efe 44

efe 44

Üye
05.07.2009
Onbaşı
845
Hakkında

#22.12.2010 13:13 0 0 0
#20.11.2010 01:28 0 0 0
#17.07.2010 12:08 0 0 0
#23.01.2010 16:52 0 0 0
  • DİJİTAL FOTOĞRAF MAKİNESİ SEÇERKEN BİLİNMESİ GEREKENLER:

    1- Bir makinenin Megapixel değerinin çok büyük olması o makinenin fotoğraf kalitesinin daha iyi olacağı anlamına gelmez.

    Megapixel fotoğrafın büyüklüğünü temsil etmektedir, aynı zamanda çekilmiş bir fotoğrafta bulunan pixel sayısının ifadesidir. Daha da açmak gerekirse, fotoğraf pixel dediğimiz çok küçük kareciklerin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Bir resmi AcdSee gibi bir programla büyüttüğümüzde fotoğrafın giderek kare kare bir bozulmaya uğradığını fark ederiz. İşte bu pixellerin büyütülmesinden kaynaklanıyor. Bir resmin Megapixel değeri ne kadar büyükse büyütüldüğünde kalitesi o kadar az bozulur.

    Megapixelin işlevi bir dereceden sonra kullanım alanına göre değişmektedir. Şöyle ki aynı fotoğraf karesi bir 5 megapixellik bir de 3.2 megapixellik makinelerle çekildiğinde 5 olanının 3.2 olanından tek farkı ebat olarak daha büyük olmasıdır. Fakat bu büyüklük eğer profesyonel fotoğrafçılıkla uğraşılmıyorsa gereksiz bir büyüklük olabilmektedir.

    Bir fotoğrafı baskı almak için fotoğrafçıya götürdüğünüzde kaliteli bir fotoğraf baskısı için fotonun 3 megapixelde çekilmiş olması yeterlidir. Yani 2 megapixelde çekilmiş bir fotoğraf, standart boyuttaki bir kağıda tab edilince kalitesi, 3 megapixelde çekilmiş bir fotoğrafa göre düşük olabilmektedir. Fakat 5 megapixel ile çekilmiş bir fotoğraf, aynı standart boyuttaki bir kağıda tab edildiğinde ise yine 3 megapixellik ile tamamen aynı kalitede olmakta, daha kaliteli olmamaktadır. Bunun nedeni standart büyüklükteki kağıda yapılan baskıda maximum 3 megapixelin kullanılabiliyor olmasıdır.

    O nedenle 3.2 den yüksek megapixel değerlerinde çekilen fotoğraflar, eğer çok büyük kağıtlara tab edilmeyecekse (standard büyüklükten daha büyük olan kağıtlara) ekstra hiçbir avantaj sağlamamaktadır. Bunun için 3.2 megapixelden yukarı fotoğraf makinelerine amatör kullanıcıların meyil etmesi yok yere fazladan para ödemekle sonuçlanabilmektedir.

    Tabi eğer standard olandan daha büyük fotoğraflar çekip bastırmak istiyorsanız 5 megapixel ve yukarısı makineler burada devreye giriyor ve alınabilir oluyor. Bu nedenle normal kullanıcıdan çok daha özel bir kesime hitap ediyor.

    Bu noktada makineyi hangi amaçla kullanacağınızı bilmeniz ve ona göre bir megapixel büyüklüğü belirlemeniz sizin için avantajlı olacaktır. Eğer normal bir kullanıcı olacak ve sanatsal fotoğraflarla uğraşmayacaksanız 3.2 megapixel çok iyi bir tercih olacaktır.

    2- Dijital zoom ile optik zoom aynı işlevi görmez.

    Bir makine alacaksanız onun dijital zoomunun kaç X olduğundan ziyade optik zoomunun kaç X olduğuna dikkat edilmelidir. Bu dijital zoom olmasın anlamına da gelmez.

