de Yôko Yaguchi'yle hayatını birleştirmiş olan yönetmenin Hisao Kurosawa ve Kazuko Kurosawa isimlerinde iki çocuğu oldu.
Kurosawa Dostoyevsky'nin Budala adlı romanını beyaz perdeye uyarladığı Hakuchi'den sonra İkiru(1952) ve 1954'te ona yeniden oskar adaylığı getiren filmi Shichinin no samurai'i (Seven Samurai) çekti. Japon sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilen yapımda Kurosawa, eşkiyaların saldırısı altındaki bir köyü korumakla görevli yedi samurayın hikayesini anlatıyordu. Filmden sonra yönetmen John Sturges; Yul Brynner, Eli Wallach ve Charles Bronson'lı oyuncu kadrosuyla dikkat çeken ve Kurosawa'nın senaryosuna bir çok açıdan çok benzeyen The Magnificent Seven'ı çekti.
William Shakespeare'in "Macbeth" adlı eserinden sinemaya uyarladığı Kumonosu Jô (1957), Gorki uyarlaması Donzoko (1957) ve daha sonra star-wars filmine esin kaynağı olacak Kakuşi Toride No San Akunin'i (1958) çeken yönetmen, yine Hollywood'a olağanüstü bir fikir veren (Bir Avuç Dolar İçin) Yojimbo için 1961'de kamera arkasındaydı.
Aynı ekiple çalışmaya özen gösteren Kurosawa'nın filmlerinde Fumio Hayasaka müzikleri, Asakazu Naki ise kameramanlığını yaptı. Takaşi Şimura ve Toşiro Mifune de oyuncu olarak Kurosava'nın birçok filminde başroldeydiler. Tora Tora Tora adlı filmiyle 60'ların sonunda Hollywood'a giden Kurosawa, yapım tamamlanmadan ülkesine döndü ve Rus bir subayla Moğol bir avcı arasında geçen bir dostluk öyküsünü anlattığı Dersu Uzala'yı çekti. Dersu Uzala Kurosawa'ya 1976 yılında en iyi yabancı film oskarını kazandırdı.
1980 yılında eserleri Francis Ford Coppola ve George Lucas tarafından büyük bir hayranlıkla izlenen Kurosawa iki yönetmenin yardımlarıyla epik bir samuray filmi olan Kagemusha'yı (1980) yönetti ve bu filmiyle Cannes Film Festivali'nde büyük ödülün sahibi oldu.
Filmografisinde büyük önemi olan Ran (1985), Dreams (1990) ve Madadayo (1993) filmlerini çektikten sonra Kurosawa'nın başarılarla dolu hayatı 6 Eylül 1998'de Tokyo'da sona erdi.
Birçok yönetmene ilham kaynağı olmuş olan Kurosawa, birçok sinema otoritesi tarafından tüm zamanların en iyi yönetmenlerinden biri olarak görülmüştür. Eserleri zamanın ötesindedir.
Kurosawa'dan
"İyi bir yönetmen, iyi bir senaryo ile başyapıtlar üretebilir; aynı senaryo ile vasat bir yönetmen, ancak sıradan bir film yapabilir. Fakat kötü bir senaryo ile çok iyi bir yönetmen bile iyi bir film yapamaz. Bir sinema özdeyişine göre , kamera ve mikrofon , yangını ve suyu birlikte geçmelidirler. gerçek bir film ancak böyle yapılabilir ve güç büyük ölçüde senaryodadır."
Sunset Bulvarı - Sunset Boulevard - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Dram
Yönetmen : Billy Wilder
Senaryo : Charles Brackett , Billy Wilder , D.M. Marshman Jr.
Görüntü Yönetmeni : John F. Seitz
Müzik : Franz Waxman
Yapım : 1950, ABD , 110 dk.
Oyuncular
William Holden (Joe Gillis) , Gloria Swanson (Norma Desmond) , Erich von Stroheim (Max von Mayerling) , Nancy Olson (Betty Schaefer) , Fred Clark (Sheldrake) , Lloyd Gough (Morino) , Jack Webb (Artie Green)
Konusu
Film genç senarist Joe Gillis'in bir havuzda kanlar içinde yüzüstü yatarken görüntüsü eşliğinde, anlatıcı Joe'nun bizi altı ay öncesine götürmesiyle açılır. Yazdığı senaryoları satamadığı ve kimseden ödünç para bulamadığı için maddi durumu kötüleşen Joe'nun başı eski borçlarıyla derttedir. Arabasını borçlarına karşılık geri almak isteyen alacaklılarından kaçarken Sunset Bulvarı'ndaki bir eve sığınır.
