kumpass

kumpass

Üye
01.08.2008
Er
471
Hakkında

  • Namazlarda Hangi Rekatlarda hangi Sureler Okunur - Namazda hangi sureleri Okumalıyız - Namaz kılarken hangi duaları Okumalıyız.

    1) Sabah Namazı
    Sabah namazının iki rekat sünnetini kılmak için: "Niyet ettim bugünkü sabah namazının sünnetini kılmaya", diye niyet edilir. Hemen eller yukarıya kaldırılıp "Allahu Ekber" diye tekbir alınır. Ondan sonra eller bağlanır ve "Sübhaneke allahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve tealâ ceddüke ve la ilahe gayrük" okunur. Arkasından "Eûzübillahimineşşeytani'r-racim Bismillahirrahmanirrahim" diyerek eûzü besmele çekilip Fatiha suresi okunur sonra "Amîn" denir ve bir mikdar daha Kur'an okunur (1). Arkasından "Allahu Ekber" deyip rükûa varılır. Bu halde en az üç defa "Sübhane Rabbiye'l-Azîm" denir. Sonra "Semiallahülimen hamideh" denilerek ayağa kalkılır. Ayakta "Allahümme rabbena ve lekelhamd" denilir (2). Ondan sonra "Allahu Ekber" diyerek secdeye varılır. Secde halinde de üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ" denir. Sonra "Allahu Ekber" denilerek kalkılır ve dizler üzerine oturulur ve bir tesbih miktarı durulur. Yine "Allahu Ekber" denilerek ikinci secdeye varılır. Bunda da üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ" denilir. Bununla bir rekat bitmiş olur.

    Bu ikinci secde arkasından "Allahu Ekber" denilerek ikinci rekata kalkılır. Tam ayakta iken yalnız besmele çekilir. Fatiha suresi ve bir mikdar daha Kur'an okunur. Birinci rekatta olduğu gibi, rükû ve secde yapılır. İkinci secdeden sonra oturulur ki, buna "Ka'de = oturuş" denir. Burada "Ettehiyyatü lillâhî ve Allahümme Salli ve Barik, Rabbena atina" diyerek dualar sonuna kadar okunur. Sonra "Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah" diyerek sağ tarafa ve yine "Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah" diyerek sol tarafa selam verilir. Böylece iki rekatlı namaz bitmiş olur (3).

    Bütün bu tekbirler, tesbihler ve kıraatlar, yalnız namaz kılanın işitebileceği bir sesle gizlice yapılır.

    Namazda erkeklerle kadınların ellerini nasıl kaldıracakları, nasıl bağlayacakları, rükû ile secdede ve ka'delerde nasıl vaziyet alacakları "Namazın sünnetleri ve edebleri" bölümünde bildirilmiştir.

    Sabah Namazının iki rekât Farzına gelince: Önce yalnız erkeklere mahsus olmak üzere ikamet getirilir. Sonra "Bugünkü sabah namazının farzını kılmaya" diye niyet edilir. Eller kaldırılarak "Allahu Ekber" diye namaza başlanıp eller bağlanır. Sabah namazının sünnetinde bildirildiği gibi iki rekat kılınır ve tamamlanmış olur. Yalnız sabah namazlarının farzlarında Fatiha'dan sonra biraz fazla Kur'an okunması sünnettir. Bu sünnetin en az derecesi kırk ayettir. Bununla beraber üç kısa ayet de okunması caizdir. Vaktin çıkmasından korkulduğu zaman az ayet okunur. Öyle ki, yalnız Fatiha ile veya birkaç ayet ile yetinilir.

    Yalnız başına bu sabah namazının farzını kılan kimse, tekbirleri ve "Semiallahu limen hamideh" cümlesini, Fatiha'yı ve ekleyeceği ayetleri aşikare olarak okuyabilir.

    2) Öğle Namazı
    Öğle namazının ilk dört rekat sünnetinin evvelki iki rekatı, tam sabah namazının iki rekat sünneti gibi kılınır. Yalnız bunda niyet "Bugünkü öğle namazının ilk sünnetine" diye yapılır. Bir de bunda ikinci rekattan sonraki oturuş, son oturuş değil, birinci oturuş (ka'de) olduğundan bu oturuşta yalnız "Tahiyyat" okunur. Sonra "Allahu Ekber" deyip ayağa kalkılır. Yalnız Besmele, Fatiha ve bir mikdar da Kur'an okunarak yukarda bildirildiği şekilde, rükû ve secde yapılır. Ondan sonra dördüncü rekat için "Allahu Ekber" denilerek ayağa kalkılır. Bunda da yalnız besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur'an okunarak yine bildirildiği gibi, rükû ve secdelere varılır. Sonra oturulur; bu oturuş son ka'dedir. Bunda da Tahiyyat okunduktan sonra, Salli ve Barik, Rabbena atina duaları tamamen okunup, yazdığımız şekilde, iki tarafa selam verilir. Böylece bu dört rekat sünnet kılınmış olur.

    Öğle Namazının Dört Rekat Farzına Gelince: Sünnetten sonra namaza aykırı bir iş yapmadan ayağa kalkılır. İkamet getirilir. O günkü öğle namazının farzını kılmaya niyet edilir. Eller yukarıya kaldırılarak "Allahu Ekber" diye tekbir alınır. İlk iki rekatı sabah namazının iki rekat farzı gibi kılınır. Ancak bu iki rekattan sonraki oturuş, birinci ka'de olduğundan bunda yalnız "Tahiyyat" okunur. Ondan sonra "Allahu Ekber" denilerek üçüncü rekata kalkılır. Yalnız Besmele ile Fatiha okunur. Anlatıldığı gibi rükû ve secdelere varılır. Sonra "Allahu Ekber" diyerek dördüncü rekata kalkılır. Besmele ile yalnız Fatiha suresi okunarak rükû ve secdelere gidilir. Sonra oturulur. Bu oturuş son ka'dedir. Bunda "Tahiyyat" okunduktan sonra "Salli ve Barik, Rabbenâ âtinâ" duaları okunur ve iki tarafa selam verilir. Böylece öğlenin farzı bitmiş olur.

    Öğlenin farzında okunacak ayetler, sabah namazında okunacak mikdardan daha az olur.

    Öğlenin Son İki Rekat Sünnetine Gelince: Bu da, "Bugünkü öğle namazının son sünnetini kılmaya" diye niyet edilip tamamen sabah namazının sünneti gibi kılınır. Bu son sünneti dört rekat kılmak müstahabdır. O zaman ya her iki rekatta bir selam verilir veya dört rekatın sonunda selam verilir. Dört rekat sorumda selam verilince, ilk oturuşta yalnız "Rabbena atina" duası okunmaz. Üçüncü rekat için tekbir alınarak ayağa kalkınca yine "Sübhaneke" okunur. Sonra bu son iki rekat evvelki iki rekat gibi kılınır.

    Yalnız başına namaz kılan kimse, öğle namazlarının hem sünnetlerinde, hem de farzında kıraati, tekbirleri, tesbih ve tahmidleri gizlice yapar.

    3) İkindi Namazı
    İkindi namazının dört rekat sünnetinin her iki rekatı, müstakil (iki rekatlı) namaz gibidir. Onun için bu dört rekatın her iki rekatı (şef'î) tamamen sabah namazının iki rekat sünneti gibi kılınır.

    Şöyle ki: Önce o günkü ikindi namazının sünnetini kılmaya niyet edilir. Bu namazın ilk iki rekatı bildirildiği gibi kılınınca oturulur. Bu oturuş, son oturuş demektir. Bunda "Tahiyyat ve salavatlar" okunur. Yalnız "Rabbena atina" duası okunmaz. Sonra "Allahu Ekber" diyerek üçüncü rekata kalkılır. Sübhaneke ve Eûzü Besmele'den sonra Fatiha ile bir mikdar ayet okunarak rükûa ve secdelere varılır. Ondan sonra tekbir ile dördüncü rekata kalkılarak yalnız Besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur'an okunur. Sonra yine rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur. Bu son oturuş olduğu için bunda "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbenâ âtinâ" okunur ve iki tarafa selam verilir.

    İkindi Namazının Farzına Gelince: Bu da tamamen öğle namazının farzı gibi kılınır. Yalnız niyet değişir. O günkü ikindinin farz namazını kılmaya niyet edilir.

    Tek başına namaz kılan kimse, ikinci namazının sünnetini de, farzını da öğle namazı gibi gizli okuyarak kılar.

    4) Akşam Namazı
    Akşam namazının üç rekat farzı, öğle ile ikindi namazlarının ilk üç rekat farzları gibi kılınır. Şöyle ki: O günün akşam namazının farzını kılmaya niyet edilip namaza tekbir ile başlanır. Yukarda açıklandığı üzere ilk iki rekatı kılınarak oturulur. Bu, birinci oturuştur. Bunda yalnız "Tahiyyat" okunur. Ondan sonra üçüncü rekata kalkılarak yalnız besmele ile Fatiha suresi okunur. Sonra "Allahu Ekber" denilerek rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur ki, bu da son oturuştur. Bunda "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbenâ âtinâ" okunur, iki tarafa selam verilir.

    Akşam namazının farzında vaktin darlığından dolayı kısa sureler okunur.
    Akşam Namazının Sünnetine Gelince: Bu da "Bu akşam namazının sünnetini kılmaya" diye niyet edilip tam sabah namazının sünneti gibi kılınır. Bu sünneti altı rekat olarak kılmak ise müstahabdır. Bu halde her iki rekatta bir selam vermeli ve aynı şekilde her iki rekatı kılmalıdır. Bununla beraber dört rekatında bir selam verilip ikindi namazının sünneti gibi de kılınabilir. Bu ziyade olan dört rekat namaza "Salât-ı Evvabîn" denir. Bunun çok sevabı vardır.

    Tek başına akşam namazının farzını kılan kimse, onu sabah namazının farzı gibi aşikare de kılabilir.

    5) Yatsı Namazı
    Yatsı namazının ilk dört rekat sünneti, tamamen ikindi namazının dört rekat sünneti gibi kılınır. Dört rekat farzı da, tamamen öğle ve ikindi namazlarının farzları gibi kılınır. İki rekat son sünnetine gelince, bu da tamamen sabah ve akşam namazlarının iki rekat sünnetleri gibi kılınır. Yalnız niyetler değişir, yatsı namazının farzına ve sünnetine niyet edilir. Yatsı namazının son sünneti de, dört rekat olarak kılınabilir. Bu halde tamamen ilk dört rekat gibi kılınır. Bununla beraber iki rekatta bir selam vermek sureti ile de kılınabilir. Bu takdirde her iki rekatın ka'desinde "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbena atina" duası okunur. Geceleyin kılınan nafile namazlarda daha faziletli olan, böyle iki rekatta bir selam vermektir.

    Tek başına namaz kılan kimse, yatsı namazının farzını sabah namazının farzı gibi namaz surelerini sesli okuyarak da kılabilir.

    6) Vitir Namazı
    Üç rekattan ibaret olan vitir namazı da şöyle kılınır: Önce o günün vitir namazını kılmaya niyet edilir. "Allahu Ekber" denilerek namaza başlanır. Sübhaneke okunduktan sonra "Eûzü Besmele" çekilerek Fatiha okunur. Arkasından bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okunur. Açıklandığı şekilde rükû ve secdelere gidilir. Sonra ikinci rekata kalkılır ve yalnız besmele ile Fatiha suresi ve bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okunarak yine rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur. Bu oturuş birinci ka'dedir. Bunda yalnız "Tahiyyat" okunur. Ondan sonra "Allahu Ekber" denilerek üçüncü rekata kalkılır. Bunda da yalnız Besmele ile Fatiha ve bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okunarak daha ayakta iken eller kaldırılıp "Allahu Ekber" diye tekbir alınır. Tekrar eller bağlanıp ayakta "Kunut" duası okunur. Sonra "Allahu Ekber" diye rükû ve secdelere gidilir. Ondan sonra oturulur. Bu da son oturuşdur. Bunda da bildiğimiz gibi "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbenâ âtinâ" duası okunarak iki tarafa selam verilir.

    İmam Şafiî'ye göre, vitirde Kunut duasını okumak, ramazanın son yarısına mahsustur ve rükûdan kalkınca, okunur. Şafiî'lere göre vitir namazının en azı bir rekat, en çoğu da on bir rekâttır.
#05.06.2012 16:31 0 0 0
#05.06.2012 16:23 0 0 0
#05.06.2012 15:20 0 0 0
  • Galatasaray Kulübü, Kayserispor'da forma giyen Nordin Amrabat ile ilgili olarak resmi internet sitesinden açıklama yaptı.

    Amrabat'ın 'Galatasaray'a gitmek istiyorum' sözlerinin ardından yaşanan kriz üzerine sarı-kırmızılılar yaptığı açıklamada, Kayserispor Kulübü'nün bilgisi olmadan Faslı futbolcuyu gündemlerine almayacaklarını belirtti.