    Dijital zoomun tek yaptığı, AcdSee deki bir resmi + tuşuyla büyütmenin yaptığı etkidir. Yani tam olarak yaptığı şey, makinenin arkasında bulunan LCD ekranda zoom yaparak çekilmiş olan resmi büyüterek ayrıntıları görmenizi sağlamaktır. Çünkü makinenin LCD ekranı çok küçüktür ve çekilmiş olan resme tam ekran baktığınızda fotoğraf çok küçük görünmektedir. İşte dijital zoom burda devreye girmekte ve resmin belli bir noktasını daha büyük görebilmenize yardımcı olmaktadır. Bunun dışında hiçbir fonksiyonu yoktur. O nedenle sakın digital zoom bilmem kaç X kandırmacasına düşmeyin.

    Optik zoom ise belirli bir görüntünün fotoğrafını çekerken ona durduğunuz yerden yakınlaşıp uzaklaşarak kareyi istediğiniz ölçüde yakalamanızı sağlayan fonksiyondur. Bu fonksiyonun işlevi fotoğrafı çekmenize kadar olan sürede geçerlidir. Optik zoom ne kadar fazlaysa sizin için o kadar kullanışlı olacaktır. Bu nedenle fotoğraf kalitesine etkisi vardır ve önemlidir.

    3- Bir makinenin fotoğraf kalitesini belirleyen en önemli etmen ise o makinenin kullandığı optik lensin kalitesidir.

    Düşünüldüğünün aksine bir makinenin fotoğraf kalitesini, megapixel değerinden ziyade o makinenin kullandığı optik lens belirlemektedir. Bu nedenle seçim yaparken ilkin optik lens olarak önde olan üreticileri tercih etmeniz avantajınızadır. Çünkü çoğu küçük firma çok yüksek özellikler ve nispeten düşük fiyatları ile size cazip görünmesine rağmen, kullandığı optik lensin düşük kalitede olmasıyla sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Birçok küçük marka, kasasının haricinde iç yapı olarak birbirinin aynısıdır. Çünkü bütün parçaları piyasadan toplamakta ve yalnızca dış gövdesinde küçük farklılıklara giderek satışa sunmaktadır. Buraya kadar bir sorun yok asıl sorun birbirleri ile fiyatsal rekabete girip bu parçaların kalitesini düşük tutmalarıdır. Tüm bu sebepler ışığında size optik lenslerini bizzat kendileri üreten ve iyi lensleriyle bilinen markaları tercih etmenizi önerebilirim. Lens üreticileri; Canon, Nikon, Sony, Olympus, Kodak, Fuji, Minolta, JVC markalarıdır.

    4- Makine seçiminde flaş fonksyonuda önemlidir.

    Fotoğraf çekilirken flaş patladığında kuvvetli ışık insan gözünün içinde ve en arkasında bulunana kılcal damarlardan yansıyarak kırmızı bir renk verir. Bu durum fotoğraflara yansır ve kişinin gözü kırmızı çıkar. Bu durum ışık seviyesi yetersiz ortamlarda daha sık meydana gelmektedir. Bunun önüne geçmek için flaşında Red Eye Reduction özelliği olmalıdır. Bu özellik deklanşöre bastığınızda 1 inci ışıklamayı yapar, ardından 2 inci ışıklamayla fotoğrafı çeker böylece göz kendini ışığa göre ayarlamış olur ve kırmızılığın önüne geçilmiş olur. Alacağınız makinede bu özelliğin olması sizi bu dertten kurtaracaktır.

    5- Görüntü sensörü de fotoğraf kalitesini doğrudan etkiler.

    Mevcut iki adet sensor vardır: CMOS ve CCD sensoru. Bunlardan CMOS eski tip makinelerde kullanılan ve nispeten ucuz olan sensordur. Fakat bazı üst düzey fotoğraf makinelerinde (D-SLR) kullanılmaktadır. CCD ise yeni nesil makinelerde (Compact) sıklıkla kullanılır. CCD sensor kalite bakımından CMOS dan iyidir. Ve nispeten daha pahalıdır. CCD sensorlu makineleri seçmeniz fotoğraf kalitesi bakımından doğru olacaktır.