Evin sahibi sessiz filmler zamanının ünlü aktrislerinden Norma Desmond'dır. Eski ününü hemen geri kazanabileceğini sanan Norma, kendi yazdığı bir senaryoyla sinema dünyasına geri dönmeye hazırlanmaktadır. Joe kendisine senaryo yazımı konusunda yardım edebileceğini söyleyince Norma onun evde yaşamasına izin verir, ve bir süre sonra ona aşık olur...
Yumurcak - The Kid - Nostaljik Filmler - Charles Chaplin - Konusu
Tür : Komedi / Dram / Aile
Yönetmen : Charles Chaplin
Senaryo : Charles Chaplin
Görüntü Yönetmeni : Roland Totheroh
Yapım : 1921, ABD , 68 dk.
Oyuncular
Charles Chaplin (Berduş) , Carl Miller (Adam) , Edna Purviance (Anne) , Jackie Coogan (Çocuk)
Konusu
Çocuğunun babası tarafından terk edilen Edna, çocuğu yetiştiremeyeceğini düşünüp, onu sokağa bırakır. Ona rastlayan Charlie, dayanamayıp bebeği yanına alır. Küçük bebeğin annesi pişman olup geri dönse de bebeğini bulamaz.
Beş yıl boyunca küçük Jack ve Charlie, birlikte mutlu bir şekilde yaşamaktadır. Bir gün Jack hastalanır ve gelen doktor çocuğun Charlie'nin çocuğu olmadığını anlayınca Jack'i Charlie'den ayırırlar. Charlie Jack'i bulur ve birlikte kaçıp bir motele sığınırlar. Bu arada Jack'in annesi Edna ünlü bir yıldız olmuştur ve her yerde Jack'i aramaktadır. En sonunda Jack'e kavuşur ve Charlie de onlarla birlikte mutlu bir hayata adım atar.
Siyah beyaz ve sessiz olan bu yapımın konusu aslında bir dram gibi gözükse de, film Charlie Chaplin'in tarzıyla tam bir komedi filmi olmayı başarmış.
Operadaki Hayalet - The Phantom of the Opera - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Korku / Dram
Yönetmen : Rupert Julian
Senaryo : Gaston Leroux (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Milton Bridenbecker , Virgil Miller , Charles Van Enger
Yapım : 1925, ABD , 107 dk
Oyuncular
Lon Chaney (Hayalet) , Mary Philbin (Christine) , Norman Kerry (Vicomte Raoul de Chagny) , Arthur Edmund Carewe (Ledoux) , Gibson Gowland (Simon Buquet)
Konusu
Paris Operası'nın başrol oyuncusu Carlotta bir hayaletin onu işi Christine adlı koro elemanına bırakması için tehdit ettiğini iddia ederek işi bırakır. Operadakiler buna inanmazken, Christine yüzünü maske ardına saklayan bu gizemli kişiyle tanışmıştır bile.
Operanın yönetmeni Raoul ile birlikte olan Christine, hayaletin isteği üzerine ondan ayrılır. Hayalet ile sık sık yeraltında buluşan Christine, bu küçük sırrı tüm operadan saklarken, onu keşfetmeye başlamıştır.
Sessiz olarak çekilen film, Gaston Leroux'un romanından uyarlanmış ve o yıllarda oldukça ses getirmişti.
Tür : Dram / Bilim Kurgu
Yönetmen : Fritz Lang
Senaryo : Fritz Lang , Thea von Harbou (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Karl Freund , Günther Rittau
Müzik : Gottfried Huppertz
Yapım : 1927, Almanya , 153 dk.
Oyuncular
Alfred Abel (Johhan Fredersen) , Gustav Fröhlich (Freder Fredersen) , Brigitte Helm (Maria/Robot Futura) , Rudolf Klein-Rogge (C.A. Rotwang) , Fritz Rasp (Slim) , Theodor Loos (Josaphat) , Heinrich George (Grot)
Konusu
Metropolis, sadece döneminin değil, tüm zamanların en üstün bilim kurgu yapıtlarından biridir. Endüstrileşme çağının etkisini hissettirdiği bir dönemde, Lang'ın gelecek tasarımı da bundan payını alır. İnsanlar ikiye ayrılmıştır. Yeraltında makinelerle birlikte yaşayan sınıf ve yukarıda daha konforlu bir yaşam süren yönetici sınıf. Lang, bölünmüş toplumsal yapıyı, insanı bir aşktan yola çıkarak, uzlaştırmaya çalışır.
Dönemine göre mükemmel sayılabilecek bir şehir tasarımı vardır filmde ve kendisinden sonra gelen bütün bilim kurgu filmlerini etkilemiştir.
Özellikle, filmin genel atmosferinden uzak, naif sonuyla eleştiriler almış olsa da, bu durum kesinlikle filme gölge düşürmez. Bilim kurgu sinemasının, bilimsel yönünün en büyük keşiflerinden biridir.
