1957'de 54 çocuklu bir babanın oğlu olarak doğan Usame bin Ladin'in kökü Güney Yemen'de Hadramut. Babası Muhammed 1930'da geldiği Suudi Arabistan'da hızla yükseldi ve zamanla Ortadoğu'nun en büyük müteahhitlerinden biri oldu. 1968'de kaza sonucu öldüğünde mirası 11 milyar dolardı. Oğulları hep Suud prensleriyle birlikte büyümüş ve okumuştu.
Genç yaşta Müslüman Kardeşler teşkilatının fikirlerinden etkilenen Usame bin Ladin, 1979 Aralık ayında, arkadaşı, Suudi Gizli Servisi Şefi Prens Turki bin Faysal tarafından Pakistan Peşaver'e yollandı. Buradaki kamplarda, başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir tarafındaki İslamcı gençler birer profesyonel savaşçıya çevriliyordu. Beş ülkenin birlikte üstlendiği bu projenin sorumluluğu Pakistan Gizli Servisi ISI'deydi, yürütücüsüyse Filistin asıllı Abdullah Azzam'dı.
Azzam'a asistanlık yapan Usame bin Ladin, bizzat savaştı, hatta Celalabad yakınlarında yaralandı. 1986'da kendi kamplarını kurdu. Serveti, cömertliği, sade yaşantısı, karizması, savaştaki cesareti nedeniyle efsaneleşti. Kurumsallaşmasının temelini 1988'e doğru gönüllüler hakkında bilgileri içeren bir veritabanı kurarak attı. Bu bilgisayar kayıtlarından hareketle 'El Kayda' adlı bir yapılanma ortaya çıktı. Suud rejimi, cihadı her yere yaymak isteyen bu kişiden korkmaya başladı ve 1989'da pasaportuna el konuldu
Haziran 1990'da Saddam Kuveyt'e girince Usame bin Ladin, Suudi sınırlarının korunması görevinin kendisi ve tabanına verilmesini istedi. Kral Fahd Amerikan askerlerini çağırınca çok öfkelendi; önce Pakistan'a, ardından Afganistan ve nihayet Sudan'a gitti. Artık Pakistan'da istenmeyen ve kendilerine yer arayan binlerce 'cihadcı'yı Sudan ve Yemen'e yerleştirdi, onlara birçok ülkede iş buldu
ABD'ye karşı ilk cepheyi Somali'de açan ve 1994'te Suud vatandaşlığından çıkarılan Usame bin Ladin, uzun bir süredir, iktidarı almalarına epey yardımcı olduğu Taliban'ın himayesinde Afganistan'da yaşıyor. ABD'nin, yakalanması için 5 milyon dolar ödül koyduğu Usame bin Ladin, hiçbir eylemi açıkça üstlenmiş değil, ama hiçbirini kınamış da değil. Zaten Usame bin Ladin'in adı yapılandan çok, yapılacağı iddia edilen eylemlerle anılıyor.
LADİN'İN ÜNLÜ FETVASI:
'SİVİL YA DA ASKER AMERİKALILARI VURMAK HER MÜSLÜMAN'A FARZDIR'
23 Şubat 1998'de Londra'da Arapça yayınlanan El Kudüs el Arabi gazetesinde Şeyh Usame bin Muhammed Bin Ladin, Mısır Cihad örgütü lideri Ayman el Zevahiri, Mısır İslami Cihad örgütü lideri Ebu Yasir Rifa'i Ahmed Taha, Pakistan Cemiyet-ül Ulema yöneticisi Şeyh Mir Hamza ve Bangladeş Cihad Hareketi lideri Fazlul Rahman'ın, 'Dünya İslam Cephesi' adı altında kaleme almış oldukları fetva yayınlandı. 'Haçlılara ve Yahudilere karşı cihad' çağrısı yapan fetvanın önemli bölümleri şöyle:
"Yedi yıldır ABD, İslam'ın en mukaddes topraklarının bulunduğu Arap Yarımadası'nı işgal ediyor, zenginliklerini sömürüyor, yöneticileri elinde oynatıyor, halkını tehdit ediyor, komşuları terörize ediyor ve buradaki üslerini komşu Müslüman ülkelere saldırı amacıyla kullanıyor.
Amerikalılar yalnızca ekonomik ve dini nedenlerle Müslümanlara savaş açmış değiller, aynı zamanda küçük Yahudi devletine hizmet ediyor ve Kudüs'ün işgali ile orada Müslümanların katlini de gizlemeye çalışıyorlar.
Amerikalıların işlediği tüm bu suç ve günahlar Allah'a, onun Peygamberine ve Müslümanlara karşı açık bir savaş ilanıdır. Ve İslam tarihi boyunca ulema, düşmanın Müslüman ülkeleri yok etmeye çalışması durumunda cihadın kişisel bir farz olduğunda birleşmişlerdir.
Bundan hareketle ve Allah'ın emrine uygun olarak tüm Müslümanlar için geçerli olmak üzere şu fetvayı çıkartmış bulunuyoruz: El Aksa Camii ve Mekke'yi işgalden kurtarmak ve ordularını İslam topraklarından söküp atmak için, -ister sivil, ister asker olsunlar-Amerikalıları ve onların müttefiklerini, hangi ülkede mümkünse orada öldürmek, her Müslüman için farzdır.
Biz Allah'ın rızasıyla, Allah'a inanan ve onun tarafından ödüllendirilmek isteyen her Müslümanı, ele geçirdikleri her yerde ve her zaman Amerikalıları öldürmeye ve paralarına el koymaya çağırıyoruz. Aynı zamanda Müslüman alimleri, liderleri, gençleri ve askerleri, ABD şeytanının ordularına ve şeytanın işbirlikçilerine saldırılar düzenlemeye; bunların arkalarındaki güçleri ortaya çıkarmaya ve onlara unutamayacakları bir ders vermeye çağırıyoruz."
USAME BİN LADİN'İN KRONOLOJİSİ
Aralık 1992: Yemen'deki ABD'li askerleri hedef alan otel bombalama olayları.
1993: Somali'de Batılı güçlere karşı Aidid'e destek verip Mogadişu'da 18 Amerikalı'nın öldürülmesi.
Şubat 1993: New York'ta Dünya Ticaret Merkezi'nin bombalanması.
Ocak 1995: Filipinler'de Papa'ya suikast girişimi.
1995: Cezayirli Silahlı İslami Grubun (GIA) Fransa'ya karşı yürüttüğü savaş.
Haziran 1995: Etiopya'nın başkenti Adis Ababa'da Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e yönelik suikast girişimi.
Kasım 1995: Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da beş ABD'li askerin ölümüne yol açan kamyonla bombalama olayı.
Kasım 1995: 17 kişinin öldüğü Pakistan'daki Mısır Büyükelçiliği'nin bombalanması
Haziran 1996: Suudi Arabistan'ın Hobar kentinde 19 Amerikan askerinin ölümüne yol açan patlama.
23 Ağustos 1996: 'Kafirleri kutsal topraklardan kovun' çağrısıyla ABD'ye cihad ilan etti
Şubat 1998: Mısır, Bangladeş ve Pakistanlı birkaç küçük grupla birlikte 'Yahudilere ve Haçlılara' karşı Uluslararası İslami Cephe'yi kurdu. Kuruluş bildirgesinde "Her Müslümana, dünyanın her köşesinde, sivil veya asker Amerikalı öldürmek farzdır" dendi.
7 Ağustos 1998: Amerikan askerlerinin Kutsal Topraklar'a girişinin sekizinci yıldönümünde Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçilikleri havaya uçuruldu ve toplam 257 kişi öldü, 5 bin 500 kişi yaralandı.
20 Ağustos 1998: ABD misilleme olarak Sudan'da bir fabrikayı ve Afganistan'daki eğitim kamplarını bombaladı. Usame bin Ladin'in yakalanması için 5 milyon dolar ödül kondu.
12 Ekim 2000: Yemen'in Aden limanında USS Cole destroyerine yönelik intihar saldırısında 17 Amerikan denizcisi öldü.
1985 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro-Oyunculuk Bölümü'nden mezun oldu. Bir süre Ankara Devlet Tiyatrosu'nda görev aldı. 1988-94 yılları arasında Bursa Devlet Tiyatrosu'nda görev aldı. 2001 yılında Sanat Kurumu En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü aldı.