    6- Deklanşör gecikmesi canınızı sıkabilir.

    Bir fotoğraf çekimi sırasında gülümsediniz ve poz verdiniz arkadaşınızda deklanşöre bastı. İşte bu basma işleminden fotoğrafın yakalanabilmesine kadar geçen süre deklanşör gecikmesidir. Bu gecikme ne kadar fazla olursa sizde o kadar poz durumunda kalacaksınız. Bu noktada resmin doğallığı da bozulabilmektedir. Bu nedenle deklanşör gecikme süresi 2 saniyeyi geçmeyen makineler iyi bir tercih olacaktır.

    7- Piller ve hafıza ünitesi fotoğrafın kalitesiyle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen kullanım açısından önemlidir.

    Bir makinenin pil süresinin uzun olması iyi bir özellik olacaktır. Makine alırken en son dikkat edilebilecek özelliklerden biridir. Makinenin şarj edilebilir kalem pille çalışabiliyor olması avantajınızadır. Piller bittiğinde normal kalem pil alıp devam etme imkanınız olur.

    Makine ile birlikte gelen hafıza ürününün boyutu da önemlidir. Ne kadar hafıza o kadar fotoğraf kaydı demektir. Bu nedenle yüksek hafızalar avantajlıdır. Ayrıca makinenin PC bağlantısı için USB çıkışının olması olmazsa olmaz bir başka özelliktir.
#23.01.2010 15:15 0 0 0
#17.01.2010 19:09 0 0 0
  • EKMEK İSTEDİN AFİYET İSTEMEDİN
    İmam Kuşeyri (k.s.) naklediyor:

    Sufinin birisi sürekli,
    ''Allah'ım, senden afiyet istiyorum, Allah'ım senden afiyet istiyorum...!'' diye dua ediyordu. Kendisine niçin sürekli böyle dua ettiğini sorulunca, şöyle anlattı:
    ''Ben, manevi terbiyeye ilk girdiğim günlerde hamallık yapıyordum. Birgün ağırca bir un yükü taşıyordum,
    dinlenmek için yükü bir yere koydum. Orada,
    ''Ya Rabbi, eğer her gün bana yorulmadan iki ekmek versen, onlarla yetinirdim!'' diye dua ettim. O sırada önümde iki kişi döğüşmeye başladılar; ben de aralarını bulayım diye yanlarına vardım. Birisi, elindeki şeyi hasmına vurmak isterken başıma vurdu, yüzüm kana bulandı. O sırada mahallenin asayişinden sorumlu kimse gelip ikisini yakaladı, beni de kana bulanmış görünce, kavgacı zannedip onlarla birlikte hapse attı. Bir müddet hapiste kaldım, her gün iki ekmek veriyorlardı.

    Bir gece rüya gördüm, birisi bana,

    ''Sen her gün yorulmadan iki ekmek istedin fakat Allah'tan afiyet (beden,din ve dünya selameti) istemedin, işte istediğin sana verildi!. dedi.
    Rüyadan uyandım, ondan sonra hep,
    ''Ya Rabbi, afiyet ver, Ya Rabbi afiyet ver..!'' diye dua etmeye başladım. Bir ara hücrenin kapısı çalındı, birisi,
    ''Hamal ömer nerede ?'' diye beni sordu. Beni götürdü, ellerimi çözüp serbest bıraktılar.''
    Resûlullah(s.a.v.)buyuruki:

