Günün birinde laz ile kürt birlikte uzun bir yola cıkmıslar, uzunca bir yolu birlikte yürüdükten sonra laz yorulmus ve kürtte dönerek ha usagım aklıma bi sey geldi. kürtte ne o bir anda aklına gelen sey, gelde kalan yolu birbirimizin sırtına binerek gidelim demis. kürte bu teklifi kabul etmis laz demis ha usagım önce sen yo demis önce sen, laz binmis kürdün sırtına laz baslamıs sarkısını söylemeye iki dakika sonrada sarkı bitmis ve kürdün sırtından inmis, sıra kürde gelmis kürt baslamıs sarkısını söylemeye le le le le le lee le le le le le le le le........öylece devam etmis neredeyse yolu bitireceklermis ama kürt hala söylemeye devam etmis, laz sormus usagum ne oldi dahada bitmedimi, oda bu neki bunun daha lo lo lo lo lo lo lo lolosu var.. .
İki Arkadaşın Hikayesi
Ahmet ve Nihat adında iki arkadaş varmış.
Aynı okulda okuyorlarmış. Ahmet İstanbulda yaşayan, evi, arabası yeterince parası olan biriymiş.
Nihat memleketten İstanbula gelmiş zor şartlar altında yaşayarak okuyormuş.
Bunlar zamanla daha da iyi arkadaş olmuşlar. Ahmet Nihatın durumuna üzülüyor yardım yolları
arıyormuş. Nihatı evine almış.Yedirmiş içirmiş. Cebine para koymuş. Üstünü giydirmiş. Kendine aldığı
yeni kıyafetlerini bile ona vermiş. Artık beraber gül gibi yaşayıp gidiyorlarmış.
Bir gün Ahmet camdan dışarı bakıyormuş. Karşıdan gelen uzun süredir hayran olduğu ve yakında açılmak
istediği kızı görmüş. Ve sonra arkadan Nihatın onu takip ettiğini. Nihat eve gelmiş ve Ahmete o
kızdan çok hoşlandığını aralarını yapıp yapamayacağını sormuş. Ahmet kendisinin de ondan
hoşlandığını söyleyememiş. Arkadaşının üzülmesini istememiş çünkü. Aralarını yapmış.
Derken zamanla okul bitmiş. Nihat bir süre sonra Kayseriye vali olmuş. Evi arabası, yatı, katı, bir
sürü parası olmuş. O kızla da evlenmiş.
Ama Ahmet tam tersi. Evini arabasını kaybetmiş. Bütün parası bitmiş. Yatmaya yeri yemeye yemeği
kalmamış. Aç sefil gezerken komşuları,
- Senin bir arkadaşın vardı Nihat diye. O Kayseriye vali olmuş, neden ondan yardım istemiyorsun,
belki sana bir iş verir demişler. Ahmet reddetmiş hemen. Bunu kabullenemem demiş. Komşular ne kadar
ısrar ettiyse de bir türlü kabul ettirememişler.Ahmet için daha zor günler başlamış.
Bakmış olacak gibi değil komşularını dinleyip tutmuş Kayserinin yolunu. Valiliğe gelmiş. Oradaki
odacılardan birine Nihat beyi görmek istiyorum demiş. Odacı Nihat beyin yanına girmiş çıkmış ve
- Sizi görmek istemiyor. demiş.
Nasıl olur demiş Ahmet.
Ona İstanbuldan çok yakın arkadaşın Ahmet geldi deyin.
Odacı tekrar gitmiş ve,
- Nihat bey sizi tanımadığını eğer daha fazla ısrar ederseniz kovduracağını söyledi demiş. Ahmet
duyduklarına inanamamış. Nasıl olur da, yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği, sevdiği kızı bile
verdiği can ciğer arkadaşı Nihat onu tanımaz.
Yıkılmış bir şekilde valilikten çıkıp doğru Nihatın evine eskiden hoşlandığı kızın yanına gitmiş.
Belki yardım eder diye. Kapıyı çalmış. Birinin gelip dürbünden kendine baktığını hissetmiş. Ama
kapıyı açmamış kadın. Bir kez daha yıkılmış.
Dışarı çıkıp kendini toplamaya çalışırken yanına yaşlı bir amca yaklaşmış. Ahmetin durumundan çok
etkilenmiş adam. Olayı anlatmasını istemiş. Ahmette olduğu gibi anlatmış. Adam çok üzülmüş. Demiş
ki..
- Bak evladım. Seni çok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak benim şurada bir sarraf dükkanım
var. Gel istersen benimle çalış. Hem para kazanırsın hem de yatmaya yerin olur. Ahmet hemen kabul
etmiş ve çalışmaya başlamış.
Gel zaman git zaman dükkana başka bir yaşlı amca gelip gitmeye başlamış. Çok iyi arkadaş olmuş
Ahmetle. Bir gün bu yaşlı amca elinde bir kutuyla gelmiş dükkana. Bak ben bir yere gidiyorum. Eğer 3
ay içerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istediğin gibi kullan, demiş. Ahmet kutuyu almış, odasında
bir yere koymuş. 3 ay geçmiş, 4 ay geçmiş, 6 ay geçmiş amca hala gelmemiş. Sonunda Ahmet kutuyu
açmaya karar vermiş. Bakmış içinde, elmaslar, mücevherler, altınlar, bir sürü de para varmış. Ne
yapacağını şaşırmış.