Oynadığı Bazı Oyunlar
Azizname
Getto
Çılgın Dünya
Kadıncıklar
Kör Döğüşü
Benimle Oynarmısınız
Kafkas Tebeşir Dairesi
Savaş Baba
Hayvanat Bahçesi
Oynadığı Dizi ve Filmler
Kurtlar Vadisi Pusu-Yalçın Bulut-2007
Çinliler Geliyor-Hayri-2006
Hatırla Sevgili-Adnan Menderes-2006
Fırtına-Besim-2006
Aşka Sürgün-Nizar Azizoğlu-2005
Tam Pansiyon-Şahin-2004
Çalınan Ceset-2004
Ablam Böyle İstedi-Azmi-2004
Hayalet-Yalçın-2004
Çemberimde Gül Oya-Kenan-2004
Bir Aşk Hikayesi-2004
Hürrem Sultan-Ahmet Paşa-2003
Kurşun Yarası-Binbaşı Kenan-2003
Şarkılar Seni Söyler-2003
Esir Şehrin İnsanları-Ramiz-2003
Pembe Patikler-Niyazi-2002
Ferhunde Hanımlar-1993
Dost Eller-1982
Kayseri Kadir Has Stadı
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
Kayseri Kadir Has Stadyumu
Resimia7.jpg
Tam isim Kayseri Kadir Has Şehir Stadyumu
Yer Kayseri, Türkiye
Açılış 2008
Yenileme -
Ev Sahibi Kulüpler
Kayserispor
Kayseri Erciyesspor
Kapasite
32.864
Boyutlar
105 x 65 m2
Konu başlıkları [gizle]
1 Kadir Has Stadı
2 Proje Bilgileri
3 Toplantı Salonları
4 Projenin Kayseri Şehrine Faydaları
Kadir Has Stadı [değiştir]Kayseri'de spor aktivitelerinin daha yüksek standartlarda gerçekleştirilebilmesi için Kayseri Atatürk Spor Kompleksi ve Kadir Has Şehir Stadyumu projesi hazırlanmıştır. Diğer tesislerin daha sonra ihale edilmesi kaydıyla 32.864 kişilik Stadyum yapım ihalesi anahtar teslimi olarak 56.938.000 YTL gerçekleştirilmiştir. 450 Takvim günü olarak sürelendirilen yapım işinin 31.12.2007 tarihinde tamamlanması planlanmaktadır.
Proje Bilgileri [değiştir]Toplam Alan : 196.000 m²
Toplam İnşaat Alanı : 90.000 m² (63.517 m²)
Toplam Seyirci Sayısı : 32.864 kişi
24 Adet 16 Kişilik Loca
2 Adet 23 Kişilik Loca
1 Adet 80 Kişilik Cafe
1 Adet 100 Kişilik Restoran
26.867 m² Yeşil Alan
5.000 m² AVM
1.000 m² Alışveriş Merkezi FUN CLUB
5.000 m² İdari Büro VE UEFA Büroları
52.317 m² 1785 ARAÇLIK OTOPARK
Toplantı Salonları [değiştir]4 Ayrı takımın aynı anda kullanabilecegi soyunma bloğu,naklen yayın ve basın odaları bulunmaktadır
Projenin Kayseri Şehrine Faydaları [değiştir]1- UEFA Kriterlerine uygun en az 30.000 kişilik stadyum,
2- 7200 Kişilik Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi,
3- IAAF (Uluslar arası Atletizm Federasyonu) standartlarına uygun A1 tipi (1500 seyircili Genel Müdürlük tribün projesi) tribünü olan sentetik yüzeyli müstakil atletizm pisti
4- Kayseri Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde 1 adet en az 3 katlı idari bina,
5- 1 Adet 1000 seyircili Hentbol, Basketbol ve Voleybol sporlarının uluslar arası standartlarda yapılmasına uygun spor salonu,
6- 1 Adet 500 seyircili Hentbol, Basketbol ve Voleybol sporlarının ulusal müsabakalarda kullanılmasına uygun spor salonu,
7- 1 Adet uluslar arası standartlara uygun, seyircili, olimpik kapalı yüzme havuzu,
8- Tribün ve soyunma odası olan uluslar arası ölçülerde çim yüzeyli futbol sahası,
9- 2 Adet uluslar arası ölçülerde toprak yüzeyli (Tribünü ve soyunma odaları olan) futbol sahası
Turkcell Süper Lig Stadyumları g • d
Ali Sami Yen Stadyumu • Antalya Atatürk Stadyumu • Aslantepe Ali Sami Yen Stadyumu • Atatürk Olimpiyat Stadyumu • Ankara 19 Mayıs Stadyumu • BJK İnönü Stadyumu • Bursa Atatürk Stadyumu • Denizli Atatürk Stadyumu • Eskişehir Atatürk Stadyumu • Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu • Hüseyin Avni Aker Stadyumu • İzmit İsmetpaşa Stadı • Kamil Ocak Stadyumu • Kayseri Atatürk Stadyumu • Konya Atatürk Stadyumu • Sivas 4 Eylül Stadyumu • Yenikent ASAŞ Stadyumu
Cumhuriyet Meydanı'nda yayalar için yeni yaşam alanları oluşturulacak
Kayseri kamuoyunda yıllardır tartışılan ancak hayata geçirilemeyen Cumhuriyet Meydanı Projesi adım adım sona yaklaşıyor. Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Cumhuriyet Meydanı düzenleme çalışmalarına onay verdi.
Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yaz çalışmalarına başlanacak proje çerçevesinde Cumhuriyet Meydanı, sadece araçların trafik kavşağı olmaktan çıkartılıp yayaların da kullanımına sunulacak.
Konunun uzmanı mimarlık firmaları tarafından hazırlanan ve Kayseri kamuoyuna sunularak tartışmaya açılan dört projeden, uygulanmasına karar verilen yeni projeye göre Cumhuriyet Meydanı'na yeşil doku hakim olacak ve insanlar için yaşam alanları ile açık hava kafeleri inşa oluşturulacak.
Her törende araç trafiğine kapatılan Cumhuriyet Meydanı'nda yeni tören alanının düzenlenmesi ile bu sorunun önüne geçilmiş olacak. Proje kapsamında ayrıca yaya geçişini kolaylaştırmak amacıyla Orduevi ile Okburcu arasına pasajlı yaya altgeçidi yapılacak.
Önümüzdeki günlerde yapılacak ihalenin ardından başlatılacak yapım çalışmaları esnasında Sivas Caddesi araç trafiğine kapatılacak. Meydan Düzenleme çalışmaları ile eşzamanlı olarak MKP Bulvarı-Sivas Caddesi Kavşağı'na, Fuzuli Kavşağı'na ve Melikgazi Belediyesi Kavşağı'na yapılması planlanan üç adet köprülü kavşağın da inşasına başlanacak. Böylece Sivas Caddesi'nin trafiğe kapalı kaldığı zaman dilimi en aza indilirecek ve kısa zamanda yeniden araç trafiğine açılması sağlanacak.
Kayseri Atatürk Stadyumunun yeni şekli ve görünümü Seul Olimpiyat Stadyumunun aynısı olacak. Stad Kapasitesi 35 Bin olması planlanıyor.
Stadyumun yeni yeri ise Yeni Sanayi ve Yeni Belsin Yolu arasında olacak.
Yağışlı Havalarda stadyumun üstü tamamen kapanacak.
Ve Kapasiteyi daha artırmak için proje üretiliyor. Kayseri Kamuoyu ise kapasitenin 50 Bin civarında olmasını istiyor.
Stadyumun 2 yıl içerisinde bitirilmesi planlanıyor. Ayrıca Kayseri Büyük Şehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'nin açıklamasına göre İstanbul'dan sonra Kayseri'ninde Olimpiyatlara aday olacağını beyan etmesi şehirde destek gördü. Kazanamazsak bile bizim için reklam olur dendi
Çrş 09 Şub 2005, 14:34 Kayseri Kadir Has Stadyumu - İnşaat Fotoğrafları
--------------------------------------------------------------------------------
Kayseri Büyükşehir Belediyesi, 30 bin kişi kapasiteli yeni bir stat yapmak için çalışmalara başladı.. Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, artık yeni bir stadyum yapmanın mecburi bir hale geldiğini söyledi..
Japonyadaki Miyagi stadyumuna ve Hrvatistandaki Poljud benziyor
--------------------------------------------------------------------------------
Sevgili arkadaşlar, daha iyi anlamanız açısından ; Terminal, Stadyum ve Raylı Sistemin yerlerini tam olarak gösterdim.Saygılarımla...
(+)
mesajı beğendiniz mi?:
Gökhan Erdoğan
Çrş 24 Oca 2007, 16:22 resimler son baskı sıcak sıcak daha
--------------------------------------------------------------------------------
Hemşerilerim istedi bende işi gücü bıraktım,inşaata yaklaşabildiğim kadarıyla çektim...Buyrun
(+)
(+)
(+)
(+)
(+)
(+)
(+)
(+)
mesajı beğendiniz mi?:
mehmetgazi
Prş 25 Oca 2007, 22:54
--------------------------------------------------------------------------------
Bunlarda Benden Arkadaşlar İçeri Almadılar Ama Çekebildiğim ve Güzel Çıkanları Ekliyorum.Ayrıca Resimler Üzerindeki İsmim İçin Kusura Bakmayın Kayserispor Taraftar Sitesinede Gönderiyorum Bu Fotoğrafları O Yüzden Koymak Zorunda Kaldım
Son İki Fotoğrafta Çevreyoldan Stadın Tabelası ve Vinçlerin Görünümü
Kayserispor 3- Ç.Rizespor 0
Kayserispor Ç.Rizepor'u 12.Dakikada Mehmet Eren Boyraz, 45.Dakikada Iglasias ve 75.Dakikada Mehmet Topuz'un attığı goller ile 3-0 yenerek kupa için büyük bir moral sağladı.