    "Allah'tan afiyet isteyin. Kula kamil imandan sonra afiyetten daha büyük bir nimet verilmemiştir.''
#17.01.2010 19:04 0 0 0
  • Konu: YA İLAHİ
    YA İLAHİ
    Ey varlıkların, hadlerini aşıp diğer varlıklara zarar vermesini engelleyen Mani'!
    Ey varlıklardan düşmanları, belaları ve zararları uzaklaştıran Dafi'!
    Ey her faydalı ve hayırlı şeyi Kendi irade ve kudretiyle yaratan Nafi'!
    Ey gizli açık bütün sesleri ve yapılan bütün duaları işiten Sami'!
    Sen her türlü noksan ve kusurdan münezzehsin. Senden başka ilah yok ki bize imdat etsin. El-aman, el-aman! Bizi Cehennem azabından muhafaza eyle! (Cevşen'den)
#17.01.2010 11:57 0 0 0
#10.01.2010 09:29 0 0 0
#10.01.2010 00:44 0 0 0
#06.01.2010 21:52 0 0 0
#06.01.2010 21:50 0 0 0
#06.01.2010 21:49 0 0 0
  • Konu: Beden Dili
    Beden dilimiz bizi ele veriyor
    Bu aralar 'beden dili' fazlasıyla popüler. Neden mi? Çünkü beden dilini bilen insanlar artık konuşmaya gerek kalmadan karşısındakinin neler hissettiğini anlayabiliyor. Tabii eğer karşısındaki de beden dili uzmanı değilse.
    Çekoslovak yazar Milan Kundera diyor ki: "Hareketlerimiz bizi kullanır. Biz onların araçları, kuklaları somutlaşmış durumlarıyız". Kısa bir an için bile olsa farkında olmadan yaptığımız ufacık bir hareket, gizlemeye çalıştığımız duygularımızı ortaya çıkarabilir. Yani sözlerimiz yalan söyleyebilir ama hareketlerimiz asla. Yeni tanıştığımız bir karşı cins eğer beden dilinden anlayan biriyse inanın ona karşı ne hissettiğinizi hemen anlayacaktır. Veya dün neden okula gitmediğinizi açıklamaya çalıştığınız müdürünüz konu hakkında az da olsa bilgi sahibiyse, boşuna konuşmanızın bir anlamı yok, o her şeyin farkındadır zaten. Hatta tarih dersinin ortasında ciddi ciddi ders dinliyor gibi görünürken, diğer taraftan aklınız hafta sonu gideceğiniz partideyse, hiç şansınız yok, beden dilini çözmüş olan öğretmeninizin ilk soru soracağı kurban sizsiniz demektir.
    Peki, beden dilini nasıl çözeceğiz?
    Önce birkaç basit örnek verelim;
    Son derece sıkıcı bir ortamdasınız. Evde oturmak istediğiniz halde diyelim ki sevgilinizin zoruyla bir partiye katıldınız. Zaten onun gözü de hiç tanımadığınız arkadaşlarından başkasını görmüyor. Eğer ne kadar sıkıldığınızı etraftakilere göstermek istemiyorsanız elinizdeki bardağı sakın sımsıkı kavramayın. Fakat gelin görün ki, bir rakibiniz de sevgilinizin gözlerinin içine bakarak konuşurken diğer taraftan saçlarıyla oynuyorsa (tabi kızlar için geçerli), işte bu tehlikeli bir durum. Ama eğer siz de kalkıp sevgilinizin tişörtünün üzerindeki hayali ipliği almaya kalkışırsanız veya herhangi bir fiziksel temasta bulunursanız bu sevgilinizle birlikte etraftaki herkesi son derece rahatsız eden ve sizi de küçük düşüren bir hareket olacaktır. Yapılacak en iyi şey, sakin olmak ve kendinize yakın bulduğunuz insanlarla iletişim kurmaya çalışmak.