    İşte Galatasaray Kulübü'nden yapılan açıklama:

    "Galatasaray Spor Kulübü'nün en ufak bir şekilde centilmenlik dışı işlerle alakası olamaz. Geçen sene devre arasında Amrabat'a olan ilgimizi Kayserispor Kulübü'ne bildirmiştik. Kendileri de bu futbolcuyu henüz satmaya veya kiralamaya niyetleri olmadığını ve bir süre daha takımda kalmasını istediklerini söylemişlerdi. Biz de o açıklamalarından sonra ısrarcı olmadık. Bu tip iyi oyuncularla Galatasaray'ın ilgisinin olması, bu tip kaliteli oyuncuların da gelişimlerini Galatasaray'da aramaları çok doğaldır ve normal karşılanmalıdır.

    Ancak bir futbolcu Galatasaray Spor Kulübü'nün ne kadar ilgisini çekerse çeksin, kulübümüz kendi etik ve geleneklerinin dışına çıkmaz. Kayserispor Kulübü'nün açık rızası olmadan hiçbir oyuncusuna direk teklif götürmez. Bu bakımdan yanlış anlaşılmalara neden vermemek için bu konunun kamuoyu tarafından tüm açıklığıyla anlaşılmasını istiyoruz.

    Amrabat ilgimizi çekebilecek bir oyuncu, ancak Kayserispor Kulübü'nün bilgisi ve onayı olmadan gündeme alınması söz konusu olamayacağı gibi, Galatasaray'ın önceliği bütün kulüpler ile olan dostane ilişkilerini korumaktır."
#05.06.2012 15:02 0 0 0
  • şafilerde nafile namazlar, şafiler için istihare duası, şafii kilinan nafile namazlar,



    NEFL (=NAFİLE) NAMAZI

    Nefl lugatta fazlalık demektir. Istılahı anlamı ise 'vacib olmayan, faz-(Terbiyeden-Yoksunum)-ladan ibadet1 demektir. Farz olmayan namazlara fazlalık mânâsını ifade eden nefl denilmiştir. Çünkü onlar, Allah'ın farz kıldığı ibadetlerden başka fazla olarak yapılan ibadetlerdir. Nefl, sünnet, mendub ve müstehab kelimeleri, eşanlamlı kelimelerdir.
    Nefl namazı iki kısımdır. Bir kısmının cemaatle kılınması sünnet'tir. Bir kısmını ise cemaatle kılmak sünnet değildir. Cemaatle kılınması sünnet olmayan kısım da ikiye ayrılır:
    1. Farz namazlara tâbi olan nafileler
    2. Farz namazlara tâbi olmayan nafileler Farz Namazlara Tâbi Olan Nafileler
    Bu nafileler tnüekkede ve gayr-ı müekkede olarak ikiye ayrılır. Müekkede olanlar şunlardır: Sabah namazından önce iki rekât, öğleden önce ve sonra ikişer rekât, akşam ve yatsıdan sonra ikişer rekât.
    İbn Ömer şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber'den on rekât namaz öğrendim: Kendileri öğleden önce ve sonra ikişer rekât, akşam na-(Terbiyeden-Yoksunum)-mazından sonra iki rekât, yatsı namazından sonra iki rekât, sabah na-(Terbiyeden-Yoksunum)-mazından önce de iki rekât kılarlardı. Bu saatte Hz. Peygamber'in yanına kimse giremezdi'.[1]
    Hz. Aişe şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber, sabah namazından önce kılınan iki rekâta gösterdiği ihtimamı, başka hiçbir nafile namaza göster-(Terbiyeden-Yoksunum)-mezdi'.[2]
    Hz. Aişe şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber, öğleden önce dört re-(Terbiyeden-Yoksunum)-kât, sabahtan önce de iki rekât kılardı ve bunları terketmezdi'.[3]
    Yine Hz. Aişe şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber, benim odamda öğle-(Terbiyeden-Yoksunum)-den önce dört rekât kılar, ondan sonra çıkıp halka farzı kıldırır, sonra tekrar iki rekât kılardı'.[4]
    Hz. Peygamber bu iki rekâtten sonra iki rekât daha artırırdı. Nitekim kendileri şöyle buyurmuştur:
    Kim öğlenin farzından önce ve sonra dörder rekât namaz kılmaya devam ederse, Allah onu cehennem ateşine haram kılar.[5] Cuma namazı da öğle namazı gibidir. Çünkü Cuma namazı, öğle namazının karşılığıdır. Bu bakımdan Cuma namazından önce de dört re-(Terbiyeden-Yoksunum)-kât kılmak sünnet'tir; iki rekâtı müekked, iki rekâtı da gayr-ı müekked'dir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Herhangibiriniz Cuma namazını kıldığı zaman dört rekât daha kılsın[6]
    Abdullah b. Mes'ud'un, Cuma'dan önce ve sonra dörder rekât namaz kıldığı rivayet edilmiştir.[7]
    Yine aynı sened ile ikindiden önce de dört rekât kıldığı rivayet edilmiştir.
    İkindinin farzından önce dört rekât namaz kılan kişiye Allah rahmet etsin.[8]
    Bu dört rekât namaz, ikişer rekât olarak kılınmalıdır. Çünkü Hz. Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: 'Hz. Peygamber, ikindinin farzından önce dört rekât kılar ve arasını selâm ile ayırırdı[9]
    Akşam namazından önce hafif olarak iki rekât namaz kılmak da müstehab'dır.
    Enes b. Mâlik şöyle demiştir: 'Biz Medine'de bulunuyorduk. Müez-(Terbiyeden-Yoksunum)-zin akşam namazı için ezan okuduğu zaman sahabeden birçok kimse aceleyle direklere doğru durup iki rekât namaz kılarlardı. Hatta bazen ya-(Terbiyeden-Yoksunum)-bancı bir kimse mescide girerdi de bu iki rekâtı kılanların çokluğundan ötürü farz namazı kılınmış zannederdi'.[10]
    Yatsıdan önce de iki rekât hafif namaz kılmak müstehab'dır. Hz. Peygamber üç defa 'Her iki ezan (ezan ile kamet) arasında bir namaz vardır' dedikten sonra, üçüncüde 'kılmak isteyen kimse için' sözünü ilave etti.[11]

    Farz Namazlara Tâbi Olmayan Nafileler


    1. Tahiyyetu'l-Mescid Namazı


    Mescide girildiğinde oturmadan önce kılınan iki rekât sünnettir. Bunun delili şu hadîstir:
    Herhangibiriniz mescide girdiğinde iki rekât namaz kılmadan otur-(Terbiyeden-Yoksunum)-masın.[12]
    Tahiyyetu'l-Mescid namazı, farz namaz veya herhangibir nafile na-(Terbiyeden-Yoksunum)-maz kılmakla da eda edilmiş olur. Çünkü esas olan, mescide girildiğinde oturmadan önce namaz kılmaktır.

    2. Vitir Namazı


    Vitir namazı müekked bir sünnet'tir. Tek rekât olarak da kilınabildiği için bu ismi almıştır. Diğer namazlar ise en az iki rekât olarak kılınır.
    Hz. Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: 'Vitir namazı farz değildir. Hz. Peygamber onu sünnet kılmıştır'.[13]
    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Ey Kur'an ehli! Vitir namazı kılın veya namazı tekleştirin. Şüphesiz ki Allah tek'tir ve tek'i sever.[14]

    Vitir Namazının Vakti


    Vitir namazının vakti, yatsı namazından sonra başlayıp fecr-i sadık'ın doğuşuna kadar devam eder. Vitir namazını, gece namazının sonunda kılmak en efdalidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Allah size bir namaz ziyade kıldı. O namaz sizin hakkınızda kırmızı tüylü develerden daha hayırlıdır. İşte o vitir namazıdır. O na-(Terbiyeden-Yoksunum)-maz yatsı ile fecrin doğuşu arasında kılınır.[15]
    Gece kıldığınız namazların sonunu tek yapınız.[16]
    Bu, fecr'den önce uyanmaktan emin olan kimse içindir. Fakat gece kalkmaktan emin olamayan kişi, vitir'i yatsı namazından sonra kılmalıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Gece sonunda kalkamayacağından korkan kimse, vitir namazını ge-(Terbiyeden-Yoksunum)-cenin evvelinde kılsın. Gece sonunda kalkacağını ümit eden de ge-(Terbiyeden-Yoksunum)-cenin sonunda kılsın. Zira gece sonundaki namaz şahitlidir ve çok faziletlidir.[17]
    Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Dostum (Hz. Peygamber) bana üç şey tavsiye etti: Her aydan üç gün oruç tutmak, iki rekât kuşluk namazı kılmak ve vitir namazını kılıp uyumak'.[18]
    Vitir namazının en azı bir rekâttır. Fakat tek rekât ile yetinmek evlâ olan bir davranış değildir. Vitir namazının en çoğu ise onbir rekâttır. En iyisi üç rekâttan az kılmamaktır. Üç rekât kılındığı takdirde iki rekâtı bir, kalan bir rekâtı da ayrı kılmak gerekir. Onbir rekât kılındığı takdirde her iki rekâtta bir selâm verilmeli, sonra bir rekât daha kılınmalıdır.
    Hz. Aişe şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber yatsı namazını kıldıktan sonra sabah namazına kadarki zamanda onbir rekât namaz kılardı. Her iki rekâtta bir selâm verir, bir rekâtı da vitir yapardı. Hz. Peygamber, mü-(Terbiyeden-Yoksunum)-ezzin sabah ezanını okuduktan, fecr'in tulûu tebeyyün ettikten, müezzin de haber vermek için geldikten sonra kalkıp hafifçe iki rekât kılar, sonra ikâmeti haber vermek için müezzin gelinceye kadar sağ yanı üzerine ya-(Terbiyeden-Yoksunum)-tardı'.[19]
    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Vitir namazını kılmak, her müslümana haktır. Vitir namazını beş rekât kılmak isteyen beş rekât kılsın, üç rekât kılmak isteyen üç rekât kılsın, bir rekât kılmak isteyen de bir rekât kılsın.[20]
    Hadîste geçen haktır kelimesinden maksat, meşrudur ve istenmek-(Terbiyeden-Yoksunum)-tedir demektir.

    3. Teheccüd Namazı


    Uykudan kalkıp kılındığı için bu namaza teheccüd denilmektedir. Çünkü teheccüd, uykuyu terketmek demektir. Teheccüd namazı, rekât sayısıyla sınırlandırılmamış bir sünnettir. Bu sünnet, uykudan uyandıktan sonra ve fecr'den önce eda edilir. Bu sünnetin meşruiyetinin delili şu ayettir:
    Gecenin bir kısmında kalk ve sana mahsus bir fazlalık olmak üzere onunla (Kur'an'Ia) namaz kıl. Rabbinin seni övgüye değer bir ma-(Terbiyeden-Yoksunum)-kama (=makam-ı mahmud'a) çıkarması umulur. (îsra/79) Yani 'Uykudan kalk, namaz kıl, Kur'an oku. Bu namaz, yalnız sana
    mahsus bir fazlalıktır'. Bazı rivayetlere göre teheccüd namazı, Hz.Peygamber'e vacib idi. .
    Hz. Peygamber'e 'Farz namazlardan sonra hangi namaz daha fazilet-(Terbiyeden-Yoksunum)-lidir?1 diye sorulduğunda, Hz. Peygamber 'Gece kalkıp kılman namaz1 diye cevap vermiştir.[21]

    4. Duha (Kuşluk) Namazı


    Kuşluk namazının en azı iki, en çoğu ise sekiz rekâttır. Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Dostum (Hz. Peygamber) bana üç şey tavsiye etmiştir: Her aydan üç gün oruç tutmak, iki rekât kuşluk namazı kılmak, vitir na-(Terbiyeden-Yoksunum)-mazını kılıp uyumak[22]
    Şöyle rivayet edilmiştir: 'Fetih senesi Ümmü Hânî, Hz. Peygamber'in yanına geldi. Hz. Peygamber Mekke'nin en yüksek yerinde bulunuyordu. Hz. Peygamber yıkanmak için kalktı. Hz. Fatıma da onun üzerine bir perde gerdi. Sonra Hz. Peygamber elbisesini aldı ve ona sarındı. Sonra Duha (kuşluk) nafilesini sekiz rekât olarak kıldı'.[23]
    Kuşluk namazını, her iki rekâtta bir selâm vererek kılmak en efdalidir.
    Ümmü Hânîden şöyle rivayet edilmiştir: 'Hz. Peygamber (Mekke'nin) fethi günü her iki rekâtta bir selâm vererek kuşluk namazını sekiz rekât olarak kıldı'.[24]
    Kuşluk namazının vakti, güneşin yükselmesinden başlayıp zeval vak-(Terbiyeden-Yoksunum)-tine kadar devam eder. Fakat en efdali, gündüzün dörtte biri geçtikten sonra kılınmasıdır.
    Zeyd b. Erkam şöyle demiştir: Hz. Peygamber, Küba halkının yanına vardığında onlar namaz kılıyorlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber 'Evvâbîn namazı, kumların hararetinden ötürü deve yavrularının ayakları yandığı zaman kılınır' dedi.[25]