Manşet
Sakaryaspor 0 - Erciyesspor 1
Kayserispor 0 - MKE Ankaragücü 2
FİNAL: KAYSERİSPOR 0- GENÇLERBİRLİĞİ 0 (Penaltılar ile 11-10 Kupa Bizim
Bursaspor 0- Kayserispor 1
Erciyesspor 1 - Altay 2
PAF: Kayserispor 4 - Ç.Rizespor 0
Giresunspor 2 - Erciyesspor 1
Kayserispor 3- Ç.Rizespor 0
G.Birliği Oftaş 1 - Kayserispor 1
Erciyesspor 4 - Kartalspor 0
Sakaryaspor 0 - Erciyesspor 1
Erciyesspor deplasmanda 36.dakikada Köksal Yedek''in attığı gol ile 1-0 galip glemesine rağmen play-off maçlarına yükselemedi...
Kayserispor 0 - MKE Ankaragücü 2
Gol Dakika 24.Dk.Bebbe, 38 Dk. Cenk
FİNAL: KAYSERİSPOR 0- GENÇLERBİRLİĞİ 0 (Penaltılar ile 11-10 Kupa Bizim
KUPA BİZİİİİİİİİİİİİİİİİİİMmmm
Bursaspor 0- Kayserispor 1
Kayserispor''''un yedek ağırlıklı çıktığı maçta 11.Dakikada Kemal Okyay''''ın attığı gol ile sahadan 1-0 galip ayrıldı.
Erciyesspor 1 - Altay 2
Erciyesspor Burhan''''ın penaltıdan attığı gol ile 1-0 öne geçti. Adem ile skor 1-1 oldu. Emirhan 90+ 1-2 yaptı ve maç sona erdi..
PAF: Kayserispor 4 - Ç.Rizespor 0
Kayserispor PAF geçtiğimiz hafta Gençlerbirliği OFTAŞ yenilgisini telafi etti...PAF Liginde Atatürk Dış Saha'da şiddetli rüzgâr ve toz altında oynanan karşılaşmada sarı-kırmızılı temsilcimiz , rakibi Çaykur Rizespor'u çok rahat geçti : 4-0
Giresunspor 2 - Erciyesspor 1
Erciyesspor ilk yarısını 1-0 önde kapadığı maçta sahadn 2-1 mağlup ayrıldı. Erciyesspor'un golünü 44.Dakikada Adem Dursun atarken, Giresunspor'un gollerini 52.Dakika Cem Karahan ve 55.Dakika Emrah Kol attı.
Kayserispor 3- Ç.Rizespor 0
Kayserispor Ç.Rizepor'u 12.Dakikada Mehmet Eren Boyraz, 45.Dakikada Iglasias ve 75.Dakikada Mehmet Topuz'un attığı goller ile 3-0 yenerek kupa için büyük bir moral sağladı.
G.Birliği Oftaş 1 - Kayserispor 1
G.Birliği Oftaşspor Kayserispor 1-1 berabere bitti. Kayserispor ilk yarısını 18.Dakikada Serkan Atak'ın attığı gol ile 1-0 yenik kapadı. Kayserispor Mehmet Topuz ile 66.Dakikada beraberlik golünü atarak sahadan 1 puan ile ayrıldı...
Erciyesspor 4 - Kartalspor 0
32.Haftada Erciyesspor - Kartalspor 4-0 yendi. Erciyesspor'un golleri 58.Dk. Ali Aliyev, 80.Dk. Evren Avşar, 85.Dk. Alaattin Öztekin ve 90.Dk. Ramazan Durdu attı.
Sakaryaspor 0 - Erciyesspor 1
Erciyesspor deplasmanda 36.dakikada Köksal Yedek''in attığı gol ile 1-0 galip glemesine rağmen play-off maçlarına yükselemedi......
Devamı
Maçlar
Kayserispor 0 - MKE Ankaragücü 2
Gol Dakika 24.Dk.Bebbe, 38 Dk. Cenk...
Devamı
Güncel Haberler
FİNAL: KAYSERİSPOR 0- GENÇLERBİRLİĞİ 0 (Penaltılar ile 11-10 Kupa Bizim
KUPA BİZİİİİİİİİİİİİİİİİİİMmmm...
Devamı
Güncel Haberler
Bursaspor 0- Kayserispor 1
Kayserispor''''un yedek ağırlıklı çıktığı maçta 11.Dakikada Kemal Okyay''''ın attığı gol ile sahadan 1-0 galip ayrıldı....
Devamı
Güncel Haberler
Erciyesspor 1 - Altay 2
Erciyesspor Burhan''''ın penaltıdan attığı gol ile 1-0 öne geçti. Adem ile skor 1-1 oldu. Emirhan 90+ 1-2 yaptı ve maç sona erdi.....
Devamı
Maçlar
PAF: Kayserispor 4 - Ç.Rizespor 0
Kayserispor PAF geçtiğimiz hafta Gençlerbirliği OFTAŞ yenilgisini telafi etti...PAF Liginde Atatürk Dış Saha'da şiddetli rüzgâr ve toz altında oynanan karşılaşmada sarı-kırmızılı temsilcimiz , rakibi Çaykur Rizespor'u çok rahat geçti : 4-0...
Devamı
Güncel Haberler
Giresunspor 2 - Erciyesspor 1
Erciyesspor ilk yarısını 1-0 önde kapadığı maçta sahadn 2-1 mağlup ayrıldı. Erciyesspor'un golünü 44.Dakikada Adem Dursun atarken, Giresunspor'un gollerini 52.Dakika Cem Karahan ve 55.Dakika Emrah Kol attı....
Devamı
Güncel Haberler
Kayserispor 3- Ç.Rizespor 0
Kayserispor Ç.Rizepor'u 12.Dakikada Mehmet Eren Boyraz, 45.Dakikada Iglasias ve 75.Dakikada Mehmet Topuz'un attığı goller ile 3-0 yenerek kupa için büyük bir moral sağladı....
Devamı
Güncel Haberler
Güncel Haberler ¬
Süleymanou Kayseri den İzinli Olarak Ayrıldı.
Kayserispor'un siyahi kalecisi Süleymanou Hamidou Kayseri''den ayrıldı.. Teknik heyet ile bir görüşme yapan Süleymanou, teknik heyetin de onayı ile Kayseri''den ayrıldı.. ...
Süperligde Bu Sezon Kayseri Bölgesinden hakem yok
Türkiye Liglerinin 2008-09 Sezonu Düzenlemesi
Stadyumun İhalesi İptal Ediliyor.
Nostalji ¬
Kayseri de 1970-80
Halit taner Turan''''''''ın 1970-80 arasında Kayseri''''''''de hayatı anlatan güzel bir nostaljik yazı. Bizleri, Annelerimizi, Babalarımızı ve hatta dedelerimizi o günlere götüren harika bir yazı. O dönemleri merak ediyorsanız bu yazıyı mutlaka okumalısınız.....
Röportaj ¬
Tolunay Kafkas: "Hırslıyım, inatçıyım, savaşçıyım"
Parlak bir oyunculuk döneminin ardından Avusturya'da oynarken başladığı teknik adamlık kariyerini Milli Takımlarda sürdürdü. İlk kulüp tecrübesini Süper Lig'in kalburüstü takımlarından Kayserispor'da yaşıyor ve hem oynattığı futbol hem de elde .......
Menduh Büyükkılıç "Abdullah Gül, Bize Maç Kazandırdı"
Kemal Okyay Röportajı- Sprortif
Ali Turan Röportajı
Araştırma Yazıları ¬
Kayserispor ve Kuruluş Tarihi ?
Bilindiği gibi uzun süredir Kütüphanede eski gazeteler üzerinde arşiv çalışması yapıyorum. Bazı dikkat çekici haberleri ise güncelliği ile ilgili yayınlamaya çalışıyorum....
Son 4 Sezonda Gökhan Ünal İstatistikleri
TSL ve Kayserisporun Dünya Futbol Piyasındaki Değeri
2007-2008 Sezonu Futbolcu İstatistiklerimiz
Video ¬
İşte Milli Takımın Son 120+2 deki golü ve Penaltılar (Video)
Semih Şentürk golü ve Penaltıların Videosu.......
Arab Spikerden İsviçre Çek C.Maçı
Kupa Belgeseli - Video
Türkiye Kupası Finali ve Penaltılar ( Video) Güncellendi.
Maçlar ¬
Sakaryaspor 0 - Erciyesspor 1
Erciyesspor deplasmanda 36.dakikada Köksal Yedek''in attığı gol ile 1-0 galip glemesine rağmen play-off maçlarına yükselemedi......
cel Haberler
Nostalji
Röportaj
Araştırma Yazıları
Video
Maçlar
Gol Krallığı
FUTBOLCU MAÇ GOL
Gökhan Ünal 24 11
Mehmet Topuz 32 9
Leonardo Andres Iglesıas 26 6
Franco Dario Cangele 25 4
Kemal Okyay 29 4
Mehmet Eren Boyraz 30 4
Alioum Saido 25 3
Dimitar Ivankov 30 3
Koray Çölgeçen 22 3
Aydın Toscalı 31 2
Delio Cesar Toledo Rodas 27 1
Kamber Arslan 23 1
Diğerleri
Oyunda Kalma Süreleri
FUTBOLCU MAÇ DK
Mehmet Topuz 32 2735
Aydın Toscalı 31 2745
Dimitar Ivankov 30 2655
Ragıp Başdağ 31 2651
Ali Turan 31 2790
Delio Cesar Toledo Rodas 27 2412
Alioum Saido 25 2210
Mehmet Eren Boyraz 30 2495
Koray Çölgeçen 22 1946
Gökhan Ünal 24 2059
Diğerleri
Futbolcu Haberleri
Juan Pablo Avendano
07.07.2008
Sözleşmesi Fesh Edilecek.
