EY TÜRK GENÇLİĞİ!
Birinci vazifen, TÜRK istiklâlini, TÜRK Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî BEDHAHLARIN olacaktır.
ATATÜRK 'ün birdaha haklı çıktığı ortaya cıkıyor...Ne kadar kolayki bu her köşeye sıkışınca dini alet edip ATATÜRK dinsizdi demek ! sen dinini bilsen müslüman birini dinsizlikle suclamazdın zaten en azndan bunun ne kadr günah oldugunu bilirdin ! ayrıca ATATÜRK 'ün dinini sorgulamak kimsenin haddi degildir..
Din ve devlet işini ayıran bir sistem kurmuş, milletini yeni bir savaşdan çıkarmış bir önder olarak iç kargaşaya izin vermedi din adamları siyasete bulaşınca devlete başkaldırınca geregini yaptı..
TÜRKlük konusuna gelince bir kişi NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ! acık acık diyemiyorsa ben bu kişinin TÜRKlüğünden yada soyundan süphe ederim... yoksa bir kişi cıkıpta her farklı konu açıldığında konuyu dönderip dolastırıp TÜRKlüğe ve ATATÜRK dinsizliğiine getirmez... sizin gibiler kurtuluş savaşı sırasındada cıkmıstır halk cephede savasırken sizin gibilerde dini aleet edip ayaklanmalar çıkarmıştır ama herkes gibi onların sonlarıda hazin olmuştur...bu millet birkaç kendini bilmez dengesiz yüzünden ne atasından ne soyundan vazgeçer...
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur !
KANDİLİNİZ HAYIRLARA VE GÜZELLİKLERE VESİLE OLSUN!.... Cenab-ı Mevla, Sevgili Peygamberimizin getirmiş olduğu güzellikleri hayatımıza aktarıp dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmayı cümlemize nasip etsin. Yüce Rabbim Hz. Peygamber (S.a.v) Efendimizin şefaatine nail eylesin….
Dünya tarihinde önemli dönüşüm ve değişimlere sebep olan olaylar vardır. İnsanlık tarihinin en tesirli ve en etkili hadiselerinden biri de hiç şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.v) in dünyaya teşrifleridir.
(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik[Enbiyâ, 21/17]. Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik[Sebe, 34/28] âyetlerinde açıkça belirtildiği gibi, rahmet peygamberini, bütün dünya beklemekteydi.
Hz. Musa aleyhisselâma gönderilen Tevratta müjdeci, uyarıcı, kaba ve katı yürekli olmayan, sokaklarda bağırıp çağırmayan, kendisine yapılan kötülükleri iyilikle karşılayan, affeden [Muvatta, Mukaddime, 2] özelliklerle anlatılan Peygamber Efendimizin gelişini, herkes hasretle bekliyordu. Kurânın ifadesiyle Hz. İsa onun gelişini şöyle müjdeliyordu: Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allahın elçisiyim, benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti[ Saf, 61/6]
Peygamber Efendimiz daha dünyaya teşrif etmeden ve Peygamberlikle görevlendirilmeden ona inananlar olmuştu. şairimiz Arif Nihat Asya bu gerçeği şöyle dile getirir:
Günler, ne günlerdi yâ Muhammed;
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı[Arif Nihat Asya, Dualar Ve Âminler, İstanbul, 1976, s. 64]
Milli Şairimiz Mehmet Akif de, Peygamber Efendimizin gelişini, bütün insanlığın beklediğini şu mısraları ile anlatır:
On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın on dördü, bir Öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi![Mehmet Akif Ersoy, Safahat, İstanbul, 1977, s. 499]
Allah Teâlâ, bütün peygamberlerden ümmetleri adına onun peygamberliğini tasdik edeceklerine ve ona yardımcı olacaklarına dair söz almıştır. Nitekim bu husus Kurânda şöyle anlatılır: Hani, Allah, Peygamberlerden: Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz diye söz almış ve, Bunu kabul ettiniz mi verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? demişti. Onlar, Kabul ettik demişlerdi. Allah da, Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti[Âli İmrân, 3/81].
Kurânı Kerimden önce gelen bütün kutsal kitaplarda, Peygamber Efendimizin geleceğinden ve özelliklerinden söz edilmiştir. Ancak Hıristiyan ve Yahudi din adamları bu gerçeği gizlemişler ve tahrif etmişlerdir. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler[Bakara, 2/146] âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır.
Allah Teâlânın, insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi ve hidayet öncüsü Hz. Muhammed (s.a.v)in Allah katından getirdiği ilahî davetini ve onun örnek ahlâkını anlamak, anlatmak, ona duyulan engin sevgiyi gönüllere yerleştirmek, topluma aktarmak maksadıyla yıllardır müslümanlar, onun dünyaya teşriflerini Mevlid kandili olarak kutlamaktadır. Hepimize, İslâm âlemine ve bütün dünyaya hayırlı olmasını niyaz ederiz.20 nisan,
peygamber efendimizin doğum günüdür.Bu özel günü tebrik ederken konuyu bir hadisle bitirmek istiyorum. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: Ben Muhammedim, ben Ahmedim, ben Rahmet peygamberiyim [Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126; Tirmizî, Daavât, 118].