Maskeli Kahraman Zorro - The Mark of Zorro - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Macera
Yönetmen : Fred Niblo
Senaryo : Johnston McCulley
Görüntü Yönetmeni : William McGann , Harry Thorpe
Müzik : William P. Perry
Yapım : 1920, ABD , 90 dk
Oyuncular
Douglas Fairbanks (Don Diego Vega/Señor Zorro) , Noah Beery (Çavuş Pedro Gonzales) , Marguerite De La Motte (Lolita Pulido) , Charles Hill Mailes (Don Carlos Pulido) , Claire McDowell (Dona Catalina Pulido) , Robert McKim (Yüzbaşı Juan Ramon) , George Periolat (Vali Alvarado)
Tür : Belgesel / Korku
Yönetmen : Benjamin Christensen
Senaryo : Benjamin Christensen
Görüntü Yönetmeni : Johan Ankerstjerne
Müzik : Matti Bye
Yapım : 1922, Danimarka / İsveç , 104 dk.
Oyuncular
Maren Pedersen (Cadı) , Clara Pontoppidan (Nun) , Elith Pio (Cadı Yargıcı) , Oscar Stribolt (Doktor)
Konusu
Danimarka-İsveç ortak yapımı anlamı Cadılar olan Häxan, çağlar boyunca cadılığı anlatan ilgi çekici bir belgesel.
Yapıldığı yıla kadar yaşanmış olan büyücülük ve cadılık hikayelerini zaman zaman slaytlarla zaman zamansa yaşanmış olayları canlandırarak anlatıyor.
Endülüs Köpeği - Un chien andalou - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Fantastik / Deneysel / Kısa Film
Yönetmen : Luis Bunuel
Senaryo : Luis Bunuel , Salvador Dalí
Görüntü Yönetmeni : Albert Duverger
Yapım : 1929, Fransa , 17 dk.
Oyuncular
Luis Bunuel , Salvador Dalí , Simone Mareuil (Genç Kız) , Pierre Batcheff (Adam) , Fano Messan
Konusu
Genç Bunuel ve genç Dali, her zamankinden daha gerçeküstücü bir anlayışla, beyazperdeye unutulmaz kareler kazandırdılar. Öncelikle ay ve bulut görüntüsünü takip eden göz kesme sahnesi -geliyor akla.
Sinemacılar burada saf düşsel ve sinemasal anlatımı bozan yapılarıyla dönemin sinema seyircilerini dumura uğrattılar. Sadece sinema dünyasına değil, sanat dünyasına da bomba gibi düştü kısa film.
Caz Şarkıcısı - The Jazz Singer - Nostaljik Filmler - Konusu
Tür : Dram / Müzikal / Romantik
Yönetmen : Alan Crosland
Senaryo : Samson Raphaelson , Alfred A. Cohn
Görüntü Yönetmeni : Hal Mohr
Müzik : Louis Silvers
Yapım : 1927, ABD , 88 dk.
Oyuncular
Al Jolson (Jakie Rabinowitz (Jack Robin)) , May McAvoy (Mary Dale) , Warner Oland (Cantor Rabinowitz) , Eugenie Besserer (Sara Rabinowitz)
Konusu
Kantor olan Rabinowitz, oğlu Jackie'nin aile geleneğini taşımadığı ve buna önem vermediği için çok üzgün ve endişelidir. Beş nesildir ailenin erkekleri sinagogda kantor olmuştur; ama Jackie daha çok jazz ve ragtime müziğe ilgi duymaktadır. Bir gün evdeki şiddetli yaşanan kavgada Jackie evi terk eder.
Birkaç yıl geçtikten sonra kendini Jack Robin diye tanımlayan Jackie'nin, tanınmış bir sahne oyuncusu Mary Dale tarafından eline bir fırsat geçer. Ancak Jackie; ailesi, kariyeri ve Mary ile olan ilişkisi arasında zor bir karar vermek zorundadır.
The Jazz Singer tarihteki ilk sesli filmdir; aynı zamanda oscara da aday olmuştur.
Charles Chaplin (Yalnız Madenci) , Mack Swain (Big Jim McKay) , Tom Murray (Black Larsen) , Georgia Hale (Georgia)
Konusu
Altına Hücum döneminde Amerika'da geçen film, Alaska'da kendi başına altın arayan bir adamın hikayesini anlatıyor.
Burada birçok farklı karakterle tanışıp macera yaşayan madenci, sonunda Georgia isimli kıza aşık olunca aslında uzun süredir gerçekte aradığı şeyi buluyor.
Charlie Chaplin'in en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilen The Gold Rush, gerek efektleri, gerekse mizahi yapısının sağlamlığıyla Amerikan Film Enstitüsü'nün de aralarında bulunduğu birçok listede en iyi filmler arasında yer alıyor.