Kamber Arslan
07.07.2008
İsterse Kulüpten Ayrılabileceği söylendi.
Kemal Okyay
07.07.2008
İsterse Kulüpten Ayrılabileceği söylendi.
Turgay Bahadır
07.07.2008
İsterse Kulüpten Ayrılabileceği söylendi.
Hasan Sönmez
04.07.2008
Kayserispor dan ayrıldı.
Son Haberler
Süleymanou Kayseri den İzinli Olarak Ayrıldı.
Kayserispor'un siyahi kalecisi Süleymanou Hamidou Kayseri''den ayrıldı.. Teknik heyet ile bir görüşme yapan Süleymanou, teknik heyetin de onayı ile Kayseri''den ayrıldı..
Süperligde Bu Sezon Kayseri Bölgesinden hakem yok
Süper ligde Kayseri Bölgesinden hakem bulunmaması dikkat çekici. Merkez Hakem Kurulu (MHK) 2008 -2009 Futbol Sezonu nda Türkiye profesyonel liglerinde görev yapacak olan hakemleri açıkladı.
Türkiye Liglerinin 2008-09 Sezonu Düzenlemesi
Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu''nun 01.07.2008 tarih ve 18 sayılı toplantısında alınan kararlar...
Stadyumun İhalesi İptal Ediliyor.
Kadir Has Şehir Stadyumun tüm hızı ile devam ederken, İhalenin iptali gündeme geldi. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını yetiştirilmeye çalışılan stad için Tüm Kayseri seferber oldu...
Yeni Forvet Sasa Bjelanovic mi?
İtalyan sitesinin haberine göre Torino takımında oynayan forvet sasa bjelanovic in Kayserisporumuza transfer olduğu belirtiliyor.
Popüler Haberler
Kadir Has Şehir Stadı (Haziran-2008)
Yapımına 2006 Kasım ayında atılan Kadir Has Şehir Stadyumu sezon başına açılış yapılacak. Stadyumun son hali ve aşamalarını gösterir resimler. Ayrıca Staduyum Videosu ve oturma planları..
Kayserispor Tarihi
Kayserispor 1 Temmuz 1966 tarihinde kuruldu. Bir çok defa 1.lig ile 2.lig arasında mekik dokudu. 07 Mayıs 2008 tarihinde Gençlerbirliği ile Türkiye Kupası Finalini oynadı ve penaltılar ile 11-10 yenerek kupayı ilk defa kazandı. UEFA kupasında katıldı
Kayserispor Transfer Dosyası
Kayserispor 2008-2009 sezonu Tranfser dosyası. Gelenler- Gidenler-Sözleşme Uzatanlar
Türkiye Kupası Finali ve Penaltılar ( Video) Güncellendi.
Kupa finali uzun yıllar unutulmayacak. Golsüz eşitlikle sonuçlanan maçta uzatma devrelerinde de sonuç değişmeyince 28 seri penaltı vuruşu yapıldı. İşte o seri penaltılar ve Kupa Töreni
Kadir Has Stadı'na milli maç verilecek
Temeli atıldıktan sadece 12 ay sonra yapımı tamamlanma aşamasına gelen Kayseri Kadir Has Stadı'nda milli maçlar da yapılacak. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy, Kayseri'deki muhteşem futbol kompleksine şubat ya da mart ayında bir tane milli maç vermeyi düşündüklerini söyledi.
Dergiler
Kitaplar
Reklam
Hava Durumu
KAYSERI ADANA ADIYAMAN AFYON AĞRI AKSARAY AMASYA ANKARA ANTALYA ARTVİN AYDIN BALIKESİR BARTIN BATMAN BİLECIK BİNGÖL BOLU BURDUR BURSA ÇANAKKALE ÇANKIRI ÇORUM DENİZLİ DİYARBAKIR DÜZCE EDİRNE ELAZIĞ ERZİNCAN ERZURUM ESKİŞEHİR GAZIANTEP GİRESUN GÜMÜŞHANE HAKKARİ IĞDIR ISPARTA İSTANBUL İZMIR KAHRAMANMARAŞ KARABÜK KARAMAN KARS KASTAMONU KAYSERİ KIRIKKALE KIRKLARELİ KIRŞEHİR KİLİS KOCAELİ KONYA KÜTAHYA MALATYA MANİSA MARDİN MERSİN MUĞLA MUŞ NEVŞEHİR NİĞDE ORDU OSMANİYE RİZE SAKARYA SAMSUN SİİRT SİNOP SİVAS ŞANLIURFA TEKİRDAĞ TOKAT TRABZON TUNCELİ UŞAK VAN YALOVA YOZGAT ZONGULDAK
FELEK, HER NE KADAR "dünya, kader, talih, dehr, asr ve zaman" anlamına gelse de, öteden beri herkesin çattığı bir suç makinesi ve bir şikâyet kutusu olmuş. Kafası kızan feleği suçlar, canı sıkılan feleğe taş atar.
İnanç noktasında feleğe çatmanın sakıncası ve insanın imanına zarar vermesi, feleğin kader ve dehr (zaman) anlamında kullanıldığı zamandır.
"Dehre sövmeyiniz, çünkü Allah dehirdir" hadisi en çok bilinen hadislerden biridir. (Müsned, 2:259)
Sahihi Buharî'de geçen bir hadis de aynı noktaya dikkatimizi çeker:
"'Vay şu dehrin mahrumiyet ve hüsranına' diye sövmeyiniz. Çünkü Allah dehirdir." (Buharî, Edeb 101)
Aynı konuda Buharî'nin rivayet ettiği bir başka hadis de şu mealdedir:
"Allah Teala buyuruyor ki: Âdemoğlu dehre söverek bana eziyet verir. Halbuki Ben dehrim. Her şey Benim elimdedir. Geceyi, gündüzü Ben idare ederim." (Buharî, Tefsir 45)
Görüldüğü gibi, bu konudaki bütün hadislerde "dehr" kavramı geçiyor.
"Dehr" zaman manasına geldiği gibi, gece ile gündüzün art arda gelmesine de denir.
Asr Suresi'nde Cenâbı Allah "asr"a yemin ediyor. Çünkü her şey zaman içerisinde meydana gelir. Zaman, Cenabı Hakkın bir memuru olarak öldürmek ve olgunlaştırmak görevini yapar. Zaman kötü olmaz, insanlar kötüleşir. Zira zaman içinde meydana gelen her şey Allah'ın iradesiyle gerçekleşir.
İslam öncesi Cahiliye döneminde Arapların dehre sövmesini ve bu hadisin de bu kötü alışkanlık üzerine söylendiğini açıklayan Bedrüddin Aynî şöyle der:
"İslam öncesi Cahiliye dönemi Araplarının bir kısmı gece ve gündüzün dönmesinden ibaret olan dehre söverlerdi. Çünkü bu insanlar Allah'a inanmaz ve bütün olayları zamana verirlerdi. Yani olayların meydana geldiği gece ve gündüze yüklerlerdi, her şeyin de zamanın emriyle olduğuna inanırlardı. Bunlara Dehriler denirdi.
"İşte Hz. Peygamber'in (a.s.m.) bu hadisteki maksadı, sizden biriniz zamana sövmesin, çünkü zaman gerçek fail değildir, yapan Allah'tır. Bu musibetleri başınıza getirdiğine inandığınız zaman sövdüğünüzde, Allah'a sövmüş olursunuz. Çünkü musibetleri başınıza getiren zaman değil, Allah'tır. Cenab-ı Hakkın 'Ben zamanım' demesi ise, 'Ben zamanın sahibiyim' anlamındadır."
(Umdetü'lKari, 22:202)
Gerçekten de o dönemde her kötülüğü zamana nispet eden bir grubun var olduğuna, "Bizi ancak zaman öldürür" (Câsiye, 45:24) şeklindeki sözlerini anlatan âyeti kerime işaret ediyor.
Hattâ bu sebeple, zamana nisbeten bunlara "Dehriler" ismi verilmiştir. Bu fikir tarihte de inkârcı cereyanlar arasında "Dehrilik" olarak yer almıştır.
Bunların İslamiyet'ten sonra da tesirleri görülmüştür. İşte bu hadisi şeriflerde, zamanı gerçek fail telâkki ederek sövmek yasaklanmıştır.