    5. İstihare Namazı


    İstihare namazı, namaz kılmanın mekruh olmadığı her vakitte iki re-(Terbiyeden-Yoksunum)-kât olarak kılınır. Birşey yapmak isteyen fakat yapılıp yapılmamasında hayır olduğunu bilmeyen bir kimsenin istihare namazı kılması sünnet'tir. İstihare namazından sonra bu hususta varid olan dua ile dua edilmelidir. Bu duadan sonra Allah o işi yapması için kalbine ferahlık verirse yap-(Terbiyeden-Yoksunum)-malı, yoksa yapmamalıdır.
    Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: Hz. Peygamber bize Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi, bütün işlerde istihare yapmayı öğretti. Bize şöyle derdi:
    "Sizden biri bir işe niyetlenirse, iki rekât namaz kılsın, sonra da şu duayı okusun:
    Allahım! Senin ilminle hayır, kudretinle de güç istiyorum. Senin bü-(Terbiyeden-Yoksunum)-yük fazlından talep ediyorum. Sen güç yetirirsin; ben yetiremem. Sen bilirsin; ben bilmem. Sen gaybı bilensin. Allahım! Bu iş; dinim, geçimim, sonum (veya şimdiki halim ve geleceğim) için hayırlı olacaksa, bunu benim için takdir et ve müyesser kıl. Sonra benim için onda bereketler nasip et. Yok eğer bu iş; dinim, geçimim, sonum (veya şimdiki hâlim ve geleceğim) için şerli olacaksa onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Benim için her nerede olursa olsun hayrı takdir eyle, sonra da beni onunla hoşnut eyle.
    Bu duayı okuduktan sonra da işinin ne olduğunu söylesin".[26]

    İsmi ve Belli Vakti Olmayan Nafile Namazlar


    Bu nafileler, daha önce belirttiğimiz mekruh vakitler hariç, her vakitte istenildiği kadar kıhnabilir; Hz. Peygamber, Ebu Zer'e şöyle demiştir;
    Namaz en güzel şeydir. İstersen fazla, istersen az kıl.[27]
    İster gece, ister gündüz kılınsın mutlak nafilelerde her iki rekâtta bir selâm vermek en efdalidir. Bunun delili şu hadîstir:
    Gece namazı ikişer ikişerdir.[28]
    Hadîste geçen mesna kelimesinden maksat, iki rekâtta bir selâm ver-(Terbiyeden-Yoksunum)-mektir.

    Cemaatle Kılınması Sünnet Olan Namazlar


    Yukarıda zikrettiğimiz nafile namazların tümü, tek basma kılınması müstehab olan nafilelerdir. Cemaatle kılınması müstehab olan nafileler ise Bayram namazları, Teravih namazı, Küsuf ve Husuf namazı ve Yağmur namazıdır.


    [1] Buharî/1126; Müslim/729

    [2] Buharî/1116; Müslim/724

    [3] Buharî/1127

    [4] Müslim/730

    [5] Neseî, İmam Ahmed, İbn Mâce, Ebu Dâvud, Tirmizt/427-428, (Ümmü Habîbe'den)

    [6] Müslim/881, (Ebu Hüreyre'den)

    [7] Tirmizî/523

    [8] Tirmizî/430, (İbn Ömer'den)

    [9] Tirmizî/429

    [10] Buharî/599; Müslim/837

    [11] Buhari/601; Müslim/838, (Abdullah b. Mugaffel'den)

    [12] Buharî, 433; Müslim/714


    [13] Tirmizî, 453 ve başka muhaddisîer

    [14] Ebu Dâvud/l4l6; Tirmizî

    [15] Ebu Dâvud/1418

    [16] Buharî/953; Müslim/749

    [17] Müslim/755, (Câbir'den)

    [18] Buharî/1880; Müslim/721

    [19] Buhari/1071; Müslim/736 ve başka muhaddisler

    [20] Ebu Dâvud/1422, (Ebu Eyyub el-EnsârMen)

    [21] Müslim/1163 ve başka muhaddisler, (Ebu Hüreyre'den)


    [22] Buharî/1880; Müslim/721

    [23] Buharî/350; Müslim/336

    [24] Ebu Dâvud/1290

    [25] Müslim/748

    [26] Buharî/1109 ve başka mubaddisler

    [27] İbn Mâce

    [28] Buharî/946; Müslim/749; Ebu Dâvud/1295 ve başka muhaddisler.
#05.06.2012 12:59 0 0 0

  • şık giyinmek (şıklık) tabiri,şık giyinmek (şıklık) yorumu, şık giyinmek (şıklık) gördüm,

    Rüyada şık giyinmek, evlenmeye ve sevinmeye işarettir.
#05.06.2012 12:51 0 0 0
  • Rüyada Burun Görmek Ne Demektir, Rüyamda Burnumu Gördüm Tabiri,Rüyada Burun tabiri

    Sözlük 1: Burunda görülen mükemmellik ve güzellik dünyada iyi yaşamaya, Burunda görülen noklanlık ve çirkinlik kişinin işindeki ve davramışlarındaki noksanlık ve çirkinliğe, Burundan malum olan sıvının gelmesi kadri yüce bir insandan iyilik görmeye, Burna sinek vss. girmesi sıkıntıya, burundan böyle bir şey çıkması evlad sahibi olmaya, Burnundan konuşmak nimet ve mevkinin elden gitmesine, Burundan içeri kan vs. gitmesi dünyalık gelmesine, çıkması ise mal kaybına, Burnun büyümesi sermaye artmasına ya da makam terfiine, İki burun ev içinde meydana gelecek tartışmaya, evin çocuğu yoksa iki çocuğa ya da iki kişinin tanıklığını destekler yönde ifade vermeye, Burun uçunun kesilmesi ayıplanacak bir iş yapmaya, hastanın burun ucunun kesilmesi onun ölümüne, Burna kötü bir şey kaçması kişinin öfke ve gazabını yenmesine, Tanınmayan burun beklenmedik bir haber almaya delalet eder.
    Sözlük 3: Rüyada burun görülmesi; murada erileceğine veya ömrün uzun olacağına yorumlanır.Bir kimsenin rüyasında burnundan sümük aktığını görmesi; büyük ve değerli bir şahsiyetten iyilik ve menfaat göreceğine, kişinin rüyasında burnundan sinek ve benzeri bir şeyin çıktığını görmesi; o kimsenin bir çocuğu olacağına, bir kimsenin rüyasında burnuna bir sinek veya benzeri bir şeyin girdiğini görmesi; iyiye yorumlanmaz.Kişinin rüyasında burnunda bir deliğin olduğunu ve bu delikle burnunun aşağıya çekildiğini görmesi; o kimsenin mütevazi bir kişi olduğuna veya büyüklerden bir menfaat göreceğine delalet eder.Rüyanızda nezleden dolayı burnunuzun aktığını görmeniz; işlerinizde bir duraklama olacağına ve birtakım zorluklara maruz kalacağınıza, rüyanızda burnunuzdan konuştuğunuzu görmeniz; kısmetinizin azalacağına işaretle tabir edilir.Bir kimsenin rüyasında burnundan kan geldiğini görmesi; iki şekilde tabir edilir. Eğer rüya sahibi rüyasında burnumdan kan geldi derse; malının artacağına ve eğer başkası rüya sahibine burnunuzdan an geldi derse; o rüya gören kimsenin malının elinden çıkacağına delalet eder.Kişinin rüyasında burnunun kesildiğini görmesi; beş şekilde tabir edilir. Kendisinin veya evladının sünnet olacağına, bulunduğu mevkiden indirileceğine, bir belâya maruz kalacağına, çocuğunun veya eşinin öleceğine böyle bir rüyanın görülmesi işaret eder.Rüyanızda burnunuzun büyüdüğünü görmeniz; eğer bir mevkide görev yapıyorsanız o mevkinizin daha da yükseleceğine, eğer zengin iseniz daha da fazla zengin olacağınıza, eğer fakir iseniz, zenginleşeceğinize yorumlanır.Rüyanızda burnunuzun güzelleştiğini görmeniz; huzur dolu bir hayat süreceğinize, burnunuzun büyümüş ve siyahlaşmış olduğunu görmeniz; size karşı kin besleyen bir kimsenin tuzağına düşeceğinize, rüyanızda burnunuza bir şey kaçtığını görmeniz; maddî yönden bir zarara uğrayacağınıza ve dolayısıyla çok üzüleceğinize, burnunuzun delindiğini görmeniz; bir kadın (erkek) vasıtasıyla bozuk olan işlerinizi düzelteceğinize, rüyanızda burnunuzun ağrıdığını görmeniz; kötü bir davranışınız sebebiyle yakınlarınızın sevgilerini kaybedeceğinize yorumlanır.Bir kimsenin rüyasında burnuna halka takıldığını görmesi; eğer hasta ise hastalığının artacağına işaret eder. Hamile bir kadının rüyasında burnunun ağrıdığını görmesi; kendisinin veya çocuğunun öleceğine delalet eder.
#05.06.2012 12:48 0 0 0
  • 2012 PYBS Başvuru Kılavuzu Yayınlandı - 5 Mart 2012 PYBS Başvuru Kılavuzu ve Bursluluk Sınavı Başvurularının nasıl yapılacağına ilişkin bilgiler aşağıdaki gibidir:
    2012 PYBS Başvuru Kılavuzu - 2012 PYBS Başvuruları Ne Zaman Başlayacak? 2012 PYBS Başvurular Ne Zaman Sona Erecek? 2012 PYBS Başvuru Tarihleri Ne Zaman?
    PYBS ve SBS Başvuruları 4 Nisan 2012 Tarihine Kadar Uzatılmıştır !!! :
    Seviye Belirleme Sınavı (SBS), Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı ile Polis Koleji Sınavı başvurularının 4 Nisan tarihine uzatıldığı duyuruldu.Açıklamada şu ifadelere yer verildi:"Söz konusu sınava çeşitli nedenlerden dolayı başvuru işlemlerini yapamayan öğrencilerin mağduriyetlerinin önlenmesi amacıyla adı geçen sınavlara 26 Mart-4 Nisan tarihleri arasında mesai bitimine kadar ek başvuru süresi verilmiştir."
    Bursluluk sınavı ne zaman 2012 - 2012 Bursluluk sınavı ne zaman yapılacak tarihleri
    İlköğretim 5. 6. 7. 9. .10. ve 11. sınıflara yönelik 2012 PYBS (Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı ) başvuruları 12 - 23 Mart 2012 tarihleri arasında alınacak. Bu sınıflarda olan öğrenciler için sınav ise 10 Haziran 2012 Pazar günü. 8. Sınıflara yönelik PYBS ise SBS ile birlikte 9 Haziran'da yapılacak. PYBS 2012 PYBS Giriş belgeleri 17 Nisan 2012 tarihinden itibaren okul müdürlüklerinden alınacak. Eski adıyla Devlet Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı ( DPY ) olan PYBS (Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı ) 10 Haziran 2012 Pazar günü yapılacak.
    2012 5, 6, 9, 10 ve 11. Sınıflar Bursluluk Sınavı Soruları
    PYBS - YİBO sonuçları ise ağustos ayının ilk haftasında açıklanacak.
    2012 Bursluluk Sınavı PYBS Soruları ve Cevapları Cevap Anahtarı MEB ile Eş Zamanlı Olarak 10 Haziran 2012 Pazar günü Bu Sayfadan Yayınlanacak. 10 Haziran 2012 PYBS Sorularına ve Cevaplarına Bu Sayfadan Ulaşabileceksiniz.

    Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı (5,6,7,9,10 ve 11. sınıflar)
    2012/PYBS - Sınav Tarihi 10 Haziran 2012

    2012 PYBS Başvuru Kılavuzu İçin Tıklayınız

    SINIFLARA GÖRE 2012 PYBS -YİBO TAKVİMİ


    SINIF
    PYBS- YİBO BAŞVURU TARİHİ
    SINAV GİRİŞ BELGESİ
    SINAV TARİHİ
    PYBS- YİBO SONUÇLARININ İLANI


    5, 6, 7, 9, 10 ve 11. sınıflar
    12 Mart -4 Nisan 2012
    28 Mayıs 2012
    10 Haziran 2012
    03 Ağustos 2012


    l 8. sınıf
    12 Mart - 4 Nisan 2012
    28 Mayıs 2012
    09 Haziran 2012
    03 Ağustos 2012


#05.06.2012 12:33 0 0 0
  • 2012 Lys Sınav Tarihleri Ne Zaman, Lys Sınavı Ne zaman BaşlayacaK, Lys Sınav Tarihi 2012

    ÖSYM'nin yaptığı resmî açıklamaya göre 2012 LYS sınav tarihleri aşağıda verilmiştir. YGS'de başarılı olup LYS ye girmeye hak kazanan öğrencileri zorlu bir sınav serisi bekliyor. İşte sınavlar ve tarihleri:

    Lisans Yerleştirme Sınavı-1 (Matematik-Geometri)
    2012-LYS1 16.06.2012

    Lisans Yerleştirme Sınavı-5 (Yabancı Dil)
    2012-LYS5 16.06.2012

    Lisans Yerleştirme Sınavı-4 (Sosyal Bilimler)
    2012-LYS4 17.06.2012

    Lisans Yerleştirme Sınavı-3 (Edebiyat-Coğrafya)
    2012-LYS3 23.06.2012

    Lisans Yerleştirme Sınavı-2 (Fen Bilimleri)
    2012-LYS2 24.06.2012
#05.06.2012 12:24 0 0 0
  • Kpss A Puan Türleri , Kpss Ait Meslekler ,Kpss Puanlarına Ait Meslekler, Kpss A Puan Türleri KPSS Puan Türlerinin Tanımları

    Öğretmenlik atamalarında kullanılacak puan türü: KPSSP10 puanları

    * KPSS-B Önlisans puanı: KPSSP93
    * KPSS-B Ortaöğretim puanı: KPSSP94
    * KPSS-B Lisans puanı: KPSSP3
    * KPSSP1 Rekabet Kurumu
    * KPSSP1 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası-Denetçi Yardımcısı
    * KPSSP1 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası-Eğitim Araştırmacısı
    * KPSSP1 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası-Uzman Yardımcısı
    * KPSSP3 Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü (Üniversitelerin İletişim Fakültelerinin, halkla ilişkiler ve tanıtım bölümünden mezun olmak veya yukarıda sayılanlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurtiçi veya yurtdışındaki en az dört yıllık lisans eğitimi veren fakülte veya yüksekokulların ilgili bölümlerinden mezun olmak)
    * KPSSP4 Sanayi ve Ticaret Bakanlığı -Stajyer Kontrolör (Mühendis)
    * KPSSP4 Sanayi ve Ticaret Bakanlığı -Tüketici ve Rekabet Uzman Yardımcısı (Mühendis)
    * KPSSP4 Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı
    * KPSSP5 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi)
    * KPSSP5 Kamu İhale Kurumu
    * KPSSP6 Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) (Uzman Hukukçu Yardımcısı)
    * KPSSP6 Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) (Uzman Yardımcısı)
    * KPSSP6 Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanlığı
    * KPSSP7 Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı (Teknik)
    * KPSSP8 Kültür ve Turizm Bakanlığı
    * KPSSP8 Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı-Müfettiş Yardımcısı
    * KPSSP10 Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü (Üniversitelerin Eğitim Fakültelerinin, eğitim yönetimi, planlaması, ekonomisi, denetimi bölümünden mezun olmak veya yukarıda sayılanlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurt içi veya yurt dışındaki en az dört yıllık lisans eğitimi veren fakülte veya yüksekokulların ilgili bölümlerinden mezun olmak.)
    * KPSSP12 Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı-Müfettiş Yardımcısı (Teknik)
    * KPSSP13 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (İş Teftiş Kurulu Başkanlığı) İş Müfettiş Yardımcısı (Teknik)
    * KPSSP17 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (Mühendis)
    * KPSSP18 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (Uluslararası Ticaret)
    * KPSSP21 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (Hukuk)
    * KPSSP21 Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı (Müfettiş Yardımcısı)
    * KPSSP22 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (İktisat)
    * KPSSP23 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (İşletme)
    * KPSSP24 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (Maliye)
    * KPSSP25 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (İstatistik)
    * KPSSP30 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (Kamu Yönetimi)
    * KPSSP34: Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı (Merkez)
    * KPSSP34: Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı (Taşra)
    * KPSSP35 BAĞ-KUR Genel Müdürlüğü
    * KPSSP36 Dışişleri Bakanlığı -Aday Meslek Memuru
    * KPSSP37 İçişleri Bakanlığı-Kaymakam Adayı
    * KPSSP39 Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü-Stajyer Muhasebat Kontrolörü
    * KPSSP40 Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı-Maliye Müfettiş Yardımcısı
    * KPSSP42 Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü -Devlet Malları Uzman Yardımcısı
    * KPSSP42 Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü-Milli Emlak Denetmen Yardımcısı
    * KPSSP42 Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü-Milli Emlak Uzman Yardımcısı
    * KPSSP43 Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü -Muhasebe Uzman Yardımcısı
    * KPSSP43 Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü-Devlet Muhasebe Uzman Yardımcısı
    * KPSSP43 Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü-Muhasebe Denetmen Yardımcısı
    * KPSSP44 Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı
    * KPSSP44 Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü
    * KPSSP45 Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü (Tapu ve Kadastro Denetmen Yardımcısı)
    * KPSSP46 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (İş Teftiş Kurulu Başkanlığı) İş Müfettiş Yardımcısı (Sosyal)
    * KPSSP47: Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı
    * KPSSP48 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Dış İlişkiler ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü
    * KPSSP49 Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü -Gelir Uzman Yardımcısı
    * KPSSP49 Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Vergi Denetmen Yardımcısı
    * KPSSP49 Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü-Devlet Gelir Uzman Yardımcısı
    * KPSSP51 Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı-Müfettiş Yardımcısı
    * KPSSP51 Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Genel Müdürlüğü-Stajyer Kontrolör
    * KPSSP53 Kültür ve Turizm Bakanlığı
    * KPSSP54 Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu-Hesap Uzman Yardımcısı
    * KPSSP56 Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü -Devlet Bütçe Uzman Yardımcısı
    * KPSSP57 Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Gelirler Kontrolörleri Başkanlığı-Stajyer Gelirler Kontrolörü
    * KPSSP58 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri)
    * KPSSP58: Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı
    * KPSSP58: Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı
    * KPSSP59 İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı
    * KPSSP62 Kamu İhale Kurumu
    * KPSSP64 Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Avrupa Birliği Koordinasyon Genel Müdürlüğü
    * KPSSP67 Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı-Müfettiş Yardımcısı (İdari)
    * KPSSP68 Dışişleri Bakanlığı -Aday İdari Memur
    * KPSSP69 Dışişleri Bakanlığı -Aday Haberleşme Teknik Personeli
    * KPSSP70 Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı (Müfettiş Yardımcısı)
    * KPSSP77 Telekomünikasyon Kurumu-Telekomünikasyon Uzman Yardımcısı (GİH)
    * KPSSP78 Telekomünikasyon Kurumu-Telekomünikasyon Uzman Yardımcısı (THS)
    * KPSSP82 Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
    * KPSSP82: Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
    * KPSSP84 Sanayi ve Ticaret Bakanlığı -Stajyer Kontrolör (İdari)
    * KPSSP84 Sanayi ve Ticaret Bakanlığı -Tüketici ve Rekabet Uzman Yardımcısı (İdari)
    * KPSSP88 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (Uluslararası İlişkiler)
    * KPSSP88 Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı-Avrupa Topluluğu Uzman Yardımcısı
    * KPSSP89 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Teftiş Kurulu Başkanlığı)-Bakanlık Müfettiş Yardımcılığı
    * KPSSP89 Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı-Kontrolör Yardımcısı
    * KPSSP92 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (Matematik)
    * KPSSP92 Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı (Hazine Uzman Yardımcısı (Ekonometri)
    * KPSSP95: Başbakanlık
    * KPSSP96: Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı (Dış Ticarette Standardizasyon Denetmen Yardımcısı)
    * KPSSP100: Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı (Stajyer Dış Ticaret Kontrolörü)
    * KPSSP103 Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanlığı
    * KPSSP104 Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanlığı
    * KPSSP105 Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı- Maliye Uzman Yardımcısı
    * KPSSP106 Maliye Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı-Avrupa Birliği Uzman Yardımcısı
    * KPSSP107 Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü-Stajyer Milli Emlak Kontrolörü
    * KPSSP108: Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı (Dış Ticaret Uzman Yardımcısı)
    * KPSSP109 Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü
    * KPSSP110 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü)
    * KPSSP111 Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
    * KPSSP112 Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
    * KPSSP113 Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü (Üniversitelerin Siyasal Bilgiler, İktisat, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinin, İktisat, İşletme, Maliye, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri, Kamu Yönetimi bölümlerinden mezun olmak veya Hukuk Fakültesi ya da İşletme Fakültesi mezunu olmak ya da yukarıda sayılanlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurtiçi veya yurtdışındaki en az dört yıllık lisans eğitimi veren fakülte veya yüksekokulların ilgili bölümlerinden mezun olmak.)
    * KPSSP114 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı)
    * KPSSP115 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Çalışma Genel Müdürlüğü) -Çalışma Uzman Yardımcılığı
    * KPSSP116 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi)
    * KPSSP117 Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı-Müfettiş Yardımcısı
    * KPSSP118 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı) (Başkanlık Sigorta Müfettiş Yardımcısı)
    * KPSSP119 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası-Araştırmacı
    * KPSSP120 Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü-Stajyer Kontrolör (İdari)
#05.06.2012 12:14 0 0 0
  • Dalton Planı Ne Demektir, Dalton planı Hakkında bilgi,Dalton planı Nedir

    Amerikalı Helen Parkhurst tarafından Dalton kasabası ortaokulunda uygulandığı için bu adı almıştır.

    Öğrencilerin ilgi ve yetenekleri birbirinden farklı olduğu için, bunları bir "sınıf"a doldurarak ortak ders yapmak doğru değildir. İnsanların kimi sanata, kimi bilime yatkın olur; aynı konuyu kimi bir saatte öğrenir, kimi iki saatte.

    Öte yandan, insan kendinin de aktif olarak katıldığı konuyu daha çabuk, daha kolay öğrenir. Öğrenci, kendi kendine çalışmayı öğrenmelidir.

    Dalton Plânında okulun öğretim ortamları (sınıflar) her ders için ayrı ayrı düzenlenmiş ve oraya, o ders ile ilgili kitap ve diğer malzemeler konmuştur. Her dersin 10 ay boyunca öğretilecek konuları önceden hazırdır ve öğrenci bu konuları alır, o dersin "laboratuvarında" kendi öğrenme hızı ile öğrenir.

    Her laboratuvarda bir rehber öğretmen oturur ve çocuklara yardım eder. Öğrenci her konuda baştan verilmiş sorulara göre bir "çalışma plânı" hazırlar. Bütün çalışmalar laboratuvarda yapılır; evde çalışma yapılmaz. Bir konu öğrenilmeden diğerine geçilmez. Bir üniteyi bitiren öğrenci, o ünite ile ilgili bir testten geçer.

    Öğrencinin günlük çalışmaları hem öğrenci hem de öğretmen tarafından izleme kartlarına işlenir.

    Bireysel çalışmaların yanı sıra, bu çalışmaların değerlendirildiği -günde bir saatlik- toplu çalışma da yapılmaktadır.
    Ali Özdaş.
    Öğretim İlke ve Yöntemleri, İstanbul 1997
#05.06.2012 12:12 0 0 0
  • Davranışçı Ögrenme Teorisi nedir, Davranışçı Ögrenme Teorisi Hakkında Bilgi.

    Davranışçı akımın ilk temsilcilerinden biri Watson'dır (1931). Çocukluk dönemi öğrenmeleri ve hayvanların öğrenmesi konularında birçok deneysel gözlem yaparak uyarıcı-tepki ilişkisini açıklamaya çalışmıştır. Sayısal problem çözen bir çocuğun doğru yanıtı bulmadan önce birçok hata yapabileceğini ve hata yapmasının öğrenmeye yardımcı olabileceğini savunmuş, doğru bir uyarıcı-tepki örüntüsü ortaya çıkana kadar başarılı tepkide bulunmaların sayısında bir artış olacağını ve deneme-yanılma yoluyla öğrenmenin gerçekleşebileceğini ileri sürmüştür. Watson'ın çalışma zamanına paralel olarak Thorndike'da uyarıcı-tepki ilişkisine ve deneme-yanılma yoluyla öğrenmeye ilişkin deneyleri hayvanlar üzerinde gerçekleştirmiştir.

