Karanlık akşamlar hep sırdaşım oldu
Dostlarım artık düşmanım oldu
Günlerim nasıl zor geçer, anlatamam
Zaman yavaş yavaş eridi yine akşam oldu.
Sende anlarsın güzelim, dertler bitmez
Bu hasret, bu yangın, bu ateş sönmez
Allah'ım karanlık geceler düşman başına
Artık dayanamayacağım, bu böyle sürmez süremez
Güneş yakar, gözüm bakar, göremem
Ay aydınlatır geceyi, ben bilemem
Ya al canımı Tanrım ya da .....
Çünkü severim, severim, söyleyemem.
Dinle sevdiğim.
Bu ayrılık sanadır dünya var olduğundan beri
Çirkin ve soğuk erken içeceğimiz bir ilaç gibi
Tadı dudaklarımız da acımsı
Bu saate gözyaşları ve yeminler
Boş bir tesellidir inandığımız
Perde kapanıyor film bitiyor işte
O Hiç bitmeyecek sandığımız
Görüyorsun konuşacak bir şeyimiz kalmadı
Sadece bakışlarımızda hüzün
İşte ayrılık hiç beklemediğimiz
O ikiz kardeşi bir ölüm
Anlıyorum bir daha görüşemiyeceğiz
Bu son buluşmamızdır seninle
Yeni bir hayata başlıyacaksın artık
Anlıyorum artık o öpecek ellerimi
Kulağına aşkı fısıldayacak
İçinde bir pişmanlıktan başka
Benden eser kalmayacak
Sigaranı söndür kalkabiliriz
On adımdan sonra yollarımız ayrılmalı
Sakın ağlama
Ve bir şey söyleme
İnsan Ayrılırken bile dimdik olmalı
Dinle sevdiğim
İnsan ayrılırken bile dimdik olmalı
Bir insanı hayatından sonsuza kadar çıkarmak zorunda kaldın mı hiç..?
Hani ölmüs gibi, hani uzatsan da elini tutamayacagını bilmek gibi, her an kapıdan içeri gülümseyerek
girecegini bekleyip ama aslında
hiç gelmeyecegini de bilmen gibi.
Ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek ,ama ölmüs gibi ulasılamaz olması o insanın sana,
ne kadar katlanılmaz bir gerçek degil mi sen hala bu kadar sevgili iken..?
Kod: Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemigini yakarcasına özlemek.
Çok kötü degil mi..?
Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu isitememek.
Biliyorsun degil mi..?
Ne kadar umutsuz bir arayıstır o, kalabalık caddede geçen
binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düsünmek,
belki su an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek,
belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar
yasamak ne zordur degil mi..?
Ne kadar eritir insanı fark etmeden.
Sende biliyorsun degil mi ..?
Bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hiç..?
Hiç iki kisi gibi zevk aldın mı konserden yalnız basına.
Güzel bir kafe kesfettiginde, güzel bir film izlediginde,
güzel bir sarkı dinlediginde güzellikleri oranında eksik kaldıklarını
hissettin mi paylasamadıgın için onunla.
Bir barın kalabalıgında yarım vücutla sallandın mı ortada..?
Hiç iki kisilik beyninle yarım insan olabildin mi..?
Kod: Baktıgında aynana sadece yüzünün yarısını gördügün oldu mu hiç..?
Sana hayatındaki en büyük yoksunlugu yasatandan nefret etmedigin zamanlar odlu mu hiç..?
Gözünün içine baka baka kolunu bacagını kesen bir insanın
yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç..?
Hayatta inandıgın bütün degerleri altüst eden birisine ask siirleri yazabildin mi..?
Onu içinde korumanın seni yok etmek oldugu zamanlara feda oldun mu hiç..?
Içinde aglayan çocuga umut sarkıları söyleyemedigin,
özlemini,susuzlugunu, açlıgını gideremedigin zamanlar oldu mu hiç..?
kanayan yarasını gördügün ama merhem olamadıgın zamanlar.