Yeri gelmişken şu hususu da açıklamakta fayda vardır: Zaman zaman bazı eski âlimler de kitaplarında zamandan şikâyet etmiş, "feleğin kubbesine" taş atmışlardır. Çünkü bazı kötülükleri gidermeye güçleri yetmemiş, ümitsiz kalınca da zamandan ve felekten şikâyet etmişlerdir. Bunların bu şikâyetleri, zamanı gerçek fail kabul ettiklerinden değil, olayların arzu ve istekleri doğrultusunda yürümediğindendir.
İşte mü'minlerin de felekten şikâyet etmeleri bu yüzdendir. Yoksa inançlarına göre zaman Cenab-ı Hakkın bir mahlûkudur. Bu işleri yapmaya güç yetiremezler. Allah'ı insanlara şikâyet etmeyip zamanı ve ortamı şikâyet ederler. Böylece zaman, haksız tenkitlere karşı, Cenab-ı Hakkın izzetine bir perde olmuş olur. Şikâyetler zamana takılır, kalır; Allah'ın kudretine yapılmaz.
Özetle söylemek gerekirse; Ebu Hüreyre (r.a.) ve diğer râviler tarafından rivayet edilen bu husustaki hadisi şerifler sahihtir. Allah'ın zamanın yaratıcısı olduğuna işaret edilmektedir. Zamanın yaratıcı kabul edilmesi de yasaklanmaktadır. Âlimler de zamandan sadece şikâyet etmişlerdir. Çünkü Cenabı Hakkın yarattığı bir şeye, O'nun hikmetinin cereyan tarzına itiraz etmek, hadisi şerifin yasaklamasına girer.
KADERİ SUÇLAYAN o kadar söz var ki, saymakla bitmez.
Kendine söz geçiremeyen, kadere taş atar. Kimseyi suçlayamayan, kaderi taşlar. Karşısındakine gücü yetmeyen kadere yüklenir. Böyle bir kör dövüşüdür gider. Kime vurduğunu bilemez, vurduğu yeri göremez, rast gele hücum eder. Beceriksizliğini, tembelliğini ve bilgisizliğini kendi üstüne almaz, eline geçen taşı kadere fırlatır, durur.
"Kader utansın" der. Kader ne yapmış ki utansın, kaderin utanacağı neyi vardır? Gerçekten utanması gereken birisi varsa, o da kişinin kendisidir aslında Kader bir suç işlememiş, bir hata yapmamış, bir yanlışa girmemiştir. Suçu işleyen, hatayı yapan, yanlışa giren kişinin kendisi olduğu halde; neden kader hatalı olsun?
Geçen zaman içinde daha büyük bir kayba uğramış, daha büyük bir zarar etmiş, daha büyük bir belaya çarpılmışsa, kadere olan kızgınlığının dozunu biraz daha arttırır.
Bu sefer ağzından çıkanı kulağı duymaz halde, söylediği sözlerin nerelere vardığını düşünmez biçimde, açar ağzını, yumar gözünü, Allah muhafaza "kahpe kader" deyiverir.
Gerçekten insanoğlu garip bir varlık, tuhaf bir yaratık. Plânsız, programsız iş yapar, bir işe başlarken başını sonunu düşünmez, ele aldığı işin neye mal olacağını hesaplamaz, kendi eliyle kendini tuzağa düşürür, köşeye sıkışır kalır.
Bu sefer de ağzının dolusuyla, "Kader unuttu beni", "Gözü çıkası kader, ne istedin benden?" gibi bilir bilmez, ileri geri atar tutar. "Kader kötü bir oyun oynadı" der, fakat kendisi oyunu kuralına göre oynamamıştır.
Bu gereksiz ve yersiz sözlerin hiçbirinin bir Müslüman'ın ağzından çıkmaması lazım İnanan bir insan böyle sözleri söylememesi gerekir. Söylenmemesi bir tarafa, bu sözlere karşı tavır koymalı, böyle sözlerin toplumda barınmasına, tutunmasına meydan vermemelidir.
Neden mi? Çünkü kader dediğimiz şey bizim dinimiz, imanımız, inancımız ve itikat alanımızdır. Daha ilk çocukluk yıllarımızda bize ilk öğretilen imanın şartlarından biri de kadere iman etmek değil midir? Hayrın da şerrin de, iyiliğin de kötülüğün de Allah'tan geldiği değil midir?
Kader, Allah'ın bilmesi, her şeyin O'nun bilgisi altında olmasıdır. Allah'ın ezelden ebede kadar meydana gelecek olayların zamanını, yerini ve niteliklerini önceden bilmesi ve takdir etmesidir. Yani Yüce Allah, olmuş olacak, gelmiş gelecek her ne varsa onları önceden plânlıyor, zamanı gelince de yaratıyor.
Kader bir ölçüdür, bir miktardır. Bir plandır, bir programdır. Kâinat ve içindekiler, insan ve geleceği her şey Allah'ın takdiri iledir, koyduğu bir ölçüye göredir.
Kur'an diyor ki:
"Allah'ın emri biçilmiş bir kaderdir."
(Ahzab, 33:38)
"Biz her şeyi bir kaderle yarattık."
(Kamer, 54:49)
"Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim katımızda olmasın. Ama biz onu ancak belirli bir kaderle/miktarla indiririz."
(Hicr, 15:21)
Kaderin bizimle ilişkisi nasıl gerçekleşiyor? Bizim yetkimiz nereye kadar, yaptığımız işlerde kaderin payı ne kadar?
Allah Teala insanları yaratmış, onlara diğer yaratıklardan farklı olarak akıl, irade ve güç vermiştir. İnsan, aklıyla ve iradesiyle iyi olanı seçecek, kötü olandan sakınacaktır veya tam tersini yapacaktır.
İnsanın bu seçme gücüne cüz'î irade diyoruz. Yani kişisel istek, yapma niyeti, yapma eğilimi demektir.
İnsan bir şeyi yapmak ister, bir şeyi yapmaya niyet eder, birçok seçenek içinden birisini tercih eder, seçer. Allah da, insanın tercih ettiği o şeyi yaratır.
Meselâ, elimizi kaldırmak istedik, indirmek değil de kaldırma tercihini yaptık, işte o anda Allah elimizi kaldırma fiilini yaratıyor. Çünkü biz kaslarımıza, kanımıza, beynimize, hükmedemiyor, söz geçiremiyoruz. Bu yapma ve yaratma işini Allah yapıyor. Elimizi kaldırdık ve karşımızdaki adamın suratına bir tokat indirdik.
Tokat vurmayı isteyen kim? İnsan.
Tokadı, adamın suratına indirmeyi yaratan kim? Allah.
Burada sorumlu kim? İnsan.
Yine kolumuzu kaldırdık, karşımızdaki kişinin boynuna attık, ona olan sevgimizi ifade ettik.
Onun boynuna kolumuzu atmayı isteyen kim? Biz.
Kolumuzu karşımızdaki kişinin boynuna atma fiilini yaratan kim? Allah.
Burada sorumlu kim? Biz.
Demek ki, biz ne istiyorsak, hangi işi yapmayı tercih ediyorsak o işi Allah yaratıyor. Ve biz de yapılan işten sorumlu oluyoruz.
İşte Allah'ın bu yaratmasının adı kader programının kaza edilmesi, uygulama alanına konmasıdır.
Allah kâinatı ve kâinat içinde yaşayan bizleri, bizim bedenimizi, kaşımızı, gözümüzü bir plân içine almıştır. Allah, plânladığı her şeyi zamanı gelince yaratır. Ancak cüz'î irademize bakan kısmını boş bir sayfa olarak elimize vermiştir. O boş sayfayı biz doldururuz. Oraya ne yazmışsak Allah da ona göre yaratır.
Allah dilimizi yaratmış ve dilimize konuşma kabiliyeti de vermiş. Biz kötü söz söylemeyi tercih edince, Allah o kötü söz fiilini yaratıyor ve kötü sözler dilimizden dökülüyor. İyi söz söylemeyi tercih edince de Allah o iyi söz fiilini yaratıyor ve o kötü sözler dilimizden dökülüyor. Kötü söz söyleyince sorumlu biziz, iyi söz söyleyince de sevilen biziz.
Allah'ın dilimize konuşma özelliğini vermişdir. Fakat biz o dili kullanmada sorumluyuz. İyi söz de söylesek, kötü söz de söylesek... İyi söz söyleyince iyi sözü yaratan, kötü söz söyleyince de kötü sözü yaratan Yüce Allah'tır.
Allah insana akıl gibi iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, hayrı şerden, doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, imanı küfürden, cenneti cehennemden ayırt edebilecek irade gibi bir nimet vermiş. Bütün bu birbirine ters olan şeyleri de önüne koymuş ve bunları seçme konusunda insanı serbest bırakmış.
Demiş ki: "Ey kulum, sen hangisini tercih edersen, hangisini yapmak istersen, Ben onu yaratırım."
Kul seçeneklerden birini tercih ediyor, Allah da o fiili, o işi yaratıyor. Niyet edip yapan insan mı sorumlu, yoksa o işi yaratan, var eden Allah mı? Tabii ki, insan Niye, çünkü isteyen insanın kendisidir.