    Thorndike tepkinin birey üzerinde bıraktığı etki konusuna daha fazla önem vermiştir. Ona göre tepkiden elde edilen doyum davranışın tekrar edilme sıklığını artırır, yani tatmin edici sonuçlar alındığında uyarıcı-tepki ilişkisi pekiştirilir. Bu demek değildir ki tatminsizlik tepkide bulunmayı ortadan kaldırır. Hoşnutsuzluk bireyin yeni alternatifler ve çözüm yolları aramasına neden olur; bu yeni arayış büyük olasılıkla deneme-yanılma yoluyla olur. Thorndike'ın "hoşnutsuzluğun uyarıcı-tepki bağını güçlendirdiği ve pekiştirdiği yolundaki ilkesi" etki yasası olarak bilinir. Ayrıca bir de pratik (egzersiz) yasası vardır; buna göre uyarıcı-tepki bağı aynı uyarıcı ve aynı tepkinin birlikte tekrar tekrar ortaya çıkması sonucu güçlenir ve tepkide meydana gelecek bir azalma uyarıcı-tepki bağını zayıflatır. Burada önemli olan olgu alıştırma yapmanın tek başına öğrenme için yeterli olmadığıdır. Tepki veya sonuçlarla ilgili bilginin pekiştireç olarak sunulması gereklidir. Buna göre egzersiz yasası etki yasasının doğal bir sonucudur.

    Thorndike'ın öğrenme teorisine olan katkısı, özellikle çocuklardaki öğrenme becerilerinin ölçülmesinde bilimsel ölçme araçlarının kullanımı ve iyi öğrenme alışkanlıkları oluşturmada ceza ile değil ödüller vasıtasıyla motivasyonun sağlanacağı yolundaki tezlerle olmuştur. Ancak cezanın dolaylı bir etkisi olabilir (Child, 1993); şöyle ki başarısız bir çocuğun varolan istenmedik uyarıcı-tepki bağı daha uygun uyarıcı-tepki bağlarına ceza ile de dönüştürülebilir. İşte burada öğretmene alternatif uyarıcı-tepki bağları sağlayarak öğrenciye yardımcı olma görevi düşmektedir. Thorndike'ın iki yasası öğretmenin yardımcılığı konusunda sınırlı olmalarına rağmen, daha sonraki yıllarda pekiştireçlerin açıklanması çalışmalarında radikal denebilecek davranışçılardan Skinner'i önemli ölçüde etkilemiştir. Diğer bir davranışçı olan Pavlov da Watson ve Thorndike gibi davranışı bir uyarıcıya karşı verilen yanıt olarak görmüştür. Fakat Watson ve Thorndike'dan farklı olarak, Pavlov (1960) fizyolojik refleks hareketlerle ilgilenmiş ve "klasik koşullanma" ile ilgili deneyler yapmıştır.
#05.06.2012 12:10 0 0 0
  • Okullar Ne zaman Başlayacak 2012-2013, Okulların Başlama Tarihi nedir, 2012 ve 2013 Okul dönemi ne açılacak

    2012-2013 yılı eğitim ve öğretim , 17 Eylül 2012 Pazartesi günü başlayacaktır.

    Ortaokulların ve Liselerin açılış tarihi 17 Eylül 2012 dir. Sadece ilkokul birinci sınıfa gidecek öğrenciler uyum sağlamaları için 1 hafta erken açılacak.
    1. sınıflar 10 Eylül 2012 Pazartesi günü oula başlayacak.
#05.06.2012 12:07 0 0 0
  • Öldükten sonra ne olacak, İnsan ölünce Kabirde Tanıdık akraba ile görüşebilecekmi,İnsanın Ölümden sonraki Hayatı

    insan öldükten sonra kabir de akrabaları ile görüşecek mi?


    Ölen kimse dünyayla irtibat kurabilir mi? Mezarına gelenleri görebilir mi? Berzah (kabir) hayatı...


    Bedenler genellikle çürüyüp toprak olduğu ve ruhlar baki kaldığı için "ruhlar alemi" de denilen ölümden sonraki hayat, gaybi konulardandır. Hayatta olan insan ile berzah alemine göçmüş olan kişi ayrı ayrı alemlerdedir. Berzah alemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde aleminde bulunanlar ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermizden öğreniriz.

    Mümin ruhların berzah aleminde bir birleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kafirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar.

    Ölülere Kuran okunduğu zaman eve gelmeleri mümkün olabilir. Ancak bu her ölü için söylemek zordur.

    Ölülerin Berzah aleminde birbirleriyle görüşmeleri:

    Berzah alemindeki ruhlar iki kısımdır: Nimet içinde olanlar ve azapta olanlar. İbnü'l-Kayyim'in açıklamasına göre azapta olan ruhlar birbirleriyle görüşmeye fırsat bulamazlar. Onlar bir nevi tutuklu gibidirler. Ama tutuklu olmayıp serbest olan yani nimet içindeki ruhlar birbirleriyle buluşup görüşürler, birbirlerini ziyaret ederler. Dünyadaki olmuş ve olacak şeyleri müzakere ederler. Her ruh, amelde kendi dengi ve kendi derecesinde olan arkadaşlarıyla beraber olur. Hz. Peygamber (S) in ruhu ise Refiku'1-A'lâ (en yüksek mertebe) dadır.

    Nisa Suresi'nde: "Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar."(1) buyurulmuştur ki, bu beraberlik dünyada, berzahta ve âhirette olmak üzere üç yerdedir. Bu üç âlemin hepsinde de kişi sevdiği ile beraberdir. (2)

    Bu âyet-i kerimede ruhların berzah âleminde birbirlerine kavuşacakları haber verilmektedir. Çünkü bu âyetin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır: Ashaptan biri, öldükten sonra Hz. Peygamber (S) in makamının kendilerinden çok yüce olacağını ve Hz. Peygamber (S) den ayrı kalacaklarını düşünerek üzülmüş ve ağlamış. Üzüntüsünün sebebini soran Hz. Muhammed (S) e: "Biz dünyada senden ayrılmaya hiç tahammül edemiyoruz va Rasulullah. Öldükten sonra senin merteben bizden yüce olacağı için seni göremeyeceğiz. Senin ayrılığına nasıl tahammül edebilirim?" diye derdini açar. Bu olay üzerine yukarıdaki âyet nâzil olmuş (3) ve Allah'ı ve Rasulullah'ı sevenlerin berzah âleminde ve âhirette de, dünyadaki gibi, Hz. Rasûl ile birlikte olacakları bildirilmiştir.

    Allah Tealâ ÂI-u îmrân Suresi'nde şehitlerin diri ve Rabbleri indinde rızıklanmakta olduklarını, arkalarında bulunanlara da korku ve üzüntü olmadığının müjdelenmesin! istediklerini, Allah'ın nimet ve keremiyle sevinç duyduklarını haber vermiştir.(4) Bu âyet-i kerime de berzah alemindeki ruhların birbirleriyle buluşup konuştuklarına delâlet eder. Çünkü âyette geçen "yestebşirûn" kelimesi, "müjde verilmesini isterler" anlamına geldiği gibi, "sevinirler ve birbirlerini müjdelerler" manasına da gelir. (5) Birbirlerine müjde verdiklerine göre demek ki birbirleriyle görüşüp konuşmaktadırlar.

    Ebu Hureyre, Rasulullah (S) in: "Muhakkak Cennet ehli orada (Cennet'te) birbirlerini ziyaret ederler." buyurduğunu söylemiştir.(6) Mü'min ruhlarının berzah âleminde Cennet'te olacakları bildirilmiştir. Buna göre bu hadis-i şerifteki Cennet ehliyle, berzah âleminde Cennet'te olanlar kastedilmiş olabilir. Hadisin bu şekilde anlaşılmasını, Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hâni'den (40/ 660) rivayet edilen şu hadis de doğrulamaktadır: Ümmü Hâni' bir gün Hz. Peygamber (S) e şöyle soruyor: "Ölünce de birbirimizi görür ve ziyaretleşir miyiz?" Rasulullah (S) in cevabı şudur: "Ruh, Cennet meyvelerinden yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü olunca da her ruh kendi cese dine girer."(7) Bu cevaptan da anlaşılan, mü'minlerin ruhlarının Cennet'te birbirleriyle görüştükleridir.

    İbn Ebi'd-Dünyâ'nın naklettiği bir haberde de Rasulullah (S) e: "Ölüler birbirini bilir mi?" diye sorulunca Rasulullah (S) in cevabı: "Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki onlar, kuşların ağaçların tepelerinde birbirlerini bildiği (tanıdıkları gibi) birbirlerini bilirler." şeklinde olmuştur.(8) Bu soruyu ashaptan Bişr b. Berâ' b. Ma'rûr'un annesi sormuş ve ölülerin birbirleriyle tanışıp biliştiklerini öğrenince hemen Beni Seleme'den ölmek üzere olan birinin yanına varıp, oğlu Bişr'e onunla selâm göndermiştir.(9) Hadisin bir diğer rivayetinde Cennet'te kuşlar gibi birbirleriyle buluşup tanışacak olan ruhların "iyi ruhlar " oldukları zikredilmiştir.

    Ashaptan BÜâl b. Rebâh (v. 20/641) vefat edeceği zaman hanımı ah, vah etmeye başlar. Hz. Bilâl ise: "Ne büyük neşe ne büyük sevinç. Yani sevgililere, Muhammed'e ve onun gurubuna kavuşacağım." demeye başlar, (10) Burada Bilâl berzahta Rasulullah (S) e ve ashabına kavuşacağını ve tıpkı dünyadaki gibi, orada da onunla bir arada olacaklarını müjdelemektedir.(11) ve hanımının ah, vah edip üzülmemesi gerektiğini, aslında sevinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır bu sözüyle.

    Beyhakî'nin hasen bir senetle İbn Abbas'dan tahric ettiği kabir suâliyle ilgli bir hadis-i şerifte, kabirdeki sorgulama sırasında iyi cevap veren mü'minin ruhunun diğer mü'minlerle beraber olacağı haber verilmiştir.(12)

    Yine Beyhakî'nin "Şu'abu'1-İman" da Ali b. Ebi Tâlib'den tahric ettiği haberde Hz. Ali şöyle demiştir: "İki mü'min ve iki kâfir dost vardı. Bunlardan mü'min olanların biri öldü. Cennetle müjdelenince arkadaşını hatırlar ve: "Allahım, benim falan arkadaşım bana her zaman sana ve Rasulûne itaati emreder, hayırla tavsiye eder, kötülükten nehyederdi..." diyerek onun kendisinden sonra sapıtmaması ve kendisine verilen nimetlerin ona da verilmesi için dua eder. Sonra öbür arkadaşı da ölünce ruhları bir araya gelir ve birbirlerine: "Ne güzel kardeş, ne güzel arkadaş ve ne güzel dost" derler.
    Kâfir olan iki arkadaştan birisi ölüp de azapla müjdelenince diğer arkadaşını hatırlayıp şöyle der: "Allahım, arkadaşım bana hep sana ve senin Rasulûne isyanı emrediyor, kötülüğü yapıp iyiliği yapmamamı söylüyordu. Allahım, .onu benden sonra hidayete erdirme ki, benim gördüğüm azabı o da görsün ve bana kızdığın gibi ona da kızasın." Sonra diğeri de ölür, ruhları bir araya gelince birbirlerine: "Ne kötü kardeş ve ne kötü arkadaş." derler."(13) Bundan da iyi ve kötülerin ruhlarının berzahta birbirleriyle buluştukları anlaşılmaktadır.

    Ebû Katâde ve Câbir'den tahric edilen ölülerin kefenlerinin güzel yapılması ile ilgili hadis-i şerifin Suyûtî ve Beyhakî tarafından rivayet edilen şeklinde: "Muhakkak ki onlar kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler." cümlesi de yer almaktadır.(14)

    Beyhakî "Şu'abu'1-Iman" da Ebu Katâde'den (54/673) hadisi naklettikten sonra bu hadisin şehitler hakkındaki onların rızık-landırıldıklannı haber vererr Âl-u îmrân, 3/169-170 âyetiyle mutabakat arzettiğini söylemiştir. (15)

    Rasulullah (S) in Miraç gecesinde semâda Hz. Âdem (As) İle karşılaştığında Hz. Âdem'in sağ ve solunda bir takım karartılar görmesi ve bunların kimler olduğunu sorunca, cennetlik ve cehennemlik olanların ruhları olduklarının bildirilmesi de,(16) berzahta iyi ve kötülerin -Hz. Ali'nin de, dediği gibi- bir arada olacaklarına delildir.

    Ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştükleri ve konuştuklarının bir delili de, ölümü müteakip semâya yükseltilen mü'min ruhunun rahmet ehli tarafından karşılanıp, dünyadan ve dünyadakilerden haber soracaklarını bildiren hadis-i şeriftir. Ebu Eyyûb el-Ensârî'den rivayet edilen hadis-i şeriflerinde Peygamber efendimiz (S) şöyle buyurmuştur: "Mü'minin ruhu kabz olunca onu Allah katında rahmet ehli karşılarlar." (17) Tıpkı dünyada müjde getiren birinin karşılandığı gibi. (Bu esnada yeni ölmüş olanın ruhunu getiren melekler) derler ki:
    -Onu bırakın, fırsat verin de bir dinlensin. Çünkü o büyük bir sıkıntı içinde idi. Ona:
    -O benden önce ölmüştü, derse;
    -İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râci'ûn (biz Allah'a aidiz ve yine ona döneceğiz), ebedi kalış yeri olan Hâviye'ye (kızgın ateşli Cehennem'e) gitmiş. O ne kötü yer ve ne kötü terbiyecidir, derler. (18)

    Bu hususta Abdullah b. Mübârek'in de şöyle dediği rivayet edilir: "Kabir ehli haberleri beklerler. Bir Ölü oraya gittiği zaman ona falan ne yaptı, filan ne yaptı diye sorarlar. Birisi için: "O öldü, size gelmedi mi?" deyince: "İnnâ lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn" derler ve: "Bizim yolumuzdan başka yola gitti o." diye ilave ederler."(19)

    Tabiinden Sa'id b. el-Müseyyeb (v. 94/712) de: "Bir adam öldüğü zaman (daha önce ölmüş olan) çocuğu onu, seferden dönen gaibin karşılandığı gibi karşılar" demiştir. (20)
    Ölülerin berzahta birbirleriyle görüştüklerini ve yeni ölüp de aralarına katılanlardan haber aldıklarını bildiren bu hadis ve haberleri, evlât, torun ve yakın akrabaların amellerinin kabirdeki baba ve yakınlarına arz olunacağım, onların da amelleri kendilerine arz edilen akrabalarının iyiliklerinden ötürü sevineceklerini, kötülükleri sebebiyle de üzüleceklerini bildiren haberler de desteklemektedir.

    Kabir ehli, geride bıraktıkları akraba ve arkadaşlarının yaptıkları işlerden haberdar olup, iyi amellerinden ötürü sevinir, kötülüklerine de üzülürler. (21) Mücâhid'in bu hususta şöyle dediği sahih rivayetle gelmiştir: "Kişi kabrinde kendinden sonra çocuğunun iyilikleri (salahı) ile müjdelenir."(22)

    Sa'id b. Cübeyr'in (v. 95/714) de şöyle dediği rivayet edilir: "Muhakkak ki ölülere dirilerin haberleri gelir. Daha önce bir yakını ölmüş, olan hiç bir kimse yoktur ki ona geride kalan akrabalarının haberleri gelmesin. Eğer gelen haber iyi ise sevinir ve ferahlar; kötü ise o zaman da üzülür." (23)Ashaptan Ebu'd-Derdâ (v. 32/652) da şöyle dua ederdi: "Allahım, ölülerimin rezil olacağı bir iş yapmaktan sana sığınırım.''(24)
    Abdullah b. Mübarek de ashaptan Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Dirilerin amelleri ölülere arz olunur. Eğer bir iyilik görürlerse sevinir, birbirlerine müjdelerler; bir kötülük görünce de, Allah'ım onu ondan geri çevir, derler." (25)
    Yukarıdaki yeni gelen ölüden haber sormalarından da anlaşılacağı üzere, ölülerin dirilerden bizzat haberdar olduklarını -Allah'ın diledikleri müstesna- söyleyemeyiz. Bu sebeple buradaki haberdar oluşlarını, yeni gelen ve aralarına katılanlardan öğrenirler şeklinde anlıyoruz. Yeni gelenlerden haber alışları da, ruhların berzahta birbirleriyle görüşüp konuştuklarına delâlet eder.

    Ölmüş olanların ruhları, berzah âleminde birbirleriyle görüşüp konuşuyorlar. Acaba henüz ölmemiş ve dünyada yaşamakta olanların da berzahtakilerle görüşüp konuşmaları mümkün müdür? Ve ölülerin dirilerle bir takım münâsebetleri var mıdır? Şimdi de bu husus üzerinde duralım:

    Hayattakilerin Berzahtakilerle Görüşmeleri:

    Henüz hayatta olanların berzahtakilerle görüşmeleri uyanık ve uyku halinde olmak üzere iki şekildedir.

    Uyanıkken görüşmenin en büyük misâli ve olabilirliğinin delili, Rasulullah (S) in Miraç'ta bazı Peygamberlerin ruhlarıyla karşılaştığını haber veren ve kabir ziyaretini öğreten hadislerdir.

    Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Muhammed (S) e hitaben: "Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerden sor ki; biz, Rahman'dan başka ibadet olunacak ilâhlar yapmış mıyız?"(26) buyurmaktadır. Müfessirlerden bir kısmı buradaki sorma fiilinin sadece İsrâ ve Miraç gecesine has olduğunu söylerken,(27) bazıları da her istediği zaman Allah Tealâ'nın Rasulullah (S) e önceki peygamberlerle konuşma imkânı verdiği şeklinde tefsir etmişlerdir. Bu ikinci görüşte olanlara göre âyetteki mutlak lafzı (sözü), İsrâ ve Miraç gecesi ile takyid etmek (kayıtlamak) hatalı bir te'vil olur. Ve âyetin olduğu gibi anlaşılıp, her istediği zaman Rasulullah (S) e bu imkânın verileceğini söylemek daha isâbetlidir.(28)

    Hz. Peygamber (S) in önceki peygamberlerle daha kendisi hayatta iken görüşmesi, vukuu mümkün olan işlerdendir. Ve Allah'ın kudretine göre bunda hiç bir zorluk yoktur. Allah Tealâ görüştürünce de bu olay gerçekleşmiştir ki, Hz. Peygamber (S) Miraç gecesinde, uyanık halde iken diğer Peygamberlerin ruhlarıyla Beytü'l-Makdis'de (Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'da) bir araya gelmiştir. Daha sonra semâvât (gökler) âleminde de onlardan bazıları ile bir araya gelip konuştuğuna sahih haberler delâlet etmektedir,(29)

    Yine Hz. Ömer'den rivayet edilen bir hadisinde Rasulullah (S), Hz. Musa (As) in Allah Tealâ'ya dua edip, Hz. Adem (As) ile görüşmeyi dilediğini ve Yüce Allah'ın, henüz hayatta iken ve uyanıkken, Adem (As) ı Hz. Musa'ya gösterip ve birbirleriyle konuşmuş olduklarını haber vermiştir, (30)

    Peygamberlerden başkasının hayattayken ve uyanıkken berzahtakilerle görüşmeleri ise ancak Allah'ın ikram ettiği kimselere nasip olmuştur ki, bu hususta Allah'ın veli kullarının, Hz. Peygamber (S) ve bazı büyük zevatla görüştüklerine dair pek çok olay anlatılmaktadır. (31)

    Kabir ziyaretinde ziyaret edene "zâir", ziyaret edilene "mezür" denilmesi de, ziyaret edilenin ziyaret esnasında ziyaretçisini duyup bildiğine delidir. Çünkü ziyaret edilen, ziyaretçisini bilmezse buna "mezûr= ziyaret edilen" denmez. Kaldı ki, Peygamberimiz (S) ziyaret adabını öğretirken, kabristana varınca ölülere selâm verilmesini öğretmişlerdir ki, bu da onların dirilerle olan münâsebetleri cümlesindendir.(32)

    Hayattakilerin berzahtakilerle rüyada görüşmeleri ise, İbnu'l-Kayyim'in belirttiğine göre, nübüvvetin bir parçası olan sâlih rüyalardandır ve İlim ifade eder.(33) Erzurumlu İbrahim Hakkı da: "Ölüleri rüyada hayırla veya şerle görmek, onların halini aynen bilmektir. Bu, Ölünün halini bildirmek veya uyanık olmayı sağlamak içindir,.."(34) diyerek ölüleri rüyada görmenin, sâdık rüyalardan olduğuna işaret etmiştir.

    Rüya ya da keramet yoluyla -Peygamberlerden gayri için- olan bu görüşmeler ve görülenler, kelâm âlimlerine göre umum için değil, ancak sahibi için (gören kişinin kendisi için) delil olabilir. Ancak bizim burada onlardan bahsedişimiz, sadece imkânını belirtmek içindir.

    Hayattakilerle berzahtakilerin rüyada görüşmeleri, ikisinden birinin arzusu ve bazı gayeler için bu görüşmeyi Allah Tealâ'dan istemesiyle Allah'ın bir lütfü olarak meydana gelmektedir. Hayattakilerin görüşmeyi istemesine -hepimizin en büyük arzusu olan ve pek çok mü'mine nasib olan- Hz. Peygamber (S) i rüyada görmek istemeyi, ya da çok sevdiğimiz yakınlarımızdan âhirete göçmüş olanları rüyada olsun görmek isteyişimizi misâl verebiliriz.

    İbnü'l-Kayyim diyor ki: "Rüyada ölülerle buluşmak ve onlarla bazı haber alışverişinde bulunmak; falan yerde hazine var, filan yerde şu var, falan iş şöyle olacak, filan zamanda bize geleceksin...gibi haberler vermeleri ve bunların da aynen çıkması, bu buluşmanın gerçekliğini ifade eder."(35)

    Rivayete göre Ashab-ı kiramdan Sa'b b. Cessâme ile Avf b. Mâlik (v. 73/692) kardeş olmuşlar ve öldükten sonra da birbirimizden haberdar olalım diye sözleşmiş-ler. Aradan bir müddet geçtikten sonra Sa'b ölüyor. Avf bir gece rüyasında, aynen hayattaymış gibi Sa'b'ın kendisine geldiğini görüyor ve Sa'b'a hesap ve suâlin nasıl geçtiğini soruyor. O da şimdilik iyi olduğunu söyleyip Allah'a hamdediyor. Bu arada Avf, Sa'b'ın göğsünde gördüğü bir kara lekenin sebebini soruyor. O da bir yahudi-den on dirhem ödünç aldığını ve paraların asılı olduğu yeri söyleyerek, o paranın sahabine verilmesini istiyor. Yine evdeki kedisinin öldüğünü, kızının da yakında öleceğini haber veriyor ve bütün bunlar aynen çıkıyor. Sabah olup da Avf, arkadaşının evine gidince, paranın aynen haber verilen yerde olduğunu görüyor ve alıp yahudiye götürüyor. Yahudiye, ölmüş olan arkadaşının kendisinden ödünç para alıp almadığını sorunca, yahudi aldığını ve miktarını söylüyor. Bunun üzerine rüyada gördüklerinin gerçek olduğunu anlayan Avf, elindeki paralan, arkadaşının rüyadaki vasiyetine uyarak yahudiye veriyor. (36)