Gücünün hani o tanrısal gücünün bir çocugun aglamasını susturamayacak
kadar oldugunu gördügün zaman oldu mu hiç?
Damarlarımdan...
Geçit vermeyen yolların dar köşelerinden...
Suçlu sevilerin yaralı bekleyişlerinden...
Yürekten dökülen demli sözlerin tesellisinde...
Akıyorum ey zaman...! Sana doğru...
Yerden yere vuruldu yıllarca içimdeki mevsim...
Ne kışı bildim ne de yazı...
Tek mevsim yolculuğum vardı, adını benim bile bilemediğim, bilmediğim...
Kayıp anların tortusunda devraldım ışığın tenime değen rengini...
Saf, berrak ve öylesine ben doluydu...
Bir sır gibi...
Ömrümden ömrüne açılacak binlerce kapıdan, tek bir kapı var yol aldığım...
Canını canıma emanet ettiğin yerde duruyorum... Akan yaşların duruluğunda taşıyorum içime ektiğin tohumları, zamansız şarkıların dillendirişi gibi kapanmış yolları...
Hasret taşırıyorum yüreğimden an be an... Özlem kavşaklarını dönüyorum adım adım ve her adımda düş taşıyıcılığı yapıyorum...
Seninle aldığım nefeslerin tadı hiç olmadı sevdiğim...
Bilmiyorum...
Hayat bazen öyle küçük anlarda kuşatıyor ki dünyamı, ben bile ellerimin çocuksu kapanışlarına dayanamıyorum...
Kapanıyorum...
İçimdeki girdapların sayısını ezberlediğim, nice senem oldu şu yaşta... Bazı şeyler var ki gözlerimizden taşıyor geceye... Hangi doğuma uyanıyoruz ve hangi düşlerin kucağında yatırıyoruz mayalı bekleyişlerimizi, kestiremiyorum...
Asıl daralan, bekleyişlerin boynumuza astığı o kalın ip...
Bizi çıkmaza sürükleyen...
Bir sigaraya bile dayanmıyor gecem, başım dönüyor...
Özleminin vurduğu kalbim içten içe çekiliyor sana...
Bil ki ben de varoluyorum, ölümün kucak açtığı bir hayatta, verdiğin o muhteşem tatla...
İnsan bazı duyguların eşiğinde, yaşamamışlık çıkmazında açmaza düşüveriyormuş, anladım... Yıllarca taşıdığım sevgi damlaları bu defa beni vurdu...
Çiçek çiçek dokunuyorsun ömrüme, kendimi ertelediğim bir anda...
Ordasın... Yıldızlara boyun eğdiğin, ellerini sıkıca başında birleştirdiğin gecenin yalnız odasında...
Beklediğim...
Canıma bir ömür yoldaş olacak sevdiğim...Birgün daha yaşandı kollarımda...
Ufak bir kız çocuğu göz kırpıyor yanaklarıma... İlk çığlığını duyuyorum derinlerden... Su gibi... Suya dokunmak gibi...
Terk edip koca bir şehri bilinmezliğin içinde, yepyeni bir sayfa açmak gibi...
Kırmızı tokaları olsun annesinden saçlarına dokunan... Düşleri olsun yaprak yaprak gecelere dokunan ben gibi...
Sevdim...
Birtek seni seçtim, tüm yaşanmışlıklar adına...
Adınla yatacağım bu gece uykuya... Saatler kala paylaşacaklarımıza, gerçek yaşama ulaşmadan gri bir gökyüzü ellerimle sıyıracağım bu geceyi bulutların arasından...
Üzülmemeliyim biliyorumki! KALBİMDESİN KALBİNDEYİM...
Sesim...
Sesinin yankısı...
her nerdeysen düşünde, senin yanına geliyorum sevdiğim..
Eğer buradaysan, senden başka bir yere gitmiyorum...