"Allah isteseydi, ben o kötü işi yapmazdım, o zararlı yolu tercih etmezdim" denmez. Neden denmez? Çünkü Allah insana akıl ve tercihini kullanma gibi imkanlar vermiştir. İnsan bunları kullanmakla mükelleftir.
Çalışmayıp tembel tembel yattın, fakir düştün, perişan oldun, sorumlu kim? Sen.
Güzel bir iş buldun, çalıştın, çabaladın, rahat bir hayat geçiriyorsun, kazançlı kim? Sen.
İşveren ne yaptı? Senin yaptığın tercihler istikametinde seni değerlendirdi, hak ettiğini verdi.
Yepyeni bir araba aldın, dümdüz bir yolda giderken, yoldan çıktın, yolun kenarında duran bir kayaya arabayı çarptın.
Yolu yapanı, biraz sonra gelen trafik polisini, arabayı yapan fabrikayı suçlamaya kalkacak olsan, adama ne derler? Gülerler, değil mi? Çünkü dikkatsiz olduğun için bir tek suçlu varsa, o da sensin.
Bir de "Zaten bu benim kaderimde varmış" deyip de suçu kadere atabilir misin?
Veya yolda giderken, hızını artırdın, biraz sonra önünde seyreden arabaya arkadan vurdun. Biraz sonra trafik polisi geldi, kimi suçlu çıkarır? Seni.
Neden? Çünkü hızlı giden sensin. "Öndeki araba çok yavaş gidiyordu, biraz hızlı gitseydi vurmazdım" diyebilir misin?
Bir de üstüne üstlük, "Ne yapalım kader bu" deyip sorumluluktan kaçabilir misin?
Bir başka örnek: Geldin, viraja çok hızlı bir şekilde girdin, arabayı toparlayamadın ve uçuruma yuvarlandın. Az sıyrıklarla kurtuldun.
Biraz sonra bir adam geldi, dedi ki: "Ben zaten senin böyle yapacağını biliyordum, ben seni yukarıdan gördüm, o hızla virajı alamazdın, mutlaka uçuruma yuvarlanacaktın."
Şimdi kalkıp o adama, "Suçlu sensin, sen benim uçuruma yuvarlanacağımı bildiğin için ben bu kazayı yaptım" diyebilir misin?
Aynen bu misalde olduğu gibi, bir olayın Allah tarafından bilinmesi, bizi o olayın sorumluluğundan kurtarmaz.
Namaz kılmayan bir kimseyi küfür ve şirkle itham etmek yerine ona, namazın manasını ve mahiyetini tatlı bir sohbet havası içinde açıklamak gerekir. İnsanın namaz kıldığı takdirde kendisini yoktan var eden Yaratıcısının huzuruna çıktığı, Onunla doğrudan muhatap olduğu, Cenab-ı Hakkın rızasına ancak namaz kılmakla erişileceği kendisine anlatılmalıdır. Peygamber Efendimiz, Sahabe-i Kiram ve diğer büyük zatlar da insanları hep yumuşaklıkla, güzel muamele ile, ibadete teşvik etmişler, onları ürkütüp korkutmadan uzak durmuşlardır.
Namaz kılmak, imandan sonra gelen en büyük hakikattir. Bundan dolayıdır ki, Kur'an-ı Kerimde yüze yakın yerde namazdan bahsedilmektedir. Hiçbir ibadete bu kadar ehemmiyet verilmemiştir. Çünkü namaz, mü'minin Rabbiyle olan en yakın münasebetidir. Namaz kılmayan insan bu münasebeti zayıflatmış, kendisini nefis ve şeytan gibi düşmanların arasına atmış olur ki, asıl büyük tehlike budur.
Namazla ilgi bütün ayetler, hep insanları namaza teşvik ederler. Bu konuda bazı ayet mealleri: "O mü'minler ki, gayba iman ederler, namazlarını kılarlar", "Namaz ancak Allah'tan hakkıyla korkanlara ağır gelmez", "Mü'minler namazlarını muhafaza ederler", "Namaz insanı kötülüklerden ve kötü sözlerden alıkoyar", "Benim mü'min kullarıma söyle, namazlarını kılsınlar."
Hadis-i şeriflerde de aynı hususları görmemiz mümkündür. Namazla ilgili hadisleri gözden geçirdiğimizde, hep namaz kılmanın fazilet ve sevabından bahsedildiğini göreceğiz. Fakat "İnsan ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır", "Münafıklarla bizim aramızdaki ahid namazdır" mealindeki hadislerdeki tehditler, "namazın farz olduğunu inkar eden, yahut namaz kılmamayı helal sayan" kimseler içindir. Yoksa, namazı Allah'ın emri kabul eden ama kılmakta tenbellik gösteren insan için şirk ve nifak söz konusu olamaz.
İbni Abidin ise Reddü'l-Muhtar isimli eserinde namaz bahsinin baş taraflarında, "Namazın farziyetini inkar eden kafir olur. Umursamayarak, yani tembelliğinden dolayı kasten terk eden kimse ise günahkar olur" demektedir.
Yani namaz kılmamak büyük günahlardandır. Büyük günahları işleyenin kafir olacağını sadece batıl bir mezhep olan Mutezile mensupları söylerler. Fakat devamlı sûrette namaz kılmayan insanın imanının da zamanla bir takım tehlikelere maruz kalabileceği gözden ırak tutulmamalıdır.
Herkes cahildir" der Will Rogers. "Sadece branşları farklıdır." Mesela maden mühendisliği dalı bir doktor için, tıp dalı da maden mühendisi için birer cehalet branşıdır. Dini inançlar ise, zamanımızda pek çok kimse için ortak bir cehalet dalını teşkil ediyor. Ne var ki, pek çoğumuz bu gerçeği ihmal etmeye yatkınızdır. Bu yüzdendir ki, bazı isimlerin başında yer alan ünvanlar bizi aldatır ve o kimsenin inkarında bir bilgi kırıntısı ve bir değer aramaya zorlar.
Oysa inkar, adı üzerinde, tanımamaktır, bilmemektir, reddetmektir. Bunlar ise, yokluk ifade eden fiillerdir. Yokluğun bilgisi olmaz. Tanımamak bilginin değil, bilgisizliğin ifadesi ve neticesidir. Dolayısıyla, kişi başka sahalarda ne kadar derin bilgi sahibi olursa olsun, tanımadığı şey hakkındaki cehaletini mevcut bilgisiyle telafi etmesi mümkün değildir, tıpkı siyaset bilgisiyle biyoloji de ahkam kesmek mümkün olmadığı gibi.
İnkar etmek kolaydır. Kişi gözünü kapar, sonra "Yoktur" der. Bu konuda bir Avustralya yerlisi ile bir kürsü başkanının, Ebu Cehil ile Darwin'in arasında fark yoktur. Bunların inkar ettikleri şey hakkındaki bilgilerini karşılaştırmak, bir dizi sıfırı birbiriyle mukayese ederek hangisinin daha büyük olduğunu anlamaya çalışmak kadar abes olur. Hatta inkar üzerine bir münakaşa yürütmek dahi imkansızdır; zira olmayan şeyin olmayan unsurlarını kullanarak bir yere varamazsınız. İnkar ehlinin onca deliller karşısında inkarında direnmesine sebep de budur. William G.McAdoo'nun, dediği gibi, "Cahil bir adamı münakaşada mağlup etmek mümkün değildir."
İman ise, hangi seviyede olursa olsun, bir bilginin neticesi ve ifadesidir. İmanın kuvveti, bilginin seviyesine paralel bir artış gösterir. Neye inanıyorum? Kendisine iman ile bağlandığım zat nasıl bir Zat'tır? Özellikleri, sıfatları nelerdir? O, etrafımızdaki alemde nasıl iş görür? Nasıl yaratır, nasıl yaşatır? Benden bekledikleri nelerdir? Ben O'ndan neler bekleyebilirim ve bu beklediklerime nasıl kavuşabilirim? Bunlar gibi pek çok sorunun getirdiği bilgiler, imanı şekillendirir. Nitekim Kur'anda, "Allah'tan ancak alimler korkar" buyurulmak suretiyle imanın bir bilgi neticesi olduğunu açıkça bildirmekte, göklerin ve yerin "akıl sahipleri için, "bilgi sahipleri" için Allah'ı tanıtacak delillerle dolu olduğunu birçok ayette hatırlatılmaktadır.
Bu hadis-i şerifte büyük bir terbiye metodu saklı. Her Müslüman çok iyi bilir ki, yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanet etmek insanı kafir etmez. Yine hepimiz biliriz ki, münafık kâfirden daha alçaktır. Çünkü, münafık gerçekte kâfir olduğu halde, küfrünü gizleyen, Müslüman görünen kimsedir. Bu adam İslâm'ın gizli düşmanıdır ve açık düşmandan daha tehlikelidir. Sizi ne zaman ve nasıl vuracağı bilinmez.
Şimdi, yalan söyleyen bir Müslümanın böyle sinsi ve gizli bir kâfirden daha aşağı olduğunu söylemek elbette mümkün değil.
O halde hadis-i şerifteki inceliği şöyle anlayacağız.