Hemen patronuna gidip durumu anlatmış. Patronu da artık o kutunun kendisinin olduğunu istediği gibi
kullanabileceğini söylemiş. Bir de öneride bulunmuş.
- Bak sen bu işi iyice öğrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkanı açalım. Gül gibi geçinip gidersin.
Hemen dükkanı açmışlar. Ahmet almış başını yürümüş. Ev, araba, yat, kat. Zengin olmuş kısacası.
Bir gün dükkana bir anne - kız gelmiş. Kızdan hoşlanmış Ahmet. Zamanla görüşmeye başlamışlar, derken
nişanlanmışlar. Düğün vakti gelmiş. Davetiyeler hazırlanırken kız valiyi de çağıralım demiş. Ahmet
kabul etmemiş. Nasıl olur demiş kız. Biz bu şehrin ileri gelenlerindeniz, valiyi çağırmasak olur mu?
Ahmet yine kabul etmemiş. Kız ısrarla neden böyle davrandığını sorduğunda anlatmış Ahmet. Sorunun bu
şekilde çözülmeyeceğini söylemiş kız. Biz çağıralım, o yaptığından utansın demiş. Ve ona da bir
davetiye yazmışlar. Düğün günü gelmiş çatmış. Davetliler tek tek gelirken heyecan içindeymiş Ahmet.
Nihatın gelip gelmeyeceğini düşünüyormuş.
Derken, eşiyle kapıda görünmüş Nihat. Ahmet, ilk başlarda göz göze gelmemeye çalışmış. Nihat ne yana
gitse öbür tarafa kaçıyormuş Ahmet. Hiç göz göze gelmemeye çalışıyormuş.
Dayanamamış birden. Piste çıkmış, almış mikrofonu eline. Başlamış anlatmaya. Zamanında ben durumum
iyiyken sevgili valimiz Nihat beyle aynı okulda okuyorduk. O zamanlar Nihat beyin durumu bu kadar
iyi değildi. Nihatı evime aldım. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Sevdiğim kızı bile ona
verdim. Bir gün benim durumum kötüleşti. Elimde avucumda ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydım
ki Nihata yardım istemeye gittim. Ama o beni tanımadığını söyledi, kovdurdu. Oradan çıkıp eşinin
yanına gittim. Ama o kapıda benim olduğumu bildiği halde kapıyı açmadı. Şok olmuştum. Dışarıya çıkıp
kendime gelmeye çalıştığım anda bir amcayla karşılaştım. Sağ olsun bana bir iş, yatacak bir yer
verdi. Orada çalışırken çevrem genişledi. Başka bir amcayla tanıştım. Gel zaman git zaman o amca
elinde bir kutuyla geldi yanıma. Bir yere gideceğini 3 ay içerisinde dönmezse kutunun benim
olacağını söyledi. Gelmedi. Kutuyu açtım. İçinde beni bugünlere getiren yüklü eşyalarla ve paralarla
karşılaştım. Sonra kendime bir kuyumcu dükkanı açtım. Orada sevgili nişanlımla tanıştım. Ve
evleniyorum.
Anlattıklarım yalansa yalan desin Nihat bey demiş ve bırakmış mikrofonu.
Herkes şaşkınlık içinde Nihat Beye dönmüş. Acıyarak bakmışlar bir Ahmete, bir Nihata. Nihat bir
cevap verme zorunda kalmış. Almış mikrofonu. Başlamış anlatmaya. Evet Ahmetin söylediklerinin hepsi
doğrudur. Yalan diyemem. Zamanında bana çok yardım etti, hakkını ödeyemem. Sağ olsun benim mutlu bir
evlilik yapmama öncülük etti. Ama eşimi zamanında sevdiğini bilmiyordum. Durumunun kötüye gittiğini,
bir gün bana geleceğini biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapıdan kovdurdum
doğrudur. Ama niye kovdurdum. Eğer ben o zaman ona yardım etseydim gururuna yediremeyecekti. Belki
de bir süre sonra intihar edecekti. İyi bir arkadaşımı kaybetmek istemem. Buradan çıktıktan sonra
direk eşime gideceğini biliyordum. Hemen eşime telefon açtım. Ona Ahmetin geleceğini, kapıyı
açmamasını söyledim. Açmadı. Derken bizim evin karşısında bir sarraf dükkanı işleten arkadaşım var.
Ona hemen telefon açtım. Bizim evden çıkan bir adam görürse onu işe almasını yardımcı olmasını
istedim. İşe aldı, yatacak yer verdi. Bir gün babamı gönderdim ona. Can yoldaşlığı etsin diye. İyi
arkadaş oldular. Sonra babama bir kutu verdim Ahmete versin diye. O kutu babamın değildi. Benim de
değildi. O zaten Ahmetindi. Ona borcumu hiçbir zaman ödeyemem. Ahmet kutuyu aldı. İyi kullandı ve
bugünlere geldi. Bir gün annemle kız kardeşimi gönderdim. Durumu nedir bir kontrol edin diye. Orada
birbirlerini görüp aşık olmuşlar, evleniyorlar. Bırakmış mikrofonu. Ahmetle beraber herkes şaşkınlık
içinde kalmış. Bir an göz göze gelmişler. Derken birbirlerine sarılıp özür dilemişler.
Güzel bir düğün olmuş, beraberce mutlu yaşamışlar.
Kaçabilirsiniz ancak saklanamazsınız.!