    1- Nisa, 4/69.
    2- Îbnu'l-Kayyim, s. 17; Suyûti, Büşra'1-Keîb, v. 147 b; Hasan el-'Idvî, s. 74; Rodosîzâde, Ahval-i Alem-i Berzah, elyazma, İst. Süleymaniye Küt. v. 19 a.
    3-İbnu'lKayyim, a.g.e, s. 17; Ibn Kesir, Tefsir, c. I, s. 522; Rodosîzâde, a.g.e. v. 19 b.
    4-bkz. Al-u Imran, 3/169-170.
    5-Mu'cemu'l-Vasit, c. I, s. 57; Atay Kardeşler. Arapça Türkçe Büyük Lügat, c. I. s. 128; Abnu'l-Kayyim, a.g.e, s. 18.
    6- Ab. Hanbel, Müsned. c. II, s. 335.
    7- A b. Hanbel. Müsned. c. VI, s. 425; A Siracuddin, a.g.e, s. 106-107.
    8- Suyûtî, B. el-Keib, v. 144 b.
    9- A. Siracuddin, a.g.e. s. 107; tbnu'l-Kayyim, e.g.e, s. 19.
    10- Suyûtî, B. el-Keib, v. 148 b.
    11- Abdullah Siracuddin, a.g.e. s. 107.
    12- bkz. Suyûtî, Şerhu's-Sudûr. v. 53 a.
    13- Suyûtî, Şerhu's-Sudûr, v. 38 b; v. 173 b.
    14- Suyûtî, Büşra'1-Keib, v. 147 b; Suyûtî, Şerhu Süneni'n-Nesâî, c. IV, s. 34; Hasan el-'Idvî, a.g.e, s. 73; Abdullah Siracud
    15- Suyûti Ş.Sünen'n-Nesâî, c. W, s. 34; H. el-'Idvî, a.g.e, s.73.
    16- Miraç hadisi için bkz. Buhârî. Sahih, Salât, l, c. I. s. 91-92; Müslim, Sahih, imân, 74. c. I, s. 148; A. b. Hanbel. Müsned, c. V. s. 143; ibn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihaye, c. I, s. 97, Beyrut, 1977.
    17- Hadis-i Şerifin, ibn Hıbbân'ın Sahih'inde Ebu Hureyre'den rivayet edilen şeklinde: "Mü'minlerin ruhlarının yanına getirilir ve ğaib olan birini bulanların sevinci gibi sevinirler." denilmektedir, bkz. Abdullah Siracuddin, a.g.e, s. 106.
    18- bkz. Nesâi, Cenâiz, 9, c. IV, s. 8-9; Suyûti, Ş. Sudur, v. 37 a; B. el-Keîb, v. 144 b; İbnu'l-Kayyim, a.g. e, s. 20; Rodosîzâde, a.g.e, v, 26a; A Siracuddin, a.g.e. s. 106.
    19- İbnu'l-Kayyim, a.g.e. s. 19: Birgivî, R. FÎ Ah. Etfâlİ'l-Müslimin, s. 85; Birgivî bu konuyu işledikten sonra, vasiyyet etmeden ölenlerin berzahta konuşamayacaklarım ve berzah ehlinin sorularına cevap veremeyeceklerini ilave eder. (bkz. a.g.e, s. 85.)
    20- İbnu'l-Kayyim, a.g.e, s. 19; Rodosîzâde, a.g.e. v. 25 a.
    21- Rodosîzâde, a.g.e. v. 7 b.
    22- Ibnu'l-Kayyim, a.g.e, s. 12.
    23- Hasan el-'Idvî, a.g.e, s. 16, Mısır, 1316.
    24- Aynı eser, a. yer.
    25- Ibnu'l-Kayyim, a.g.e, s. 7; Rodosîzâde, a.g.e, v, 8 b.
    26- Zuhruf, 43/45. '
    27- bkz. Ibn Kesir, Tefsir, c. IV, s. 129.
    28- bkz. Abdullah Siracuddin, a.g.e, s. 109-110.
    29- Bu husustaki hadisler için bkz. Buhârî, Sahih, Salât, l, c. I, s. 91-92; Enbiyâ, 5, c. IV, s. 106-107; Müslim.Sahih.lman, 74, c.I,s.l48; Fezâil,42,c.IV,s.l845; Nesâî, Sünen, Kıyâmu'1-Leyl, 15, c. m, s. 215; A-b. Hanbel, Müsned, c. ffl, s. 120, 248; c. V. s. 59,143.
    30- Ebu Davud, Sünen, Sünne, 17, c. W, s. 226.
    31- bkz. Abdullah Siracuddin, a.g.e, s. 110-113.
    32- Ibnu'l-Kayyim, a.g.e, s. 8; Rodosîzâde, a.g.e, v. 8 b; Vücûdî, Muhammed b. Abdulaziz, Ahvâl-i Alem-i Berzah, v. 9 a, elyazma, ist. Süleymaniye.Küt. Halef Ef. Böl. Nr. 237.
    33- Ibnu'l-Kayyim, a.g.e, s. 29; Rodosîzade, a.g.e, v. 39 b.
    34- Erzurumlu ibrahim Hakkı, Mârifetname, c. I, s. 60.
    35- Rodsizade, a.g.e
    36- Rodesizade, a.g.e.
    Kaynak: Prof. Dr. Süleyman Toprak, Kabir Hayatı, s. 247-258
#05.06.2012 10:49 0 0 0
  • ruhlar alemi nedir, ruh alemi, ruhların yaratılışı, ruhun yaratılışı, ruhlar alemi hakkında bilgi

    Ruhlar alemi ne zaman yaratılmıştır? Hz. Adem yaratıldığında tüm ruhlar yaratılmış mıydı, yoksa ruhların yaratılması Hz. Adem as. ile mi başlamıştır. 2- Kainat yaratılma evrelerinde ruhların yaratılma aşaması hangi sırada olmuştur. 3- Cinlerde ruh taşır mı, onlar da Allah'a söz vermişler midir?




    Değerli Kardeşimiz;


    1- Ruhlar alemi, Hz. Adem'in yaratılmasından önce yaratılmıştır. Nitekim, birer ruhanî alemlerin üyesi olan melekler ve cinlerin Hz. Adem'den önce var olduğu bilinmektedir.

    Ruhlar aleminden anne karnına, oradan çocukluğa, gençliğe, ihtiyarlığa ve kabir, berzah, cennet veya cehenneme giden yoldayız. Bu yolun başı ruhlar alemidir. Bu itibarla ruhların yaratılması cesetlerinden öncedir.

    Nitekim, Peygamber Efendimiz (A.S.M.), "Ruhlar, toplanmış cemaatler gibidir. Onlardan önceden birbiriyle tanışanlar, iyi anlaşırlar. Tanışmayanlar ayrılırlar pek anlaşamazlar" buyurmuştur. (Buhari, Enbiya, 2; Müslim, Birr, 159; Ebu Davud, Edeb, 19.) Peygamber efendimizin bu açıklaması, insanların dünyaya gelmeden bir yerlerde tanışıp kaynaştığını haber vermektedir. Bu durum anne karnında olamayacağına göre, demek ki daha önceden var olduklarının ve anne karnına gelmeden yaratıldıklarının en açık delilidir.

    Âzımabadî, bu hadisi şerh ederken "ruhların cesetlerine gelmeden önce tanışıp kaynaşmaları" diyerek ruhların cesetlerden önce yaratıldığını ifade eder. (Âzımabadî, Avnu'l Mabud, XIII, 124)

    2- Ruhların kâinatın hangi evrelerinde var edildiğine dair kesin bir bilgiye sahip değiliz. Fakat, melekler göklerin, cinler ise yeryüzünün sakinleri olduğuna göre, buraların onlardan önce yaratılmış olması gerekir.

    Unutmamak gerekir ki, "Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindedir. Size ilimden ancak, az bir bilgi verilmiştir"(İsra, 17/85) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, ruh en gizemli bir varlıktır. Onun için ruhun gerçek yaratılış zamanını ve mahiyetini ancak Allah bilir.

    3- Cinlerin de ruhu vardır. Ancak, ilgili ayette söz konusu edilen "Ruh aleminde alınan söz" insanlarla ilgili olarak zikredilmektedir. Hatta ayette açıkça ruhtan söz edilmemiştir. Fakat, genel kanaate göre bu olay ruhlar aleminde geçmiştir. İlgili ayetin meali şöyledir:

    "Bir vakit Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendileri hakkında şâhit tutarak: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim? demişti. Onlar da: "Evet biz şâhidiz" demişlerdi. Bunu, kıyâmet günü, "bizim bundan haberimiz yoktu" dememeniz için yaptık"(Araf, 7/172).

    Burada önemli olan konu, Allah'ın ruhlardan söz aldığı "Kalü Bela" dediğimiz anlaşmanın ne zaman olduğudur. Bu konuda alimlerin görüşleri özetle şöyledir:

    Bazı müfessirler, misakın "temsil" ve "istiare" yoluyla bir ilâhî irşat olduğunu söyleyerek şöyle derler: "Bu bir benzetmedir. İnsanların, Allah'ın rububiyetini tanımaya muktedir bir kabiliyette yaratılmış olmaları, bir bakıma, şahit tutulmaları olarak değerlendirilmiştir."

    Tefsir âlimlerinin büyük çoğunluğu ise, hem ilâhî hitabın, hem de ruhun verdiği cevabın sembolik değil, hakiki olduğu görüşündedirler. Bu görüşü son asrın müfessirlerinden Mehmed Vehbi efendi şöyle dile getirir: "Akıl ve hayat vermeksizin lisan-ı hâlle cevap vermek ihtimalleri varsa da, daha doğru olanı, akıl, hayat ve nutuk verdi, halıkıyetine ve rububiyetine delalet edecek delilleri gösterdi... Onlar da suali fehmedip (anlayıp), akılları idrak ederek lisanlarıyla söylemek suretiyle cevap verdiler."


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör
#05.06.2012 10:43 0 0 0
  • büyüden kurtulmak, büyü nasıl anlaşılır, büyü varmıdır nasıl anlaşılır, büyü yapıldığı nasıl anlaşılır, büyüden kurtulma yolları

    Bu konuda olur olmaz herkese müracaat etmek doğru olmaz. İlmine ve takvasına güvenilen ve hiç bir maddi menfaat beklemeden Allah rızası için isanlara yardım eden ilim sahibi kişilerin tavsiyelerine göre de hareket edilebilir. Durum psikolojik bir rahatsızlıkta olabilir. Önecelikle dindar bir psikoloğa müracaat etmeyi tavsiye ederiz. Eğer büyü yapıldığı tesbit edilirse okunması gereken bazı sure ve dualar vardır. Bunları okumaya devam etmek faydalı olur.

    Kişinin Allah'a sığınması, iman ve ibadet konusundaki titizliği ile, büyünün tesir etmesinde etkili olan şeytanın insana yaptığı telkinlere kulak asmaması, şeytanın insanlar üzerindeki etkisini azaltır ve büyünün tesirinden de korunmuş olur. Çünkü şeytanın yaptığı, sadece telkin yoluyla korkutmak, şüpheye düşürmek, vesvese vermekten ve temelsiz kuruntulardan, neticesi olmayan vaatlerden başka bir şey değildir. Nitekim, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle denir: "(Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; halbuki şeytanın onlara söz vermesi, aldatmacadan başka bir şey değildir." (Nisa suresi, 120)

    Ayette geçen "ümitlendirme" ve "söz verme", bilindiği gibi geneldir. Ancak konumuzla ilgili olması da söz konusudur. Çünkü insan, pek çok şey umar. Hatta kendini umduğu şeylere, yani beklenti ve ümitlerine öylesine kaptırır ki, bazen kendi kendisini bile büyüler ve olmasını istediği şeyler için büyücülere gider. Bu da, yanlış olduğunu bile bile bu yola gitmesi ve şeytanın bu konuda kendisine teminat vermesiyle olur. Bu, genellikle haramlarda olur. Yani bir bakıma insan kendisinde büyü olduğunu, birilerinin bu işle ilgilendiğini düşünerek, hastalığı davet eder. Oysa, gerçek öyle olmayabilir.

    Nitekim ayetlerde, "İman edip yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde şeytanın bir hakimiyeti olmayacağı"ndan, "Ancak onu dost edinip Allah'a ortak koşanlar üzerinde hakimiyet kurabileceğinden söz edilir. (Nahl suresi, 99-100) Hakimiyet kurma konusunda insanın, inanmanın yanı sıra ihlaslı olması da söz konusudur. Şeytanın, ihlaslı kimseler üzerinde bir hakimiyeti söz konusu olamayacağı, bu kimseleri Allah'ın koruyacağı belirtiliyor. Ancak "İhlassız ve tevekkülsüz kimselerden gücünün yettiklerini kandıracağı, davetiyle şaşırtacağı; süvarileri ve yayaları ile onları yaygaraya boğup; mallarına, evlâtlarına ortak olabileceği, kendilerine vaatlerde bulunarak aldatabileceği" konusunda şeytana izin verilmiştir. (İsra suresi, 63-65) Bu da, yaşamakta olduğumuz hayatın bir imtihan olmasından kaynaklanmaktadır. Yoksa tam bir yetki değildir. Zaten şeytan, insana boş kuruntulardan başka bir şey telkin etmez.

    Açıkça anlaşılan odur ki, şeytanın, etkisi altına alıp rahatsız ettiği kimseler, onun kendisine sokulmasına zemin hazırlayan ve bu işe meydan veren kimselerdir. Zira şeytanın, Allah'ın halis kulları üzerinde kesin bir etkisi yoktur. Bunu yapmaya çalışsa bile onlar, dua ve ibadetlerle, Allah'ın kitabını okumakla bu işin üstesinden gelirler. Zaten büyü ve büyücülük yapanlar hakkında indirilen ayetin sonunda da ", Ama onlar, Allah'ın izni olmadan, büyü ile hiç kimseye zarar veremez." (Bakara suresi, 102) buyurulmaktadır.