    Belki şimdi değil ama günün birinde mutlaka siz de iş görüşmelerine gitmek zorunda kalacaksınız. Üstelik çok da uzun bir zaman sonra değil. Şimdiden tedbir almakta fayda var. Haydi, bir örnek de buna bulalım. Diyelim ki çok istediğiniz bir iş için görüşmeye gittiniz fakat heyecandan kalbiniz duracak. Bunu önlemek mümkün değil ama karşımızdakine belli etmemek için elimizden geleni yapabiliriz. İçeri girdiğinizde kapıya en yakın koltuğa oturursanız 'ben burada bulunmaktan çok tedirginim' mesajı verirsiniz. Uygun koltuğu bulduğunuzda ise kenarına ilişmeyip mutlaka sırtınızı rahatça yaslayacak şekilde oturun. Fakat tedirginliğimi gizleyeceğim diye bacak bacak üstüne atarsanız veya ayaklarınızı uzatırsanız tamamen geri teper ve laubali insan görüntüsü verirsiniz. Konuşurken elinizi de kullanmak karşınızdaki insanın her zaman ilgisini çeker, tabii abartmamak koşuluyla. Dinlerken de koltuktan hafifçe öne doğru eğilmek işinize yarayabilir. Ama eğer karşınızdaki, dirseklerini masasına ellerini piramit şeklinde tutarak dayamışsa durum kötüye gidiyor demektir. Sakın panikleyip kulağınızı veya ensenizi kaşımaya kalkmayın, bunun anlamı 'mesajınızı aldım, ben de zaten söylediğim şeylerden o kadar emin değilim'dir. Olabildiğince sakin olup söylediklerinizi daha iyi ifade etmeye çalışmak iyi bir çözüm olabilir.
    Uzmanlar, beden dilinin ta mağara döneminden günümüze kadar uzandığını söylüyor. Öyleyse yaptığımız pek çok hareket içgüdüsel. Kendimize özgü mimiklerimizi ve davranışlarımızı tamamen ayrı kefede tutmamız gerekiyor, çünkü onlar bizi biz yapan özelliklerimiz. Ama eğer beden dili ilgimizi çekiyorsa canımız sıkıldığında etrafa bakarak ve birkaç detaya dikkat ederek kendi kendimize iyi vakit geçirebiliriz.
    Konuşma sırasında sürekli olarak elinin tersini konuştuğu kişiye doğru tutan birinin karşısındakinden sakladığı bir şeyler var demektir.
    Dinleyenin elini çenesine götürmesi onun karar aşamasında olduğunu gösterir.
    Herhangi bir toplulukta koltuğun ucuna oturmak 'her an gitmeye hazırım' mesajıyla birlikte tedirginliği de gösterir.
    El sıkışırken parmaklarının ucunu uzatarak hafif bir şekilde karşısındakinin elini tutan kişiler genellikle özgüveni olmayan insanlardır.
    Ayrıca özgüveni zayıf insanların bir yerlere tutunma veya temas halinde olma ihtiyaçları da çok fazladır.
    Kollarını göğsünde kenetleyen insanlar bulundukları ortamdan veya karşısındakinden fena halde sıkıldıklarını, rahatsız olduklarını gösterirler.
    Bacaklarını diz kapağından kırarak geriye çeken ve sandalyenin altında tutan kişiler genellikle içine kapanık insanlardır.
    Ellerin ensede kenetlenip arkaya yaslanılarak oturulması 'burda benim borum öter' mesajını gönderir.
    Yalan söyleyen insanların elini yüzünde, genellikle de kulağında ve ensesinde gezdirme hareketleri gereksiz bir şekilde artar, gözbebeklerinin büyümesi de yine aynı anlamı doğrular.
    Kızların saçlarıyla, kısa saçlı olanlarınsa takılarıyla oynamaları flört etmek istedikleri mesajını verebilir, aman dikkat.
    Dinlediği konuya ilgi duyan kişiler çoğunlukla ellerini yumruk şeklinde ve fakat işaret parmakları açık olarak yanaklarına dayarlar.
#06.01.2010 21:27 0 0 0
#03.01.2010 14:18 0 0 0
#01.01.2010 20:01 0 0 0
#01.01.2010 10:13 0 0 0
#30.12.2009 17:56 0 0 0
#29.12.2009 21:16 0 0 0