Resulûllah Efendimiz (as.m) bu sözüyle müminlere şöyle bir ihtarda bulunuyor: "Sakın şu günahlara yaklaşmayınız! Çünkü onlar kâfirden daha alçak olan münafığın sıfatlarıdır."
Bu fevkalâde tesirli bir ikaz, bir sakındırma metodudur. Bu inceliği sezmeyerek, söz konusu günahları işleyen bir mümini nifaka girmekle itham etmek, tekfir gibi büyük bir cinayet ve dehşetli bir su-i zandır.
Maalesef bugün, günahkâr müminlerin her sözünü ve her hareketini bin bir bahane ile küfre yoran insanlara çokça rastlıyoruz. Âlimlerimiz, âriflerimiz, önderlerimiz böyle mi yapıyorlardı!?..
Bugün top yekûn İslâm âlemi, bilgili, fâziletli ve günahkârlara bir şefkatli baba gibi üzülen gayretli Müslüman tipine son derece muhtaç...
Islah nedir bilmeyen, hastaya sövmeyi tedavi sanan, sevimsiz, muhakemesiz, şefkatsiz ve hırçın tipler İslâm'ı temsil edemezler...
Bu noktada şu hadis-i şerif bütün müminler için ne büyük bir irşattır!.. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:
Resûlullah'a (asm.), "Ey Allah'ın resûlü! Müşriklere beddua et, onları lânetle!" denilmişti.
Şu cevabı verdi:
"Ben rahmet olarak gönderildim, lânetleyici olarak değil!"
Bu hadis-i şerifte büyük bir terbiye metodu saklı. Her Müslüman çok iyi bilir ki, yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanet etmek insanı kafir etmez. Yine hepimiz biliriz ki, münafık kâfirden daha alçaktır. Çünkü, münafık gerçekte kâfir olduğu halde, küfrünü gizleyen, Müslüman görünen kimsedir. Bu adam İslâm'ın gizli düşmanıdır ve açık düşmandan daha tehlikelidir. Sizi ne zaman ve nasıl vuracağı bilinmez.
Şimdi, yalan söyleyen bir Müslümanın böyle sinsi ve gizli bir kâfirden daha aşağı olduğunu söylemek elbette mümkün değil.
O halde hadis-i şerifteki inceliği şöyle anlayacağız.
Resulûllah Efendimiz (as.m) bu sözüyle müminlere şöyle bir ihtarda bulunuyor: "Sakın şu günahlara yaklaşmayınız! Çünkü onlar kâfirden daha alçak olan münafığın sıfatlarıdır."
Bu fevkalâde tesirli bir ikaz, bir sakındırma metodudur. Bu inceliği sezmeyerek, söz konusu günahları işleyen bir mümini nifaka girmekle itham etmek, tekfir gibi büyük bir cinayet ve dehşetli bir su-i zandır.
Maalesef bugün, günahkâr müminlerin her sözünü ve her hareketini bin bir bahane ile küfre yoran insanlara çokça rastlıyoruz. Âlimlerimiz, âriflerimiz, önderlerimiz böyle mi yapıyorlardı!?..
Bugün top yekûn İslâm âlemi, bilgili, fâziletli ve günahkârlara bir şefkatli baba gibi üzülen gayretli Müslüman tipine son derece muhtaç...
Islah nedir bilmeyen, hastaya sövmeyi tedavi sanan, sevimsiz, muhakemesiz, şefkatsiz ve hırçın tipler İslâm'ı temsil edemezler...
Bu noktada şu hadis-i şerif bütün müminler için ne büyük bir irşattır!.. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:
Resûlullah'a (asm.), "Ey Allah'ın resûlü! Müşriklere beddua et, onları lânetle!" denilmişti.
Şu cevabı verdi:
"Ben rahmet olarak gönderildim, lânetleyici olarak değil!"
Öncelikle, insan yaratılış itibariyle etkilenebilir bir yapıdadır ve telkine açıktır, bu durumuyla boş bir kabı andırır. Kalp ve beyni olumlu fikir ve hakikatlerle doldurulmazsa, onların yerini, ister istemez menfî ideolojiler, hurafe ve safsatalar alır. Bugün gençliği sarsan psikolojik bunalımların, ruh sıkıntılarının asıl sebebi budur. Bu manevi ızdıraplardan kurtulmanın tek yolu, akıl, kalp ve vicdanlarını Kur'anın getirdiği ulvî hakikatlerle doyurmak iken, bir kısım gençler, ilim ve fikir yerine, aldatıcı sloganlara, sihirli reçetelere (!) daha çok meyleder. Manevî boşluklarını böylece doldurup, huzura kavuşacaklarını ve ızdıraplardan kurtulacaklarını zannederler.
Materyalistler, onların bu hâlinden istifade ederek bu safdil ve zavallıları, adalet, eşitlik, gibi hayalî slogan ve propagandalarla aldatır, kendilerine çekerler. Onları sempatizan hâline getirdikten sonra, sosyal problemler için ileri sürdükleri, hayalî vehmî reçeteler yanında yer yer bu gençlerin kafalarına maneviyatı sarsıcı şüpheler atarlar. Belli bir dönemden sonra, sürekli ve yoğun telkinlerle, zavallı muhataplarının beyinlerini yıkaya yıkaya, nihayet onları materyalist ve ateist düşünce dışında hiçbir hakikati kabul edemeyecek, bir hâle sokarlar. Artık bu insanlar mantık ve muhakemelerini kaybederek robotlaşır. Basit bir hanenin dahi ustasız olamayacağı kesin bir gerçek iken, şu muhteşem kâinat sarayını, sahipsiz ve yaratansız kabul ederler. Bir harfin kâtipsiz olması muhal olduğu hâlde, her harfinde nihayetsiz hikmetler bulunan şu kainat kitabını katipsiz kabul ederler. Hem bütün bitkiler, hayvanlar ve insanları, hayatsız ve şuursuz ve iradesiz tabiatın yaptığına, yahut bunların kendi kendine meydana geldiğine inanırlar. Kendilerini gayesiz, vazifesiz, başıboş ve sahipsiz zannederler, korkunç bir dalalete düşerler.
İnsanın kıymet ve mahiyetini elmas derecesinden kömür derecesine indiren, bütün insanî özellikleri silip süpürerek, onu hayvandan çok aşağı dereceye düşüren inkârcılığın iç yüzündeki çirkinliği ve imkânsızlığı göremezler. Hâlbuki kâinattaki büyük ve kuşatıcı hakikatler, küfür ve inkâr ile izah edilemez. Mesela aşağıdaki soruların cevaplarını makul ve tatminkâr bir şekilde asla materyalist felsefede bulamazsınız:
Bu kâinatı ve içindeki hadsiz varlıkları yaratan kimdir?
Bu âlemi atomdan güneşlere kadar, insanın hizmetinde koşturan kimdir?
Gökyüzündeki binlerce gök cismini, mükemmel bir nizam ve hikmetle evirip çeviren kimdir?
Yeryüzünü dağ ve bağlarıyla, deniz ve nehirleriyle, toprağı suyu ve havası ile, insanlara hizmet ettiren kimdir?
İnsanı diğer varlıklara oranla, üstün bir yaratılışta yaratarak, ruhuna harika özellikler veren, o ruha akıl ve hayal gibi her biri dünya kıymetinde binlerce latif hissiyatı takan kimdir?
İnsan bu âleme nereden gelmiştir, bu dünyadaki vazifesi nedir ve nereye gidecektir?
Her an süratle ölüme yaklaşan bir insan ruhu, ancak bu sorulara cevap bulmakla tatmin olur, huzur bulur, dünyada rahata, ahirette saadet ve selamete kavuşur.
Hem inkârın mahiyeti, yalan olmakla beraber, gerçeğin zıddını kabuldür. Mesela, Selimiye Camii'nin mimarını inkâr etmek, hakikatsiz bir safsata ve büyük bir yalandır. Evet, mükemmel plânı, harika estetiği, sanatlı yapılışı ile akılları hayrete düşüren böyle muhteşem bir eser, ortada iken, onun ustasını inkâr etmek en büyük bir safsata, en dehşetli bir zulüm ve en hakikatsiz bir hurafedir.
Aynen bu misal gibi, binlerce menzilleri ihtiva eden şu muhteşem kâinat sarayının Hâlık ve Mâlikini, sahip ve mutasarrıfını inkâr etmek, bu misalden hadsiz derecede çirkin bir yalan, müthiş bir hezeyan, korkunç bir safsatadır.
İbadet etme ve yardım dileme insanın yaratılışında var. Çünkü insan sonsuz âciz ve muhtaç olarak yaratılmış.
Gözüne görmeyi kim lütfetmiş ise güneşe de onun ışık vermiş olacağını, midesini yaratanın bütün rızıkların da yaratıcısı olması gerektiğini, kulakta işitmeyi yaratanın hava âleminde de sesleri halk ettiğini idrak etmiş. Öte yandan, sürekli olarak sıkıntılar içinde çırpınan ve hastalıklarla, musibetlerle, felâketlerle boğuşan beşer, bütün dertleri ve ihtiyaçları için müracaat edecek bir kapıyı daima aramış. İşte bu arayış insanoğlunu bazen doğruya götürmüş, bazen da büsbütün yoldan çıkarmış.