    Büyünün hakikat olduğu kabul edilince, herkese tesir etmesi de tartışılmaz. Ancak daha fazla tesir ettiği kimseler de mevcuttur. Bunlar da şeytanın vesvese ve evhamlarına önem veren ve bu tür şeylere açık olan kimselerdir. Böyle kimseler, daha çok kendi kendilerini bir saat gibi kurup hasta eder. Çünkü şeytan, insana sadece vesvese verir ve yanlışı doğru olarak göstermek ister. Aslında hiç de önemli olmayan ses veya görüntüleri kendince değişik şekillere ve seslere benzetenler evhamlı, itikadı zayıf, ibadeti ve zikri olmayan, Allah'a olan görevleri konusunda gevşek davranan ve ibadetlerini ihmal eden kimselerdir. Nitekim, ayette, bu hususlara işaret edilmektedir. (Hac suresi, 52-55)

    Bütün bu saydıklarımızın dışında, büyünün tesir ettiği takva sahibi kimseler de yok değildir. Ancak, yüce Allah'a teslimiyet gösterilip tevekkül edildiği ve tam anlamıyla sığınıldığı, günlük evrad-ü ezkarlar okunduğu, günlük ibadetlere titizlikle devam edildiği, her gün birkaç sayfa Kur'ân-ı Kerim ve Kur'ân-ı Kerim'de Hz. Peygamber'in (a.s.m.) okunmasını tavsiye buyurduğu sure ve dualar okunduğu takdirde büyünün tesiri önlenebilir. Çünkü kötü niyetli kimseler büyü yapsalar bile, herkesin ve her şeyin üstünde mutlak güç ve kuvvet sahibi Allah vardır ki, O'nun gücü dünyanın bütün sihirbazlarının ve kendilerine yardımcı olan cinlerin ve şeytanların gücünden üstündür. Zira, kendisinde güç bulunduğunu iddia edenleri de yaratan Allah'tır. O dilemezse hiç bir şey olmaz. Nitekim, Hz. Peygambere yapılan büyü konusunda Cenab-ı Hak (c.c.) "Felâk" ve "Nas" surelerini indirip bunlarla dua edip kendisine sığınmasını istemiştir. Hz. Peygamber de öyle yaparak şifa bulmuştur. Böylece Peygamberimiz, büyücülerin gayretlerini neticesiz bırakmış ve arzularını kursaklarına tıkamıştır.

    Nitekim, "Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler." (A'raf suresi, 201) Ayette işaret edildiği gibi, şeytani bir etki altına giren kimsenin ilk yapacağı şey, Allah'a sığınmak olmalıdır. Allah'ın emrettiği hususlar kısaca, kişinin helâl ve haramları gözetmesi, dua ve ibadetlerine dikkat etmesi, maddî ve manevî olarak temiz, duygu ve düşünceler içerisinde, halis bir niyetle Allah'a müteveccih olmasıdır. Zira şeytan, kıyamet günü vaatlerinin birer aldatmaca, gerçek gibi gösterdiği şeylerin birer kuru yalandan başka bir şey olmadığını söyleyip işin içerisinden çıkacak ve büyücülerin ve peşinden gidenlerin hepsini yüzüstü bırakacaktır. (İbrahim suresi, 14:22)

    Bakara Sûresi'nin 102. ayetinden de anlaşılan odur ki, sihirlerin en büyük tesiri, ruhlar üzerindedir; fikirleri bozar, kalpleri çeler, ahlâkı perişan eder, toplumların altını üstüne getirir. Şu halde, 'sihrin aslı yoktur' diye aldanmamalıdır. Ve böyle sihirbazlardan sakınmalıdır.

    Bununla beraber bunları yapanlar, Allah'ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremez. Çünkü gerçek tesir ne sihirde, ne sihirbazda, ne tabiatta, ne ruhta, ne yerde, ne gökte, ne şeytanda, ne de melektedir. Hakiki müessir, ancak ve ancak Allah'tır. Fayda ve zarar denilen şey de ancak O'nun izni ile meydana gelir. O halde, her şeyden önce Allah'tan korkmalı ve Allah'a sığınmalıdır ve bunlara karşı koymak için de Allah'ın kitabına sarılmalıdır.

    NÂS SURESİ'NİN KARANLIK GÜÇLERE VE BÜYÜYE KARŞI OKUNMASI

    "De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,
    İnsanların hükümdarına, insanların ilahına,
    O sinsi vesvesecilerin şerrinden.
    O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.
    Gerek cinlerden, gerek insanlardan." (Nas suresi, 1-6.)

    Gerek görünüp bilinen, gerekse görünüp bilinmeyen gizli düşmanlarımıza karşı okunan ve kendisiyle Allah'a sığınılan dua makamında bulunan ve "Muavvizat" denilen, Kur'ân-ı Kerim'in son üç suresi, yani "İhlas, Felâk ve Nas" sureleri, her derde deva niteliğindedir ve (deyim yerindeyse) bu üç sure, "Kur'ân eczanesinin aspirinleri"dir. Bu sebeple, bunlarla Allah'a sığınmalı ve gecenin karanlığından, şeytanların, cinlerin, büyücülerin, vesvesecilerin şerrinden bunlarla korunmalıdır.

    Malumdur ki, büyünün tesir etmesi, kişinin içinde bulunduğu psikolojik durumlarla, karamsarlık, evham ve şüphelerle de yakından ilgilidir. Felâk ve Nas Sûresi'nde ise bu noktalara işaretle, normal durumlarda olduğu gibi, insanın başına böyle bir hal geldiğinde de yine sadece Allah'a sığınması istenmektedir. Nitekim, Kur'ân-ı Kerimde, "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar" buyuruluyor. (En'am suresi, 112.)

    Mealini verdiğimiz, bu ayete göre; insanın her türlü tehlikeye açık olduğu, cinlerden ve insanlardan olan düşmanlarının gerek muhatap olduğu yaldızlı ve sihirli sözlerle, gerekse kitaplara dökülen ve asıl niyetlerinin ne olduğu bilinmeyen kurgu dolu yazılarla rahatça kandırılabileceğini görmekteyiz. Bütün bunlara karşı da, dinlediği kimseyi Allah adına dinlemesi ve işine O'nun adıyla, "Euzü-Besmele" ile başlaması gerekliğini, okuduğu kitapları da hak namına okuyup, hakikate dair mesajlar almak kaydıyla ve yine "Euzü-Besmele" çekerek okuması gerektiğini anlıyoruz. Çünkü şeytan, Allah namına başlanılıp bitirilen işlerde çok rahat parmak oynatamaz. Büyücülerin ve insanı kandırmak amacı güden bir kısım edebiyatçı ve felsefecinin kötü niyetleri de ancak bu yolla akim kalır. Yoksa bunların bu yollarla insanları aldatması, okuyucularını veya dinleyicilerini konunun ritmine kaptırıp büyülemeleri mümkündür. Zaten sapıtanların çoğu da böyle saptırılmaktadır. İşte, buna binaen, bu üç surede, önce İhlas Sûresi ile "Tevhid İnancı" telkin edilerek başlanması, Felâk ve Nâs Sûresi ile de Allah'a sığınılması istenmektedir.

    Nitekim, Yazır, bu sureyi genişçe tefsir etmiş ve bu surenin tefsirini yaparken Kurtubi'nin Ebu Zer'den naklettiği ilginç bir hadis-i şerifi de nakletmiştir. Ki, bu hadiste Hz. Peygamber (a.s.m.), "insan şeytanlarına" dikkat çekerek; "Sen insan şeytanından Allah'a sığındın mı?" (Hak Dini Kuran Dili, X. 191 ) buyurmuştur.

    Kısacası, günlük hayatımızda dua ve ibadetlerimize dikkat eder, dualarla Allah'a sığınır ve gerektiği gibi yakın olursak, O'nun himayesine girer, büyüden ve büyüyü uygulayabilecek büyücülerden, habis ruhlardan korunmuş oluruz.

    Bu çalışmayı yaptığım sırada, daha önceleri de merak ettiğim bir medyumla tanıştım. Arkadaşlarımın da ısrarıyla, bana bir bakmasını istemiştim. Suya baktı, cinlerini çağırdı ve onlara, bende büyü olup olmadığını sordu. Sonra, birkaç defa bir suya bir de bana baktı ve "Ne ile korunuyorsun?" diye sordu. Ben de "Nasıl yani?" diye karşılık verince, merakla, "Her gün ne okuyorsun?" dedi. Bunun üzerine, "Ne oldu ki?" deyince, bana, "Size pek çok kere büyü yapılmış ama tutturamamışlar. Eğer bunları özel bir dua ile korunmayan, normal bir insana yapmış olsalardı, şimdiye çoktan işi biterdi!" dedi. Ben de her gün mutlaka "Cevşen'ül-Kebir" okuduğumu ve namazlardan sonra da sünnete uygun dua ve tesbihatlarımı yaptığımı söyledim.

    Bu durumda, tedavi olmak için, habis ruhlarla ilişki kurup yanlış işler de yaptığını bildiğimiz büyücüler yerine, doktorlara ve tıbba müracaat etmek gerekir. Dua ile yapılacak tedavilerde de, Resulullah'ın (a.s.m.) tavsiye ettiği dualara, ayrıca, Kur'ân'dan örneklerini verdiğimiz dualara başvurmak gerekir. Efendimizin (a.s.m.) kendisinin de yaptığı, Hz. Âişe'den (r.a.) rivayet edilen şu tavsiyeye uymak da en doğru davranış olur; "Hz. Peygamber (a.s.m.), yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Muavvizeteyn'i ( Felak ve Nas sureleri) ve Kul Hüvallahu Ehad'i okur, ellerini, yüzüne ve vücuduna sürer, bunu da üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman, aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi." (Buhari, Fedail-ul Kur'an, 14, Tıbb,39)

    Hz. Peygamber (a.s.m.), hastaları, tedavi etmek için büyücülere göndermemiştir. Ya tıbba havale edip hekimlere göndermiş, ya da Kur'ân ve Sünnet eczahanesine göndermiştir. Böylece evrensel şifalardan faydalanmasını istemiştir. Hem zaten Yüce Allah, Kur'ân'ın, müminler için bir —rahmet ve bir şifa olduğunu bildirmiş (İsra Suresi,82), manevi dertlerimiz için başvuru kaynağı olarak da Kur'ân'ı göstermiştir.

    Arif ARSLAN, Büyü Fal Ve Kehanet
#05.06.2012 10:40 0 0 0
  • Allah cc Büyüye Tesir Gücü Vermesi, Allah'ın Büyücülere Tesir Gücü Vermesinin Sebebi

    Allah insana hür iradesi ile hareket etme özgürlüğü vermiştir. İnsan ister Allah yaratır. Örneğin ateş inanan birini yakmasa, ama inanmayanı yaksa, namaz kılanın başına güller, kılmayanın başına taşlar yağsa o zaman herkes Müslüman olur ve Ebu Bekir (ra) ile Ebu Cehil arasında fark kalmazdı.

    Allah, kainatta koyduğu kanunlara uyanlara ve uymayanlara fark gözetmeden muamele etmeli ki imtihan devam etsin. İşte büyü ve sihir yapanlara müsaade etmesi de bu gibi sırlardan dolayıdır.

    SİE
#05.06.2012 10:35 0 0 0
  • Kuru ciltlere bitkisel çözümler, Kuruluk yaşayan ciltler için bitkisel tedavi yöntemleri, Kuru cilt Bakımı

    Bayanlar Kuru cilt oldukça ince ve hassastır. Cilt olması gerekenden daha kuru ise cildi yağlı maddelerle temizlemek gerekir. Bol miktarda sebze ve meyve de tüketilmelidir.

    Çok kırışmaya müsait kuru ciltler bol su, dengeli beslenmek şarttır mesela kuru ciltlerin en iyi ilacı bana göre tuzsuz tereyağı bir tatlı kaşığı tuzsuz tereyağı bir tatlı kaşığı bal ile karıştırıp bir yarım saat hatta 45 dakika kadar bekletebilirler. Bu cildin A vitamini ve B vitamini almasını sağlar cabuk kırışmasını önler.

    Bir çorba kaşığı yağsız süt tozu veya patates unu, bir adet yumurtanın sarısı, bir çorba kaşığı taze süt ve yarım tatlı kaşığı bal karıştırılır. Krem kıvamını alınca yüze ve boyna sürülür. 15-20 dakika kadar sonra yüz önce ılık sonra soğuk su ile yıkanır.

    Bazende gece yatmadan önce ılık zeytin yağı ya da susam yağı nemlendirilmiş gazlı bez ile yüze uygulanabilir. Bu uygulamadan sonra cildimiz çok çabuk dirileşir ve nemlenir.

    Bir miktar tuzsuz tereyağ ve bir tatlı kaşığı mısır sütü karıştırılıp yüze sürülür. 15-20 dakika sonra yüz önce sıcak suyla, sonra içine birkaç damla elma sirkesi katılmış ılık suyla yıkanıp kurutulur. Bu uygulama cildi yumuşatır ve nemlendirir.

    Bir tatlı kaşığı hercai menekşe tentürü alınarak bir kaba konur. Yeteri kadar kaymak ilave edilerek karıştırılır ve macun kıvamına getirilir. Daha sonra gerekli bölgelere bir parça bez yardımı ile sürülür.
#05.06.2012 10:17 0 0 0
  • Selamun Aleyküm.

    Benimde Bir sitem var Çok profösyönelce olmasada kendi yağımızda kavruluyoruz. h1 ve h2 taglarını düzenlemek istiyorum ama bir türlü beceremedim. H1 tagımda konu başlığı h2 tagımda da konu başlığını alıyor . ben h2 tagını kendi belirlediğim keywordlere nasıl yerleştirebilirim. yani konu içeriği eklerken buradaki gibi h2 tagını seçmek için ne yapmam gerekir.

    yardımcı olabilecek arkadaşlara şimdiden teşekür ederim.
#05.06.2012 09:49 0 0 0