Bir Hak elçisine kavuşan ve onun emrine giren bahtiyarlar, Allah'a iman etmenin sefasını sürmüşler; her ihtiyaçlarını ona arz ederek, her musibetten yalnız ona sığınmışlar.
Ama esefle görüyoruz ki, insanlık âleminin büyük çoğunluğu, bu vadide hatalı tercihler yapmış ve kendi yaptıkları putlara tapmaktan geri durmamışlar. Bunlar da iki gruba ayrılıyorlar. Bir kısmı kendilerini putların yaptıklarına inanacak kadar basitleşmiş, adileşmiş, bayağılaşmışlar. Putperest denilince hemen akla gelen de bu grup olmuş. Bir kısmı ise doğrudan Allah'a ibadet etme ve yine ancak ondan yardım dilemeyi akıllarına sığıştıramamışlar. Dünyevî işlerinde nice aracılara muhtaç oldukları için, Allah'a da doğrudan ibadet edemeyecekleri vehmine kapılmışlar ve putları bu vadide yardımcı ve şefaatçi edinmişler.
"Biz bunlara, sırf bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz." (Zümer Sûresi, 3)
Huzuruna doğrudan çıkılamayan, kendisine vasıtasız yalvarılamayan, dua edilemeyen bir Allah inancı, müntesiplerini putperest olmaya kadar götürmüş. Demek ki, Allah inancının doğru olması gerek.
"Eğer onlara, yer ve gökleri kim yarattı diye sorsanız, elbette Allah derler." (Lokman Sûresi, 25)
Bu âyet-i kerimede muhatap, işte bu ikinci grup müşriklerdir. Allah'a inanmaları onları müşrik olmaktan kurtaramamış ve bu yanlış iman, onları Allah elçileriyle harp etmekten alıkoyamamıştır.
Bir Hıristiyan da günahları için doğrudan doğruya Allah'ın affına sığınmayıp, Hz.İsa'nın (as.) temsilcileri yahut vekilleri kabul ettiği papazlara müracaat etme ihtiyacı duyuyorsa, Cahiliye devri Araplarını bir başka şekliyle taklit ediyor demektir
Yahudi, Hıristiyan gibi semavi din mensuplarına "Ehl-i Kitap" denir. Kur`an-ı Kerim`de ehl-i kitaptan çokça bahisler vardır. Ehl-i Kitap, Peygamberimizi kabul etmediklerinden kafir sayılmakla beraber, "Allah`ı inkar eden" anlamında kafir değillerdir.
Kur`an-ı Kerim, ehl-i Kitaba bazı konularda, kafirlere nispetle ayrıcalık tanır. Mesela, onlardan kız almak caizdir ve kestiklerini yemek helaldir (Maide suresi, 5) Onlara tanınan bu ayrıcalık, ehl-i küfre nispetle, imana daha yakın olmalarındandır. Kur`an, onlara şöyle seslenir:
"Ey ehl-i Kitab ! Bizimle sizin aranızdaki müşterek bir kelimeye gelin ! Ancak Allah`a ibadet edelim. Hiç bir şeyi O`na ortak koşmayalım. Allah`ı bırakıp bazınız bazısını Rab edinmesin." (Al-i İmran suresi, 64) Yani, birbirimizi Rab, Mevla, Hakim-i mutlak tanımayalım. Bütün hareketlerimizi Hakk`ın emriyle ve Allah`ın rızasıyla ölçelim... Hepimiz Allah`a kul olalım. Kendimizi ancak O`na mahkum bilelim. Birbirimize de ancak bu kural çerçevesinde tabi ve bağlı olalım. (1)
Kur`an, ehl-i Kitabın kendi alim ve ruhbanlarını, Rab edindiklerini bildirir. (Tevbe suresi, 31) Hıristiyanlıktan İslam`a geçen Adiy b. Hatem, "Ya Resulullah, biz onları Rab edinmiyorduk" deyince Resulullah, şu açıklamayı yapar: "Onlar, Allah`ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapıyor, siz de onlara uyuyordunuz. İşte bu, onları Rab edinmektir." (2) Yoksa, herhangi birini Rab edinmek için illa ona "Rab" namını vermek şart değildir. (3)
Şu ayet, ehl-i kitapla mücadelede izlenecek yolu ifade eder: "Onlardan zalim olanlar dışında, ehl-i kitapla en güzel bir şekilde mücadele edin. Ve şöyle deyin: Biz, hem bize indirilene, hem de size indirilene iman ettik. Bizim de, sizin de İlahımız birdir. Ve biz, yalnız O`na teslim olmuş kimseleriz." (Ankebut suresi, 46)
Bu ayette, ehl-i kitap, iki kısımda mütaala edilmektedir:
1-Zalim olanlar.
2-İnsaflı olanlar.
İnsaflı olanlarla en güzel bir şekilde mücadele yapılması emredilir. Bu tarz yaklaşım, onları İslam`a çekecek, İslam`a girmekte zorlanmayacaklardır. Çünkü, İslam`a girdikleri zaman Hz. Musa`yı, Hz. İsa`yı reddetmeleri gerekmiyor... Böylece, son peygamberin dinine uyacaklar ve tahrif edilmiş bir dinin mensubu olmaktan kurtulacaklardır.
Kur`an-ı Kerim, hristiyanların yahudilere nisbetle İslam`a daha yakın olduğunu bildirir: "Yahudi ve müşrikleri mü`minlere en çok düşmanlık yapan kimseler olarak bulacaksın. 'Biz hristiyanız' diyenleri de, mü`minlere sevgide en yakın kişiler olarak bulacaksın. Çünkü, onların içinde bilgin keşişler ve ruhbanlar var ve bir de onlar büyüklenmezler." (Maide suresi, 82)
Tarih, üstteki ayetin bir ispatıdır. Yahudilerden İslam`a girenler parmakla gösterilecek kadar azdır. Fakat Hıristiyanlardan pek çok kimse, araştırmaları neticesinde İslam`ı seçmişlerdir. Bugün Avrupa`da Hıristiyan asıllı Müslümanların sayısı, yüz binleri geçmektedir. Yine Avrupa`da pek çok kilise, cami haline getirilmiş ve bunlar İslami faaliyet merkezleri olarak hizmet vermektedirler.
Hıristiyan ülkelerde İslami faaliyetlerin güzel neticeleri gözle görülen bir realite olduğu gibi, bu ülkelerin idarecilerinin İslam aleyhinde tutumları da yine bir realitedir.
İnsaflı ehl-i Kitapla en güzel bir mücadeleyi emreden Cenab-ı Hak, şu ayetle de onların zalim kısmıyla ilgili hükmü bildirir:
"Ehl-i Kitaptan Allah`a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasulünün haram kıldıklarını haram kabul etmeyen ve Hak dini din olarak seçmeyenlerle, onlar zelil vaziyette kendi elleriyle 'cizye' verinceye kadar savaşın." (Tevbe suresi, 29)
Ayette sayılan özellikler, "Bütün ehl-i kitabı içine alır mı, yoksa almaz mı ?" meselesi zaman zaman tartışma konusu olmaktadır." (4) Ayetin " ehl-i Kitabın hepsiyle, onlar cizye verinceye kadar savaşın" demeyip, "ehl-i kitaptan şu özellikte olanlarla savaşın." demesi, herhalde gözden uzak tutulmamallıdır. (5) Resulüllah'ın uygulaması da bu tarzda olmuştur. Hz. Peygamber, İslam`ın Mekke döneminde bazı Müslümanları Hıristiyan bir ülke olan Habeşistan`a göndermiş, orada rahat edeceklerini söylemiştir. Medine döneminde ise, hem Yahudi hem de Hıristiyanlarla diyaloğa girmiş, onlara Allah`ın dinini anlatmış, kendilerini iknaya çalışmıştır. Bunun neticesinde ehl-i Kitaptan İslam`a girenler olmuştur.
Kur`an`ın belirttiği gibi, "ehl-i Kitabın hepsi bir değildir" (Al-i İmran suresi, 113). Onların hepsini aynı kategoride görmek, Kur`ani ve tarihi realiteye muhaliftir. "Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Allah zalim topluluğa hidayet etmez" (Maide suresi, 51) ayeti, onlarla diyaloga ve beşeri ilişkilere mani değildir. Nitekim, ehl-i Kitaptan kız almak, Kur`an`ın hükmüyle sabit bir vakıadır (Maide suresi,5).
Hamdi Yazır, üstteki ayetle ilgili şöyle der: Müminler, Yahudi ve Hıristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara idareci olmaktan men edilmemiş, onları veli ittihaz eylemekten, yardaklık etmekten nehiy edilmişlerdir. Çünkü onlar, müminlere yar olmazlar. (6)
Meseleyi şu şekilde özetlemek mümkündür: Onlarla beşeri ilişkilerde bulunmak ayrı, onların din-örf ve adetlerine hayran kalmak ayrıdır. Birincisi Kur`an`ın nehyine dahil değilken, ikincisi kesinlikle yasaklanmıştır